Işık Nedir?

Mayıs 1, 2007

Çok eski çağlardan beri; bilim adamları, elektromanyetik tayf’ın dar bir  bölümündeki radyasyon formlarını, göz sayesinde algılayabildikleri için  buna ışık adını verdiler, ne olduğunu merak ettiler ve ilgi gösterdiler. Önceleri; Antik çağda, Yunanlılar zamanında, gözün, bakılan cisme  doğru ışık ışınları yaydığı düşünülürdü, Epikür görüntünün gözden  kaynaklanan resimlerden oluştuğunu ileri sürmüş, Platon ışığın bakılan  cisimlerden göze geldiğini iddia etmişti. Daha garip düşünceler de  mevcuttu; bunlar arasında, gözden fırlayan parçacıklar ile görme  sağlandığı düşüncesi de mevcuttu. Bu düşünceler Antik çağdan  17. y.y. kadar uzanan düşünceleridir.
1675 yılında ilk kez Danimarkalı astronom Römer ışığın hızı konusuna  eğildi, Jüpiter’in bir uydusunun gezegen arkasında kalma süresini 
hesaplamakta olan Römer, bu sürenin gezegenin dünyaya uzaklığı  arttığında fazlalaştığını farketti ve bunun ışığın daha çok yol katetmesi 
ile ilgili olduğunu düşünerek ışığın hızı konusuna dikkati çekti.

Newton 1704′de ışık deneyleri ile ilgili çalışmalarını yazdığı  ‘Optics’  kitabını yayımladı. Newton ışık ile ilgili olarak çalışırken, Hollanda’da  Cristian Huygens bir teori geliştiriyordu ve ilk bilimcilerin tersine ışığın  parçalardan değil dalgalardan meydana geldiğini öne sürüyordu. O da Decartes, Newton ve daha başkaları gibi çok ince ve elastik  nitelikte olan ve  ışığın yayılmasını sağlayan bir ortamdan bahsediyordu, bu madde tüm uzayı baştanbaşa dolduruyordu ve bu ortam ışık  dalgalarının yayılmasını sağlıyordu. Daha sonraları eter veya esir  denen ve varlığı ile ilgili pek çok çalışma yapılan sonunda yokluğuna  karar verilen daha doğrusu tespitinin mümkün olamayacağı ispatlanan  bir madde idi bu. Huygens’in çalışmaları her ne kadar Snell’in kırılma  yasalarını destekliyorsa da, ışık düz gidiyor ve köşeleri dönmüyordu. Bu sıralarda ışık için kafa yoranlardan biri de Robert Hooke idi. O da ışığın eğri dalgalardan olduğu gibi bir varsayım geliştirmişti. Newton’un parçacık teorisi ile Huygens’in dalga teorisi arasındaki  kavgayı o yıllarda tüm ağırlığınca hissedilen Newton’un Otoritesi  kazandı. Öyle ki: Dönemin ünlü bir bilim adamı Newton için ‘Acaba  onun da bizim gibi yeme, içme, uyuma gibi ihtiyaçları var mı?’ diye  sormaktan kendini alamamıştır.

19. yüzyılda Thomas Young ortaya çıktı ve dalga teorisine ağırlık  kazandırdı, o güne kadar dalga teorisi ile açıklanamayan kırınım 
ve keskin gölge olayına, yeteri kadar kısa dalga uzunluklarında ışık  hem düz gidebilir hem de keskin gölge yapabilir diyerek açıklık getirdi, girişim yasalarını açıkladı ve ışığın dalga uzunluğunu öçtü. Bu arada  Fresnel adında bir Fransız bilim adamı kırınım olayını başarı ile 
açıkladı ve dalga teorisi güçlendi.

Daha sonraları Fizeau, Foucault, Michelson ışık hızı ile ilgili deneyler  yaptılar. Michelson 299.770 km/sn olarak ışık hızını belirledi. (Boşlukta  ışık yayılma hızı 299.793 km/sn’dir.) Boşluk ışık hızı, kırılma indisine  bölünerek o ortamdaki ışık hızı bulunur. Havanın kırılma indisi 1,0003′tür o halde hava içinde ışık hızı 299.703 km/sn olarak bulunur. Elmasın kırılma indisi 2. 42 dir o halde ışık hızı elmas içinde 
124 .000 km/sn dir.

Clerk Maxwell  19. yüzyıl ortalarında elektromanyetik dalga kuramını  geliştirdi ve elektromanyetik dalgaların ışık hızında hareket ettiğini 
gösterdi, o halde ışık da bir elektromanyetik dalga formunda olabilirdi. Ayrıca daha başka elektromanyetik radyasyon formlarının da 
varlığı araştırılmalı idi.

Işığın dalga formu 20. yüzyıl başlarına kadar ön planda oldu. 1900 yılında Max Plank‘ın kara cisim ışımasına ait kuramsal 
çalışması yayınlandı ve sonuçta Plank enerjinin, enerji paketçikleri  olarak yayıldığını ortaya koydu ve bu paketçiklere ‘Quanta‘ adını 
verdi. Enerji quantumları E= hxf  olarak formülize edilmekteydi.  Bu teori de ki ‘h’  ifadesi doğanın değişmezlerinden biri olan 
Plank sabitini ifade etmektedir ve 6.62×10-34 joule/sn’dir. Quantum  teorisi ile dalga teorisi sarsılmadı ama, doğanın sürekliliği yasası 
yara aldı. ‘Natura non facit saltus‘ sallanmaya başlamıştı.  1905 yıllarına gelindiğinde Einstein‘ın Fotoelektrik Etki Teorisi 
Quantum teorisini doğruladı. Daha sonraları ‘Tanrı zar atmaz’ diyerek quantum teorisini kabullenmekte zorlanan Einstein’ın,
özel rölativite kuramı ile; bizim evrenimiz için ışık hızının sınır olması  ve ışık hızına erişilememesi, evrenin sınırlarını ortaya koydu.
Yine; çekim alanından geçen ışığın sapması varsayımının deneylerle  doğrulanması, ışığın parçacık teorisini güçlendirdi. Planck ın  E=hxf 
olarak ortaya koyduğu formül, quantum denen enerji paketi ile ışığın frekası arsındaki ilişkiyi ortaya koymakta idi. Işık artık enerji 
paketçikleri idi. Einstein Foto – Elektrik Etki olayını açıklarken ışığın foton adı verilen enerji parçacıkları olduğunu gösterdi.

Bu sıralar Niels Bohr adında bir Danimarkalı bilim adamı ortaya çıktı  ve yeni bir atom modeli ortaya koydu. Bu modelde elektronlar 
çekirdek etrafında belli yörünge seviyelerinde olabilirdi ara seviye  söz konusu değildi. Elektronların bu seviyeler arasında sıçraması 
söz konusu idi. Daha sonraları pek çok bilim adamının; dalga mekaniği, istatiksel mekanik konularında yaptığı çalışmalarla quantum teorisi dev  adımlarla ilerledi. Bunlar arasında Heisenberg, Pauli, Landau, Born, Dirac gibi fizikçiler vardı.

1950 yıllarından sonra, elementer parçacıklar konusunda yapılan  çalışmalar ve atomun yapısı ile ilgili yeni buluşlar 4 çeşit madde 
etkileşimleri olduğunu ortaya koydu. Bunlar Kütlesel Çekim, Elektromanyetik, Zayıf Etkileşim ve Güçlü Etkileşim olarak tanımlandı  (Bu konuyu bir başka yazımızda daha geniş olarak ele alacağız).  Elektromanyetik etkileşimle bağlantılı olan gluon’a foton adı verildi. Yani 1905 de Einstein’ın ortaya koyduğu ışık parçacığı.

Bu konu ile ilgilenen Quantum elektrodinamiği; elektromanyetik alanın  yani ışığın gluon’unun foton olduğunu söyler. Foton kütlesi ‘0′ olan ve  elektrik yükü ‘0′ olan bir gluon’dur. Özel Rölativite’nin ortaya koyduğu  ışığın çekim alanında sapması olayı bize foton adı verilen bu 
parçacığın bir kütlesinin olduğunu söylemektedir keza ışık basıncı’nın  olması da fotonun bir kütlesi ve momentumu olduğunu gösterir.
O halde ışık hızında, foton’un bir kütlesi vardır.

Her ne kadar rölativistik olarak düşünüldüğünde, hiçbir kütle ışık  hızına ulaşamaz, rölativistik kütle artış formülünde, bir kütlenin ışık 
hızına ulaşması durumunda kütlesi sonsuz olur. Sonsuz bir kütle  sonsuz enerji demektir, bu da mümkün değildir. Peki o halde 
fotonlar nasıl olup da ışık hızında gidebilmektedirler?

Rölativistik olarak bir kütlenin ışık hızına ulaştırılamaması fotonlar  için geçerli değildir; çünkü foton öncelikle sükünet kütlesi ‘0′ olan 
bir quantadır. Sükünet kütlesinin ‘0′ olması da fotonun özel halini  tam olarak açıklamamaktadır ve bir belirsizlik vardır ki bu kütle artış 
formülünde v = c alındığında  sükünet kütlesi ‘0′ olan foton’un  kütlesi  belirsiz olarak bulunur . Bu çelişki ancak şimdilik bu formülün 
fotonlara uygulamaz demesi ile unutulmaya çalışılmaktadır.

Pratikte biz ışık diye elektromanyetik tayfın görünen ışık kısmındaki,  elekromanyetik  dalgaları içeren dar bir bölümününden bahsederiz;
çünkü görsel olarak bu bölümün algılanması göz sayesinde kolayca  başarılır. Bunun dışında olan elektromanyetik dalgalar çeşitli cihazlarla 
görülür hale getirilerek veya etkileri belirlenerek algılanır.

“Işık nedir?” sorusunun cevabı etrafındaki kavga artık sona ermiş  durumdadır. Işık hem dalga hem parçacıktır yani kimilerinin deyimi 
ile ‘wavicle’ dır. Yani kimi zaman particle (parçacık)  kimi zaman wave (dalga).

zamandayolculuk.com


OBEB-OKEK

Mayıs 1, 2007

A. ORTAK BÖLENLERİN EN BÜYÜĞÜ (OBEB)

En az biri sıfırdan farklı iki ya da daha fazla tam sayının ortak bölenlerinin en büyüğüne bu sayıların ortak bölenlerinin en büyüğü denir ve OBEB biçiminde gösterilir.OBEB bulunurken verilen sayılar asal çarpanlarına ayrılır. Ortak olan asal çarpanlardan büyük olmayan üslülerin çarpımı bu sayıların OBEB ini verir.

  •  Eğer a ¹ 0 veya b ¹ 0 ise OBEB tanımlı olup OBEB(a, b) ³ 1 dir.
  •  a = b = 0 ise OBEB(a, b) tanımsızdır.

B. ORTAK KATLARIN EN KÜÇÜĞÜ (OKEK)

Hepsi sıfırdan farklı iki ya da daha fazla tam sayının pozitif ortak katlarının en küçüğüne bu sayıların ortak katlarının en küçüğü denir ve OKEK biçiminde gösterilir.OKEK bulunurken verilen sayılar asal çarpanlarına ayrılır. Ortak olan asal çarpanlardan küçük olmayan üslülerin çarpımı bu sayıların OKEK ini verir.

  •  a ve b tam sayılarından en az biri sıfır ise, OKEK(a, b) tanımsızdır.

 a ve b pozitif tamsayı, a £ b ise,

  •  OBEB(a, b) £ a £ b £ OKEK(a, b)
  •  a . b = OBEB(a, b) . OKEK(a, b)
  •  a ile b aralarında asal ise, OBEB(a, b) = 1

image0011.gifkesirleri ile tam bölünen en küçük   pozitif kesir   image0021.gif kesirleri ile tam bölünebilen en küçük pozitif kesir

Ü   a ve b pozitif tam sayı olmak üzere,

image0031.gif

Ü İki pozitif tam sayının çarpımı, bu sayıların OBEB i ile OKEK inin çarpımına eşittir. Fakat ikiden fazla pozitif tam sayının çarpımı, bu sayıların OBEB i ile OKEK inin çarpımına her zaman eşit değildir.

Ü A pozitif tam sayısı a . b ile tam bölünebiliyor ve OKEK(a, b) = x ise, A sayısı x ile tam bölünür.

 

alıntıdır.


TRİGONOMETRİ

Mayıs 1, 2007

A. BİRİM ÇEMBER

Analitik düzlemde merkezi O(0, 0), yarıçapı 1 birim olan çembere birim çember denir.
Birim çemberin denklemi, x2 + y2 = 1 dir.
image001.gif

B. YÖNLÜ AÇI

image002.gif

x O P açısı pozitif yönlü açıdır.
x O R açısı negatif yönlü açıdır.

C. AÇI ÖLÇÜ BİRİMLERİ

1. Derece

Bir çemberin çevresinin 360 da 1 ini gören merkez açının ölçüsüne 1 derece denir. 1 derece 1° ile gösterilir.
1 derece = 60 dakika
1 dakika = 60 saniye
1 derece = 3600 saniyedir.

2. Radyan

Bir çemberde yarıçap uzunluğundaki yayı gören merkez açının ölçüsüne 1 radyan denir

3. Grad

Bir çemberin çevresinin 400 de 1 ini gören merkez açının ölçüsüne 1 grad denir.

Bir açının; derece türünden değeri D, radyan türünden değeri R ve grad türünden değeri G ise,
image003.gif

• 90° =image004.gifradyan = 100 graddır.

• 180° =π radyan = 200 graddır.
• 270° =image005.gifradyan = 300 graddır.

• 360° = 2π radyan = 400 graddır.

D. ESAS ÖLÇÜ

0° ≤ α ≤360° olmak üzere,
θ α= a + k . 360, (k E Z)
ise, a ya q nın esas ölçüsü denir.
1. θ derece türünden bir açı ve α, θ nın derece türünden esas ölçüsü ise,
θ=α(mod 360) tır.
2. θ radyan türünden bir açı ve a, q nın radyan türünden esas ölçüsü ise
θ = α (mod 2л) dir.
3. θ grad türünden bir açı ve α, θ nın grad türünden esas ölçüsü ise,
θ = α (mod 400) dür.

E. TRİGONOMETRİK FONKSİYONLAR

1. Sinüs, Kosinüs, Tanjant ve Kotanjant Fonksiyonları

image006.gif

Şekilde verilenlere göre,
1) P(cosα , sinα)
|OA| = cosα , |OB| = sinα dır.
2) C(1, tanα) , |CF| = tanα dır.
3) D(cotα, 1) , |ED| = cotα dır.

1. sin2α + cos2α = 1 dir.
2. – 1≤ sinα≤1 ve – 1 ≤cosα ≤ 1 dir.
3.image007.gif
4.image008.gif
5. – ∞ 2. Sekant ve Kosekant Fonksiyonu

image009.gif

Şekilde verilenlere göre,
1) E(secα 0) , |OE| = secα dır.
2) D(0, cosecα) , |OD| = cosecα dır.

1.image010.gif
2.image011.gif
3. 1 + tan2α = sec2a dır.
4. 1 + cot2α = cosec2α dır.
5. Sekant ve kosekantın tanım aralığı:
(– ∞ – 1] u [1, ∞) = IR – (– 1, 1) dir.

F. DİK ÜÇGENDE TRİGONOMETRİK ORANLAR

image012.gif
m(CAB) = α
b2 = c2 + a2

ABC dik üçgeninde ,

image013.gif

Birbirini 90° yeimage004.gif( radyana) tamamlayan iki açıdan birinin sinüsü diğerinin

kosinüsüne, birinin tanjantı diğerinin kotanjantına eşittir.
Yani,
x + y =image004.gifolmak üzere,
sinx = cosy , cosx = siny
tanx = coty , cotx = tany
secx = cosecy, cosecx = secy dir.

G. TRİGONOMETRİK FONKSİYONLARIN BÖLGELERDEKİ İŞARETLERİ

image014.gif

0° sinα, cosα, tanα pozitiftir.
90° cosα ile tanα negatif,
sinα pozitiftir.
180° cosα ile sinα negatif,
tanα pozitiftir.
270° sinα ile tanα negatif,
cosα pozitiftir.
1) sinα ile cosα nın işaretlerinin bölümü tana nın işaretini verir.
2) tanα ile cotα nın işaretleri aynıdır.
3) sinα ile cosecα nın işaretleri aynıdır.
4) cosα ile secα nın işaretleri aynıdır.sin(– a) = – sinα

H. ÖZEL AÇILARIN TRİGONOMETRİK ORANLARI

image015.gif

I. 90° DEN BÜYÜK AÇILARIN TRİGONOMETRİK ORANLARI

image016.gif

image018.gif
sin(– α) = – sinα
cos(– α) = cosα
tan(– α) = – tanα
cot(– α) = – cota
alıntıdır.


XX. YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI İMPARATORLUĞU.

Mayıs 1, 2007

Trablusgarp Savaşı

Savaşın Nedenleri

Trablusgarp Savaşı’nın çıkmasında;
• Sömürgecilik yarışında geç kalan İtalya’nın sanayisi için hammadde ve pazar arayışı
• Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’ı koruyamayacak durumda olması
• Coğrafi konumu itibariyle İtalya’ya yakın olan Trablusgarp’ın ticaret yolları üzerinde bulunması ve zengin petrol kaynaklarına sahip olması
gibi nedenler etkili olmuştur.

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarının başlaması üzerine İtalya ile Ouchy (Uşi) Antlaşması’nı imzaladı (18 Ekim 1912). Bu antlaşma ile Trablusgarp Savaşı sona ermiştir.

Savaşın Sonuçları

• Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika’daki son toprağını da İtalyanlara bırakarak bu kıtadan tamamen çekilmiştir.
• Rodos ve Oniki Ada’yı ele geçiren İtalya, Ege Denizi’nde etkin bir güç haline gelmiş, Osmanlıların Ege’deki hakimiyeti sarsılmıştır.
• Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarından mağlup çıktığından İtalya’ya bırakılan adaları geri alacak güce sahip değildi. Bu nedenle İtalya adaları geri vermedi. Oniki Ada, II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar İtalya’da kaldı. Savaşta mağlup olan İtalya, adaları Yunanistan’a bırakmıştır (1947).

Balkan Savaşları

Balkan Savaşlarının Nedenleri

• Rusya’nın tarihi emellerine ulaşabilmek amacıyla Balkan uluslarını Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtması
• Balkan uluslarının iyice zayıflayan ve yıkılmakta olan Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki topraklarını ele geçirmek istemeleri
• Balkanlarda Panislavizm politikası takip eden Rusya’nın milliyetçilik fikirlerinden yararlanarak Balkan uluslarının aralarında uzlaşma sağlaması
• Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya yaklaşmasından rahatsızlık duyan İngiltere’nin Reval Görüşmesi (1908) sonucunda Rusya’yı Osmanlı toprakları, Boğazlar ve Balkan politikasında serbest bırakması
• Avrupalı büyük devletlerin kendi politikaları doğrultusunda Balkan uluslarını desteklemeleri
• Osmanlı Devleti’nin politik bölünmüşlük içerisinde bulunması ve askeri birliklerinin bir kısmını terhis etmesi

Birinci Balkan Savaşı

Karadağlıların saldırısıyla I. Balkan Savaşı başlamıştır (8 Ekim 1912). Bu savaş sırasında Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ devletleri Osmanlı Devleti’ne karşı aralarında ittifak yapmışlardır.

I. Balkan Savaşı’nda;

• Balkanlardaki Osmanlı ordusunun düzensiz durumda bulunması ve askerlerinin bir kısmının terhis edilmesi
• Orduda particilik ve ikiliğin çıkmasından dolayısıyla disiplinin bozulması
gibi nedenler, Osmanlı Devleti’nin mağlubiyetine sebep olmuştur.
I. Balkan Savaşı’nın Sonuçları
• Osmanlı Devleti, Edirne ve Kırklareli dahil Balkan topraklarından çekilmiştir. Midye – Enez hattının doğusundaki topraklar Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmıştır.
• I. Balkan Savaşı sırasında Arnavutluk bağımsızlığını ilan etmiştir. Arnavutluk, Osmanlı Devleti’nden ayrılan son Balkan devletidir (28 Kasım 1912).
• Londra’da görüşmeler devam ederken İttihat ve Terakki Partisi I. Balkan Savaşı’ndaki yenilgiden dolayı yıpranan Kamil Paşa Hükümeti’ni “Babıali Baskını” ile devirerek iktidarı ele geçirmiştir. (23 Ocak 1913).
• I. Balkan Savaşı sonunda Bulgaristan Ege Denizi’ne ulaşmıştır.
• Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlıcılık fikrinin başarılı olamayacağı görülmüş ve milliyetçilik cereyanı güçlenmiştir. Balkanlarda Türk azınlığı meselesi ortaya çıkmış, Osmanlı Devleti’nin elinden çıkan Balkan topraklarından birçok Türk ve Müslüman Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmıştır.

İkinci Balkan Savaşı

Londra Antlaşması’na göre en fazla toprağı Bulgaristan aldı. Büyük bir Bulgaristan Devleti’nin ortaya çıkması ve topraklarını Ege Denizi’ne kadar genişletmesi, Yunanistan ve Sırbistan’ın tepkisine neden oldu. Sonuç olarak Osmanlı Devleti’nden alınan toprakların paylaşımı Balkan ulusları arasında İkinci Balkan Savaşı’na neden olmuştur.
Bu durumdan faydalanmak isteyen Osmanlı Devleti harekete geçti. Kurmay Yarbay Enver Bey komutasındaki Türk ordusu Londra Antlaşması’nda belirtilen Midye-Enez sınırını geçerek Kırklareli ve Edirne’yi geri almıştır.

Birinci Dünya Savaşı (1914 – 1918)

Savaşın Nedenleri

Savaşın çıkmasında etkili olan genel nedenler; Fransız İhtilali’nin getirdiği ulusçuluk akımı ve Sanayi İnkılabı’nın getirdiği sömürgecilik yarışıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli nedeni devletler arasındaki ekonomik yarıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasında;
• Almanya ile İngiltere arasındaki hammadde ve pazar rekabeti
• Fransa’nın Almanya’ya kaptırdığı Alsas – Loren kömür havzasını geri almak istemesi
• Rusya’nın dünya ticaretinde pay sahibi olmak amacıyla sıcak denizlere ulaşmak ve Balkanlarda otoritesini artırmak için Slav toplulukları kendi idaresi altında birleştirmek istemesi
• Sömürgecilik yarışına geç katılan İtalya’nın Akdeniz’de etkinliğini artırmak ve yeni sömürgeler elde etmek istemesi
• Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’nun ülkesindeki ulusçuluk hareketlerini engelleyerek birliğini korumaya ve Balkanlarda gücünü artırmaya çalışması
• Avusturya ile Rusya arasında Balkanlara hakim olma yarışı
• Almanya’nın Osmanlı topraklarındaki emellerine ulaşma konusunda Rusya’yı engel olarak görmesi
• Avusturya – Macaristan veliahtının Saraybosna’da bir Sırp tarafından öldürülmesi
gibi özel nedenler etkili olmuştur. Avusturya – Macaristan veliahtının öldürülmesi, Birinci Dünya Savaşı’nı fiilen başlatmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinde;
• Devlet adamlarının savaşı Almanların kazanacağına inanmaları
• XIX. yüzyılın sonlarında ve XX. yüzyılın başlarında kaybedilen toprakların geri alınmak istenmesi
• İttihat ve Terakki Fırkası’nın Alman hayranlığı ve askeri ıslahatlarda Almanya’dan faydalanılması
• Ege adalarının geri alınmak istenmesi
• Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar ve Duyun-u Umumiye borçlarından kurtulmak istemesi
• Osmanlı Devleti’nin siyasi yalnızlıktan kurtulmak istemesi
• Osmanlı devlet adamlarının Almanya’nın desteğiyle ülkenin kalkınabileceğine inanmaları
gibi nedenler etkili olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi sonucunda;
– Yeni cepheler açılmış ve savaş alanı genişlemiştir.
– İngiltere Kıbrıs’ı topraklarına kattığını açıklamıştır.
– Osmanlı Devleti tek taraflı olarak kapitülasyonları kaldırdığını ilan etmiştir.
– Osmanlı Devleti birçok cephede birden savaşmak zorunda kalmıştır.
– Osmanlı toprakları İtilaf Devletleri arasında yapılan gizli antlaşmalarla paylaşılmıştır.
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda Kafkasya, Çanakkale, Irak, Suriye-Filisten, Yemen-Hicaz, Kanal, Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephelerinde savaşmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın Genel Sonuçları

• Osmanlı, Almanya ve Avusturya – Macaristan İmparatorlukları ile Rus Çarlığı parçalanmıştır.
• Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Litvanya, Macaristan ve Türkiye gibi yeni devletler kurulmuştur.
• Dünya barışını korumak amacıyla Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) kurulmuş, sömürgeciliğin yerini manda yönetimi almıştır.
• Sınırların çizilmesinde “milliyetçilik” ilkesine dikkat edilmemesi azınlıklar sorununa neden olmuştur.
• Cumhuriyet rejimleri ağırlık kazanmış bazı ülkelerde rejim değişiklikleri olmuştur. Almanya, Türkiye, Bulgaristan ve Avusturya’da Cumhuriyet Rusya’da ise sosyalist yönetimler kurulmuştur.
• Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması, Almanya, Avusturya – Macaristan ve Rusya’daki değişiklikler Orta Doğu ve Avrupa’da dengelerin bozulmasına ve otorite boşluğuna neden olmuştur.
• İngiltere ve Fransa en önemli rakipleri Almanya’yı safdışı ettiler. Savaştan en kârlı çıkan devlet İngiltere olmuş, Almanya gücünü yitirmiştir.
• Ümmetçilik anlayışı sona ermiş, Araplar Osmanlı Devleti’nden ayrılmıştır.
• İlk kez kimyasal silahlar, denizaltı ve tanklar bu savaşta kullanılmıştır. Kimyasal silahların ve uçakların kullanılması sivil savunma teşkilatının kurulmasında etkili olmuştur.
• Savaş sonunda Almanya’ya çok ağır şartlarda antlaşma imzalatılması ve İtalya’ya savaş içerisinde vaadedilen toprakların verilmemesi İkinci Dünya Savaşı’na neden olmuştur.

alıntıdır.