Bal

Dr. Polat HAS

Bal: Früktoz, glikoz ve suyun bileşiği­dir; sindirimi gerektirmediği için kolayca kana geçer. Bu sebeple zayıf ve iştahsız kimselerin enerji ihtiyaçlarını karşılamada iyi bir yiyecektir. Prof. Dr. Akil M. Özden’in ‘Farmakodinami’ kitabında balın iyi bir müshil (1) olduğu yazılıdır. Balın 40-50 gramı müshildir. 100 gr. bal, 300 gr. su ile lavman (2) tarzında kullanılabilir. Yağlar vücudun önemli kaynağıdır. Normal şartlarda enerji üretmek için yağ ve şeker­ler birlikte yakılır ve böyle daha verimli bir enerji meydana gelir. Şeker olmadığı zaman yağlar daha verimsiz bir biçimde ya­kılır ve kolaylıkla yorgunluk meydana gelir. Bu sebeple yeterince tabiî şeker de alınma­lıdır. Glikoz ve früktoz denen iki tabiî şeker özellikle balda boldur.

Rafine edilmiş beyaz şekerde, vitamin, mineral ve protein bulunmaz. Şeker ihtiyacını sebze, meyve,bal gibi yiyecekler yiyerek karşılayabiliriz. Böylece öbür fay­dalı cevherleri de sağlamış oluruz. Bu se­beple rafine beyaz şeker hiç yenmezse, sıh­hat açısından daha iyi olur. Keskin tadıyla boğaz tıkayıcı, iştahı kesici beyaz şeker vi­tamin ve proteinli öbür besinlerin yeterince yenmesini önleyerek ve dişleri çürüterek de zarar verir. Dişlere bulaşan rafine şekerle beslenen asidofilus isimli bakteri, sakkarozu laktik aside çevirerek, diş çürümesine yol açmaktadır. Eğer tatlı yemek, ağzınızı tatlandırmak istiyorsanız, çeşitli tad, koku ve renkteki tabii balları yeyiniz.

Vücut, bir makinedir ve bir otomobil nasıl benzin isterse, onun da devamlı yakıta ihtiyacı vardır. Bir insan uyurken de kalbi çalışır ve bağırsaklar, sıkışıp sıkışıp açıl­maktadır. Karaciğer, böbrekler ve diğer organlar da faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu, sadece motoru çalıştırılan, henüz yola çıkmamış bir arabaya benzer. Bir insan uyandığı, kalkıp dolaştığı, çalıştığı, koştu­ğu zaman, hareket halindeki araba gibi daha fazla yakıt harcar. Bir çocuğun her gün aldığı besinin çoğu, çocuk hızla büyümekte olsa bile, yakıt olarak harcanır. Vücudun en ideal yakıtı da baldır.

1937’de Alman araştırmacılar, balın zararlı bakterileri öldürücü tesire sahip ol­duğunu keşfettiler. 1962’de Amerikan Tarım Bakanlığından White; baldaki “gli­koz oksidaz” enziminin bakteri öldürücü ol­duğunu tesbit etti. Arı sütü, pensilin ve klortetrasiklinin tesirine benzer tesir göste­rir. Bal tabii asittir, bu durumuyla birçok bakteri için zararlıdır. Balın tifo, dizanteri gibi on çeşit hastalık mikrobunu öldürdüğü ispatlanmış bir gerçektir.

Bal, kalsiyum ve fosforca da zengin­dir. Bunların tesirleri, kuvvetli ve enerjik olmak isteyenlerce iyi anlaşılmalıdır. Daha çok kemik ve dişlerde sertliği sağlamak işi­ne yararlar. Büyüme çağında alınan kalsi­yum ve fosfor yeterli değilse, kemik ve diş­ler sağlam olmayıp, ince, dayanıksız ve gözenekli olurlar. Alınmaması, çocukların gelişmesi ve boy uzamasını da kötü yön­de etkiler. Çoğu kez kısa boylu ve cılız ço­cukların ana ve babaları da çocukluk çağlarında kötü beslenmiş ve iyi gelişmemiş­lerdir. Çok küçük parçacıklar şeklindeki kalsiyum, sinirde uyarıların iletilmesine ya­rar. Yeterli miktarda kalsiyum, sinir siste­minin dengeli çalışmasını, sakin olmasını sağlar. Oysa kalsiyum eksikliğinde sinirler gergin ve aşırı hassastır. Az kalsiyum alan yetişkinler, sık sık sinirlenir, kaslarını ge­rer ve çabucak yorulurlar. Kalsiyum ek­sikliği rahat uyumayı güçleştirir. Aynı zamanda, kaslarda kramplara sebeb olur. Kadınların aylık kanaması sırasında karın bölgesinde görülen kramplar da çoğu kez kalsiyum azalmasından dolayıdır. Kanın pıhtılaşması için kalsiyum gereklidir. Bir ameliyat,kaza, diş çekilmesi sırasında önemli kanamalar olabilmektedir. Bal bü­tün bu arazların giderilmesinde mühim bir ilaçtır.

Kansızlığın önemli bir sebebi demir eksikliğidir. Balın kansızlığın önlenmesine katkısı da bilinmesi gerekli bir gerçektir.

C vitamini eksikliğinde skorbüt denilen bir hastalık olur. Bağ ve kemik dokuda bo­zukluklar görülür. Kemikler ve dişlerde harabiyet olur. Kilo kaybı, iştahsızlık, eklem­lerde şişme, diş etlerinde kanamalar gö­rülür, ödemler, kansızlık, soluklar ve ço­cuklarda C vitamini noksanlığı sonucu felçler olur. Bazı kimselerde mikrobik has­talıklar müşahede edilebilir. Kalb yetersiz­liği, böbrek ve karaciğer hastalıkları, ha­zım sistemi bozuklukları, hormon sistemi bozuklukları görülür.

O halde, arının balı verirken yapmış olduğu o kadar çaba boşuna değil. Arı, küçücük beyniyle bu kadar çok şeyi nasıl ve kimden öğrenmiş olabilir acaba?

Bu mütalaanın sonunda ebediyen canlı­lığını ve gençliğini koruyacak olan şu ölümsüz sözlere dikkatinizi rica ediyoruz.

“O arıların karınlarından renkleri muh­telif bal çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Doğrusu bunda da düşünecek bir topluluk için (Yaratıcının hikmet ve emrine delâlet eden) büyük bir alâmet vardır. “ (k.)

“Şifa üç şeye münhasırdır: (Birisi) bal şerbeti içmek” (h.)

“Peygamberimiz, balı severdi.” H,A.r. naklediyor:

“O’na (s.) bir adam geldi. Kardeşimin karnı ağrıyor, dedi. Ona bal içir, buyurdu. Adam ikinci defa yine geldi. Yine ona: Bal içir, buyurdu. Sonra geldi ve içirdiğini, fakat rahatsızlığın geçmediğini söyledi. Yaratan doğru söyler, kardeşinin karnı yalan söyledi. Ona yine bal şerbeti içir, bu­yurdu. O da içirdi ve kardeşi kurtuldu, “(h).

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: