Petrol-Bop-Türkiye ve İsrail’in Şifresi-7

NEDEN MADENLERİMİZE SAHİP ÇIKMIYORUZ?..

Konunun uzmanları tarafından da ifade edildiği gibi ülkemizin bir madencilik planlaması, stratejik stok tutma yaklaşımı yoktur. Madenciliğe dayalı sanayinin ihtiyaçlarının tedarik planları stratejileri tespit edilmemiştir. Maalesef bu ilkel ve ilgisiz durum karşısında ülkemiz madenciliğiyle ilgili düşünce sadece “çıkaralım satalım” şeklinde aşağılayıcı bir mantığa dönüşmüştür.

Bu yönde ulus ötesi şirketlerin emperyalist planlarına hizmet etmekte genellikle satın alınmış medya vasıtasıyla zaman zaman “çıkaramıyoruz satalım”, “madenlerimiz esir” şeklinde kamuoyunu yanlış yönlendiği psikolojik propaganda rüzgarları estirilmektedir. Bu maniplasyonlar toplumda madenleri topraktan çıkarıp satılması gerektiği şeklinde bir kanıya sürüklemiştir. Bazı akademik kariyer sahibi kişiler de bu kanıyı toplumda yaygınlaştıracak olağanüstü bir çaba sarf etmektedirler. Hatta bu hususta vakıf ve dernekler kurarak  kamusal karar mekanizmalarına ve toplum düşüncesine sızma düşüncesini benimsemişler ve bu hususta da maalesef değneksiz köy bulduklarından dolayı başarı sağlamışlardır. Bu çevreler kamu madencilik teşebbüslerinin üzerinde bulunan maden ruhsatlarını hedefleri arasına almış ve “Devlet madenlerin üzerine çöreklenmiş !” nidalarıyla bu sahaları ele geçirme savaşı başlatmışlardır. Savaş dış güçlerin iç güçlere verdiği destekle, Türk ulusu ve geleceği aleyhine kaybedilmektedir. (Rant Lordları, Mustafa Çınkı, sf. 560)

Çok önemli bir gelişmede bir çerçeve yasa olan “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu” ardından, Köy ve tapu kanununda yapılan değişiklikle birlikte, yabancı madenci şirketler maden arama ve işletme ruhsatına bağladıkları arazileri hızla satın almaya başlamasıdır. Bazı şirketler sahip oldukları ruhsatların sınırları içinde kalan arazilerin tamamını satın almıştır.Örneğin Fatsa`da 500 bin kilometrekare büyüklüğünde madence zengin vatan toprağı ulusal hukuk sistemi ve egemenlik alanı dışına çıkarılmıştır. Ülkemizden bölücü faaliyetleri desteklediği gerekçesiyle iki kez kovulan (İngiliz İstihbaratı adına Yunan Ordusuyla sıkı ilişkiler kurduğu için) Minerals Devolopment Ltd. Ülkemizde özellikle Güneydoğu, ve Doğu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yerleşmiş 14. 245 km2`lik yani bir buçuk Kıbrıs Adası büyüklüğünde bir toprağa sahip olmuştur. Bu şirketin ortağı olarak hareket eden dünya maden tröstü RİO TİNTO çalışmaları ise ayrı bir çalışma konusu yapılmıştır.

TÜRKİYE PETROL VE MADENLERİYLE İLGİLİ YAPILMASI GEREKENLER!..

Milletçe artık bu saatten sonra bir dakika dahi geç kalmadan hemen yapılması gerekenleri yetkililerden talep ediyoruz:

TBMM ve her yetkili, gerekli ödenek için ek bütçe ayrılmasını sağlamalıdır. İcabında, daha az önemli yatırımlar tamamen durdurulup, bunların ödenekleri petrol ve diğer değerli maden çalışmalarına yönlendirilmelidir. Hatta Başta başbakan ve bakanlar olmak üzere, milletvekillerinin maaşlarına yapılan zam ile oluşan fark bu bütçeye kaydırılmalı, halk da  bu uğurda güveni tüm yasal haklarla sağlanarak fedakarlığa davet edilmelidir.

Her türlü yol denenerek acilen petrol seferberliği sağlanmalıdır.

·        Uzay teknolojisinden yararlanılmalı, UYDU vasıtasıyla petrol aramalarına hemen başlanmalıdır.  Bu iş için teknik araç ve gereç temin edilmeli ve hemen eleman yetiştirme yoluna gidilmelidir.

·        Petrolün ve Bor gibi süper değere sahip madenlerin varlığından kesin emin olunan yerlerde birbiri ardına sondaj kuyuları açılmalıdır.

·        Petrol Kanunu taslağındaki Türk petrolünün çıkarılmasının ve işletilmesinin önünü tıkayıcı  bütün maddeler bu taslaktan çıkarılmalıdır. (Tümüyle milli menfaatleri kollayıcı hükümler konulacağı gibi Türkiye`de uluslar arası Konsüle ait petrol rafinelerine de yerli üretilen petrolü satın alma mecburiyeti getirilmelidir.)

·        TPAO`nun savurgan yurtdışı harcamaları, kanuni haklarını kaybetmeyecek şekilde derhal durdurulmalıdır.

·        Petrol ve tam stratejik madenler Milli Mesele ilan edilmeli, mecliste bu görüşmeler başlatılmalıdır. Petrol ve Bor, Toryum gibi madenler ülkemizin kurtuluşu olduğundan bu milli meselenin halli, içinde bulunduğumuz sürekli yoksullaşmanın bir nevi harp gibi kabul edilerek, gereklerinin yapılmasıyla mümkündür. Hiç olmazsa ihtiyacımız olan petrolü kendimiz, kendi kaynaklarımızla kendi ülkemizde çıkarma imkanını mutlaka sağlamalıyız.

Condeleza Rice:

22 ÜLKENİN TOPRAKLARI DEĞİŞECEK”

ABD Başkanının Milli Güvenlik danışmanı Condeleza Rice ABD Parlamentosunda yaptığı  “22 ülkenin sınırları değişecek” açıklamasıyla, ABD`nin Irakta uyguladığı A Planının “B” Planı safhasına geçtiğini duyurmuştu. Nitekim Condeleza Rice tarafından bu B planının orijinal adı; “Greater Middle East Project-Büyük Ortadoğu Projesi” olarak ilan edilmişti. Rice`nin ağzından Proje sahipleri  Ortadoğu`nun Asya`nın ayrılmaz bir parçası olduğunu ilan etmekteydiler.

ABD Ulusal Savunma Üniversitesi Stratejik Çalışmalar Editörlüğü`nde yayınlanan ve profesyonel askeri haber dergisi olan Joint Force Quarterly`nin Autum 1995 sayısında yer alan, Jed C. Snyder imzalı “Turkey`s Role in the Greater Middle East” -Büyük Ortadoğu`da Türkiye`nin Rolü- başlıklı makalede yer alan harita da, Türkiye`nin Avrupa Kıtasında kalan toprakları Yunanistan`a bırakılıyor. Etnik ve siyasi unsurların gösterildiği harita da Türkiye ne Türkçe konuşuyor ne de Müslüman bir ülke olarak gösteriliyor. Bir diğer ilginç olan durum da bu haritayı hazırlayanlara göre Türkiye NATO ülkesi bile değil!.. Bu durum, herhalde ileride kendi planlarına  göre böyle bir ülkenin ancak masallarda yaşadığına şimdiden inanıyor olmalarından kaynaklansa gerek(!)

Makaleye göre ; “Son beş yıldır (1990-1995) Türkiye birçok Avrupalı gözlemci tarafından NATO`nun önde gelen bir üyesi olarak değil, stratejik bir ortak olarak görülmektedir.

Kimilerine göre ABD ve İngiltere`nin Irak Operasyonu`nun asıl hedefinin “Su” olduğu ifade ediliyor. Bu durum bütün Türkiye`yi bir kez daha üstelik bu defa ölümcül bir hedef yerine koyuyor. Üstelik bölgede suya olan ihtiyaç şimdilik karşılanabilir düzeyde ancak suya duyulan ihtiyacın şiddeti önümüzdeki zaman diliminde İsrail merkezli yürütülen Su Politikalarıyla giderek artacak.

Giderek marjinalleşen sınırlara yaklaşan kaynakların başında petrolle ilgili  petrole bağımlı ülkeler dünya petrol rezervlerinin kendi ihtiyaçlarına daha kaç yıl karşılayacağını hesaplarken, diğer taraftan petrolün yerini alacak kaynakları araştırıyor ve bu kaynakları şimdiden kontrol altına almak için yazımızın başında da Bush`un ağzından ifade etmeye çalıştığımız gibi azami çaba gösteriyorlar.. Bugün sanayi devriminin temel kaynaklarından biri olan petrol yine sanayileşmiş ülkeler tarafından geliştirilen teknolojilerle bir enerji maddesi olma fonksiyonunu yavaş yavaş kaybederken yerini bir başka kaynağa Bor`a mı  terk ediyor?..

BOP VE HAZAR ENERJİ KAYNAKLARININ KONTROLÜ

Petrol mevzusunun  Kafkasya ile ilgili bölümüne değinmeden önce ABD`nin son zamanlarda sıkça gündeme gelen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı altında hegomonik liderliğini devam ettirmek amacıyla yürüttüğü enerjinin kontrolü politikalarına özetle yer vermek istiyorum. Bu politikaları araştırdığımızda  NATO`nun değişen stratejileriyle, örgütün önemli enerji kaynaklarına ve geçiş noktalarına sahip olan bölgelere doğru genişlemesi ve bunda ABD`nin rolü daha iyi anlaşılacaktır. Ayrıca bu araştırma sırasında ABD`nin soğuk savaş sonrası oluşmaya başlayan tek kutuplu dünya düzenindeki taassuba varan dünya liderliği ile yeni oluşan NATO stratejisi arasındaki paralellik kolaylıkla anlaşılacaktır.

Asıl ismiyle Daha Büyük Orta Doğu, ancak Türk kamuoyuna mal olmuş ismiyle Büyük Ortadoğu Projesi`nin genel olarak Kuzey Afrika, Ortadoğu , Kafkasya ve Ortaasya`yı kapsayan ülkeleri hedef alan; coğrafi olmaktan çok stratejik  bir proje olduğunu söyleyebiliriz. Enerjinin endüstriyel kalkınma için temel hammadde olduğunu hesap ettiğimizde ABD`nin bu projeyle jeopolitik temeller üzerine kurduğu bu stratejilerle; Ortadoğu`nun yanı sıra  eski Sovyet Bloğu ülkelerinin de enerji kaynakları ve yollarını kontrol altına almaya çalıştığını görmekteyiz. Kara, Deniz, Hava, Kıyı-kuşak gibi hakimiyet teorilerinin yanında; “Avrasya`ya hakim olan tüm dünyaya hakim olur” şeklinde geliştirilen teoriyle de BOP`un stratejilerinin çakıştığını yeri gelmişken söyleyebiliriz. Tüm bunların üstünde  asıl hakimiyetin temelinde ” Enerji kaynaklarını kontrol eden dünyayı kontrol eder” anlayışının yattığını belirtmek isterim. 20. yy`ın yarısından itibaren enerjiye dayalı yeni bir stratejik anlayış oluşmaya başlamış ve bununla ilgili bölgesel ve bütünsel enerji haritaları çıkarılmıştır.

ABD, AB ve Çin`in olduğu gibi diğer ülkelerin de enerjiye olan ihtiyaçları her geçen gün hızlı bir şekilde artmaktadır. Bu durum küresel hakimiyetin enerjiye hakimiyetle mümkün olacağını ispatlıyor. Peki bu enerji kaynaklarını içeren haliyle de hakimiyet sahası olarak nitelendirilen en önemli bölgeler neresi?.. Bunlar Ortadoğu ve Hazar enerji kaynaklarıdır ki projelerin kralı(!) bu BOP Projesi` de bu bölgedeki ülkeleri hedef almaktadır. Ayrıca bu bölgeye olan AB`nin de uzun vadeli ihtiyacı ortadayken… Doğal enerji kaynaklarının coğrafi dağılımına bakıldığında  önemli bir oranın Orta Doğu olduğu görülmektedir ancak Hazar Bölgesi enerji kaynaklarının da tarih boyunca dünya üzerinde egemenlik kurmayı amaçlayan ülkelerin ilgi odağı olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. En son örnek olarak Hitler`i verebiliriz. Amerikan Enerji Bakanlığı`nın verilerine göre Hazar Bölgesi`nde ispatlanmış ve olası petrol rezervlerinin toplamı günümüz petrol rezervlerinin yüzde 26`sı civarında. Dünya ispatlanmış ve olası petrol rezervleri göz önüne alındığında bu oldukça ciddi bir oran.

ABD Başkanının Milli Güvenlik Danışmanı Condeleza Rice ABD Parlamentosunda yaptığı  “22 ülkenin sınırları değişecek” açıklamasıyla,  hem Ortadoğu hem de Orta Asya enerji kaynakları üzerinde bulunan ülkelere atıfta bulunuyordu. ABD bu projeyle enerji kaynakları üzerinde hakimiyet sağlarken, diğer yandan bu kaynakların ve yolların güvenliğini kontrol altına almayı ayrıca bölgede etkin olan Rusya ve Çin`in etki alanını sınırlandırmayı hedefliyor.. Bunun için de NATO`yu her zaman olduğu gibi minarenin kılıfı (!) olarak kullanacak Bu amaçla ABD, NATO`nun doğuya doğru genişlemesini desteklemektedir; çünkü NATO`nun genişlemesi demek onun lideri olan ABD`nin hakimiyet ve etki alanının genişlemesi demektir. Bu da ABD`nin Büyük Orta Doğu Projesi içinde yer alan Orta Doğu ve Hazar Enerji kaynaklarının ve yollarının NATO, dolayısıyla da ABD kontrolü altına girmesi anlamına gelmektedir. Bu plan çerçevesinde bir NATO ülkesi ve bu örgütün lideri olarak ABD, Avrupa`daki ve Uzakdoğu`daki birliklerini Orta Doğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Asya`ya kaydırmaktadır.

Her ne kadar dünyaya yaydıkları hikaye bu hareketlerin terörle daha etkili mücadele etme amacını taşıdığını söyleseler de asıl amacın önce enerji kaynaklarının kontrolü daha sonra da devlet ve milletlerin kontrolüne doğru gittiğini bu bölgelerde yaşayan kuşlar(!) dahi biliyor.

devam edecek…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: