Zekatın Sıhhatının Şartı

Nisan 30, 2007

Verilen bir zekatın sahih olabilmesi için, zekatı verirken veya onu ayırırken niyetin bulunması şarttır. Bu esastan şu meseleler doğrar:

1) Zekatı fakire verirken veya zekat için bir mal ayırırken bunun zekat olduğunu kalb ile niyet etmek gerekir. Dil ile söylenmesi gerekmez. Öyle ki, bir malı fakire zekat niyeti ile verirken bunun bir bağış veya bir borç olarak verildiğini dil ile söylemek zekata engel değildir.

2) Bir mal fakire niyetsiz olarak verilince bakılır: Eğer mal henüz fakirin elinde bulunuyorsa, zekata niyet edilmesi yeterlidir. Fakat elinden çıkmış ise, niyet edilmesi yeterli değildir. Yine, bir kimse, bir adamın malından onun adına zekatını verdiği zaman, o kimse buna rıza gösterirse bakılır: Eğer o mal fakirin yanında mevcut bulunuyorsa, bu zekat sahih olur; değilse olmaz.

3) Zekat vermede vekilin niyeti değil, müvekkilin niyeti geçerlidir. Onun için bir kimse, zekatını vermek için bir adamı vekil tayin etse, zekat olarak vereceği malı teslim etliği zaman veya o malı vekil fakire vereceği zaman zekata niyet etmesi gerekir. Vekilin niyeti yeterli olmaz. Bu vekil, müslüman olabileceği gibi, bir gayri müslim (Zimmî) de olabilir.

4) Zekat vermek niyetindc olan bir kimse, bunun için bir mal ayırmaksızın zaman zaman fakirlere bir şeyler verdiği halde, zekata niyet etmek hatırına gelmese, bu verdikleri zekata sayılmaz. Fakat fakire böyle bir mal verirken: “Bunu niçin veriyorsun?” diye sorulacak soruya, düşünmeksizin hemen “zekat olarak veriyorum” diyebilecek bir durumda ise, bu niyet yerine geçer.

5) Bir kimse fakirlere bir gün sadaka verdikten sonra: “Şu süre içinde verdiğim sadakaların zekatımdan olmasına niyet ettim.” demesi yeterli olmaz.

6) Bir kimse elinde bulunan bir malı zekata niyet etmeksizin tamamen sadaka olarak verse, bunun zekatı kendisinden düşmüş olur. İster nafile sadakaya niyet etmiş olsun, ister olmasın, hüküm aynıdır. Fakat verilen bu mal ile bir nezre veya başka bir vacibe niyet etmiş olursa, bu mal o niyete göre verilmiş olur. Verilen bu mala düşecek zekatı ayrıca ödemek gerekir.

7) Bir kimse, üzerine zekat düşen malının bir kısmını bir fakire bağışlasa, buna isabet eden zekat kendisinden düşer.

Örnek: Bir zengin, bir fakirde olan yüz bin lira alacağını o fakire bağışlasa, yalnız bir yüz bin liranın zekatını vermiş olur. Burada zekata niyet edip etmemek eşittir. Bu yüz bin lirayı diğer mallarının zekatına sayamaz. Yine, fakir olmayan bir borçluya bir mal bağışlansa, bununla ne o malın ve ne de başka mallarının zekatı verilmiş olmaz. Sahih olan görüşe göre, bu bağışlanan mala düşen zekatın da ayrıca verilmesi gerekir.


MADDE

Nisan 30, 2007

Kütlesi, hacmi ve eylemsizliği olan her şey maddedir. Buna göre kütle hacim ve eylemsizlik maddenin ortak özelliklerindendir.
Çevremizde gördüğümüz, hava, su, toprak v.s gibi her şey maddedir.
Maddeler tabiatta katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç halde bulunurlar. Katı hali en düzenli, gaz hali ise en düzensiz halidir.
image00111.gif

Element

Tek cins atomdan oluşmuş saf maddeye element denir.
Demir (Fe), Hidrojen (H2) gibi.

Elementler;

• Homojendirler (Özellikleri her yerde aynıdır.)
• Belirli erime ve kaynama noktaları vardır.
• Yapı taşı atomdur.
• Kimyasal ve fiziksel yollarla daha basit parçaya ayrılamazlar.

Bileşik

Birden fazla elementin belirli oranlarda kimyasal yollarla bir araya gelerek, kendi özelliklerini kaybedip oluşturdukları yeni özellikteki saf maddeye bileşik denir.
Örnegin; İki hidrojen (H) atomuyla, bir oksijen (O) atomu birleşerek hidrojen ve oksijenden tamamen farklı olan su (H2O) bileşiğini oluşturur.

Bileşikler

• Homojendirler.
• Belirli erime ve kaynama noktaları vardır.
• Yalnızca kimyasal yollarla bileşenlerine ayrılabilir. Fiziksel yollarla bileşenlerine ayrılamazlar.
• Yapı taşı moleküldür.
• Bileşiği oluşturan elementler sabit kütle oranı ile birleşirler. Bu oran değişirse başka bir bileşik oluşur.
• Kimyasal özellikleri kendisini oluşturan elementlerin özelligine benzemez.
• Formüllerle gösterilirler.
• Molekülünde en az iki cins atom vardır.

KARIŞIM

Birden fazla maddenin her türlü oranda (rastgele oranlarla) bir araya gelerek, kimyasal özelliklerini kaybetmeden oluşturdukları topluluğa karışım denir. Karışımda maddeler fiziksel özelliklerini kaybedebilirler.

Karışımlar

a. Homojen karışım: Özellikleri her yerde aynı olan karışımlara denir. (Çözeltiler, alaşımlar, gaz karışımları v.s.)

b. Heterojen Karışım: Özellikleri her yerde aynı olmayan karışımlara denir.
Süspansiyon: Katı + Sıvı heterojen karışımlarının özel adıdır. Bir katının sıvı içinde çözünmeden asılı kalmasına denir.
Tebeşir tozu + Su karışımı gibi.
Emülsiyon: Sıvı + Sıvı heterojen karışımlarının özel adıdır.
Zeytin yağı + Su karışımı gibi.

Karışımların Özellikleri

• Karışımlarda maddeler kimyasal özelliklerini korurlar.
• Karışımlar fiziksel yollarla bileşenlerine ayrılabilirler.
• Erime ve kaynama noktaları sabit değildir.
• Homojen ya da heterojen olabilirler.
• Yapısında en az iki cins atom vardır.
• Saf değildirler.
• Formülleri yoktur.
• Maddeler belirli oranlarda birleşmezler.
Fiziksel Değişme
• Maddenin dış görünüşü ile ilgili olan özelliklere fiziksel özellikler denir. Yoğunluk, sertlik, renk, koku, tad …… gibi.
• Maddenin dış görünüşündeki değişiklikler fiziksel olaydır. Şekerin suda çözünmesi, kağıdın yırtılması, buzun erimesi……. gibi.
• Kimyasal Değişme
• Maddenin iç yapısı ile ilgili olan özelliklere kimyasal özellikler denir. Yanıcı olup olmaması, asidik ya da bazik özellik ….. gibi.
• Maddelerin atom ve moleküllerinde meydana gelen değişiklikler kimyasal olaydır. Kağıdın yanması, hidrojen ve oksijenin birleşerek su oluşturması, demirin paslanması …… gibi.
Maddelerin ayırtedici özellikleri
Aynı şartlarda miktara bağlı olmayan yalnızca o maddeye ait olan özelliklere ayırt edici özellikler denir.
a. Özkütle (yoğunluk) e. Esneklik
b. Erime noktası f. İletkenlik
c. Kaynama noktası g. Genleşme
d. Çözünürlük

Özkütle

Maddelerin 1 cm3 ündeki miktarının gram cinsinden değeridir.
image00210.gif

Erime ve kaynama noktası

Katı fazdaki maddenin sıvı faza geçtiği sıcaklık erime noktası, sıvı fazdaki maddenin kaynamaya başladığı sıcaklık kaynama noktasıdır. Erime ve kaynama sırasında sıcaklık sabit kalır. Sıcaklığın sabit kaldığı zamanlarda potansiyel enerji artarken sıcaklığın artması ile kinetik enerji artar.
image0038.gif

Çözünürlük

Belirli bir sıcaklıkta 100 gram çözücüde çözünebilen maksimum madde miktarıdır.
Çözünürlük; çözücü ve çözünenin cinsine, sıcaklığa, basınca bağlı olarak değişir.

Esneklik

Katı maddelerin yapısı ile ilgili bir özelliktir. Madde üzerine bir kuvvet uygulandığında şeklin değiştiği kuvvet ortadan kaldırıldığında eski haline geldiği durum esnekliktir. Yalnız katılar için ayırt edici özelliktir.

Genleşme

Isıtılan cismin hacminde, yüzeyinde veya boyundaki değişmedir. Genleşme katı ve sıvılar için ayırt edici özelliktir. Her katı ve sıvı maddenin ayrı bir genleşme katsayısı vardır. Ancak bütün gazların genleşme katsayısı aynıdır.

Elektrik İletkenliği

Metaller elektrik akımını iletir, ametaller iletmez. Çözelti bazındaki maddelerde ise yapısında iyon bulunduranlar elektrik akımını iletir.
Maddelerin bu ayırt edici özellikleri aynı şartlarda farklı maddelerin birbirinden ayırt edilmesinde yararlanılan özelliklerdir.

Karışımların Ayrıştırılması

1. Mıknatıs yardımı ile bazı maddeler ayrıştırılabilir. (Başlıca demir, kobalt, nikel metalleri mıknatısla ayrıştırılır.)
2. Bir katının sıvıda çözünmüş olduğu karışımlar sıvının buharlaştırılması ile ayrıştırılabilir.
3. Sıvı – sıvı homojen karışımları kaynama noktaları farklılığından yararlanılarak (Ayrımsal damıtma) ayrıştırılabilir.
4. Bir katının sıvıda çözünmemiş olduğu karışımlar süzme yoluyla ayrıştırılabilir.
5. Sıvı – sıvı heterojen karışımları ayırma hunisi yardımı ile yoğunluk farkından yararlanılarak ayrıştırılabilir.
6. Gaz karışımları gazların yoğunlaşma noktalarının farklılığından yararlanılarak ayrıştırılabilir.
7. Katı – katı karışımlarının bazıları çözünürlük farkından bazıları yoğunluk farkından bazıları erime noktalarının farklılığından yararlanılarak birbirinden ayrılabilir.

ATOM VE YAPISI

Elementin özelligini taşıyan en küçük parçasına atom denir.
image00410.gif

Atom Numarası
Bir elementin atomunda bulunan proton sayısıdır. Protonlar (+) yüklü olduklarından pozitif yük sayısı ya da çekirdek yükü şeklinde ifade edilebilir.
Atom numarı=Proton sayısı=Çekirdek yükü
Kütle Numarası = Proton sayısı + Nötron sayısı
eşitliği yazılabilir.
Nötr (yüksüz) bir atom için, çekirdekte kaç proton varsa çekirdeğin etrafındaki yörüngelerde de o kadar elektron dolaşır.
İYON
(+) veya (–) yüklü atom ya da atom gruplarına iyon denir. (Na+1, Mg+2, Al+3, N–3, NO–3, PO4–3 …)
• Atom elektron verirse (+) yüklü iyon oluşur ve katyon olarak isimlendirilir.
• Atom elektron alırsa (–) yüklü iyon oluşur ve anyon olarak isimlendirilir.
Bir X atomu için;image0057.gifgösterilir.

Buradan nötron sayısı, elektron sayısı bulunabilir.

İZOTOP

Atom numaraları aynı kütle numaraları farklı olan atomlara izotop atomlar denir.
image0068.gifveimage0078.gifbirbirinin izotopudur.

• İzotop atomların kimyasal özellikleri aynıdır. Fiziksel özellikleri farklıdır.
• İzotop iyonların elektron sayıları farklı ise kimyasal özellikleri de farklıdır.

ALLOTROP

Kimyasal özellikleri aynı (aynı atomdan oluşmuş), fiziksel özellikleri (renk, kaynama noktası, erime noktası, uzaydaki dizilişleri v.s.) farklı olan maddelere allotrop maddeler denir.
Elmas, grafit, amorf karbon, üç madde de yapısında yalnızca karbon (C) atomu içerir. Fakat uzaydaki dizilişleri ve bağların sağlamlığı farklı olan maddelerdir.
O2 gazı ve O3 (Ozon) gazı birbirlerinin allotropudur. Allotrop için bilinmesi gereken en önemli özellik ise;
Allotrop maddeler bir başka madde ile reaksiyona girdiklerinde aynı cins ürünler oluşur.
2Ca + O2 –> 2CaO
3Ca + 2/3 O3 –> 2CaO gibi.

Modern Atom Teorisi

• Elektron dalga özelliği göstermektedir.
• Atomdaki elektronun aynı anda yeri ve hızı bilinemez.
• Elektronların bulunma ihtimalinin fazla olduğu küre katmanları vardır ve bu katmanlara orbital denir.

ELEKTRONLARIN DİZİLİŞİ

Pauli Prensibi

• Elektronlar yörüngelere yerleştirilirken ;
• 2n2 formülüne uyarlar.
(n : yörünge sayısı, 1,2,3 ………. gibi tamsayılar)
• Son yörüngede maksimum 8 elektron bulunur.
Buna göre, her yörüngedeki elektron sayısı:
1. yörünge : 2.12 = 2 elektron
2. yörünge : 2.22 = 8 elektron
3. yörünge : 2.32 = 18 elektron
4. yörünge : 2.42 = 32 elektron alır.

image0087.gif

Elektronik konfigürasyon

Bir atomun elektronlarının hangi yörüngede olduğu ve orbitallerinin cinsinin belirtildiği yazma düzenine Elektronik konfigürasyon denir.
n: Baş kuant sayısı olup 1, 2, 3, … gibi tam sayılardır. Elektronun hangi yörüngede oldugunu belirtir.
l: Yan kuant sayısı olup, orbital adı olarak bilinir, s, p, d, f gibi harflerle anılır.
• Elektronlar önce düşük potansiyel enerjili orbitallere yerleşirler. Dört değişik enerji düzeyi vardır.
s : Enerji seviyesi en düşük orbitaldir. 2 elektron alabilir.
p : s orbitalinden sonra elektronlar p orbitallerine yerleşir. px , py , pz olmak üzere 3 tanedir. p orbitalleri toplam 6 elektron alabilir.
d : 10 elektron alır ve toplam 5 tanedir. p orbitallerinden sonra elektronlar d orbitallerine yerleşirler.
f : f orbitalleri toplam 14 elektron alır ve 7 tanedir. Enerji düzeyi en yüksek olan orbitaldır.
Yörünge Sayısı (n) Yörüngedeki orbital sayısı(n2) Yörüngedeki elektron sayısı (2n2)
1………. 1 (1 tane s) 2
2. ……… 4 (1 tane s, 3 tane p) 8
3. ……… 9 (1 tane s, 3 tane p, 5 tane d) 18
4. ……… 16 (1 tane s,3 tane p, 5 tane d, 7 tane f) 32

image0096.gif

Bir atomun elektronları yörüngelere yerleştirilirken okların sırası takip edilir. Bunlar bu sıra ile yazılırsa aşağıdaki gibi olur
1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 4s2 3d10 4p6 5s2 4d10 5p6
image0105.gif

Periyot : Dizilişi yapılan elementin en son yazılan s orbitalinin başındaki sayıya periyot denir.
Grup : Son yörünge orbitalleri s ve p ile bitiyorsa A grubu, d ve f ile bitiyorsa B grubu elementidir.
• A grupları son yörüngelerindeki s ve p orbitallerindeki elektronların toplamıyla bulunur.
X: 1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 dizilişine göre atom 3. periyot, 8A grubundandır.

PERİYODİK TABLO

• Elementlerin atom numaralarına göre belirli bir kurala uyarak sıralanması ile periyodik cetvel oluşur.
• Periyodik cetvelde yatay sıralara periyot, düşey sıralara grup denir. Periyodik cetvelde 7 tane periyot, 8 tane A grubu, 8 tane B grubu vardır. 8B grubu 3 tanedir. Her periyot kendine ait olan s orbitali ile başlar p orbitali ile biter. Diger bir ifade ile 1A grubu ile başlayıp 8A grubu ile sona erer.

image0115.gif

• A grubu elementleri s ve p blokunda,
B grubu elementleri d ve f blokunda bulunurlar.
B grubu elementlerine geçiş elementleri denir. Bunların tamamı metaldir.
• Periyodik cetvelde A grubu elementlerinin özel isimleri vardır.
image0125.gif

• Periyodik cetvelde aynı grupta bulunan elementlerin değerlik elektron sayıları aynı olduğundan benzer kimyasal özellik gösterirler

METAL-AMETAL ve SOYGAZ’INM ÖZELLİKLERİ

Metal

1.Grup numarası 1A,2A ,3A,ve B gruplarında bulunan elementler metaldir.
2.Kendilerini sorgaza benzetmek için son yörüngelerindeki elektoronları vererek (+)değerlik alırlar
1A(+1), 2A (+2)
Kesinlikle (-) değer almazlar
3.Kendi aralarında bileşik oluşturmazlar.Ametallerle bileşik oluştururular .
4.İndirgen özellik gösterirler
5.Tel ve Levha haline gelebilirler
6.Elektirik akımını iletirler
7.Tabiatta genellikle katı halde bulunurlar .

Ametal

1. Grup numarası 5A ,6A,7A, olanlar ametaldir.
2. Soygaza benzeme yani son yörüngelerindeki elektronları 8′e tamamlamak için elektron alarak(-) değerlik alılar.
5A(-3),6A,(-2)7A(-1)…Fakat(+) değerlik alabilirler
3.Kendi aralarında ve metallerle bileşik oluşturular
4.Yükseltgen özellik gözteririler
5.Tel ve levha haline gelmezler
6. Elektirik akımını iletmezler .
7.Tabiatta genelde gaz ve çift atomlu moleküller halinde bulunurlar (F2,N2,02)

Soygaz

1.Grup Numarası 8A olanlar sozgazdır.
2. Kararlıdırlar,elektron alış-verişi yapmazlar
3.Bileşik yapmazlar
4.Orbitalleri doludur.
5.Tabiatta tek atomlu gaz halinde bulunurlar.

BİLEŞİK OLUŞUMU

a. Metal + Ametal
b. Ametal + Ametal
Metaller son yörüngelerindeki elektronları vererek (+) değerlik alırlar.
Ametaller ise son yörüngedeki elektronları 8′e tamamlamak için elektron alarak (-) değerlikli olurlar.
Bileşik formülünü bulabilmek için öncelikle bileşiği oluşturacak elementlerin değerlikleri tespit edilir. Bu değerlikler en küçük katsayılar şeklinde çaprazlanır.
En genel ifadesi ile X+m ile Y-n iyonu XnYm
bileşiğini oluşturur.
Bileşiği oluşturan atomların her ikisi de ametal olduğunda farklı bileşik formülleri oluşabilir.

ATOM ve İYON ÇAPI (HACMİ)

• Periyot numarası (yörünge sayısı) arttıkça atom hacmi büyür.
• Grup numarası arttıkça atom hacmi küçülür. Çünkü yörünge sayısı aynı kalmakta fakat çekirdek yükü ve çekirdeğin elektronları çekme gücü artmaktadır.
• Bir atom ya da iyon elektron aldıkça çapı büyür, elektron verdikçe çapı küçülür.
Örneğin; X atomunun hacmi X-n iyonunun hacminden küçük, X+n iyonunun hacminden büyüktür.
Örnek – 1
6C, 14Si, 3Li
atomlarının çaplarını karşılaştırınız?
Çözüm
image0134.gif

Periyot numarası büyük olanın çapı en büyük olduğundan Si çapı en büyüktür.
6C, 14Si, 3Li aynı periyotta olduğundan, grup numarası (proton sayısı) arttığı için
çekirdek çekimi büyük olanın çapı küçük olacağından 3Li çapı 6C nun çapından büyüktür. Sonuç olarak çaplar arasında Si > Li > C ilişkisi vardır.

İYONLAŞMA ENERJİSİ

Gaz halindeki bir atomdan bir elektron koparmak için verilmesi gereken enerjiye iyonlaşma enerjisi (1. iyonlaşma enerjisi) denir.
2′inci elektronu koparmak için verilen enerjiye 2. iyonlaşma enerjisi denir.
3′üncü elektronu koparmak için verilen enerjiye 3. iyonlaşma enerjisi denir.
Herhangi bir atom için daima 1.i.E X+2(g) + 2e– ΔH = 340 k.kal.
X+1(g) -> X+2(g) + e– ΔH = 215 k.kal.
X+1(g) -> X+3(g) + 2e– ΔH = 625 k.kal.
Verildiğine göre X atomunun 1. iyonlaşma enerjisi, 2. iyonlaşma enerjisi ve 3. iyonlaşma enerjisi değerleri kaçtır?
Çözüm
1. denklem: 2 elektronu uzaklaştırmak için verilen enerjidir. Yani 1. ve 2. iyonlaşma enerjileri toplamıdır. 2 elektronu koparmak için toplam 340 k.kal enerji harcanmıştır. 215 kkal. 2′inci elektronu uzaklaştırmak için verilen enerji olduğuna göre 2. iyonlaşma enerjisi 215 k.kal’dir. O zaman 340 – 215 = 125 k.kal 1. iyonlaşma enerjisidir. 625 k.kal. X atomunun 1 elektronu uzaklaşmış durumundan 2e– daha uzaklaştırmak için gereken enerjidir. (Yani: 2. ve 3. iyonlaşma enerjileri toplamıdır.)
2. İ.E = 215 k.kal olduğuna göre;
3. iyonlaşma enerjisi = 625 – 215 = 410 k.kal dir.

ELEKTRON İLGİSİ

• Gaz halindeki nötr bir atomun elektron yakalamasıyla açığa çıkan enerjidir. Açıga çıkan enerji ne kadar büyük ise elektron ilgisi o kadar fazladır.
X(g) + e– -> X–(g) + Enerji
• Periyodik cetvelde 7A grubu elementlerinin elektron ilgisi en büyüktür.
• Metallerin ve soygazların elektron ilgileri yok kabul edilir.

KİMYASAL BAĞLAR

Bileşiğin en küçük parçası olan ve en az iki atomun birleşmesinden meydana gelen kararlı yapı moleküldür. Moleküldeki atomları bir arada tutan kuvvet ise kimyasal bağlardır.
Kimyasal bağlar ikiye ayrılır.
1. İyonik bağ
2. Kovalent bağ

İYONİK BAĞ

• Metallerle ametaller arasında meydana gelen bağlardır. Metaller elektron vererek (+) yüklü iyon, ametaller elektron alarak (-) yüklü iyon oluştururlar. Bu zıt yüklü iki iyonun birbirlerini coulomb çekim kuvveti ile çekmesinden iyonik bag oluşur.
• Örnek olarak NaCI bileşiğinde Na atomunun iyonlaşma enerjisi küçük olduğundan 1 tane değerlik elektronunu vererek (+1) yüklü iyon, klor ise Na atomunun verdiği elektronu alarak (-1) yüklü iyon oluşturur. Bu iki iyonun birbirini coulomb çekim kuvveti ile çekmesi sonucu NaCI bileşiği oluşur ve meydana gelen bağ iyonik bağdır.
• iyonik bağ oluşurken metal ve ametal ne kadar aktifse bağ o kadar sağlam olur.
Örnek – 3
13Al ve 16S atomları arasında oluşan bileşiğin 1 molekülü için:
I. Al atomları toplam 6 elektron verir.
II. S atomları toplam 3 elektron verir.
III. Al2S3 iyonik bileşiği oluşur.
hangileri doğru olur?
A) Yalnız I B) Yalnız III
C) I ve III D) II ve III
E) I, II ve III
Çözüm

Al ve S atomlarının elektronlarının dizilişi
Al : 1s2 2s2 2p6 3s2 3p1
S : 1s2 2s2 2p6 3s2 3p4
şeklindedir. Al atomunun son yörüngesinde 3 elektron, S atomunun son yörüngesinde 6 elektron vardır. Al metal, S ametaldir.
Al ve S atomu arasında oluşan bileşik (Al+3 ve S-2 iyonlarının yükleri çaprazlanırsa) Al2S3 olarak bulunur. Oluşan bileşik iyonik bileşiktir.
Al2S3 bileşiğinde 2 tane Al atomu vardır. 1 tane Al atomu 3 elektron verdiğinden 2 tane Al atomu 6 elektron verir. 3 tane S atomu 6 elektron alır.
Buna göre I ve III dogru, II yanlıştır. Cevap C’ dir.

KOVALENT BAĞ

• Ametallerin (C, N, P, S, O, H, F, CI, Br, I) kendi aralarında elektron ortaklığı ile oluşturdukları bağdır.
• Örnek olarak hidrojen molekülü arasındaki bağı incelersek;
• Hidrojenin atom numarası 1 olduğundan, 1 tane elektronu vardır. Bu elektron 1s orbitalinde bulunmaktadır. ıki hidrojen atomundaki birer elektronun etkileşmesinden H2 molekülü oluşur, aradaki bağ kovalent bağdır. Hidrojen molekülü H• •H veya H-H şeklinde gösterilir.
• Aynı cins ametal atomları arasında oluşan kovalent bağ apolar, farklı cins ametal atomları arasında oluşan kovalent bağ polardır. H2 molekülündeki H – H bağı apolar, HCl molekülündeki H – Cl bağı polardır.

alıntıdır.


YAMUK

Nisan 29, 2007

Alt ve üst kenarları paralel olan dörtgenlere yamuk denir.
Şekildeki ABCD yamuğunda [AB] // [DC] dir.
image00110.gif

1. Yamukta açılar

[AB] // [DC] olduğundan
image0029.gif
x + y = 180°
a + b = 180°

• Karşılıklı iki kenarı paralel olan dörtgenlerde açıortay verilmiş ise ikizkenar üçgen elde edebileceğimiz gibi, ikizkenarlık verilmiş ise de açıortay elde ederiz
image0037.gif

2. Yamuğun Alanı

ABCD yamuğunda paralelkenarlar arasındaki uzaklığa yamuğun yüksekliği denir.
Alt tabanı |DC| = a,
üst tabanı |AB| = c
yüksekliği |AH| = h
ABCD yamuğunun alanı
image0049.gif
image0056.gif

3. İkizkenar Yamuk

Paralel olmayan kenarları eşit olan yamuklara ikizkenar yamuk denir.
image0067.gif

a. İkizkenar yamukta taban ve tepe açıları kendi
aralarında eşittir.
m(A) = m(B) = y
m(D) = m(C) = x
image0077.gif

b. İkizkenar yamukta köşegen uzunlukları eşittir.
Köşegenlerin kesiştiği noktaya E dersek
|AE| = |EB|
|DE| = |CE|
image0086.gif

• Köşegen uzunlukları birbirine eşit olan her yamuk ikizkenardır.

c. İkizkenar yamukta üst köşelerden alt tabana dikler çizilmesiyle ADK ve BCL eş dik üçgenleri oluşur.
|DC| = a
|KL| = c
image0095.gif
image0104.gif

4. Dik Yamuk

Kenarlarından biri alt ve üst tabana dik olan yamuğa dik
yamuk denir.
|AD| = h aynı zamanda yamuğun yüksekliğidir.
image0114.gif

5. Yamukta Orta Taban

a. ABCD yamuğunda E ve F kenarların orta noktaları ise
EL doğrusuna orta taban denir.
[AB] // [EF] // [DC]
image0124.gif
image0133.gif

Yamuğun alanı image0142.gif
image0152.gifolduğundan
image0161.gif

A(ABCD)=Orta taban x Yükseklik

b. Yamukta köşegenin orta tabanda ayırdığı parçalar
image0171.gif
image0181.gif

• ABCD yamuğunda EF orta taban
image0191.gif
image0201.gif

6. Yamuğun köşegenlerinin kesim noktasından tabanlara
çizilen paralel;
ABCD yamuğunda L köşegenlerin kesim noktasıdır.
[AB] // [MN] // [DC]
image0211.gif
image0221.gif

7. Kenar Uzunlukları Bilenen Yamuk

Bir ABCD yamuğunun kenar uzunlukları biliniyor ise kenarlardan birine paralel çizilerek bir paralelkenar ve bir üçgen oluşturulur.
image0231.gif

8. Köşegenleri Dik Kesişen Dik Yamuk

ABCD dik yamuğunda
[AC] ┴ [BD] BD ye paralel çizildiğinde oluşan dik üçgende
h2=a.c
image0241.gif

9. Köşegenleri Dik Kesişen İkizkenar Yamuk

ABCD yamuğunda
|AD| = |BC|
[AC] ┴ [BD]
yamuğun yüksekliği
image0251.gif
image0261.gif
image0271.gif
image0281.gif

10. Yamukta Köşegenlerin Ayırdığı Parçaların Alanı

Herhangi bir yamukta köşegenler çizildiğinde
[AB] // [DC]

A(ABCD)=A(BCE)=S
image0291.gif
image030.gif
image031.gif

Bir yamukta alt ve üst iki köşenin, karşı kenarın orta
noktası ile birleştirilmesi sonucu oluşan alan yamuğun
alanının yarısına eşittir.
|BE| = |EC|
A(ABCD) = 2A(ADE)
image032.gif

l [AB] // [EF] // [DC],
|AB| = a
|EF| = b
|DC| = c
A(ABFE) = S2
A(EFCD) = S1
image033.gif
image034.gif

alıntıdır.


YÖNETİCİ MOLEKÜLLER

Nisan 27, 2007

DNA ve RNA olarak iki çeşidi bulunan nükleik asitler, hücrelerin en önemli ve en büyük molekülleridir.

A. NÜKLEİK ASİTLERİN YAPISI

Yönetici moleküllerin temel yapı birimine nükleotit denir. Bir nükleotid ise üç farklı molekülün bağlanmasıyla meydana gelmiştir. Bu moleküller; beş karbonlu şeker (pentoz), azotlu organik baz ve fosforik asit dir.

image0019.gif
Şekil : Nükleik Asitlerin Yapı Elemanları

Nükleotidler alt alta bağlanarak nükleotid zincirlerini meydana getirirler. Bu bağlanma “şeker-fosfat” bağlarıyla sağlanır.

B. DNA MOLEKÜLÜ VE ÖZELLİKLERİ

• Hücrelerin yönetimini ve kalıtımını sağlayan dev moleküllerdir.
• İki nükleotid zincirinin helozonik (sarmal) yapıda bağlanmasıyla oluşur.
• Yapısında azotlu baz olarak Adenin (A), Guanin (G), Sitozin (S) ve Timin (T) bulunur.
• Çift zincirinde Adenin sayısı Timin sayısına, Guanin sayısıda Sitozin sayısına eşittir.
• Çift zincirdeki Adenin ile Timin arasında iki, Guanin ile Sitozin arasında üç tane zayıf hidrojen bağı bulunur.

image0021.jpg
Şekil : DNA nın Bir Bölümünün Yapısı

• RNA’dan farklı olarak deoksiriboz şekeri ve Timin bazı vardır.
• Çekirdekte, kloroplastta, mitokondride ve prokaryot hücrelerde sitoplazmada bulunur.
DNA nın bu yapısını ilk defa 1950′li yıllarda, biyolog Watson ile fizikçi CRİCK keşfetmişlerdir.
DNA nın Eşlenmesi (Replikasyon)
DNA’nın kendini eşlemesi, hücre bölüneceği zaman gerçekleşir. Bunun için, iki ipliği bir arada tutan zayıf hidrojen bağları bir fermuar gibi açılmaya başlar ve iki nükleotid dizisi birbirinden ayrılır. Sonra hücre sitoplazmasında bulunan nükleotidlerden uygun olanlar açılan noktalardan yerlerini alırlar. Replikasyon olayında nükleotidlerin bağlanması DNA polimeraz enzimiyle sağlanır.
image0032.jpg
Şekil : DNA nın Kendini Doğru Olarak Eşlemesi

Böylece fermuarın sonuna gelindiğinde başlangıçtaki DNA’nın aynısı olan iki yeni DNA meydana gelir.
Bu şekilde DNA’nın kendini eşlemesi olayına yarı korunumlu eşlenme denir.

C. RNA ve ÇEŞİTLERİ

Bir nükleotid zincirinden oluşurlar. Yapılarında DNA dan farklı olarak Riboz şekeri ve Urasil bazı bulunur. Kendilerini eşleyemezler.
RNA’ların DNA üzerinden sentezine transkripsiyon denir. Transkripsiyon yapılırken DNA nükleotidlerinin karşılarına onların eşi olan nükleotidler gelerek bağlanır. Sadece Timin yerine Urasil bağlanır.
image0048.gif

Görevlerinin farklı olmasına bağlı olarak, her hücrede üç eşit RNA bulunur.

1. mRNA (elçi RNA)

Sentezlenecek olan proteinin şifresini DNA’dan alarak ribozoma getirir. Ribozom birimlerini aktifleştirir ve ribozomda protein sentezine kalıplık yapar.mRNA üzerindeki nükleotidlerin üçerli olarak oluşturdukları gruplara kodon (şifre kelime) denir.

image0055.gif
Şekil : mRNA ve Kodonları

Başlangıç kodonu belli ve sabittir. Bu bütün canlılarda ve her protein sentezinde aynı olup AUG nükleotidlerinden oluşur. Durdurucu kodon üç çeşit olup, her mRNA da bunlardan birisi bulunur. Bunlar UAG, UGA ve UAA kodonlarıdır.

2. tRNA (Taşıyıcı RNA)

Protein sentezi sırasında, sitop-lazmadaki amino asitleri, kendine uygun olarak bağlayıp ribozomlara taşır. Proteinlerin yapısında 20 çeşit amino asit bulunduğundan, canlılarda en az 20 çeşit de tRNA vardır.
image0066.gif

3. rRNA (Ribozomal RNA)

Proteinlerle birlikte ribozomların yapısını oluşturur. Hücredeki RNA’ların en çoğu rRNA’dır.

image0076.gif
Tablo : DNA ile RNA nın Karşılaştırılması

PROTEİN SENTEZİ

Ökaryot bir hücrenin hangi proteinleri sentezleyebileceğine ait bilgi çekirdekteki DNA larda saklıdır.
Proteinlerin çeşitli olması; bir proteinde bulunan amino asitlerin sayısına, çeşidine ve diziliş biçimine bağlıdır.

Protein sentez basamaklarını şöyle özetleyebiliriz:

a. Çekirdekteki DNA molekülünün anlamlı zinciri üzerinden mRNA sentezlenir. Bu sırada DNA daki genetik bilgiler mRNA’ya aktarılır. Bu olaya transkripsiyon (yazılma)

b. Sentezlenen mRNA sitoplazmaya geçerek ribozomun küçük alt birimine bağlanır ve protein sentezi sırasında kalıp olarak görev yapar.

c. ATP ve enzimlerle aktifleştirilmiş olan tRNA’lar kendilerine ait amino asitleri ribozoma taşırlar.

d. Protein sentezine başlama sinyalini mRNA’daki AUG kodonu verir. Bu kodon metionin amino asitini şifreler.

e. tRNA’nın antikodonları ile mRNA’nın kodonları geçici olarak birleşir ve bu esnada mRNA’daki bilgilerin tRNA’daki antikodonlara uygun olarak okunması başlar. Buna translasyon denir.

f. Protein sentezi mRNA üzerinde durdurucu kodonlar gelinceye kadar devam eder. UAG, UAA ve UGA kodonları protein sentezini durduran kodonlardır.

g. Durdurucu kodondan sonra sentezlenen polipeptid (protein) ribozomdan ayrılıp gerekli olan yerlerde kullanılır.

alıntıdır.


Hz. LÛT (a.s)

Nisan 26, 2007

Kur’ân-ı Kerim’de geçen peygamberlerden biri Lût (a.s) ile birlikte Hz. İbrahim’in kardeşi Hârân’ın oğludur. Lût (a.s), İbrahim (a.s) ile birlikte Harran’dan Filistin’e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrahim (a.s.) beraberce Mısır’a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin’e döndüler. Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrahim (a.s.)’ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti. Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyet insanlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı.

Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlaksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı.

Hz. Lût, “âlemlerden hiç kimsenin sizden önce yapmadığı hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz” (el-A’raf, 7/80-81); “evet, siz cahil bir milletsiniz” (en-Neml, 27/55); “yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?” (el-Ankebût, 29/29) diyerek onları doğru yola davet etti, içinde bulundukları delâlet ve cehaletten kurtarmağa çalıştı.

Hz. Lût’un yaptığı ikazlara aldırmayan Lût kavmi de peygamberi yalanladı. Kardeşleri Lût onlara; “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak âlemlerin rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz”dedi (eş-Şuara, 26/160-166). Bunun üzerine kavmi de ona cevaben. “Ey Lût! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın” (eş-Şuara, 26/167). Doğru sözlü isen bize Allah’ın azabını getir” (el-Ankebût, 29/29) diyerek Hz. Lût ve kendisine inananlarla alay ettiler ve şehirden çıkarmak istediler (el-A’raf, 7/82), Lût Peygamber, kavminin azgınlıklarına karşı Allah’tan yardım istedi. “Rabb’im şu bozguncu kavme karşı bana yardım et” (el-Ankebut, 29/30); “Rabb’im, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar” (eş-Şuara, 25/169) diye dua etti.

Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Hz. Lût’un öğütlerine ve davetine uymayan kavmini yok etmek üzere “elçiler” (melekler) görevlendirdi. Melekler, önce Hz. İbrahim (a.s)’a uğradılar ve orada Hz. Lût’un kavmini cezalandırmak üzere geldiklerini söylediler. “Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lût’un ailesi (Hz. Lût’a inananlar) bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk” (el-Hicr,15/58-60). “Biz bu kasaba halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir. İbrahim: “Ama Lût oradadır” dedi. Elçiler (melekler): “Biz orada olanları daha iyi biliriz, onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız” dediler” (el-Ankebût, 29/31-32).

Melekler, Hz. İbrahim’den ayrıldıktan sonra Hz. Lût’un bulunduğu Sedom şehrine geldiler. Melekler gelince, Hazreti Lût onları tanıyamadı. Melekler ona. “Biz sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik, sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz” (el-Hicr, 15/63-64) diyerek kendilerini tanıttılar. Melekler geldiğinde Hazreti Lût çok sıkıldı. “Bu çetin bir gündür” (Hûd 11/77) dedi. Sıkılma sebebi, melekleri insan zannetmesi idi. Çünkü melekler genç ve yakışıklı erkekler suretinde gelmişlerdi. Hz. Lût, kavminin yaptığı ahlâksız hareketleri ve kötü huylarını biliyordu. Korkusu bundandı. Misafirlerin geldiğini duyan “şehir halkı sevinerek geldiler” (el-Hicr, 15/67).

“Lût’un konukları olan melekleri elde etmeye (onlara tecavüz etmeye) kalkıştılar” (el-Kamer, 54/37). “Hz. Lût onlara: “Bunlar benim konuklarımdır; onlara karşı beni rüsvay etmeyin. Allah’tan korkun, beni utandırmayın” dedi” (el-Hicr, 15/68-69). Misafirlere dokunulmaması için. Ey milletim işte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (size nikahlayabilirim). Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur? dedi” (Hûd, 11/78). Sedom halkı sapıklıktan başka bir şey düşünmüyordu. “Andolsun ki senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun: Doğrusu ne istediğimizin farkındasın” (Hûd, 11/79) diyerek bunu reddettiler. Hz. Lût, bu defa: “Keşki size yetecek bir kuvvetim olsa ve ya sağlam bir yere sığınsam” dedi (Hud, 11/80). Hz. Lût iyice sıkılmıştı. Bunun üzerine melekler; “Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemeyecekler” (Hûd, 11/81) diyerek kimliklerini açıkladılar ve onu teselli ettiler.

Artık Allah Teâlâ’nın Lût kavmine takdir ettiği azabın vakti gelmişti. Melekler, Hazreti Lûta: “Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık. Karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelenler onun baçına da gelecektir. Vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?” (Hîd, 11/81). “Bu kasaba halkının yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten elbette bir azap indireceğiz” (el-Ankebût, 29/34). Sabahleyin Sedom müthiş bir zelzele ile sarsıldı. Halkın üzerine kime isabet edeceği yazılı taşlar yağdırıldı. Böylece ahlâksızlıklarının cezasını görmüş oldular (Abdulfettah Tabbara, Ma’al Enbiya’ Fil-Kur’an, s, 142-146; Muhammed Ahmed Cad, Kısasu’l-Kur’ân, 68-76).

Bundan sonrası da Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır:

“Buyurduğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine de Rabbinin katından işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık. Bunlar zalimlerden hiç bir zaman uzak olmayacaktır” (Hûd, 11/82-83).

“Tanyeri ağarırken çığlık onları yakalayıverdi. Memleketlerini alt üst ettik; üzerlerine sert taş yağdırdık. Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır. O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hâlâ durmaktadır. Bunda inananlar için ibret vardır” (el-Hicr, 15/73-77).

“Bunun üzerine onu (Lût’u) ve ailesini kurtardık. Yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk. Geride kalanların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan, fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi” (en-Neml, 27/57-59).

“Andolsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azab başlarına geldi. Âzabımı ve uyarılarımı dinlememenin sonucunu tadın” dedik (el-Kamer, 54/38-39).

Görüldüğü gibi, Lût’un kıssasındaki en büyük özellik onun eşcinsellikle yaptığı mücadeledir. Eşcinsellik İslâm’da en büyük günahlar arasındadır. Eşcinselliğe livata * yada lûtilik * denmesi, bu çirkin fiili ilk olarak bu kavmin işlemesinden dolayıdır. Yine görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim, bu iğrenç fiili yapanları kınamakta ve faillerinin dünya ve ahirette büyük azap göreceklerini ifade etmektedir.

Ahmet ÖZGEN


ÜÇGENDE ALAN

Nisan 21, 2007

1. Genel Alan Bağıntısı

ABC üçgeninde [BC] kenarına ait yükseklik [AH]
image0018.gif
image0028.gif

Bir üçgenin alanı, bir kenarı ile o kenara ait yüksekliğin çarpımının yarısıdır.
image0036.gif

Hangi kenarı kullanırsak kullanalım üçgenin alanı sabittir.
image0047.gif

Bir ABC üçgeninde yükseklik her zaman üçgenin içinde olmayabilir.
image0054.gif
image0065.gif

2. Dik Üçgende Alan

Dik üçgenin alanı dik kenarlarının çarpımının yarısına eşittir.
image0075.gif
image0085.gif

3. Bir açısı ve bu açının kenarları bilinen üçgenin alanı;

ABC üçgeninde
m(ABC) = 
|AB| = c
|BC| = a
image0094.gif
image0103.gif

a. Birbirini 180° ye tamamlayan açıların sinüsleri eşit olduğundan;

image0113.gif

image0123.gifeşitliği vardır.

b. |BC| = a |AB| = c uzunlukları sabit olan ABC üçgeninin alanının maksimum olabilmesi için  = 90° olmalıdır.
image0132.gif
c. Hipotenüs uzunluğu sabit olan ABC dik üçgeninin alanının en büyük değerini alabilmesi için |AB| = |AC| olmalıdır.
ABC üçgeni ikizkenar dik üçgen olmalıdır.
image0141.gif

4. Üç kenarının uzunluğu verilen üçgenin alanı;
ABC üçgeninin çevresi Çevre(ABC) = a + b + c
Çevrenin yarısına u dersek
image0151.gifimage016.gif
image017.gif

5. Çevresi ve iç teğet çemberinin yarıçapı verilen üçgenin alanı; ABC üçgeninin iç teğet çemberinin yarıçapı r olsun.
image018.gif
image019.gif

Bu üç alanı toplayarak ABC üçgeninin alanını bulabiliriz.
image020.gif
A(ABC)=u.r
Bir ABC üçgeninde iç teğet çemberin yarıçapı r ve yükseklikler
image021.gif
ABC dik üçgeninde A(ABC) = |BD|.|DC|

image022.gif

6. Kenarları ve çevrel çemberinin yarıçapı verilen ABC üçgeninin çevrel çemberinin merkezi O ve yarıçapı R olsun.

image023.gif
image024.gif

• Orta Dikme

Üçgenin kenarının orta noktasından çizilen dik doğrulara orta dikme denir.
[EA, a kenarının
[FO, b kenarının
[DO, c kenarının
orta dikmeleridir.
image025.gif

O noktası çevrel çemberin merkezidir.

7. Yükseklikleri eşit üçgenlerin alanları arasındaki bağıntı;
Yükseklikleri eşit üçgenlerin alanlarının oranı tabanlarının oranına eşittir.
image026.gif
image027.gif

8. Tabanları eşit üçgenlerin alanlarının oranı yüksekliklerinin oranına eşittir.
ABC ve DBC üçgenlerinin tabanları eşit ve çakışıktır.
image028.gif
image029.gif
alıntıdır.


HZ. İSMAİL (a.s)

Nisan 17, 2007

Kur’an-ı Kerîm’de adı zikredilen peygamberlerden. Kendisine “Allah’ın kurbanı” anlamına “Zebihatullah” da denir. Hz. İbrahim’in Hacer’den olan büyük oğludur. Kur’an’da on iki yerde ismi zikredilmekte ve aynı zamanda kendisine vahiy indiği bildirilmektedir (el-Bakara, 2/136; Âlu İmran, 3/84; en-Nisa, 4/163). Hz. İsmail (a.s)’ın bir Resul ve Nebi olduğu, ümmetine Allah’ın emirlerinden olan namaz, zekât gibi emirleri bildirdiği anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. İbrahim ve Hz. İshak ile birlikte Hz. Ya’kub (a.s)’ın ecdadından birisi olduğu (el-Bakara, 2/133) ve İsmail (a.s)’ın babası İbrahim (a.s) ile birlikte Kâbe’nin temelini yükselten ve O’nun temizliğinden sorumlu kimseler olarak anlatıldığı görülmektedir (el-Bakara, 2/125 ve 127).

Hz. İsmail Mekke’ye yerleşen Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş ve onlardan ok atıcılığını öğrenmiştir. Eslem kâbilesinden bir grup, yarış için ok atışırken, Hz. Peygamber (s.a.s) onlara şöyle demiştir: “Ey İsmail oğulları! Ok atınız, sizin atanız da mahir bir ok atıcı idi” (Buhâri, Enbiyâ, 12). Hz. İsmail iyi bir atıcı ve avcıydı. Mekke’nin harem bölgesinin dışına çıkarak avlanır ve avlanmayı, ata binmeyi, yabani atları ehlileştirip binmeyi çok severdi. Peygamber (s.a.s) “At edininiz! Onu miras olarak alın ve miras olarak bırakınız! Çünkü bu size babanız İsmail’in mirasıdır” (Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, I, 192) buyurmuştur. Hz. İsmail Arap dilini çok güzel konuşan fasih bir insandı.

Hz. İbrahim Allah Teâlâ’nın emriyle hanımı Hâcer ve oğlu İsmail’i Filistin’den alıp Hicaz’a götürdü. Hz. İsmail henüz sütte idi. Kâbe’nin daha sonra inşa edildiği yere yakın bir yerde büyük bir ağacın yanına bıraktı. Yanlarına bir dağarcık hurma ve biraz su koydu. O zamanlar henüz Mekke şehri kurulmamıştı, her taraf ıssızdı. Hatta su da yoktu.

Hz. İbrahim dönüp giderken Hacer, “Ey İbrahim, bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye gidiyorsun?” dedi. Hacer tekrar, “Ey İbrahim! Bizi burada bırakmanı sana Allah mı, emretti?” diye seslendi. Hz. İbrahim, “Evet Allah emretti” deyince, Hacer, “Öyleyse Allah bize yeter, bizi o korur” diyerek Allah’a tevekkül etti. İbrahim Seniye mevkiine gelince Kâbe’nin bulunduğu tarafa yönelerek şöyle dua etmiştir: “Ey Rabbimiz, ben zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes olan evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Şunun için ki, Rabbimiz (orada) namaz (ların)’ı dosdoğru kılsınlar. Artık sen insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve kendilerini bazı meyvelerle rızıklandır ki (verdiğin nimete) şükretsinler” (İbrahim, 14/37).

Aradan günler geçti. Yanlarındaki su ve hurma bitti. Etrafta kimseler yoktu, çocuk susuzluktan ağlıyordu.

Hacer su aramaya başladı. Safa tepesine çıktı, etrafa baktı kimseyi göremedi. İndi; koşarak Merve’ye geldi; etrafına bakındı, kimseyi görmedi. Bir yudum su bulmak için Safa ile Merve arasındaki bu gidiş gelişi yedi defa tekrar etti. Yedinci defa Merve’ye çıktığında şimdiki Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir melek gördü. Ayağının ökçesiyle yeri eşiyordu. Oradan su çıkmıştı. Diğer bir rivayete göre çocuk ayağı ile (veya eli ile) kumları eşelemeye başlamış ve oradan bir su çıkmıştır. Hacer gelip kana kana içti, çocuğuna da içirdi.

Hz. Hacer su boşa akmasın diye gölet yapıp suyu muhafaza etmeye çalışıyor, bir yandan da avuçlarıyla kırbasını dolduruyordu. Hz. Peygamber (s.a.s) bunu şöyle anlatmıştır: “Allah İsmail’in annesi Hacer’e rahmet eylesin! Eğer o Zemzem’i kendi haline bıraksaydı da, soyu avuçlamasaydı, muhakkak ki Zemzem akar bir kaynak olurdu” (Buhârî, Enbiyâ, 9).

Hz. Hacer’in suyu bulmasından sonra Mekke vadisinden geçen Cürhümîlerden bir grup vadinin üstünde bir kuş gördüler. Bu kuşun su olan yerde uçtuğunu bilen Cürhümîler daha önce bu vadide bir su kaynağı yoktu. Acaba, yeni bir su kaynağı mı bulundu diye içlerinden birisini kontrol için gönderdiler. Suyu haber alınca, gelip su başına yerleşmek için Hz. Hacer’den izin istediler. Suda bir hak iddia etmemek şartıyla Hz. Hacer onlara izin verdi. Hz. İsmail fasih arapçayı bunlardan öğrendi, gençlik yaşına gelince Cürhümîler içlerinden bir kızla Hz. İsmail’i evlendirdiler. Bu evlilikten sonra Hz. Hacer vefat etti.

Hz. İbrahim oğlunun durumunu kontrol için Mekke’ye geldi. Hz. İsmail’in evine geldiğinde onu evde bulamadı. Hz. İsmail’in hanımı ile aralarında şu konuşma geçti:

“İsmail nerede?” diye sordu. Hz. İsmail’in hanımı;

“Rızık temin etmek için ava gitti” dedi.

“Geçiminiz nasıl?” diye sordu.

“Darlık içindeyiz, durumumuz kötü” diye cevapladı.

Hz. İbrahim; “Kocan geldiğinde selâm söyle, kapısının eşiğini değiştirsin” dedi ve gitti.

smail avdan dönünce hanımıyla aralarında şu konuşma geçti. İsmail (a.s):

“Evimize gelen oldu mu?”

“Evet, yaslı bir adam geldi, seni sordu, cevap verdim. Geçimimizi sordu “darlık içindeyiz” dedim”.

Hz. İsmail, “sana bir şey tenbih etti mi?” dedi. Kadın, “Sana selâm söylememi istedi ve “kapının eşiğini değiştirsin” diye tenbih etti” dedi. İsmail (a.s) durumu anladı ve:

“O gelen ihtiyar babamdı. Senden ayrılmamı istiyor, artık evine dön dedi.”

Böylece İsmail ilk eşinden boşandı. Bir müddet sonra Cürhümîlerden başka bir kızla evlendi.

İbrahim (a.s) Mekke’ye geldi. Yine İsmail (a.s) ava gitmişti. Hanımıyla aralarında yukarıdakine benzer şekilde bir konuşma geçti. Ancak kadın geçimlerinin ve kocasının iyi olduğunu söyledi. Daha sonra İbrahim: “Kocan geldiğinde ona selâm söyle, kapısının eşiğini güzel tutsun” dedi.

İsmail avdan gelince hanımı olanları anlattı. İsmail: “O babamdı. Sen de evimin eşiğisin. Seni hoş tutmamı emrediyor” (Buhârî, Enbiyâ, 9) dedi.

Hz. İbrahim zaman zaman Şam’dan gelip oğlunu ve hanımı Hacer’i ziyaret ederdi. Bir defa rüyasında oğlu İsmail’i kurban ettiğini görmüştü. Rüya üç gece aynen tekerrür edince Hz. İbrahim durumunu oğluna açıp:

“Ey oğulcuğum, rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, buna ne dersin? dedi. Hz. İsmail; “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın, diye cevap verdi” (es-Saffat, 37/102).

Hz. İbrahim ve İsmail’in bu teslimiyetini Allah mükafatlandırdı. İsmail’in yerine büyük bir kurbanlık verdi (es-Saffat, 37/107).

Ancak Yahudiler Hz. İbrahim (a.s)’ın kurban ettiği oğlunun Hz. İsmail değil Hz. İshak olduğunu iddia ederler (bk. Ali el-Muttekî el-Hindî, Kenzu’l Ummâl, XI, 490).

Bu konuda bazı zayıf rivayetler varsa da Yahudilerin bu iddialarının asıl sebebi kıskançlıklarıdır. Halife Hz. Ömer b. Abdülaziz müslüman olan bir Yahudi alimine “Hz. İbrahim’in hangi oğlunu kurban etmesi emrolundu?” diye sormuştu. Bu zat şöyle dedi: “Vallahi, Allah İsmail’in kesilmesini emretmişti. Bunu Yahudiler de bilirler. Ancak Yahudiler Arapları kıskanırlar. Babanız İsmail’in kurban edilmesi hakkındaki ilahi emre boyun eğişi ve sabrının Allah tarafından övülmesini çekemezler de bu fazileti kendi ataları olan İshak (a.s)’a vermek isterler” (Taberî, Tarih, I, 138,139).

Hz. İbrahim’in Mekke’ye yaptığı bir sefer sırasında Allah tarafından Kâbe’yi yapması emredilmişti. Oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi yaptılar (el-Bakara, 2/127; el-Hacc, 22/26-27). İs mail (a.s) tas getiriyor, İbrahim (a.s) duvar örüyordu.

Babasının vefatından sonra Hz. İsmail, Hicaz halkına peygamber oldu. Bu husus Kur’an-ı Kerîm’de: “Kitap (Kur’an) da İsmail (a.s)’ı de an ki 0, va’dinde sadık rasûl ve nebî idi. O ehli (kavmi)ne namaz ve zekatla emrederdi ve O Rabbi Teâlâ’nın yanında (söz ve hareketleriyle) makbul idi” (Meryem, 19/55-56) buyurulur.

Nakledildiğine göre Hz. İsmail babasının vefatından kırk yıl sonra 137 yaşında vefat etmiş ve Hacer’in Hicr’deki kabrinin yanına defnedilmiştir. Arapların el-Musta’rebe grubu Hz. İsmail (a.s)’in oğullarından çoğalmış olup, bunların kökü Adnan’a dayanır.

Hz. İsmail’in kabri Harem’deki Hicr denilen yerdedir (Ali el-Muttekî el-Hindi, Kenzu’l-Ummâl, XI, 490).

Abdullah YÜCEL


ÇÖZELTİ

Nisan 15, 2007

Fiziksel özellikleri her yerde aynı olan (homojen) karışımlara çözelti denir.

 Bir çözeltiyi oluşturan her bir maddeye çözeltinin bileşenleri denir.

Örneğin; su içerisinde NaCl tuzu çözülmesiyle oluşan çözeltinin bileşenleri su ve tuzdur.

Genel olarak bir çözelti çözücü ve çözünenden oluşmaktadır.

        Çözücü      

       Çözünen               Örnek        
Sıvı Katı (Su + Şeker)
Sıvı Sıvı (Su + Alkol)
Sıvı Gaz (Su + CO2)
Gaz Gaz (Gaz karışımları)
Katı Gaz (Polladyum + H2)
Katı Katı (Alaşımlar)

Çözeltiler çözünmenin şekline göre ikiye ayrılır;a.

İyonlu çözeltiler Çözünen madde iyonlarına ayrışarak çözünüyorsa bu çözeltilere iyonlu çözeltiler denir.

Asit, baz, tuz çözeltileri iyonlu çözeltilerdir. Bu çözeltiler hareketli iyon bulundurdukları için elektrik akımını iletirler.

b. Moleküllü çözeltiler Çözünen madde moleküler olarak çözünüyorsa bu çözeltilere moleküler çözelti denir. Şekerin suda çözünmesi bu çözeltilere örnek olarak verilebilir. Bu çözeltiler elektrik akımını iletmezler.

Çözeltiler kendi aralarında üçe ayrılırlar;

a. Doygun çözelti Çözebilecegi maksimum maddeyi çözmüş olan çözeltiye denir.

b. Doymamış çözelti Çözebilecegi kadar maddeyi çözmemiş olan çözeltiye denir.

c. Aşırı doymuş çözelti Bazı durumlarda çözeltinin derişikliği doygunluk sınırını aşabilir. Bu gibi çözeltilere aşırı doymuş çözeltiler denir. Bu çözeltiler oldukça kararsızdır. Küçük bir etki ile fazlalıklar çöker ve doygun bir çözelti elde edilir.

Çözeltiler çözünenin miktarına göre ikiye ayrılırlar;

a. Derişik çözelti Belli bir miktar çözücüde, fazla miktarda çözünen içeren çözeltilere derişik çözelti denir.

b. Seyreltik çözelti Belli bir miktar çözücüde, az miktarda çözünen içeren çözeltilere seyreltik çözelti denir.

ÇÖZÜNÜRLÜK

 Belli bir sıcaklıkta 100 gram çözücüde gram olarak çözünebilen maksimum madde miktarına ÇÖZÜNÜRLÜK denir. Çözgen H2O olduğunda 100 gram yerine 100 ml değeri ile de karşılaşabilirsiniz.

Örneğin,25°C’de KNO3‘ün çözünürlüğü,

(60 gram/100 ml su’dur). Yani 25°C’de 100 ml su en fazla 60 gram KNO3 çözebilir.

Çözünürlüğe Etki Eden Faktörler

  1. Çözücü cinsi
  2. Çözünenin cinsi
  3. Sıcaklık
  4. Basınç
  5. Ortak iyon

ÇÖZÜCÜ VE ÇÖZÜNENİN CİNSİ

Genel manada polar maddeler polar çözücülerde, apolar maddeler apolar çözücülerde daha iyi çözünür.

Örneğin; NaCl tuzu suda çok iyi çözünürken, karbon tetra klorür (CCl4) sıvısında çözünmez.

I2 molekülleri ise suda çözünmezken, CCl4‘te iyi çözünür.

SICAKLIK

Sıcaklık değişimi çözünürlüğü değiştirir. Katıların sıvı içerisindeki çözünürlüğü sıcaklık arttıkça genellikle artar. Gazların sıvıdaki çözünürlüğü ise sıcaklık arttıkça azalır.

BASINÇ

Katıların çözünürlüğü basınç ile değişmez. Gazların sıvıdaki çözünürlüğü ise basınç arttıkça artar.

ORTAK İYON

Herhangi bir katının ortak iyon bulunduran çözeltideki çözünürlüğü saf çözücüdeki çözünürlüğünden daima daha küçüktür.

DERİŞİM (KONSANTRASYON)

 Bir çözeltide birim hacimdeki çözünmüş olan çözünen miktarına derişim (konsantrasyon) denir.Belli başlı derişim birimleri; yüzde derişim, molar derişim (molarite), normal derişim (normalite) dir.

Yüzde Konsantrasyon

100 gram çözeltideki (çözücü + çözünen) çözünmüş olan madde miktarına yüzde konsantrasyon denir.

Örneğin; 80 gram su içerisinde 20 gram şeker çözülerek hazırlanan çözelti %20′lik bir çözeltidir.

MOLARİTE: (Molar Konsantrasyon)

1 lt. çözeltide çözünmüş olan maddenin mol miktarına molarite denir.

M : Molarite

n : Mol sayısı

V : Hacim (litre)

Örnek – 1

0,2 M 400 ml Mg(NO3) çözeltisinde kaç mol NO3 iyonu vardır?

Çözüm

image0017.gif

    n=0,08 mol Mg(NO3)2  dır.

Mg(NO3)2 ® Mg+2 +  2NO3 denklemine göre

0,16 mol NO3 iyonu bulunur. 

NORMALİTE (Normal Konsantrasyon)

1 lt’de çözünmüş eşdeğer gram sayısına denir. Kısaca Normalite = Molarite x

Tesir Değerliği N = Mx TD ile bulunur.Tesir değerligi asit ya da bazın değerliğine tuzun ise + yük toplamına eşittir.

ÇÖZELTİLER ARASI REAKSİYONLAR

(Denklemli molarite problemleri)

İyon içeren iki çözelti karıştırıldığında bazen çökelme olmaz, bazende iyonlar suda az çözünen bir katı oluşturuyorsa bir çökelme olur. Yani iyonlar arasında bir tepkime gerçekleşir.

1A grubunun tuzları ve yapısında NO3- iyonu bulunduran tuzlar suda çok iyi çözünür. Diger tuzlar için bir genelleme yapmak mümkün degildir.

Örnegin : AgNO3 çözeltisi ile NaCl çözeltileri karıştırıldığında bir çökelme gözlenir. Burada iyonlar yeniden düzenlenerek AgCl ve NaNO3 bileşikleri oluştuğu düşünülebilir. NaNO3 suda çok iyi çözündüğüne göre çöken tuz AgCl’dir.

İyon Denklemi: Ag+(aq) + Cl-(aq) ® AgCl(k)

şeklinde olur.

Karıştırılan iki çözeltiden biri asit çözeltisi, diğeri baz çözeltisi ise mutlaka nötürleşme tepkimesi olacaktır.

Nötürleşme denklemi: H+ + OH ® H2O şeklindedir.

 Örnek – 2

0,2 M 250 ml HNO3 çözeltisini nötürleştirmek için 500 ml NaOH çözeltisi kullanılıyor.

Buna göre NaOH çözeltisinin derişimi kaç molardır?

Çözüm

Önce asit ile baz arasındaki reaksiyonu yazalım.

HNO3 + NaOH -> NaCI + H2O

0,2 M          x M

0,25 lt         0,5 lt

0,05 mol      0,05 mol

HNO3 0,05 mol olduğuna göre, harcanan NaOH da 0,05 mol olmalıdır.

NaOH ın molar derişimi

image0027.gif

ÇÖZELTİLERİN ÖZELLİKLERİ

  1. Çözeltinin kaynama noktası, saf maddenin kaynama noktasından yüksektir.
  2. Çözeltinin donma noktası, saf maddenin donma noktasından düşüktür.
  3. Çözeltinin buhar basıncı, saf maddenin buhar basıncından düşüktür.
  4. Çözeltilerin yoğunlukları çözeltilerde çözünen madde miktarına göre değişir.

Bütün bu değişmeler (Katı + Sıvı) çözeltileri için düşünülebilir. Bu değişme miktarları iyon derişimine bağlıdır.

Aşağıda saf su ile tuzlu suyun ısıtılması sırasında zamanla sıcaklık değişim grafikleri verilmiştir.image0035.gif

Grafiklere dikkat edilirse kaynama sırasında saf suyun sıcaklığı sabit kalırken, tuzlu suyun sıcaklığı devamlı artmıştır.

  • Alkol-su karışımının ısıtılması sırasında zamana bağlı sıcaklık değişim grafiği çizilseydi aşağıdaki gibi olurdu.

image0046.gif

Grafige göre;

  1. bölgesinde alkol – su karışımı vardır. Zamanla karışımın sıcaklığı artmaktadır.
  2. bölgesinde 78 °C’de alkol kaynamaktadır. Verilen ısı alkolün buharlaşması için kullanılır. Sıcaklık alkolün tamamı tükeninceye kadar sabit kalır.
  3. bölgesinde yalnız su vardır. Suyun sıcaklığı zamanla artar.
  4. bölgesinde su 100 °C’de buharlaşmaktadır. Su tükeninceye kadar sıcaklık sabit kalır.
  • Saf maddelerin donma noktaları sabittir. Donma müddetince sıcaklık değişimi yoktur. Ancak çözeltilerin donma noktası çözünenin miktarına bağlı olarak değişir. Donma süresince sıcaklık düşer.

 alıntıdır. 


Zekatın Farz Olmasının Şartları

Nisan 15, 2007

Bir, kimseye zekatsın farz olması için onda şu şartların bulunması gerekir:


    1) Zekat verecek kimse, müslüman, hür, akla sahib ve buluğ çağına ermiş olmalıdır. Buna göre, müslüman olmayanlar, köle ve cariyeler, mecnunlar ve çocuklar zekat vermekle yükümlü değillerdir. Gayri müslimler zekat vermekle mükellef değillerdir. Öyle ki, (Allah korusun), bir müslüman bir müddet hak dinden çıkıp ondan sonra tevbe ederek Allah’dan mağfiret dilese, dinden çıkış (irtidat) zamanında zekat vermek ona farz olmayacağı gibi, irtidatınndan daha Önceki zamana ait zekat borçları da düşmüş olur. Çünkü zekatın farzıyetinde İslam şart olduğu gibi, bekasında da şarttır.
    Kölelerle cariyelere gelince, onlar aslen bir mala sahib olamayacakları için, zekat vermeye ehil değillerdir. Kendilerine ticaret için izin verilse de, yine hüküm aynıdır.
    Mecnunlara gelince, bunlarda iki durum düşünülebilir. Birincisi, doğuştan beri mecnun (deli) bulunmaktır. Bunların bu durumu devam ettikçe, onlar zekatla yükümlü olmazlar. Fakat bunlar buluğ çağına erdikten sonra iyileşip düzelseler, sağlığa kavuşmalarından itibaren zekat vermekle mükellef olurlar. İkincisi, buluğa erdikten sonra bir müddet mecnun olmaktır. Bu durumda bunların cinnetleri (delilikleri) bütün bir yıl devam ederse, bu yıl için zekat vermeleri onlara farz olmaz. Çünkü bu durumda onlardan yükümlülük düşmüş olur. Fakat bu yıl içinde bir iki gün gibi kısa bir zaman iyileşecek olsalar, zekat vermeleri onlara farz olur. Bu mesele İmam Muhammed’e göredir, İmam Ebû Yusuf’ a göre, yılın çoğunda sağlık üzere bulunmadıkça, o yılın zekatı gerekmez.
    Baygınlık hali ise, zekat verme mükellefiyetine engel değildir.
    Çocuklara gelince, bunlar akılları başlarında olarak buluğa ermedikçe, zekat vermekle yükümlü olmazlar. Onun için bunların mallarından velileri zekat veremez. Bunların zekat vermeleri buluğ çağına ermekle başlar. Bir sene sonunda yerine getirilmesi gerekir.  (İmam Safiî’ye göre çocukların ve delilerin mallarından zekat verilmesi gerekir. Bunu velileri mallarından öderler. Çünkü zekat mala gereken bir haktır. Küçüklük ve noksanlık bu hakkın varlığını gideremez. Öşürde de durum böyledir.) Bize göre sekat malî bir ibadettir. Bunlar ise ibadetle mükellef değillerdir.
    2)Zekat verecek kimse, temel ihtiyaçlarından ve borçlarından başka nisab mikdarı veya daha fazla bir mala sahib bulunmalıdır. Bu miktar malı bulunmayana zekat farz olmaz.
“Nisab”, şeriatın bir şey için koymuş olduğu belli bir ölçü ve mikdar demektir. Şöyle ki: Zekat vermek için altının nisabı yirmi miskaldır. Gümüşün nisabı iki yüz dirhemdir. Koyun ile keçinin nisabı kırk koyun veya keçidir. Sığır ile mandanın nisabı otuz ve deveninki de otuz beşdir.
    Temel ihtiyaçlar: Bundan maksad, oturacak ev ile eve gerekli olan eşya, kışlık ve yazlık elbise, gerekli silah ve aletler, kitablar, binek hayvanı, hizmetçi, köle veya cariye, bir aylık -doğru kabul edilen başka bir görüşe göre, bir yıllık- nafaka demektir. Borç karşılığı olarak elde bulunan para da böyledir.
    3) Zekatı verilmesi gereken mal, gerçekten veya hüküm bakımından artıcı bulunmalıdır. Böyle olmayan mallardan zekat gerekmez. Nisab mikdarından fazla olması hükmü değiştirmez.
    Gerçekten artıcılık, ticaret veya doğurma ve üreme yolu ile olur. Ticaret için kullanılan herhangi bir eşya ve hayvan zekata bağlı olduğu gibi, dölünü veya sütünü almak için, yılın çoğunu kırlarda otlayarak idare eden ve “Saime” adını alan hayvanlar da zekata bağlıdır, ileride anlatılacaktır.
    Hüküm itibariyle artış da, çoğalmaya ve artmaya elverişli bulunan ve sahibinin veya vekilinin elinde olan altın ve gümüşteki geçerliliktir. Altın ve gümüşün maddeleri ile ihtiyaçlar giderilemez. Bunlar ticarette kullanılmak ve malların değiştirilmesinde vasıta olmak yolu ile ihtiyaçları karşılar. Bu yönü ile bunlar, yaratılış bakımından artmaya ve ticarete mahsustur. Onun için elde bulunan altın ve gümüş paralar, külçeler ve süs eşyaları, kendileriyle ticarete niyet edilmese veya bunlar nafakaya ve ev satın alınmasına harcanmak üzere saklansa bile, nisab mikdarına ulaşınca zekata tabi olurlar.
    4) Zekatın gereği için, tam bir mülkiyet bulunmalıdır. Bir malın mülkiyetiyle beraber onun elde de bulunması gerekir. Onun için bir kadın mehrini eline geçirmedikçe, onun zekatı ile yükümlü olmaz. Çünkü o mehre (nikah bedeline) malik ise de, onu eline geçirmiş değildir.
    Yine, elindc rehin mal bulunan bir kimseye, rehinden dolayı zekat gerekmez. Çünkü rehin, bir borç karşılığıdır. Bunda mamikinin ele geçirip sahib olma hakkı yoktur. Satın alınıp da henüz de geçirilmemiş bulunan bir mal, ele geçmiş hükmünde olarak zekata bağlıdır. Bu nisaba girer, ondan zekat vermek gerekir.
    Yolculuk halinde bulunan kimse de, malının zekatını vermekle yükümlüdür. Her ne kadar o, malını elinde bulundurmuyorsa da, vekili aracılığı ile onu kullanmaya gücü vardır.
    5) Zekat gerekmesi için, bir mal üzerinden tam bir yıl geçmiş bulunmalıdır. Buna “Havl-i havelân” denir. Çünkü bu zaman içinde artış ve çoğalma gerçekleşir, döllenme ve üreme olur. Mevsimlerin değişmesiyle ihtiyaçlar ve fiyatlar değişir.
    Şöyle ki: En az nisab mikdarında olmak şartı ile artmaya elverişli bir mal üzerinden tam bir kamerî yıl geçip son bulmadıkça ona zekat gerekmez. Nisab mikdarı hem senenin başında, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu mikdarın sene ortasında azalması, zekatın verilmesine engel olmaz. Aksine olarak sene içinde artan mal da, sene sonunda diğer mal ile beraber zekata tabi olur. Örnek: Bir kimsenin (1364) senesi başında temel ihtiyaçlanndan fazla iki yüz dirhem gümüş mikdarı artıcı bir malı olup mal, sene sonuna kadar devam etse, bundan beş dirhem zekat vermek gerekir. Bu mal, sene ortasında yüz dirheme indiği halde, sene sonunda yine iki yüz dirhem mikdarına çıkmış bulunsa, yine beş dirhem zekat gerekir.
    Sene başında en az iki yüz dirhem mikdarı iken, sene içinde ticaret, bağış ve miras gibi sebeblerle dört yüz dirhem mikdarına çıkıp sene sonuna kadar devam etse, on dirhem mikdarı zekat gerekir. Fakat böyle bir mal, sene başında yüz doksan dirhem mikdarı iken sene sonunda iki yüz veya üç yüz dirhem mikdarına çıkmış bulunsa yahut sene başında iki-üç yüz dirhem mikdarı iken, sene sonunda yüz doksan dokuz dirhem mikdarına düşse, zekat gerekmez. Ancak iki yüz dirhem olduğu günden itibaren devam edecek olan bir yıl sonunda yine aynı miktara veya daha fazlasına erişecek olursa zekat gerekir.
    İmam Züfer’e göre, nisab miktarı, senenin başından sonuna kadar bulunmalıdır. (İmam Şafiî’ye göre, saime denilen hayvanlarda da hüküm böyledir. Fakat ticaret mallarında nisabın yalnız ticaret mallarında sene sonunda tam bulunması lazımdır. Sene başında ve ortasında nisabın noksan olması, zekatın verilmesine engel olmaz.)
    Zekata bağlı bir mal üzerinden bir sene geçtikten sonra artacak olsa bu artan kısmı, arttığı günden itibaren bir sene geçmedikçe zekata tabi olmaz.


FOTOSENTEZ

Nisan 14, 2007

Yeşil bitkilerin havadan aldıkları CO2 yi topraktan aldıkları su ile birleştirip glikoz yapmaları ve oksijen vermeleri olayına fotosentez denir. Olay sadece klorofilli hücrelerde ve ışıklı ortamlarda gerçekleşir.

A. FOTOSENTEZ REAKSİYONLARIBu reaksiyonlar iki kademeden oluşur. Birinci kademede ışık kullanılarak, ikinci kademe için gerekli olan ATP ve NADPH2 ler üretilir.

image0016.gif

1. Işıklı Devre ReaksiyonlarıBu devre kloroplastın zar katmanları içinde yani granalar’da gerçekleşir. Işık mutlaka gereklidir ve iki şekilde meydana gelir.

Devirli fotofosforilasyonda; sadece 2 ATP sentezlenir. Herhangi bir madde tüketimi görülmez. Elektronlar aynı klorofile geri döner.

Devirsiz fotofosforilasyonda; hem klorofil-a hem de klorofil-b görev yapar. H2O parçalanır (fotoliz olayı). Devirsiz fotofosforilasyonda bir defa elektronların aktarılması sonucunda 1 ATP, 2 NADPH2 ve 1 O2 molekülü oluşur.

2. Karanlık DevreIşığın kullanılmadığı, enzimatik reaksiyonlar evresidir. Bundan dolayı karanlık devre denir. Ama olayları yine ışıklı ortamda olur. Çünkü ışıklı devreye bağlıdır.Kloroplastın sıvı kısmında gerçekleşen bir karbon döngüsüdür. Işıklı devreden getirilen hidrojenlerle CO2 indirgenir ve organik bileşikler sentezlenir. Gerekli aktivasyon enerjisi ise, yine ışıklı devreden gelen ATP lerle sağlanır. Karanlık devre reaksiyonlarında mutlaka CO2 gerekli olup, bu safha sıcaklık değişmelerine karşı hassastır. Çünkü enzimler katalizör olarak görev yapar.Bir molekül glikozun sentezlenebilmesi için 6 molekül CO2 nin tutulması gerekir. 1 CO2 için 3 ATP ve 2 NADPH2 gerekli olduğuna göre; 1 glikoz için 18 ATP ve 12 NADPH2 gerekir. Bunun için ise, ışıklı devre olaylarının 6 defa tekrarlanması gerekir.

B. FOTOSENTEZ HIZINI ETKİLEYENFAKTÖRLER

1. Dış Faktörler

a. Işık Şiddeti : Karanlık ortamda bitki klorofil taşısa bile fotosentez yapamaz. Işık seven bitkilerin fotosentezi ışık şiddeti arttıkça artar, gölge bitkilerinde de ışık şiddeti arttıkça fotosentez hızı biraz artar, ancak ışık bitkilerine oranla artış daha azdır.

b. Işığın Dalga Boyu : Beyaz ışık birden fazla ışığın birleşmesi sonucunda oluşur. Bitkiler ışığın bazı dalga boylarını emerken (soğururken) bazılarını yansıtırlar. Fotosentezde en çok kırmızı ve mor ışık, en az ise yeşil ışık soğrulur.

c. Ortamın Sıcaklığı : Fotosentez enzimler sayesinde gerçekleştirilir. Proteinler ısıdan etkilenirler. Bundan dolayı fotosentez sıcaklıktan enzimler gibi etkilenir.

d. CO2 Yoğunluğu : Bitkilerde CO2 yi devreye sokan fotosentez enzimleridir. Enzimlerin hız kapasitesi sabittir. Bundan dolayı CO2 miktarı arttıkça fotosentez hızı artar, fakat belli bir noktadan sonra sabit kalır.

e. Mineral Tuzlar Mg : Klorofilin yapısında olduğundan dolayı çok fazla olması fotosentezi hızlandırır.

P ve Ca : Enzimleri aktive ettiklerinden dolayı bunların artması fotosentezi hızlandırır.

Fe : ETS elemanlarının yapısına girdiğinden ve klorofil sentezinin ara reaksiyonlarında kullanıldığından dolayı demirin çok olması fotosentezi hızlandırır. Ayrıca; amino asit, vitamin ve organik baz gibi moleküllerin sentezinde mineraller harcandığı için, yetersiz mineral ortamında bitki gelişmesi yavaşlar.

2. Kalıtsal FaktörlerBitkinin yaprak genişliği ve kalınlığı, yaprak sayısı, stomaların sayısı ve sıklığı, kutikula tabakasının kalınlığı, sitoplazmanın su miktarı, kloroplast sayısı ve enzimatik etkenlerdir.

KEMOSENTEZ

Bazı bakterilerin klorofil gibi yapıları bulunmadığından güneş enerjisinden faydalanamazlar. Dışarıdan organik besin de almazlar.Bu organizmalar yaşadıkları ortamdaki inorganik maddeleri oksitleyerek enerji kazanırlar.

NH3 + O2 ® NO2(Nitrit) + H2O + K.cal.  (Enerji Eldesi)

Bu enerjiyi su ve karbondioksitin birleştirilmesinde kullanır, kendilerine lazım olan organik besin maddelerini yaparlar veya doğrudan ATP sentezlerler. İşte kimyasal enerjiden faydalanarak organik besinler yapılması olayına kemosentez adı verilir.Her türün oksitlediği madde farklı olabilir. Buna göre bakteri isimleri oluşturulmuştur. En çok oksitlenen maddeler,

NH3, S, H2S, NO2, N2 dir.H2O + CO2 + K.cal. ® Glikoz + O2 (Besin Sentezi)

ADP + Pi + K.cal. ® ATP + H2O (Kemosentetik Fosf.)

Bu tür bakteriler yaşadıkları ekosisteme oksijen bakımından katkıda bulunmazlar. Çünkü ürettikleri kadarını tüketirler.

alıntıdır. 


BİTKİ VE HAYVAN HÜCRESİ

Nisan 14, 2007

Işık mikroskobunda yapılan gözlemlerde bile bitki ve hayvan hücresi arasındaki farklar izlenebilir.
Aşağıdaki tablodan da görülebileceği gibi bitki hücresinin çeperinde selüloz vardır. Hayvan hücresi ise selüloz çeper içermez. Selüloz bitki hücresine belli bir dayanıklılık ve şekil verir. Hücre çeperi vakuolleşen protoplastların yüksek osmotik basıncına karşı koyar. Turgor ve hücre zarı arasındaki dengeyi sağlar ve hücrenin patlamasını önler. Hayvan hücresi ise değişken şekillidir.

Bitki ve hayvan hücresi genelde aynı organellere sahiptir. Bunlardan çekirdek ve mitokondriler çift tabakalı membran taşır.

Plastid membranı da çift tabakalıdır ve sadece bitki hücresinde vardır. Bitki hücresinde olupta hayvan hücresinde olmayan bir diğer organel de merkezi vakuol (büyük koful) dür. Tek tabakalı membran taşıyan endoplazmik retikulum (ER), diktiyozom, lizozom ve küçük vakuoller hem bitki hemde hayvan hücresinde görülür. Ribozom membransız olup her iki hücre tipinde de görülür. Sentriyoller hayvansal hücrelerin çoğunda bulunur fakat bitkilerde bulunmaz.

 

  BİTKİ HÜCRESİ MANTAR HÜCRESİ HAYVAN HÜCRESİ
Hücre çeperi Selüloz Genellikle kitin yok
Merkezi vakuol (koful) var var yok
Plastid var yok yok
Tipik depo karbonhidratı nişasta Glikojen Glikojen
Sentrozom Yok Yok Var

 

image001.jpg

BİTKİ HÜCRESİ

image002.jpg

HAYVAN HÜCRESİ

alıntıdır.


VEKTÖRLER

Nisan 12, 2007

Fizik deneye ve ölçmeye dayalı bir bilim dalı olduğundan, ölçme sonuçları kesin ve anlaşılır bir biçimde ifade edilmelidir. Ölçmeleri ifade etmek için kullanılan en basit ve genel dil sayılardır.
Fizikte bazı büyüklükler sayılarla ifade edilebildiği halde, bazılarının ifade edilebilmesinde sayılar yeterli olmamaktadır. Sayılarla birlikte yönün de belirtilmesi gerekir. Bu nedenle fizikte büyüklükler skaler ve vektörel büyüklükler olmak üzere iki gruba ayrılır.

1. Skaler Büyüklükler

Kütle, enerji, sıcaklık, iş, elektrik yükü, zaman, hacim … gibi fiziksel büyüklüklerde yön ve doğrultu söz konusu değildir. Bu büyüklüklerin sayısal değeri ile birimi verildiği zaman büyüklük hakkında yeterli bilgiye sahip oluruz. Bu tür büyüklüklere skaler büyüklükler denir.

2. Vektörel Büyüklükler

Hız, kuvvet, ivme, yer değiştirme gibi fiziksel büyüklükler yönlü büyüklüklerdir. Bu tür büyüklükler yalnız sayı ve birimle ifade edilemez. Büyüklüğü, başlangıç noktası, yönü ve doğrultusu ile bilinebilen niceliklere vektörel büyüklükler denir.
30 km/saat hızla giden bir tren denildiği zaman, olay net olarak ifade edilmemiş demektir. Hangi yönde gittiği sorusu akla gelmektedir. Örneğin kuzeye doğru 30 km/saat hızla giden tren denilseydi, tam olarak ifade edilmiş olurdu.

Vektörlerin Gösterimi
image0015.gif

Vektörel büyüklükler şekilde görüldüğü gibi yönlendirilmiş doğru parçası ile gösterilir.
Bu vektörün dört elemanı vardır.

1. Uygulama Noktası : Vektörel büyüklüğün uygulandığı noktaya uygulama ya da başlangıç noktası denir. Yukarıdaki vektörün uygulama noktası O noktasıdır.

2. Büyüklüğü : Vektörün sayısal değerine o vektörün büyüklüğü denir. Şekildeki ölçekli düzlemde verilen K vektörünün büyüklüğü 4 birimdir.
image0026.gif

3. Yönü : Vektörel büyüklüğün yönü,doğru parçasının ucuna konulan okun yönündedir. Şekildeki K vektörünün yönü O dan A ya yöneliktir. Veya doğu yönündedir.
image0034.gif

4. Doğrultusu : Vektörel büyüklüğün hangi doğrultuda olduğunu gösterir. Şekilde K ile L vektörlerinin yönleri zıt fakat her ikisi de kuzey–güney doğrultusundadır.
Buna göre, birbirlerine paralel olan vektörler çakışık olmasalarda doğrultuları aynı olur.
image0045.gif

İki Vektörün Eşitliği

Aynı yönlü ve büyüklükleri eşit olan iki vektör birbirine eşittir. Şekilde, K ile L vektörlerinin şiddetleri, yönleri ve doğrultuları eşit olduğu için bu vektörler eşit vektörlerdir. (K = L)
image0053.gif

Bir Vektörün Negatifi

Bir K vektörüyle aynı büyüklüğe sahip, fakat yönü K vektörünün tersi olan vektöre, K vektörünün negatifi denir. Yani bir vektör ters döndürüldüğünde o vektörün işareti değişir.
image0064.gif

Vektörlerin Taşınması

Bir vektörün büyüklüğünü ve yönünü değiştirmeden bir yerden başka bir yere taşımak mümkündür. Eğer vektörün yönü değiştirilerek taşınırsa, o vektör başka bir vektör olur.
image0074.gif

Vektörlerin Toplanması

Vektörlerin toplanmasında çeşitli metodlar kullanılmaktadır. Bu metodlar uç uca ekleme (çokgen) metodu ve paralelkenar metodudur.

Uç Uca Ekleme (çokgen) Metodu : Uç uca ekleme metoduna göre, vektörlerin doğrultusu, yönü ve büyüklüğü değiştirilmeden, birinin bitiş noktasına diğerinin başlangıç noktası gelecek şekilde uç uca eklenir. Daha sonra ilk vektörün başlangıç noktasından son vektörün bitiş noktasına çizilen vektör toplam vektörü verir.
image0084.gif

Şekil – I deki K ve L vektörlerinin toplamı yukarıda açıklandığı gibi yapılırsa, Şekil – II deki gibi K + L toplam vektörü bulunur. Vektörler uç uca eklendiğinde, ilk vektörün başlangıç noktası ile son vektörün bitiş noktası çakışıyorsa, toplam vektör sıfırdır.

Paralel Kenar Metodu : Paralel kenar metodu ile iki vektörü toplamak için, bu iki vektör uygulama noktaları aynı olacak şekilde bir noktaya taşınır.
image0093.gif

K vektörünün bitiş noktasından L ye paralel, L vektörünün bitiş noktasından da K ye paralel çizgiler çizilir. Böylece elde ettiğimiz şekil bir paralelkenar olur. K ve L vektörlerinin çakışık olan başlangıç noktasını paralelkenarın karşı köşesine birleştiren vektör, iki vektörün toplamına eşit olan vektördür.
image0102.gif

Vektörlerde Çıkarma

Vektörlerle yapılan çıkarma işlemi,toplama işlemine benzetilerek yapılabilir. Şekil – I de verilen aynı düzlemdeki K ve L vektörlerinden K – L vektörünü yani iki vektörün farkını bulmak için, K + (– L) bağıntısına göre,
image0112.gif

L vektörünü ters çevirip Şekil – II deki gibi toplamak gerekir. Eğer L – K vektörü sorulursa, L vektörü aynen alınır, K vektörü ters çevirilip toplanır.
image0122.gif

Vektörlerin Bileşenlerine Ayrılması

Bir vektörü dik bileşenlerine ayırmak için, vektörün başlangıç noktası, x, y koordinat ekseninin başlangıcına alınır. Şekilde Kvektörünün ucundan x eksenine dik inilir ve başlangıç noktasını bu noktaya birleştiren vektör K nin Kx bileşenidir. Benzer, şekilde y eksenine dik inilerek Ky bileşeni bulunur.

Kx ve Ky bileşenlerin şiddetini bulmak için iki durum vardır. Eğer vektör şekilde olduğu gibi ölçeklendirilmiş bölmelerle verilmiş ise, bölmeler sayılarak bileşenlerin şiddeti bulunur. Şekildeki K vektörünün bileşenlerinin büyüklüğü, Kx = 4 birim,
Ky = 3 birimdir.

Eğer vektör, ölçekli bölmelerle verilmemiş fakat K vektörünün şiddeti ve  açısı verilmiş ise, taralı üçgendeki sinüs ve cosinüs değerlerinden faydalanılanarak bileşenlerin şiddeti bulunur.
Taralı üçgenden,
Kx = K.cos∞ dır.
Ky = K.sin∞dır.
image0131.gif

Fizikte en çok kullanılan üçgenlerden birisi de 37, 90, 53 üçgenidir.
37° lik açının karşısındaki kenar uzunluğu 3 birim ise, 53° lik açının karşısındaki kenar uzunluğu 4 birimdir. Bu durumda hipotenüs uzunluğu ise 5 birimdir.
Biz buna aynı zamanda 3, 4, 5 üçgeni diyoruz. Bu değerler, 3, 4, 5 in üst katları ve alt katları olabilir.
image014.gif

Bir vektörün skalerle çarpımı ve skalere bölümü

Bir vektörün skaler bir sayı ile çarpımı yine bir vektördür. Bu vektörün, yönü ve doğrultusu değişmez, fakat şiddeti skaler sayı katı kadar değişmiş olur.
Bir vektörün bir skalere bölümü yine bir vektördür. Çarpmada olduğu gibi oluşan yeni vektörün yönü ve doğrultusu değişmez yalnızca şiddeti değişir.
image015.gif

alıntıdır.


TEHCİRİN BAŞLATILMASI-3

Nisan 11, 2007

1070_1
ZB. 31/63_2
Yıldız Saray ı Hümâyûnu
Baş Kitâbet Dâ’iresi
262
Filibe’de bulunan Bulgar ve Ermeni eşirrâsıyla diğer ba‘zı erbâb ı fesâdın Der sa‘âdet’e eczâ yı muhribe sevkine çalışacakları ve eczâ yı mezkûrenin sâhil cihetinden sevki melhûz bulunduğu arz ve ihbâr olunduğundan takayyudât ı mütemâdiyye ve lâzıme icrâsıyla o gibi mevâdd ı muhribe idhâline zinhâr meydân verilmeyerek vürûdunda hemen der dest edilmesi şeref sudûr buyurulan irâde i seniyye i cenâb ı hilâfet penâhi îcâb ı celîlinden olmağla ol bâbda emr ü fermân hazret i men lehü’l emrindir.
Fî 13 Muharrem sene [1]326 fî 3 Şubat sene [1]323
Ser Kâtib i Hazret i Şehr Yârî bende
İmzâ

Özet

Filibe’deki Ermeni ve Bulgar eşirrasının Dersaadet’e sahil yönünden patlayıcı madde sevkedecekleri ihbar olunduğundan gerekli tedbirin alınmasının bildirildiği.

1323.Z.04

ZB. 31/63

kaynak: T.C. başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü.


TEHCİRİN BAŞLATILMASI-2

Nisan 11, 2007

HR. SYS, 2799/43_14
Bâb ı Âlî
Hâriciye Nezâreti
Terceme Müdîriyyeti
Taraf ı Hazret i Pâdişâhî’den Papa Onbeşinci Benova [Benedictus] Hazretleri’ne irsâl olunacak nâmenin tercümesidir.
Memâlik i şâhânemizin Ermeni ahâlîsinin gûyâ haklarında ittihâz olunan tedâbîr i şedîdeden ve bi’l-mukâbele icrâ kılınan mu‘âmelâttan masûn bulundurulmaları recâsını hâvî olarak tarafımıza irsâl buyurdukları 10 Eylül sene [1]915 târîhli nâme i haşmetânelerini ahzeyledik.
Memleketimiz Ermenilerinin hâlleri hakkında papalık makamına vürûd eden haberlerin hakâik i ahvâle muvâfık olmadığını zât ı haşmet-penâhîlerine iş‘âr eylerim.
Bilâ-tefrîk i cins ve mezheb bi’l-cümle tebe‘amız hakkında daima olduğu gibi aynı derece re’fet ve şefkat-pederâne hissiyâtı ile mütehassis bulunuyoruz. Ma‘amâfîh Ermenilerden ba‘zı makûlenin kendilerinden bi-hakkın intizâr etmekte olduğumuz sadâkatten ahîren inhirâf etmiş olduklarının beyânı îcâb eder. Memâlik i Şâhâne’mizde usûl i meşrûtiyyetin i‘âdeten te’sîsinden evvel ihtilâl komiteleri teşkîl etmiş olan Ermeniler bi’l-âhire teşkîlâtlarını fırak ı siyâsiyye hâline ifrâğ eylemişlerdi. İşbu tahavvül ancak zâhiren ve sırf şeklen vâki‘ olub hakîkatte ise Ermenilerin teşkîlât ı kadîme i ihtilâl-kârânelerini hey’et i sâbıkasında muhâfaza ettiklerini ma‘a’t-te’essüf müşâhede eyledik. Taleb eylediği bi’l-cümle hukûk ı medeniyye ve siyasiyyeyi meşrûtiyyeti müte‘âkib istihsâl etmiş olan bir kavmin şu hareketi asla ma‘zerete hakk u savâb olamaz. Hudûdumuza düşman orduları tecâvüz ettikleri andan bi’l-istifâde Ermeniler bu ordularla müşterek ve onların mensûb oldukları hükûmât tarafından müteşevvik oldukları hâlde bir hareket i ihtilâliyye îkâ‘ eylemişlerdir. Ve bu hareket Memâlik i Şâhâne’mizin hâl ve mevki‘ i müşkiline birkat daha vehâmet îrâs etmiş ve vatanımızın te’mîn i müdâfa‘ası maksadıyla ittihâz olunan tedâbîr i askeriyyeyi ta‘vîk eylemiştir.
Mârrü’z-zikr erbâb ı ihtilâlin kendi ikrârlarıyla ve cerâ’id i ecnebiyyede vâkî‘ olan neşriyatlarla el-yevm gayr i kâbil i i‘tirâz sûretde sâbittir ki bunlar şu husûsda uzun ve mükemmel bir ta‘ammüdle ve müretteb bir plana tevfîkan hareket etmişlerdir.
Ermeni ihtilâl komitelerinin Anadolu’nun her köşesinde şubeleri bulunduğundan bunlar tarafından tertîb olunan ve düşmanlarımız cânibinden teşvîk ve mu‘âvenete mazhar olan kıyâm, umûmî bir mâhiyette olmuştur. Böyle bir hâl muvâcehesinde kendi hâlinde yaşayan anâsır ile intizâm ı umûmîyi ihlâl eden anâsırı yekdigerinden tefrîk edebilmek me’mûriyetimizce fi‘len gayr i mümkin olduğu cihetle hükûmetimiz tedâbîr i umûmiyye ittihâz etmek ve harekât ı askeriyyeye sahne olan mahaller kurbundaki menâtıkı Ermenilerden tahliye etmek mecbûriyetinde kalmıştır. Binâ’en-alâ-zâlik mücrimlerle bî-günâhlara la-ale’t-tefrîk tedâbîr i tenkîliyye tatbîk veya haklarında bi’l-mukâbele mu‘âmelât ihtiyâr edilmiş olması mevzû‘ i bahs olmayıp vâkî‘ i hâl düşman devletlerin her cihetten tehdîtleri altında kalmış bulunan Memâlik i Şâhâne’mizin menâfi‘ i âliyesi îcâbâtından olarak umûmi bir nakl i mekândan ibarettir. Hükûmetimiz arzû-yı şâhânemize tevfîk hareketle işbu tebdîl i mekânın yerleri değiştirilen ahâlîye zarar îrâs edecek bir sûrette vukû‘ bulmamasına ve bu husûsta sû i ef‘âl irtikâb edecek me’mûrîn ve efrâdın teczi’e edilmelerine ve mekânları tebdîl ettirilmiş kesân ile eşhâs ı sâlisenin menâfi‘lerinin bu bâbda mahsûsan neşredilen kânûna ahkâmına tevfîkan vikâye edilmesine nigeh-bân olmaktan hâlî kalmamış ve kalmamakta bulunmuştur. Memâlik i Şâhâne’mizin Ermeni ahâlîsinin bize medyûn oldukları sadâkatten fî-mâ-ba‘d inhirâf etmeyecekleri ümidini izhâr eder ve zât ı haşmetânelerinin kıymet-dâr ı sıhhat ve âfiyet ve sa‘âdet hâlleri hakkındaki temenniyyât ı hâlisânemizin kabûlünü ricâ eyleriz.

Özet

Osmanlı Ermenileriyle ilgili Vatikan’a ulaşan haberlerin gerçek dışı olduğu, Türkiye’de ırk, din ve mezhep ayırımı yapılmaksızın herkese eşit muamele yapıldığı ancak; Meşrutiyetten sonra siyasî partiye dönüşen Ermeni komitelerin, planlı bir şekilde düşmanla işbirliği yaparak Anadolu’nun her tarafında ayaklandıkları, vatanın müdafaası için Hükûmet’in önlem almak zorunda kaldığına dair Padişah’tan Papa’ya gönderilen “Name-i Humâyûn”.

1915.9.10

HR.SYS 2799/43 Belge No: 14

kaynak: T.C. başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü.


TEHCİRİN BAŞLATILMASI-1

Nisan 11, 2007

DH. ŞFR, 54-A/384
Bâb ı Âlî
Dâhiliye Nezâreti
İskân ı Aşâyir ve Muhâcirîn Müdîriyeti
İstatistik Şu‘besi
Şifre
Adana, Haleb Vilâyatına, Adana, Haleb, Maraş Komisyon Riyâsetlerine
Ermeni katoliklerin diğerleriyle birlikte sevk ve teb‘îdleri takarrur etmekle o yolda mu‘âmele îfâsı
Fî 29 Temmuz sene [1]331
Nâzır
Talat

Özet

“Ermeni Katolikleri diğerleriyle birlikte sevk ve teb’idleri takarrür etmekle, o yolda muamele ifası” şeklinde İskan-ı Aşayir ve Muhacirin Müdüriyeti’nden Adana ve Halep vilayetler ile Adana, Halep ve Maraş Komisyon Riyasetleri’ne çekilen telgraf.

1333.N.30

DH.ŞFR 54-A/384 Belge No: 1

kaynak: T.C. başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü.