beyin

ESMA TERKİBİ” OLAN İNSAN İLE

İLÂHİ YAPI” ARASINDAKİ  FARK NEDİR ?

Bileşimimizde mevcut olan mânâlar, genetik kartımızdaki yazılı veriler, özellikler; beynimizin sürecinde, çeşitli takım yıldızlardan gelen kozmik ışınımların beynimizde oluşturduğu açılımlarla ortaya çıkmıştır!.

Böylece oluşan beynimiz, yâni terkipsel yapımız, daha sonra çeşitli takım yıldızlardan gelen ışınların yönlendirmesiyle belli kararlar, duygular, düşünceler oluşturur.

Bu nokta, kişi ile ilâhi yapı arasındaki farkın farkedilmesi noktasıdır…

İlâhi yapıda renksiz ve sınırsız olan mânâlar, terkibi yapıda ortaya çıktığı zaman, “yaradılış” denen mânâları meydana getirir.

İNSAN BEYNİ”ni ÖNEMLİ KILAN ÖZELLİK NEDİR ?

Dışımızda(!?) bir dalgalar(wawe) ve frekanslar okyanusu mevcut; ve beynimiz, bu dalgalar okyanusundan derlediklerini şu anda algıladığımız şekle dönüştürüyor!..

Beyin, her an, bir yandan ruhu üretir; bir yandan da genetik verilerin + astrolojik verilerin, etkilerin sonucu oluşan bilinci yükler!.

Daha sonra, 7. ve 9.ncu aylarda ve doğum anında meydana gelen tesirlerle kişilik özellikleri oluşur… Ve bu kişilik özellikler,i aynıyla da bireysel ruha = kişilikli ruha yansır.

FÂTIR, beyinlerimizi, “TEK”i   çok olarak algılayacak bir özellikle yarattığı içindir ki, biz “TEK”i çok görmeye sonsuza dek devam edeceğiz!…

Ancak, şuurda, bunu aşıp, “TEK”i hissetme” imkânımız da yok değil!…

Kur’ân-ı Kerîm bir âyet-i kerîmesinde insanın varoluşuyla ilgili olarak şöyle der:

«BEN YERYÜZÜNDE BİR HALİFE MEYDANA GETİRECEĞİM!..» (2-30)

İşte bu «halîfe» sözcüğü, Allah’ın tüm isimlerinin mânâlarının insan beyninde âşikâre çıkabileceğine; beynin, bu kapasiteye sahip olarak meydana getirildiğine işaret eder!..

İnsan beyni, dinde “melek” diye tanımlanan ve “nur” yapılı olarak târif edilen son derece yüksek frekanslı ışınsal varlıklar tarafından belli bir programlamaya tâbi tutularak, “Allah”ın isimlerinin çeşitli formüller şeklinde açığa çıkmasını sağlarlar…                          

BEYİN  İLE RUH ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR ?

Beyin, bedeni yönlendirdiği gibi; aynı zamanda da “RUH”u üretir!.

Nasıl, “telepati” dediğimiz olay beyinlerin ürettiği dalgasal iletişim ise, “ruh” da aynı şekilde beynin ürettiği dalgalardan oluşmuş ikinci bir bedendir!.

Beyinle ruh arasında sürekli bir iletişim ve karşılıklı enerji ve bilgi alışverişi vardır.. Beyin, kendisinde oluşan enerji ve tüm zihinsel fonksiyonların hâsılasını ruhu oluşturan dalga(wave) bedene yükler.

Beyin-ruh ilişkisinde, daha önceki açıklamalarımda; beynin, 120.nci günden itibaren kişinin kendi dalgasal bedenini meydana getirdiğini; bu dalgasal yapının, beyindeki tüm özellikler ve kuvvetlerle yüklenmiş olduğunu; ve bu ruhun bedenden ayrılacağını, anlatmıştım… Ancak, açıklamadığım bir husus vardı, o da şu;

Beyin ile ruh arasındaki karşılıklı ilişki!…

Beyin de aldığı gıdalarla, glikoz ve oksijenlerle yaşam enerjisini temin ederken; Güneş’ten yayılan hayat enerjisi olan «CAN»la beslenir ve gelişir.

Bu arada beyinde oluşan tüm faaliyetler, dalgaya çevrilerek, «RUH» adıyla bilinen «halogramik dalga bedenimize» yüklenir.

Beyin, enerjiyi üretiyor, dalgasal bedene yüklüyor.

Şayet ruh, bedenden ayrıldığında, her hangi bir sebeple geri dönmezse, beyin bu enerjiden yoksun kaldığı için, hayatiyeti de son buluyor; ve “ölüm” dediğimiz olay gerçekleşiyor. “Ruhun, bedenle bağlantısının kopması” denen olay meydana geliyor..

Yani, beyin bir taraftan kendi ruhunu üretip, meydana getirip, ona belli enerjiyi, kendisindeki özellikleri yüklerken; bu enerji, “feed back“le, geri dönmek sûretiyle, aynı zamanda da beynin ve vücudun enerjisini takviye ediyor.

İSTİDAT VE KÂBİLİYET İLE BEYİN ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR ?

İnsanın, kendisinde var olan kâbiliyet ve istidadı madde dünyasına aktarabilmesi, beynin gelişmesiyle orantılı olmaktadır…

Beynin gelişmesi ise her ne kadar elinde görünüyorsa da, bu gelişme dış ya da içe ait çeşitli şartlarla bağlantılı olabilmektedir.

BEYİN HÜCRELERİNİN  ÖZELLİĞİ  NEDİR ?!  

Beyin bir alanda ne kadar araştırıcı kapasiteye sahipse, her alanda da o kadarlık araştırma kapasitesine sahiptir!.

Beyin hücreleri, yaptıkları işlev dışındaki her işlevi de yapabilecek kâbiliyete sahiptir; ama bunun ne mânâya geldiğinin farkında bile değiliz..

BEYNİMİZ NASIL PROGRAMLANIYOR ?!  

Olgun insan beyninde son bilimsel verilere göre, yaklaşık 15 milyar sinir hücresi yâni nöron mevcut bulunuyor. Ve her bir hücrenin 16 bin ayrı hücre ile bağlantılı olarak faaliyet gösterebildiği ifade ediliyor.

Yine bu sahada çalışan değerli bilim adamlarının bulgularına göre, normal düzeydeki bir insan bu 15 milyar beyin hücresinden oluşan beyin kapasitesinin ancak % 5-7 arasındaki bir bölümünü; bilimadamları, düşünürler gibi daha fazla beyin çalışması yapanlarda da bu kapasitenin % 10-12’ye kadar yükselebilen bir kısmı değerlendiriyorlar.

Beyin hücrelerindeki bioelektrik enerji, diğer hücrelerle bağlantı kuruyor ve beynin bioelektrik gücü ve bu gücün içine aldığı hücre grubu kapsamı nisbetinde de yüksek düzeyde beyin faaliyeti olarak meydana geliyor.

Beyin ilk temel programlanmaya ana rahminde iken mâruz kalır… Hattâ bundan evvel, erkek-kadın birleşmesi sırasında, onların beyin faaliyetleri sperm ve yumurtada ilk ön programlamayı yapar, diyerek henüz hiç farkında olmadığımız bir noktaya işaret edenler dahi vardır. Ancak genel konumuz dışında kaldığı için bu hususa burada daha fazla girmek istemiyorum.

120. günde beyin cevherinin almış olduğu ilk kozmik tesirler o kişinin dinî tâbirle «A’yân-ı sâbitesi»dir!.. Yâni, sâbitleşmiş ana programı!.. Öyle ki, artık bu ana programda asla bir değişiklik sözkonusu olmaz!..

Daha sonra özellikle 7. ay başlarından itibaren gelişen beyin, istidadını oluşturacak bir biçimde, içinden geçtiği burçlardan giderek artan bir biçimde aldığı ışın tesirlerini değerlendirmeye başlar. Bu aylarda alınan tesirler ise kişinin ilerde düşünme gücünü ve kapasitesini oluşturacaktır.

Nihâyet beyin 9. ayda ve doğumdan hemen önceki bir iki gecede en verimli şekilde gelen tesirleri değerlendirir. Ve doğum durumuna girer. Bu ana kadar alınan tesirler kişinin sadece, az önce de belirttiğimiz gibi düşünce dünyasını oluşturan tesirlerdir.

Beyin bundan sonra en güçlü ışın etkilerini ise doğum anında ananın rahminden dünyaya geldiği anda alır.

“Yükselen burç”, “actend” tâbir edilen bu kozmik etkiler annenin koruyucu manyetik perdesinden dünyaya çıkan bebeğin beynini en güçlü şekilde etkiler!..

Bu etkiler ise, o kişinin mizacını, karakterini, çevresiyle ilişiklerini ve olaylar içinde ne tür bir yaşam süreceğini programlar!.

Bizler, genetik yoldan bize ulaşan tüm verilerin, kozmik yoldan oluşturulan kapasitedeki anlamlar ölçüsünde ortaya çıkışıyla elde ettiğimiz zihinsel yetenek ile yaşarız…

alıntıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: