ERMENİ TEHCİRİN SEBEPLERİ VE ALINAN TEDBİRLER-7

Aralık 28, 2006

HR. SYS, 2776/77_1

Devlet‑i Aliyye‑i Osmâniyye

Petersburg Sefâret‑i Seniyyesi

Aded

Umumi: 32719

Hususi: 254

Hulâsa:

Moskova Gazetesinin neşriyâtına dair.

Umur‑ı Siyasiye Müdüriyet‑i Umumiyesi

Huzûr‑ı Sâmi‑i Hazret‑i Nezâretpenâhîye

Ma‘ruz‑ı çakeri kemîneleridir.

Moskova Gazetesi’nin iktibasen Borse Gazetesi (Journal de
la Bourse) tarafından neşr edilen ma‘lûmâtın ber vech‑i zîr arzına müsâra‘at olunur.

“Avrupa ve hâssaten Rus diplomasisi geçen sene nihayetinde Ermenistan’ın mukadderatına alakadar olarak bir çok şehirlerde muvakkat komiteler teşkil edilmiş ve bunların vezâ’ifi Ermeni meselesinin neşv ü nemâsına ma‘tuf ve Türkiye Ermenistanı’ndaki ıslahat ve terakkiyat‑ı iktisadiyeye mu‘âvenetten ibaret bulunmuş ve Moskova’da dahi bir Ermeni komitesi te’sis ederek eşrâf ile tüccardan bir çokları dahil olmuş idi. Şimdiye kadar komite faâliyet‑i mahsûsa ibrâz etmemiş ise de yalnız Mösyö Miliokof(Milioukof) Ermeni meselesine dair konferanslar i‘ta eylemiştir. İşbu komite el-hâletü hâzihi Rus lisanında bir Ermeni gazetesi neşr eylemeyi taht‑ı karara almış ve bir Ermeni bankası ihdâsı meselesini meydana çıkarmıştır. Ermeni bankası Moskova Milli Bankasının aynı esasları üzerine teşkil kılınacak ve bundan maksat Türkiye’deki Ermeni Milleti’ne ufak bir kredi açmak olacaktır. Bu meseleyi tetkik etmek üzre komite Mösyö Totomianty’i memur etmiştir. ” Ol bâbda emr u ferman Hazret‑i veliyyü’l emrindir.

Fi. 29 Nisan Sene. 1914

Petersburg Sefîr‑i Kebîr Vekîli

Bende

 İmza 

Özet

Borse adlı Rus gazetesinin bir haberinin gönderildiği, Rus Devleti’nin Ermeniler ile yakınlaşması neticesi Moskova’da da bir Ermeni Rus komitesi kurulduğu, maksadının Anadolu’da Ermenilerin ıslahat ve iktisadi gelişmelerine çalışmak olduğu, bu maksatla bir de banka kuracakları haberi.

1914.4.29

HR.SYS 2776/77 Belge No: 1

kaynak: T.C. başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü


ERMENİ TEHCİRİN SEBEPLERİ VE ALINAN TEDBİRLER-6

Aralık 28, 2006

HR. SYS, 2789/35

Bâb‑ı Âlî

Hâriciye Nezâreti

Umûr‑i Siyâsiyye Müdîriyyet‑i Umûmiyyesi

1626-28065

Sadârete

Gavâ’il‑i hâzıradan bi’l-istifâde bir müdâhele‑i ecnebiyyeyi davet etmek üzre Amerika’daki Ermeni Fırkaları Murahhası Doktor Gabriel’in refâkatinde Ada Vak‘ası’nda zî-medhal olmak hasebiyle Amerika’ya firâr eden sabık Piskopos Moşinh bulunduğu hâlde Londra’ya gittiği ve New York’daki Osmânlı Ermenileri miyânındaki erbâb‑ı ciddiyyetin bu teşebbüsü cem‘iyyât‑ı fesâdiyyenin bir hareket‑i hôd-serânesi olarak telakkî edip takbîh etmekte bulundukları New York Şehbenderliği’nin iş‘ârına atfen Washington Sefâret‑i Seniyyesi’nden bildirilmiş ve bu bâbda Londra Sefâret‑i Seniyyesi’ne îcâb eden ta‘limât i‘tâ kılınmış olmağla

19 Kânûn‑ı Sâni sene [1]328

1 Şubat sene [1]913

 

 

Özet

Ermeni cemaatlerinin temsilcisi olarak Dr. Gabriel’in yanında Adana hadiselerinden sabıkalı firari Moşinh adlı Piskopos bulunduğu halde Londra’da yapılacak sefirler konferansında Ermenilerin şikayetini dile getirmek üzere gideceği, adı geçenin bozguncu iddialarına manî olunması.

1913.1.20

HR.SYS 2789/35 Belge No: 1

kaynak: T.C. başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü


Çanakkale Ağlar

Aralık 28, 2006

M. Sacid ARVASİ
Çanakkale’ye her baktığımda, Gelibolu bir damla yaş gibi Ege’ye süzülür. Sanki memleketimin haritası ağlar. Gelibolu’ya her baktığımda, Boğaz’ın köpüklü suları içimin kıyılarına vurur, sonra kelimeler kanatlanır kalbimden. “Hey Gelibolu derim, onca yiğit sende Hakk’a yürümüşken, neden göğe şahlanmıyorsun da hicranlı bir yaş gibi denize uzanıyorsun!” Boğazın köpüklü suları kıyılarına vurur; “İki yüz elli bin can.. iki yüz elli bin tane can…” yankıları hıçkırık olur, Gelibolu ağlar.

Zaman, fırtınalara tutulduğumuz zamanlar… Rüzgârların yelelerimizi dağıttığı, aslan cesametimize “hasta adam” dendiği zamanlar. Sonunda kara ağızlar ferman keser: “Çanakkale’den… İstanbul’a varalım; hançerimizi tam kalbinden vuralım.” derler ve korkunç zırhlılarla yola çıkarlar. Hem kendilerinden o kadar emindirler ki, hesaplarına göre havalar müsait olursa iki hafta sonra Boğaz’a demirleyeceklerdir. İstanbul’u aldıklarında kullanacakları paraları bile beraberlerinde getirirler. Banknotlar gemilere dizilir, sandıklar ağlar. Bu hülyalarla İngiliz şilinglerine Osmanlıca “gümüş kuruş” yazılır, hatt-ı sülüs ağlar. Havadisler yıldırım hızıyla yayılır, postanelerde telgraflar ağlar. Azınlıklar “muzaffer haçlılar”ı karşılama heyecanına kapılırlar. Boğaz’a nazır balkonlar kiralanır, cumbalar ağlar.

Zaman; cephelere savrulduğumuz zamanlar… Yemen, Kafkasya, Galiçya şimdi de Çanakkale… Ve her evden bir yiğit… Her evden bu kaçıncı yiğit. Ama yine de “Git! Minareler ezansız, camiler Kur’ansız kalacaksa sen de git.” denerek, son yongalar uğurlanır, analar ağlar. Körpe yavrular koklanır, saçlarından bir tutam kesilir, hatıra için sarılır, mendiller ağlar. Nice genç kızın muradı Çanakkale’nin yollarına dizilir, kaç nişanlının elleri veda eder, kaçının kınası ağlar.

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Ağıtlar yakılır, türküler ağlar.

Ve yurdun dört bir yanından şehit namzetleri dökülür Çanakkale’ye. Düşmanın alnına değecek yalın bir pala, göğsüne inecek birer süngü gibi dizilirler siperlere. Artık geride ev bark, çoluk çocuk; ne ana, ne de yâr… Hepsinin hayali, dökerek oluk oluk kanlarını, ya şehit olmak ya da gazi; ama ille de karış karış toprağına yazarak, “Çanakkale geçilmez, Çanakkale geçilmez!”

Ve bir sabah Ege farklı bir tonda döver Gelibolu’yu, deniz hazin hazin kıyılara vurur, dalgalar ağlar.

Sene; 1914 bir sonbahar günü… Gri renkli ölüm makineleri görünür, ufuklar ağlar. Korkunç zırhlılar menzilin dışında kalıp tabyalarımızı darmadağın ederken, Mehmetçik hayıflanır, imkân ağlar. Yine de birer birer Boğaz’ın serin sularına gömülürler. Gelibolu’nun kayalarına çarpmayan gemiler, Mehmetçiğin göğsüne çarpar ve paralanır. Boğaz’ın çılgın sularından kurtulanlar, şehitlerin kanında boğulurlar. Ve bir bahar sabahı, Mecidiye tabyası darmadağın edilir. On altı yiğit şehit olur, geride Koca Seyit ağlar. Sonra “La havle ve la kuvvete” deyip mermiyi sırtlar, okkalar ağlar. Merdivenlerini üç kere inip çıkarken obüslerin, kemikleri çatırdar, basamaklar ağlar. Tarihler on sekiz martı gösterirken, Oşin serin suları boylar; denizin geçit vermeyeceğini anlarlar. Çıkarma yapmaya karar verilir, karalar ağlar.
Ve kahramanlar geçer Çanakkale’nin topraklarından. İlk çıkarmanın Ertuğrul koyuna yapılacağı sezilir, Ezineli Yahya Çavuş gürler: “Vatanımın toprakları namusum kadar kutsaldır. Düşman bu topraklara ayak basmamalıdır.” der ve altmış üç neferle akşama kadar üç bin düşman öldürülür, kahramanlar parmaklarını ısırır, Zal oğlu Rüstem ağlar.
Mehtap deresinden, bir orduya bedel bir Teğmen Mehmet Selim geçer. Sabah namazıyla beraber takımını bir süngü savaşına kaldırır. Talihsiz bir kurşun benzin bidonlarına isabet eder, aynı anda Selim Teğmen tutuşur. Fakat kararmaz cesedi ışıl ışıldır, güneş ağlar. Daha kimler, daha kimler… Birer birer değil, yiğitler bölük bölük, alay alay şehit düşer. Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay’ın, Rablerinin huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyler; bu beyazlıklar, onların ak niyetleridir, der. Ertesi gün bütün alay, Hakk’a pervaz eder, kuşlar ağlar.

3. Tabur’da bir kınalı er, tabur komutanı Sabri Beyin dikkatini çeker. Kınanın sebebini sorar, Yozgatlı Murat mahcup olur, boynunu büker. Hemen annesine yazar; “Kardeşlerimin başına kına yakma mahcup oldum, zabit efendi sorduğunda.” der, cevabını bekler. Ana cevap verir: “Ey oğlum, gözümün nuru Murat’ım! Zabit efendiye selam söyle, biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz. Sen dört kardeşin arasında kurbansın. Sen İsmail’sin. Sen orada şehit olacaksın İnşaallah. Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa, ben de onun için senin saçını kınalayıp gönderdim.” Kınalı Murat, mektubu almadan kurban olur, bıçaklar ağlar.
Bir savaştır ki, Çanakkale içindeki her şey ağlar. Şehit olan sevinçten, gazi olan teessürden ağlar. İmkân zalim elde olduğuna, mavzer Mehmed’imin elinde patlamadığına ağlar. Düşmanın habis ayağıyla kirletildim der, Seddü’l-bahir ağlar; boğdum hepsini birer birer der, Boğaz ağlar. Hepsinin üstüne: “Çanakkale geçilmez! Hani Çanakkale geçilmezdi.” der, toprağıyla dövünür, Çanakkale ağlar.

Ağla Çanakkale! Yıllarca döktüğün hicranlı yaşlara bedel bir daha ağla Çanakkale. Karaya oturmuş gemiye gözyaşlarıyla yeniden rota tutturanlara ağla. Bir anlamsız tutkunun izinde diyar diyar dolaşan ruhların yeniden formunu yakalamasına ağla. Bir ideal uğruna Anadolu’ya gelip ölenlere mukabil, Anadolu’dan dünyanın dört bir tarafına giden ve ancak bir ideal uğruna yaşayan gençlerine ağla. Ağla sevinç gözyaşlarıyla ve kanatlan! Müjdeler götür toprağından Hakk’a uçanlara. Kanınız boşa akmadı de! Bir nesil filizleniyor, kanınızı akıttığınız yerlerde de. Dilin sussun, hatıraların konuşsun Çanakkale!
Savaşlardaki kızıl hatıralarını okşayıp sevinç gözyaşları dökerken şehitler, sen de onlarla beraber bulut bulut ol. Yağmur yağmur in filizlenen altın neslin üzerine. Koca Seyit’in kudreti ol, Mülazım Mehmet Selim’in cesareti; Yahya Çavuş’un yüreği, Kınalı Murat’ın teslimiyeti… Yürü damarlarına, şahlansın her biri, aksın kıtalara, coğrafyalarda baştan başa bahar, sarsın her yeri.

Şimdi bir kez daha ağla. Feryatların duyulmamış cinsten olsun. Muradı senin için yaşamak ve sende ölmek olanlarla, arana okyanusların girmesine ağla. Şimdi bir kez daha ağla Çanakkale! Ama aczden değil, yalnızca bir Mekke mahzuniyetiyle olsun. Ağla bir ulu divanda, ki gözyaşların Asa-yı Musa gibi yarsın okyanusları, yol olsun. Ve dönsün gurbet mahkumları, vatanın gerçek evlâtları. Dönsün! Şehitler aşkına bir kez daha ağla, feryadın tutuştursun bütün denizleri, okyanuslar buhar olsun. Gerçek sahiplerinle arandaki engeller kahrolsun, duman olsun, yok olsun.


ÖZGÜRLÜK NEDİR?

Aralık 28, 2006

Dr.Recai Yahyaoğlu

Özgürlük; çaresizliğin bittiği yerde başlayan ve artık bunun yaşanmayacağı garantisini verdiği sanılan bir duygudur.Oysa çaresizlik duygusunun bittiği garantisini maalesef hiçbir şey veremez.Kendine çok güvenen dalgalı bir denizde kayık içinde kalan ateist insan gibi…Hiç ummadığı bir anda insan kendisine yetemeyeceği düşüncesine balıklama atlar yada bodoslama çarpıverir…

Özgürlük; insanın gerçekleştirebildiği kadarıyla benliğini, dış dünyasıyla birlikte kendi ruhsal dünyasına kabul ettirmesidir.Yani kişisel bütünlüğünü sağlamasıdır.Özgürlük, insanın öncelikle kendisinden memnun ve sonra diğerlerinden hoşnut olmasıyla elde ettiği bir duygudur.Kendinden memnun ve diğerlerinden hoşnut olamayan hiçbir zihin; özgürlüğü tattığına akıllı insanları asla inandıramaz.

Duygular; ruh dünyamızdan köken alırken bir sürü yanlış öğrenilmişliklerin azizliğiyle insanı kısır ve basit nitelemelerin iğretiliği içinde kendi içlerine hapsederler.Duyguların içine tutsak olmak özgürlüğü kumdan kalelere sokmak demektir.Çoğu kez insanların yaptığı budur…Asıl olarak özgürlük; duyguları sadece yaşadığı zaman süresi içinde değil, gelecekte ve daha henüz yaşamadığı fakat yaşayacağı tüm zamanlar içinde kendi yararına kullanma becerisi göstermektir.

Özgürlük; siyasi ve ideolojik düşünce kalıplarından tam olarak kurtulmaktır.Hele hele özgürlüğü tarif ederken bunların boyunduruğu altında olduğunu gösteren tanımlamalarla adeta ruhunun inim inim inlediğini dünya aleme ispatlama acizliğine ise hiç kapılmamaktır. Sağ, sol, laiklik yada irtica diyerek ve sadece bir yada birkaç kişi ile bu kelimeyi özdeşleştirmeye çalışmak özgürlüğün hedef tahtasına karavana atış yapmaktır…Bu durum ava giderken avlanan avcıyı ne kadar da güzel tarif etmektedir…

Aslında insanlar olarak hepimiz her yazdığımız çizdiğimizle biricikliğimizi ifade etmeye çalışıyor ve dertlerimize çözüm arayışımızı sürdürüyoruz.Bu dertlerden birisi de özgürlük arayışımızdır….Özgürlük insanlığın en eski derdidir.Hem şu anda dünyanın dört bir kıtasında devam etmektedir…Özellikle Ortadoğu’da…Ruhun labirentlerinde…İnsanlar genellikle çözüm ararken ve kendi dertleriyle ilgili önemli ifadeleri açıklamaya çalışırken kendi kazdıklara çukurlara kendilerini düşürmeye bayılırlar…’Türkiye laiktir laik kalacak’ diyenlerin bizatihi yaşadıkları açmaz gibi…Özgürlük sadece benim için vardır ve bunun şartı da sadece laikliktir anlamını kullanarak….

Özgürlük; duygularını, bedenini, ruhunu, zihnini savruk ve disiplinsiz kullanarak kendini diğerlerinden farklı gösterme zavallılığına düşmemektir.Bedenimiz ve ruhumuz için iyi gibi olan yada hoşumuza giden bir şey aslında iyi ve hoş bir şey olmayabilir.Bizim için iyi ve hoş olan her şey iyi ve hoş değildir her zaman…Bununla birlikte yine de kimi zaman iyi ve hoş olmayan bazı şeylerin ruhumuzun özgürlüğünün önünde engel olduğu söylenebilir…Bazen ise bu engeller ruhun gelişmesinde en önemli kazanç olurlar…

Özgürlük; insanın kendisini sadece bir partinin, bir cemaatin, bir tarikatın, bir sivil toplum kuruluşunun, bir grubun yada genel olarak herhangi bir kliğin üyesi, sempatizanı yada müridi olmadığını kabul etmesidir.İnsan bunların içinde elbette olabilir.Fakat sadece bunlardan birisinden olduğunu kabul ederek diğerlerini dışlaması hatta onlara mesafeli bulunması onun özgürlüğü hiç anlamadığını gösterir.Diğer yandan özgürlük; güncel ve yöresel politikanın acizliğinden sıyrılmaktır.Çok daha büyük ve anlamlı hedeflere yoğunlaşarak onlarla ilgilenip zaman kavramı içinde akışa geçmektir…Akış; zamanın nasıl ilerlediğini anlamaksızın yapılan işlere tam yoğunlaşmayla elde edilen ve en yüksek oranda verim alınan bir başarıdır.

Özgürlük; biz değil ben diyerek kendini diğer insanlara ispatlayıp onların hegamonyalarına baş kaldırmak değil, onları yanına alıp onlarla güçlenmek ve onlara rağmen onlara karşı durmaksızın ruh dünyasının çalkantılarından kurtulmaktır.Bağırarak ve ben diyerek değil mütevazi bir şekilde usulcacık biz diyebilme başarısını göstermektir…Özgürlük bağırıp çağırmayı unutup susmasını bilmek, sessiz ve derinden ilerleyerek sağlam tutarlı kararlar verme başarısını yaşamaktır.

Özgürlük; milletin memuru olup başkalarının memuru olmamaktır.Bazen hata yapıp istemesine rağmen olmayı başaramamaktır aslında…Katipliğin esareti ve iğretiliğiyle kağıtların arasında sıkışıp kalmamaktır.Makamların, paranın, kadının ve dünyaya dair pek çok iyi zannedilen şeylerin ağırlığından kurtulmaktır.Kurallar ve yasalar doğrultusunda bir şeyler yapmak zorunda kalındığında bunu dayatmayla zorlamayla değil doğal olarak yapıp zevk alarak gerçekleştirmektir…Tıpkı tüm hayattan zevk alarak mutlu olma becerisi kazanmak gibi…

Özgürlük; aklına her gelen şeyi yapmak ve her istediğini gerçekleştirmeye çalışmak hiç değildir.Akılla duygular arasında denge unsurunu keşfettikten sonra hayatı, istek ve hevesleri bu denge unsuru sayesinde kontrol ederek gerçekleştirmektir.Bu ise gerçek anlamda bilgeliğe yol almaktır.Bilgelik özgürlük yolculuğunda varılacak en önemli hedeftir.Ruhsal tekamülü gerçekleştirmeden hiç kimse özgürlüğü tadamamıştır.Özgürlük öyle kolay elde edilebilecek bir duygu değildir.Özgür olduğunu zannedenlerin çoğunluğu kavanozun içindeki bala dışarıdan bakıp tattığını sananlardır…Oysa tat ve görme duyusu çok farklıdır fakat insanlar çoğu kez bu iki duyuyu karıştırırlar…

‘Laik olmak adam olmaktır’ diyenle ‘tüm laikler adam değildir’ diyenin mantığı aynıdır ve her iki mantık da kesinlikle özgür zihinlerden ortaya çıkmamıştır.‘Papa gelmesin’ demek yada illa da ‘bizden özür dilesin’ diye diretmenin de çok fazla bir anlamı yoktur.Gelmek isteyen gelir gitmek isteyen gider.Her insan özgürce ama usturuplu bir şekilde düşüncesini söyleme özgürlüğüne sahip olmalıdır.Başkasının özgürlüğüne saygı duyduğumuz kadar özgürleşmişizdir.

Papa’nın ülkemize yapacağı ziyareti kimsenin farklı boyutlara taşımaya hakkı yoktur.Zorla ondan özür dilemesini beklemeye de hakkımız yoktur.İte kaka yapılan özür zaten özür değildir.Her kes kendisini söyledikleri ve yazdıklarıyla ele vermektedir.Suçluyu suçundan dolayı sürekli tahkir etmek anlamsızdır. Hayatlarımızı maalesef yapaylıklar ve cafcaflı gösteriler istila ettiğinden karşımızdaki insanlardan da genellikle gösteri bekleriz…Sirklerde ip üstünde oynayan cambazlar gibi gösteriye meraklıyızdır.Diğerlerine kendimizi zorla kabul ettirmeyi yada onları dışlamayı çok sevmemiz gibi…

Özgürlük; sana, bana, ona ve tüm diğerlerine göre farklı anlamlar taşır.Fakat asıl evrenin gerçekliğine göre en tutarlı tanımı nedir? Bu kadar çok tanımı olan kelimenin gerçek tanımını kimler yapmaya yetkilidir? Ve onlar hakikaten gerçek tanımını yapmaya muktedir olabilirler mi? Özgürlüğün iktidarını mı yoksa tutsaklığın muktedirliğini mi yaşamaya çalışmaktadır insanlar?…Özgürlüğümüze bu kadar meraklı olmamız fakat onu yanlış yaşayarak ulu orta yorumlayışlarımızın nedeni nedir? Çabalarımız onu aramakta olduğumuzu ve hala tam olarak bulamadığımızı göstermiyor mu? Bulunan şey aranmazdı değil mi? Hayat aramanın gizemli anlamının omuzlarımıza yüklendiği bir yer mi yoksa?

Sözün özü olarak tam ve kusursuz özgürlük; ‘Gerçek Yaratıcı’ya sadece kul olabildiğine inandığında kuşatır insanı…Bir de kul olmak yada kul olanların sayısını arttırmak için kıtalar ötesine hicrete gitmeyle* özgürleşir insan…Bir kelebeğin kanatlanıp yemyeşil ovada özgürce uçması gibi bir duygudur bu…Kanatlandığı yer bu dünyadır fakat konacağı yer çok ötelerde bilinmeyen fakat emin olunan bir mekandır… Kelebek gibi uçup sonra arı gibi sokanlar değil… Bu duyguyu sadece kelebek gibi uçanlar öğrenebilir…Diğerleri ise sadece merak etmeyle tüm ömürlerini geçirmeye çalışırlar…Böylelikle özgürlük hakkında şairler, yazarlar, doktorlar, gazeteciler görüşlerini belirtirler ve bu konu hakkında her kes bir şeyler yazmaya karalamaya çabalayıp durur…Bunların hepsi bir araya geldiğinde kim bilir bir gün belki de kitap olur!…


ERMENİ TEHCİRİN SEBEPLERİ VE ALINAN TEDBİRLER-5

Aralık 28, 2006

HR. SYS, 2776/75_1

Bâb‑ı Âlî

Hâriciye Nezâreti

Şifre Kalemi

774  Tiflis Başşehbenderi Münîr Süreyya Bey’den vârid olan fî 20 mart sene [1]330 târîhli ve 60 numaralı şifre tahrîrâtın hallidir. Devletlü efendim hazretleri

Tiflis’de neşrolunan Ermenice “Orizon” gazetesi hey’et‑i idâresinin delâletiyle seyahat masrafları verilerek yakında ikiyüz ve biraz sonra bir o kadar daha Ermeni’nin fakr u zarûretleri münasebetiyle memleketlerine i‘âde edileceklerini istihbâr eyledim. Dörtyüz Ermeni’nin iki katar olarak memleketimize i‘zâmı dâ‘î‑i iştibâh olduğundan arz‑ı hâle ve bu haber te’eyyüd ederek vesika almak üzre başşehbenderliğe mürâca‘at vukû‘ bulduğu takdîrde derhâl telgrafla iş‘âr‑ı keyfiyyet eyleyeceğimin beyânına mücâseret eylerim. Merkûmûnun yalnız Kars şehbenderimize mürâca‘ât edebilmeleri de vârid‑i hâtır‑ı âcizî olduğundan bugün ihtiyâten mûma-ileyhe şifre ile ma‘lûmât verdim. Her hâlde bu Ermenilerin memleketimize avdetleri tahakkuk ettiği takdîrde haklarında tarassudât‑ı hafiyye icrâ ettirilmesi zımnında şimdiden Erzurum ve Van vilâyetlerine î‘tâ-yı teblîgât buyurulması menût‑ı re’y‑i vâride‑i celîleleridir. Ol bâbda emr ü fermân 

 

Özet

Tiflis Başşehbenderliği’nden alınan habere göre masraflar “Orizon” Ermeni gazetesinden karşılanarak önce ikiyüz sonra yine o kadar Ermeninin fakr-u zarurete düştüğünden, memleketlerine gönderileceğinin bildirildiği, Kars Şehbenderliği’ne bilgi verildiği, Van ve Erzurum Valilikleri’ne gerekli talimatın verilerek gelecek Ermenilerin hududdan girişten itibaren gizlice takip ettirilmelerinin sağlanması.

1914.4.2

HR.SYS 2776/75 Belge No: 1

kaynak: T.C. başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü


ERMENİ TEHCİRİN SEBEPLERİ VE ALINAN TEDBİRLER-4

Aralık 28, 2006

HR. SYS, 2776/70_1

Umûm Erkân‑ı Harbiyye Dâ’iresi

Dördüncü Şubesi

125

10557

Erzurum Vilâyeti’nden alınan şifre sûreti

Rusya’da bulunan Rizeli mechûlü’l-ism bir şahıs tarafından Keskim müftüsüne mürsel bir mektubta gûyâ şu aralık Erzurum havâlîsine baskın vermek üzre ellibin kadar müsellah Ermeninin Kars’da tecemmu‘ ettiği ve bu hâle Rusya Hükümeti’nin re’yi munzamm bulunduğu bi’l-beyân bu hususta hükûmetimizin nazar‑ı dikkatini celbeylediği mahallî kaymakamlığından bildirilmiştir. Maamafîh celb ve mütâla‘a olunan mezkûr mektûb mürsilinin isim ve hüviyyeti gayr‑i mu‘ayyen ve hâlen ihbâr‑ı vâki‘in sıhhatine delâlet edecek ma‘lûmât mefkûd olmağla beraber her ihtimale karşı ihtiyât-kârâne hareket olunması lüzûmuna mebnî keyfiyet kolordu kumandanlığına teblîğ edildi. Bu bâbda Kars Şehbenerliği’nden ma‘lûmât istihsâliyle netîcesinin emr ü inbâsı ma‘rûzdur.

Fî 27 Nisan sene [1]329

28 Nisan vürûdu

Vâlî

Reşîd

 

 

Özet

Yazanı meçhul bir mektuba göre Ermenilerin hududda Rus köylerinde 50 bin kişilik silahı bir kuvvet teşkil ettikleri, bunların Osmanlı arazisine baskın verecekleri, bu duruma Ruslar’ın göz yumduğu bildirilmekte ve inceleme sonucu bunun doğru olmadığı kanaatine varıldığı.

1913.5.10

HR.SYS 2776/70 Belge No: 1

kaynak: T.C. başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü


Benim için ne amel işledin?

Aralık 28, 2006

Dostun dostları, insana sevimli görünür. Düşmanları, çok çirkin görünür. Bir kimse, birisini seviyorum derse, onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sözüne inanılmaz. Ona münâfık denir.
Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma sordu: “Yâ Mûsâ! Benim için ne amel işledin?” Mûsâ aleyhisselâm cevap verdi: ” Yâ Rabbî, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, tesbîh okudum, sadaka verdim.” Hak teâlâ buyurdu ki:
“Yâ Mûsâ! Bunların hepsi senin içindir. Namaz kılarsan Cennet veririm, oruç tutarsan sana kabir ve Sıratta nûr olur. Tesbîh okursan Cennet-i a’lâda senin için ağaç dikilir, sadaka verirsen, üzerine gelecek kaza ve belâ def’ ve ref’ olur. Yâ Mûsâ, benim için ne amel yaptın?”
Bunun üzerine Mûsâ aleyhisselâm sordu: “Yâ Rabbî, senin için ne amel yapmak gerekir? Nasıl bir amel yapayım ki, senin için yapmış olayım” Hak teâlâ hazretleri buyurdu ki:” Benim için yapılmış olan amel, dostumu dost ve düşmanımı düşman tanımaktır.”
Allahü teâlânın en beğendiği ibâdet, müslümanları sevmek, kâfirlere düşman olmaktır. Buna, “Hubb-i fillah ve buğd-ı fillah” denir. Resûlullah efendimiz buyurdu ki: “İmanın temeli ve en kuvvetli alâmeti, müslümanları sevmek ve müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir.”
Cenâb-ı Hak Îsâ aleyhisselâma buyurdu ki:
“Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkların ibâdetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.”
Hıristiyanlar teslis (üç ilah) inancı ile Cenab-ı Hakka şirk, ortaklık koşmaktadırlar. Dinimize göre, Hıristiyanların, Yahudilerin Cennete gireceğine, inanan, söyleyen dinden çıkar. Nisa suresi 48. âyetinde bunları asla affetmeyeceği buyuruyor: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.”
Başka âyet-i kerîmelerde de buyuruldu ki: “Ey iman edenler! Benim ve sizin düşmanlarımızı sevmeyiniz.” “Müminlerin erkekleri ve kadınları birbirlerini severler.”
Bu âyet-i kerîmeler de, kâfirleri sevmeği haram etmektedir. Sevmemek de kalb ile olur.
Bir hadis-i şerifte, “Allahü teâlânın bazı kulları vardır. Bunlar, peygamber değildir. Peygamberler ve şehîdler, Kıyâmet günü bunlara imrenirler. Bunlar, birbirini tanımıyan, uzak yerlerde yaşıyan, Allah için birbirini seven müminlerdir.”buyuruldu.
Elinde ateş tutmak gibi güç olur
Kalb hastalıklarının, kötü huyların şirkden sonra en kötüsü, “Bid’at”lara inanmak ve bid”at işlemektir. Bid”atlardan sonra gelen kötü huy, günahlardan sakınmamaktır. Küçük olsun, büyük olsun, şirkten yani küfürden başka günah işleyip, tevbe etmeden ölen bir mümin, şefâ’at olunmakla, yahut hiçbir sebep olmadan, yalnız Allahü teâlânın merhamet etmesi ile, af olunabilir.
Küçük günah, af edilmezse, Cehennemde azâb çekilecektir. Kul hakkı da bulunan günahların afı güçtür ve azâbları daha şiddetli olacaktır. Hanımının mehrini vermemek ve insanların hak dîni öğrenmelerine mani olmak, kul haklarının en büyüğüdür.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki, “Bir zaman gelir ki, insan kazancının helâldan mı, haramdan mı olduğunu düşünmez” “Bir zaman gelir ki, İslâmiyete yapışmak, elinde ateş tutmak gibi güç olur.”
Bunun için, haramların hepsinden ve mekrûhlardan sakınmak takvâ olur. Farzları ve vâcibleri terk etmek haramdır. İ’tikâdda ve ahlâkda ve amelde emir olunanları terk edene, kıyâmetde azâb yapılacaktır. Azâba sebep olan şeyleri terk etmek lâzımdır.
Meselâ namaz kılmamak ve kadınların, kızların açık gezmeleri büyük günahlardandır. Bir günahı terk etmek, meselâ beş vakt namazı hergün kılmak çok lâzımdır.
Yapılmaması lâzım olan şeyler, yâ belli bir uzv ile yapılır, yahut bütün beden ile yapılır. Günah işlenen uzvlardan sekiz uzv meşhûrdur. Bu uzvlar, kalb, kulak, göz, dil, el, mi’de, ferc ve ayaklardır. Kalb, insanın göğsünde, sol tarafında bulunan yürek denilen et parçasına nefh olunmuş, üfürülmüş rûhânî bir latîfedir.

Kalb, rûh gibi, madde olmıyan bir varlıkdır. Günah işliyen, bu uzvların kendileri değildir. Bunlarda bulunan his kuvvetleridir. Dünyada ve âhırette saadete kavuşmak, rahat etmek istiyen kimse, bu uzvların günah işlemelerine mani olmalıdır.
Kalbde tabî’at hâlini almadan, kendini zorlıyarak günahlardan sakınmak da, takvâ olur ise de, velî olmak için, günah işlememek tabî’at, huy hâlini almalıdır. Bunun için de, kalbin temizlenmesi lâzımdır. Kalbin temizlenmesi, İslâmiyete uymakla olur.
İslâmiyet, üç kısmdır: İlim, amel, ihlâs. Emrleri ve yasakları öğrenmek, öğrendiklerine tâbi olmak, bunları yalnız Allah rızâsı için yapmak lâzımdır. Kur’ân-ı kerîm, bu üçünü emir ve medh etmektedir.
İSLAM AHLAKI kitabının, ibadetler haricindeki nasihat kısımlarından derlenmiştir.(kaynak: guzelislam.com)