Akyuvarlar Nerede Eğitiliyor?

İnsan vücudu; bakterilere, virüslere, mantarlara kısacası kendisine yabancı ve zararlı varlıklara karşı nasıl korunmaktadır? Organ naklinde vericiden alınan organ, neden diğer insanda tutmuyor? Neden organ nakillerinde bazı vücutlar, bazı organları reddediyor?” gibi soruları sorar, vücudun mikroplara karşı savunmasını konuşur; ama hiç kendi hücre ve dokularını neden parçalamadığını düşünmeyiz.

Evet, harika bir surette yaratılan ve işletilen insanın savunma mekanizması, yabancı yapıları tanıyor ve yok ediyor; ama kendi dokusunun yabancı olmadığını nasıl anlıyor? Düşünen bir insan için anne, baba, kardeş, dayı, amca gibi akrabaların tanınması elbette ki kolaydır. Ama aynı durumu bir hücre için düşünelim. Hücre nasıl oluyor da, aynı vücuttaki diğer kardeş hücreleri ve dokuları tanıyor ve ona göre davranıyor. “Bu benim dokum, yabancı değil.” deyip, onun kimliğini doğruluyor ve onlara dokunmuyor.

 Bu ihtisas ve kabiliyeti hücreye verecek olursak, mesele içinden çıkılamayacak bir hâl alır. Meseleyi, çocuğun anne karnında gelişmesi açısından ele alalım. İnsan daha doğmadan, dış dünya ile karşılaşmadan, vücudundaki akyuvarlar (savuma hücreleri), tabiri caizse, özel bir eğitim ve öğretimden geçirilir. Vücutta bulunan her bir hücreye, önce hangi yapıları tanımaları gerektiği öğretilir. Sonra da hücre, yabancı unsurlara karşı nasıl davranacağı hususunda eğitilir. Bu hâdise aynen bir insanın ilkokul, ortaokul, lise, üniversitedeki eğitim ve öğretimi gibi kademe kademe yapılır. Doğumumuzla birlikte vücudumuz, iradesi dışında kendi yapısını tanıyan eğitimli akyuvarla donatılmış olur. Rahmeti Sonsuz Rabb’imiz, akyuvarlarımızı hayata hazırlamış, kendi hücrelerimize zarar vermeden sadece yabancı yapılara karşı savaşmaları için eğitmiştir.

İşte bu eğitim ve öğretim göğüs kafesimizin altında, kalb hizasındaki bölgeye yerleştirilmiş, timus bezinde gerçekleştirilir. Timus bezi çocuklarda, erginlerden çok daha büyük bir yapıya sahiptir. Sebebi, hepimizin tahmin edeceği gibi, çok kısa zamanda insan vücudunun savunmasında, hayatı boyunca hizmet görecek harekât takımı hücrelerinin eğitiminin burada gerçekleştirilmesidir. Bundan dolayı timus bezini, insan vücudunun ‘özel takım eğitim akademisi’ olarak adlandırabiliriz.

Özel takım eğitimi nasıl yapılıyor?

İnsan organizması; sırasıyla sistemlerden, dokulardan ve hücrelerden yapılmış olup, daha alt seviyede ise, protein denen temel yapıtaşlarından meydana gelmiştir. Bu proteinlerin yapılmasına ait bilgi, vücudumuzun genetik bilgisinin şifrelendiği DNA molekülünde kodlanmış hâlde saklanmaktadır. Vücudun her hücresinin, dokusunun ve organının hem ortak kimliğini gösteren, hem de her birinin kendine has kimliğini belirten glikoprotein yapısında, hususî molekül grupları vardır. Bu kimlik farklılıkları, hem protein yapısının yapıtaşları olan aminoasitlerin çeşitliliği, sayısı, dizilişlerinin farklı olması, hem de proteinlere takılı şeker moleküllerinin farklılığı ile sağlanır. Bu moleküller, timusta, akyuvar hücrelerinin her birine tek tek tanıttırılır. Hücrelerin tek tek eğitime alınabilmesi için, timus yapısı özel odacıklı olarak yaratılmıştır. Sanki her bir hücre; bu özel eğitim akademisinin tek kişilik sınıflarında ders gören öğrenciler gibidir. Bu sınıflarda vazife gören makrofaj, dendritic ve epitel hücreler, özel öğretmenler olarak çalıştırılır. Bu hücrelerin embriyon ve fetus gelişimi sırasındaki vazifeleri, akademinin öğrencileri olan akyuvarlara, vücutta üretilen ve kimlik tanımlamada rol alan bütün proteinleri ve glikoproteinleri tanıtmaktır. Tâ ki bu özel takımlar, mikroplara karşı savaşırken kendi vatandaşlarına zarar vermesinler. Timusta öğretmenlik vazifesi verilen hücrelerin, akyuvarları, iki kademede eğitmeleri programlanmıştır.

Birinci kademede, savaşacak donanımı olmayan hücrelerin, vücudu iyi bir şekilde savunması beklenemeyeceğinden, öğretmen hücrelere, eğitecekleri akyuvar hücrelerinin teçhizatlarının olup olmadığı kontrol ettirilir. Öğretmen hücrelerin üzerlerine temel doku uyumluluğunu düzenleyici protein yapısında (Major Histocompability Complex-MHC) özel kontrol cihazları yerleştirilmiştir. Bunları bir nevi öğretmenlerin elleri olarak düşünebiliriz. Öğretim alacak hücrelerin her biri, tek tek bu ellerle kontrol edilerek özel bir akyuvar grubu olan T hücrelerini tanıyıcı reseptörlerinin (T Cell Receptor) olup olmadığı kontrol edilir. T hücresini tanıyıcı reseptörleri olmayanlar elenerek, savaşacak özel takım olan akyuvar hücreleri seçilmiş olur. Bu kademeye pozitif eleme kademesi denir.

İkinci kademe, savaşmaya uygun seçilmiş özel harekât ekibine, düşman veya zararlı yapıları vücut yapısından ayırabilsinler diye, vücudun ortak kimliğini şekillendiren yapıların öğretmen hücreler tarafından tanıtılmasıdır. Çünkü mikropların yapısı da proteinlerdir. Savaşçı özel harekât hücrelerinin bu farkı çok iyi bilmeleri gerekmektedir. İnsan anne karnında iken (fetus safhasında) öğretmen hücreler insan vücudunda üretilmiş veya ileride üretilebilecek bütün muhtemel protein kombinasyonlarını bilgi olarak içlerinde taşırlar. Sanki öğretmen hücreler için tanıma işinde vazifeli proteinlerin her biri, birer ana konu, parçaları ise konunun alt başlıklarıdır.

Öğretmen hücreler, tanınması gereken proteinleri önce parçacıklara ayırırlar. Proteinlerin her bir özel parçası, özel harekât hücresi olarak seçilmiş akyuvarlara tanıtılır. Sonra bu proteinlerin parçacıklarını elleri mesabesindeki özel yapıcıklarla (Major Histocompability Compleks) hücrenin yüzeyine taşırlar. Zaman zaman özel harekât hücreleri olan akyuvarların öğrenme durumu ölçülür. Akyuvar hücrelerinin üzerindeki T hücresi reseptörü (özel teçhizat), öğretmen hücresinin zarı üzerinde bulunan özel el konumundaki MHC moleküllerine bağlanırsa, bu durum kendine ait proteini yabancı olarak tanıması mânâsına gelir. Eğer akyuvar, bu tanıtılan protein parçacığını, dolayısıyla hücreyi yabancı kabul ederse, hemen bu hücre timusta yok edilir. Çünkü böyle bir hücrenin yaşatılması ve kana salınması, kendi hücre doku ve organlarını yabancı zannedeceğinden tehlikelidir. Fakat eğitim safhasında, timusta hemen yok edilerek, bu problem ortadan kaldırılmış olur. Böylece ikinci aşamanın sonunda, yabancı dokuyla kendi dokusundaki proteinleri birbirinden hiç saşırmadan ayırteden özel harekât takımı (T hücreleri), Rahmeti Sonsuz’un ilim ve iradesiyle programlanmış ve bebek dünyaya gelmeden önce oluşturulmuş olur. İnsan doğmadan önce eğitimlerini tamamlamış savunma hücreleri, vücuda giren mikroplara karşı 24 saat ara vermeksizin nöbet tutarlarken, anormal bir durum olmadıkça, kendi dokularına zarar vermezler. Bu safhaya da, negatif eleme kademesi denir.

Bütün bunlar gösteriyor ki; beden sarayında çok şuurlu, hadsiz ilim, irade ve kudret gerektiren işler cereyan etmektedir. Hayatımız boyunca aralıksız ve en mükemmel şekliyle gerçekleştirilen bu hâdiselerin çoğu zaman, hiç farkında değiliz. Oysa o basit gibi görünen şeylerin arkasında mükemmel bir mekanizma gizlenmiştir. Öyle bir mekanizma ki, yorulmak bilmeksizin çalıştırılır ve hiç kimseden bir beklentisi yoktur. Ama o mükemmelin arkasındaki gücü, ilmi ve rahmeti; ülfet perdesi yüzünden maalesef hakkıyla anlayamıyor, ne yazık ki vücudumuzun gerçek sahibi olarak kendimizi görüyoruz. Bu hususta, Bediüzzaman Hazretleri’nin Mesnevî-i Nuriye’de yer alan ifadeleri (kısmen sadeleştirilerek) oldukça dikkat çekicidir:

“Hem insanın vücudu ve cesedi bile onun değildir. Çünkü kendisinin sanat eseri değildir. O vücudu yolda bulmuş, ve sahiplenmiş de değildir. Kıymeti olmayan şeylerden olduğu için, yere atılmış da, insan almış değildir. Ancak o vücut, ihtiva ettiği garib san’at, acip nakışların şehadetiyle, bir Sâni’-i Hakîm’in (hikmet ve sanatla yaratan) kudret elinden çıkmış kıymettar bir hâne olup, insan o hânede emaneten oturur. O vücutta yapılan binlerce faaliyetten, ancak bir tanesi insana aittir.
Ve keza sebepler âleminde en şerefli, en kuvvetli bir irade sahibi insan iken, iradesine bağlı fiiller olarak sahiplendiği fiillerin yeme, içme gibi en basit bir fiilin ortaya çıkışında, yüz parçasından ancak bir parçası insana aittir.

(…)

Ve keza şuurî olmaksızın, senin lehine ve aleyhine çok fiiller cereyan etmektedir. O fiiller şuurî oldukları hâlde, senin şuurun fark etmediği ve sözü geçmediğinden anlaşılır ki, o fiilleri yapan şuur sahibi bir Sanatkâr’dır. Ne sen fâilsin ve ne senin sebeblerin… Binaenaleyh mâlikiyet davasından vazgeç. Bu güzelliklerin ve kemalâtın senden kaynaklandığını zannetme. Ve kat’iyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünkü iradeni kötüye kullanmakla, sana verilen kemalâtı bile bozuyorsun. Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir.

(…)

Binaenaleyh, “Lehü’l-mülk velehü’l-hamdü, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” de. (Mülk ve o mülk üstündeki hüküm de O’nundur, Hamd de O’nadır. Havl ve kuvvet ise ancak O’ndandır). (Mesnevî-i Nuriye, Katre, Hâtime).

sizinti.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: