Gece ve Hormonlar

Dr. Aslan MAYDA (sızıntı)
Hayatımızın hiçbir anı birbirinin aynı ve yeknesak değildir. Her gün yaşadıklarımız kısmen birbirine benzerse de her bir anın kendine ait hususiyetleri vardır. Vücudumuzun çalışma sistemi de yaşadığımız hadiselerin tesirinde kalarak kendi ritminde bazı ayarlamalar yapabilecek kontrol mekanizmalarıyla donatılmıştır. Kısaca ifade edersek; hadiseler vücudumuzun çalışmasına tesir ettiği gibi, vücudumuzdaki mevcut kontrol sistemleri de fizyolojimize ve dolaylı olarak da ruhî hayatımıza tesir eder.
Günün farklı saatlerinde vücud sıvılarının salgılanmalarında değişiklikler görülür. Oturma şekli, fizikî aktivite, yenilen besinler, gerilimler, sevinçler, aydınlık, karanlık, uyku gibi faktörler vücut sıvılarının salınmasını artırır veya azaltır.

Meselâ serum demiri ölçümünde, saat 8.00 ile 14.00 arasındaki alınan kan numunelerinde % 50 farklılık görülmüştür. Vücudumuzdaki hormonlarda da benzer değişiklikler görülür.

Son yapılan çalışmalar hepimizin bildiğinin aksine epifiz bezinin körelmiş bir organ olmadığını, hattâ hipofizin bile üzerinde bir pozisyonda olduğunu göstermektedir. Gece ile gündüz arasındaki uyku, uyanıklık, hafıza, manevî âlemlere açık olma gibi birçok halimizle alâkalı olan çok mühim hormonlar epifiz bezinden salgılanmaktadır. Epifizin salgıladığı en mühim hormon olarak melatonin bilinmekteyken, yeni bulunan pinolin ve NN dimetiltriptamin (DMT)’in de epifizden salgılandığı ve gece saat 23 civarında bu hormonların azamî derecede salgılandığı görülmüştür.

Melatonin, günlük ve mevsimlik ışık değişmelerine göre uyku uyanıklık ritmini ayarlamakta vazifelenmiş bir hormondur. Epifiz bezinden salgılanır. Yapılan deneylerde vücuduna melatonin enjekte edilen kişilerin uykusunun geldiği tesbit edilmiştir. Geceleri bu hormonun artmasıyla uyuma isteği doğar ve artar, sabaha karşı hormonun salgısının durması uykunun hafiflemesine sebep olur. Küçük çocukların erişkinlerden daha fazla uyuması melatonin salgısının artmasıyla açıklanabilir.

Pinolin ve DMT ise birer neurohormon olup insanın manevî âlemlere açık olmasını uyarmaktadır. Gece ibadeti için kalkan insanlarda bu iki hormon en üst seviyede gece salgılanmaktadır. Yapılan araştırmalar epifiz bezinin bebeklerde ve çocukluk çağlarında büyük olduğunu ergenlikten itibaren küçüldüğünü göstermektedir. Ancak gece ibadetini devam ettirenlerde epifizin aktivitesinin yüksek olduğu ve bu kişilerin kansere, unutkanlığa, bunamaya ve yaşlanmaya karşı daha dirençli olduklarını göstermiştir. Epifiz bezinin ışığa bağlı olarak yaptığı düzenlemeler hipofize tesir ederek vücut için gerekli olan diğer hormonları salgılamaktadır. Bu hormonlara kısaca göz atarsak;

Prolaktin: Hipofiz bezi tarafından salgılanan prolaktin hormonu; meme bezi hücreleri tarafından bol miktarda yağ, laktoz, ve kazein sentez edilmesini temin eder, birkaç gün içinde de meme hücrelerinden bol miktarda süt salınmaya başlar. Bebeğin memeyi emdiği sırada çıkan uyarılar sinirler yoluyla omuriliğe iletilir, buradan çıkan bir yol ile hipotalamus harekete geçerek oksitosin ve vazopressin salgılanır. Bu iki hormon kana karışarak memeye ulaşır ve burada hücreler kasılır, hücrelerdeki süt kanallara iner böylece çocuk meme emdikten 30 sn sonra süt akmaya başlar. Bir meme emildiği zaman yalnızca onda değil diğerinde de süt salınımı başlar. Hattâ bebeğin ağlaması da annenin işitme kanallarını aynı mekanizmalar ile etkileyecek sütün salgılanmasına sebep olur. Prolaktin hormonunun salgılanması gece maksimum dereceye ulaşır.

Testosteron: Erkek vücuduna ait karakteristik özellikleri meydana getiren bu hormon günün her saatinde salgılanmakla beraber gece vakti % 40 daha fazla salgılanır. Erkekteki sekonder cinsiyet karakterleri olarak isimlendirilen sakal çıkması, ses kalınlaşması, cildin kalınlaşmasına ve cilt renginin ton bakımından koyulaşmasına yol açar. Adelelerin gelişmesini, kemiğin büyümesini, azot ve kalsiyum tutulmasını sağlar. Basal metabolizmayı % 15 artırır. Basal metabolizma gece düşük olduğunda bile salgılanır ve alyuvarların sayısını % 20 artırır, vücutta sodyumu tuttuğu için sıvı artışına da sebep olur.

Tiroid (uyaran hormon): Kanda tiroid hormonunun seviyesi düştüğü zaman ön hipofiz bezinden salgılanır. Basal metabolizmanın % 50 artmasına sebep olur. Tiroid uyarıcı hormon da gece 02.00 ila 04.00 saatleri arasında maksimum seviyeye ulaşır. Akşam 18.00–22.00 saatleri arasında ise minumum seviyededir. Bu iki saat arasında % 50 fark vardır. Özellikle soğuk iklimlerde ve kutup bölgelerinde yaşayanlarda salgı % 50 daha fazla artarak basal metabolizmayı da aynı oranda artırır.

Büyüme Hormonu: Uykuya geçilir geçilmez kanda maksimum seviyeye ulaşır. Hipofiz ön lobundan salgılanır. Büyüme hormonunun tesir edeceği hususî bir organ yoktur. Bütün doku ve organlara genel bir tesiri vardır. Çocukluk çağında etki gösterdiği gibi hayat boyunca da fizyolojik fonksiyonlara tesir etmeye devam eder. Egzersizden, uzun süren açlıktan ve hipoglisemiden sonra büyüme hormonunun önemli miktarda arttığı da gösterilmiştir. Dolayısıyla çok fazla yemenin büyümeye müsbet bir tesiri olmadığı da anlaşılmaktadır Kortikotropin (ACTH): Öğleden sonra ve gece maksimum seviyeye ulaşır. Sabah erken saatlerde salgılanması azdır. Hipofizden aşırı ACTH salgılanması sonucunda cushing hastalığı oluşur. ACTH; böbrek üstü bezini uyararak üç dakikada hücrede cyclik AMP’yi uyarır ve adrenal hormonların yapımı için hücre içi reaksiyonları hızlandırır. Böbreküstü bezinden salgılanan diğer bir hormon olan kortizol de kan şekerini yükseltir, protein ve yağ metabolizmasına tesir eder, lizozomları stabilize eder. İdrardan sodyum ve potasyum günün ortasında en yüksek seviyede atılırken, kalsiyum ve magnezyum geceleri en yüksek miktarda atılır. Kandaki fosfor, geceleri % 30 artarken, idrardaki miktarı düşüktür. Yine geceleri idrar hacmi ve kreatinin konsantrasyonu düşüktür. Gece ile gündüz arasındaki bu farklılıkların hiç birinin başıboş ve tesadüfî olmadığını son çalışmalarla anlamaktayız. Bilhassa körelmiş bir organ gibi görülen epifizin, gece gündüz ve uyku ile ilgili bioritimleri ayarlamasının yanında; manevî âlemlere açılma ile ilgili olan ve gece en üst seviyede salgılanan pinolin ve DMT gibi yeni maddelerin bulunuşu, çok enteresan bir durum arzetmektedir. Kanser, yaşlanma, sıkıntı ve bunama gibi durumlara karşı koruyucu olan bu maddelerin salınımı ve gece ibadeti arasındaki münasebetin daha detaylı araştırılması bilim adamlarını bekleyen mühim bir çalışma konusudur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: