Gevher Nesibe Şifahanesi

Dr. Polat HAS (sızıntı)

Orta çağ, Garp Âlemi için bir duraklama ve skolâstik devir, Şark Âlemi için ise bir gelişme devridir. İslamiyeti kabul eden Türk Kavimleri bu asırda Önasya denilen ve Mısır’ı da içine alan bölgelerde büyük devletler kurmuşlar ve yine bu devirde şîfaiye denen hastahaneleri inşa ettirmişlerdir. Denilebilir ki gerçek manada tıb ilminin temelleri, de atılmış; büyük tabipler yetişmiş ve tıb medreseleri yapılmıştır.

 

Selçuklu devrinde tıbba büyük ehemmiyet verilmiş, karantina ve hıfzısıhha hizmetleri mükemmel bir şekilde yürütülmüş, birçok hastahaneler kurulmuş, tabipler ye¬tiştirilmiştir. Bu devirde tedavide hastanın psikolojik yönüne ağırlık veriliyor, telkinden çok istifade ediliyordu. Çünkü hekim-hasta münasebeti oldukça kuvvetliydi ve hastalar dürüst ve ahlâklı olan hekimlerine her yönüyle itimat ediyorlardı. Yapılan bir araştırmaya göre bu sıralarda yetişmiş hekimlerin üstün bir kabiliyete haiz ve başarılı ameliyatlar yaptıklarını öğreniyoruz. Nitekim Dr. Sigrid Hunke’nin doktora tezi de bu durumu teyid etmektedir.

 

Zengin vakıflarla yürütülen bu hastahaneler birer şefkat sembolüydü. Zülkadiroğlu Hasan Bey cüzzamlılara Kayseri civarındaki Salkon mevkiinin yarısını vakfetmiştir.

 

İslam medeniyetinin yayıldığı topraklar üzerinde binlerce hastahane görmek mümkündür. Bu hastahanelerde herkese eşit muamele yapılır ve ücret alınmazdı. Kahire’de Kalavun hastanesinin açılış günü (1284) Sultan Mansur şöyle demiştir: “Buradan hükümdar, hizmetçi, asker, emir, büyük, küçük, kadın, erkek herkes eşit ola¬rak faydalanacaktır.”

 

1396 yılında Niğbolu savaşında esir düşen Shiltberger yazdığı hatıralarında o zamanki hükümet merkezi olan Bursa’da 8 hastanenin bulunduğunu ve bu hastanelerde hristiyan, Musevi, Müslüman gibi hiç bir dinî ayırım yapılmadan hastaların tedavi edildiğini yazmaktadır.

 

1206 yılında inşa olunan Gevher Nesibe Şifahanesi devrinin mühim tıp merkezlerindendir. Hastahane 32 metre eninde ve kırk metre boyunda büyük bir eserdir. Bina, medrese ile birlikte altmış metre eninde ve kırk metre boyundadır. 3 büyük salon, bir büyük ve iki küçük eyvan ve onüç odadan ibarettir. Bina tek kattır ve kesme taşlardan yapılmıştır. Bina bir tıp medresesidir, hastahane ise bunun tatbikat merkezidir. Hastahanede dâhiliye mütehassısları, göz mütehassısları ve cerrahların çalıştığını hastahane ile ilgili kayıtlardan öğreniyoruz.

 

Kapı üstünün şekli büyük ölçüde arı peteğine benzemektedir. Büyük kapıyı çevreleyen pervaz ile taç kemer arasında çeşitli nakışlar ve güller vardır. Beyaz mermer üzerinde ise bir kitabe çöze çarpar. Bu kitabede şöyle yazılıdır: “Kılıç Aslan’ın oğlu Keyhüsrev’in saltanatı zamanında Kılıç Aslan’ın kızı Gevher Nesibe vasiyetnamesi hükmünce bu hastahane inşa edilmiştir.” Tarih: Hicri 602 (1205–1706).

 

Medar-ı İftiharımız Gevher Nesibe şifahanesine karşılık Batı dünyasında müstakil hastahane binaları haçlı savaşlarını takiben kuruldu. Dr. Max Nordau’nun etütlerine göre o devrin en mükemmel hastahanesi Paris’teki Motel Dieu’nun durumu şöyleydi.

 

Tuğla döşemeli zeminde kat kat olmuş samanlar… Hastalar, zemine sarpili busamanlara basarak, itişe kakışa geziniyorlardı. Birinin ayakları diğerinin başına bitişik; çocuklarla ihtiyarlar yan yana… Belki inanılmaz ama gerçek. Kadınlarla erkekler birbirlerine karışmış vaziyette… Salgın hastalıklara yakalananlarla diğer hafif bir hastalıktan muzdarip bulunanlar bir arada. Doğum sancısı çeken bir kadın, göğüs göğse sıkışmış vaziyette inliyor; bir süt çocuğu ihtilaç içinde dönüyor, tifüstü bir hasta ateş içinde tutuşuyor, bir veremli öksürüyor, bir cilt hastası son derece kaşınan cildini öfkeli tırnaklarıyla koparıyordu. Hastaların en zaruri ihtiyaç maddeleri noksandı. Son derece sefalet içinde yaşayan insanlara has yiyecekler, kifayetsiz miktarda verilmekteydi. Bazen şehrin hayırsever hemşerileri, onlara bol yiyecek getiriyorlardı. Bu maksatla gece gündüz açık bulunan hastanenin kapılarından herkes içeri girebilmekte, istediğini getirebilmekteydi. Bir gün açlıktan yarı ölmüş bir duruma düşen hastalar, ertesi günü ölçüsüz derecede şarap içmekte ve şiddetli mide yorgunluğu neticesinde bazıları Ölmekteydiler. Bütün binada iğrenç haşereler kaynaşmaktaydılar. Hasta koğuşları o kadar mülevvesti ki, hemşire ve hastabakıcılar ancak ağızlarında sirkeli sünger ile içlerine girmeğe cesaret edebilmekteydiler. Cesetler uzaklaştırılmadan önce, umumiyetle yirmi dört saat veya daha fazla bir zaman ölüm döşeğinde bekletiliyor, bu müddet zarfında mütebaki hastalar, cehennem? Atmosferin içinde hemen koku neşrine başlayan ve etrafında yeşil at sineklerinin uçuştukları yatağı, Ölünün katılaşan vücuda ile birlikte paylaşıyorlardı. “

 

Dr. Max Nordau’nun yukarıdaki ifadelerinden sonra ecdadımızı daha çok seviyor, dünya tıbbına yaptıkları hizmetten dolayı onlara minetarlığımızı ifade ediyoruz. Nitekim Gevher Nesibe Sultan’ın şifahanesi 1969 senesinde Gevher Nesibe Tıp Fakültesi ismini aldı. Açılış konuşmasında Gevher Nesibe Sultan’a ithaf edilen mısralar şöyleydi.

 

“Kurduğu şifaiye yeniden canlanıyor.

İlmin köklü yuvası burada şahlanıyor

Aradan yediyüz altmış üç yıl geçti

Hacet tepemiz seni bugün baş tacı seçti.”

About these ads

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: