ARMAGEDON DOSYASI-2

MESİH PLANI’NIN AYRINTILARI
Hıristiyan inancına göre, Ortadoğu’da hüküm sürecek yedi yıllık kaosun ardından, Hz. İsa kıyametten önce yeniden yeryüzüne inecek. Bugünkü İsrail’in Megido Vadisi’nde yaşanacak kıyamet savaşı Armagedon’da, Hz. İsa inançlı iyilerden oluşan ordunun başına geçecek ve Deccal’ın komutanlığındaki inançsızları yenecek. Böylece kaos bitecek ve yeryüzünde İsa’nın krallığında bin yıllık  huzur çağı başlayacak.

Tevrat’ta ve İncil’de, Mesih’in gelmesini haber veren bazı alemetlerde anlatılıyor:
Yahudilerin Filistin’e dönüp İsrail devlerini kurması, Ortadoğu’da yıllarca sürecek kanlı bir kaos, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması, Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine Hz. Süleyman Mabedi’nin inşa edilmesi.
”İSRAİL’İN TANRININ EMRİ OLDUĞUNA İNANIYORLAR”
İşte bu noktada Evanjelist inancı ve Mesih Planı devreye giriyor. Bazı Hıristiyanlar ve Yahudiler, İsa’nın dönüşünü kendiliğinden gelişecekdoğal bir süreç olarak görüyor. Protestanlığın bir kolu olan ve Scofield İncil’ini referans alan Evanjelik inancına göreyse, Mesih’in gelmesi için öngörülen alametlerin gerçekleşmesine yardımcı olmak ve şartları hazırlamak gerekiyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nin Mesih Planı’nın bir parçası olduğunu savunanlara göre, Mesih’in üçüncü bin yılda(yani 200 yılıyla başlayan süreçte) artık kesin olarak geleceğine inanan Evanjelist-siyonist ittifak, Ortadoğu’daki tansiyonu özellikle yükseltiyor.
Başkan Johnson döneminde Beyaz Saray’da üç sene kurmay katipliği yapan Grace Hallsell’in 1999’da yazdığı ve Türkçeye ”Tanrıyı Kıyamete Zorlamak” adıyla çevrilen kitabında, ABD yönetiminde söz sahibi olan Evanjelistlerle-İsrail’in, Mesih Planı’nı anlatıyor:
”Evanjelist, inanca göre, Mesih’in inişi için bütün Yahudiler İsrail’de toplanmalı, Filistinlilerin tümü sürülmeli… O zaman İsa yeryüzüne inecek, iyilerin başına geçerek kötülere karşı savaşacak.”
Mesih Planı, 14 ve 15. yüzyılda, İspanya’da hummalı bir mistik çalışma içine giren Yahudi Kabalacıları tarafından tasarlanmıştı. Plan, Yahudi egemenliğinde bir dünya anlamına gelen Mesih’in yeryüzüne inişi için, Kutsal Kitap’ta yazılı olan kehanetlerin bizzat Yahudilerin eliyle gerçeğe dönüştürülmesini öngörüyordu. İlk kehanet olan Yahudilerin dünyanın dört bir yanına dağılması, bizzat Kabalacılar tarafından provoke edilen İspanya sürgünü ile uygulamaya kondu. Sürgünün başladığı sırada bilinmeyen denizlere doğru yelken açan bir başka Kabalacı Kristof Kolomb, öteki Kabalacı dostlarının da desteğiyle, Plan’ın bir başka parçasını yerine getirmeyi hedeflemişti; hem Yahudilerin “yayılması” için dünyanın bir başka yanını keşfetmek hem de bu yeni toprakları Yahudiler için bir güç merkezi haline sokmak. Yahudilerin dünyanın dört bir yanına dağılmaları ile ilgili kehanet, Menasseh Ben Israel gibi Kabalacıların yerinde müdahaleleri ile 1650’lerde büyük ölçüde tamamlandı.
Mesih Planı’nın bu kehanetsel kısmı devam ederken, bir yandan da stratejik yönü işliyordu. Bu stratejik yön, temel olarak, Yahudilerin önündeki düşman güçlerin tasfiye edilmesine yönelikti. Yahudiler, Kutsal Topraklar’ın kendilerine ait olduğunu reddeden, aksine onlara pek iyi bakmayan güçleri ortadan kaldırmak zorundaydılar. Bunu yapmadan, ikinci büyük kehaneti gerçekleştirmeleri, yani dünyanın dağıldıkları dört bir ucundan Kutsal Topraklar’a dönmeleri de mümkün değildi. Ortadan kaldırmaları gereken güçlerin başında da, Katolik Kilisesi geliyordu. Yahudileri “İsa’nın katilleri” olarak gören, Kutsal Topraklar üzerindeki hak iddialarını ve “Seçilmiş Halk” öğretilerini kesinlikle tanımayan Kilise müstakbel bir Yahudi egemenliğinin önündeki en büyük engeldi. Yahudiler ancak Kilise’nin otoritesini yıkarlarsa Avrupa’nın yönetiminde etki sahibi olurlar ve bu durumda da Avrupa’yı kendilerini Kutsal Topraklar’a döndürmek ve bunun için de Kutsal Topraklar’ı İslam egemenliğinden çıkarmak için kullanabilirlerdi.
Ancak Kilise’ye karşı tek başlarına mücadeleye başlamadılar. Bazı hıristiyanları da yanlarına çekmişlerdi. Aslında bunlara hıristiyan demek de doğru değildi. Haçlı seferleri sonucunda gittikleri Kudüs’te Kabala’nın büyüsüne kapılarak hıristiyanlıktan uzaklaşan bu şövalyeler, yani Tapınakçılar, bir süre sonra “kafir”likleri nedeniyle Kilise tarafından hedef alındılar. Papa tarafından yasadışı ilan edilmelerinin ardından da, Yahudilerle tarihi bir İttifak kurarak Kilise’ye karşı asırlar sürecek bir mücadele başlattılar. Bu mücadele, aslında Mesih Planı’nın İspanya’daki Kabalacılar tarafından tasarlandığı 1400’lü yıllardan da önce başlamıştı ama kısa süre sonra Mesih Planı’na eklendi ve Plan’ın bir parçası oldu.

Tapınakçılar ve Yahudiler arasındaki İttifak, Kilise’yi yıkabilmek için önce bazı Papa düşmanı dini akımlar oluşturdu; John Wycliffe ve John Huss’unkiler gibi. Bu denemelerin ardından daha köklü bir değişim olan Hümanizm geldi. Kilise doktrinine ters bir dünya görüşü üreten büyük Hümanistlerin hepsi, Kabala’ya karşı olağanüstü bir ilgi duyan ve Tapınakçı geleneğe bağlı kişilerdi. Hümanizmi Rönesans ve daha da önemlisi Reform izledi. Doğrudan İttifak tarafından üretilmiş olan Reform hareketinin en önemli hedefi, Katolik Kilisesi’nin siyasi gücünü yok etmekti. Bu arada etkili bir “Tevrat’a dönüş” hareketi başlatarak hıristiyanları M. Tevrat hükümlerini ki bunların arasında Yahudilerin “Seçilmiş Halk” ve Kutsal Topraklar’ın sahibi olduğu inançları da vardı sorgusuz sualsiz kabul etmeye mecbur bıraktı. Bu “Tevrat’a dönüş” hareketinin en radikal temsilcisi olan Püritenler, Anglo-Sakson kültürü üzerindeki etkileriyle, Mesih Planı’nın Tapınakçılar kadar önemli destekçileri olacaklardı.
Reform’u izleyen Aydınlanma çağı ve Kilise’ye karşı girişilen siyasi saldırılar Fransız Devrimi, İtalyan ulus-devletinin kuruluşu gibi Papanın siyasi gücünü neredeyse tümüyle yok etti. Bu uzun mücadele sonucunda, Batı’da Kilise’nin otoritesi altında işleyen Katolik Düzen tamamen yıkılmış ve onun yerine Yeni Seküler Düzen (Novus Ordo Seclorum) kurulmuştu. Bu, Batı’nın artık Mesih Planı için kullanılabilir hale geldiğini gösteriyordu. Nitekim Kabalacılar bunun üzerine ikinci büyük kehaneti, yani Yahudilerin Kutsal Topraklar’a dönüşünü, öteki adıyla “Sürgünlerin Toplanması”nı başlattılar. Kabalacılar tarafından formüle edilen Siyasi Siyonizm hareketi, 19. yüzyılın sonunda, Kabalacılar’ın yolunu izleyen ırk bilinci yüksek laik Yahudiler tarafından uygulamaya kondu. Bu, aynı zamanda, Yahudi toplumu içindeki dindar olmayan elementlerin de, yeterli bir ırk bilincine sahip oldukları takdirde, Mesih Planı’na destek olabileceklerini gösteriyordu.
Ancak Kutsal Topraklar’a dönülebilmesi için, oradaki Osmanlı egemenliğine son verilmesi gerekiyordu. Siyonistler ilk önce Osmanlı’yla anlaşmayı denediler ama Halife Abdülhamid’in sert tepkisi onları daha kesin çözümler aramaya itti. Halife’yi düşürebilmek için ona karşı gelişen seküler ve ulusçu muhalefeti, İmparatorluk sınırları içinde özellikle de Selanik’te yaşayan Yahudiler ve de mason locaları yoluyla örgütleyip desteklediler. Halife’nin tahtından indirilmesinin ardından da olaylar çorap söküğü benzeri birbirini izledi. Askeri darbeyle iktidarı ele almış ve gözünü bürüyen hırstan dolayı savaşmak için bahane arayan paşaları kullanarak, İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’na sokmak ve İngiltere’yle savaştırarak Kutsal Topraklar’ı İngiliz egemenliğine sokmak zor olmadı.
Filistin İngiliz egemenliğine girip bir de İngilizler orada bir “Yahudi vatanı” kurmayı vaadedince, Siyonizm, Mesih’in gelişinin büyük kehanetine, yani Sürgünlerin Toplanmasına ağırlık verdi. Ancak ortada bir sorun vardı, “sürgünlerin”, özellikle de rahatları yerinde olan Avrupa Yahudilerinin Filistin’e dönmeye pek niyetleri yoktu. Bu sorun için doğrusu teknik yönden oldukça mantıklı olan bir çözüm bulundu. Avrupa’da gittikçe yükselen aşırı sağcı ve ırkçı akımlarla örtülü bir işbirliği yapılacaktı. Çünkü bu akımlar, kendi ülkelerinde “ırk saflığı” oluşturmak istiyorlar ve bu nedenle de başta Yahudiler olmak üzere azınlıkları sürgün etmek gerektiğini düşünüyorlardı. Siyonistler de bu Yahudileri Filistin’e götürmek istediklerine göre, iki taraf arasında doğal bir paralellik kurulmuş oluyordu. Bu paralellik bir ittifaka dönüştü ve Nazi Almanyası ile yapılan işbirliği sayesinde Filistin’e yapılan göçte büyük bir artış sağlandı. Naziler’in Yahudileri göç ettirmek için kullandıkları antisemit propagandalar ise tüm dünya Yahudilerine, diasporanın güvenilir olmadığı yönünde bir telkin olarak kullanıldı. II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru üretilen Soykırım masalı ise hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için Kutsal Topraklar’a göçü onaylamayı sağlayacak önemli bir psikolojik baskıydı.
Her şey kehanetlerdeki gibi gerçekleşti. Yahudiler, bu işe gönüllü olarak yardım eden milletlerin aracılığıyla Filistin’e taşındılar ve burada bir devlet kurdular. 1967’de ise Kudüs’ün tamamını, dolayısıyla Süleyman Tapınağı’nın mekanını 19 yüzyıllık bir aradan sonra ele geçirdiler.
Filistin cephesinde bunlar olurken, bir yandan da dünyanın en büyük politik ve askeri gücü olmaya doğru giden ABD üzerindeki denetimlerini de gittikçe artırıyorlardı. Sahip olduğu Püriten mirası sayesinde Amerika onların egemenliğine girmeye son derece uygundu. Bu egemenliği tam olarak kurabilmek içinse, Amerika içinde çeşitli örgütler oluşturdular. Masonluğu Eski Dünya’dan Amerika’ya onlar taşıdı. Bunu kendilerine bağlı diğer örgütler izleyecekti. Bu arada ilginç bir manevra daha yaparak, kendi kıtasının dışına adım atmayan Amerika’yı emperyal bir güç haline soktular, onu “yayılmaya” zorladılar. Amerikan emperyalizmini körüklemek ve de kontrol altında tutabilmek için, yüzyılın başlarında CFR’yi oluşturdular. Amerikan dış politikasını Yahudi önde gelenleri için bir “taşeron” haline getirmeyi amaçlayan bu örgütün dışında, yüzyılın ikinci yarısında, Amerika’nın İsrail’e olan desteğini denetlemek için başta AIPAC olmak üzere çeşitli lobi kurumları ürettiler. Etkileri öyle arttı ki, sonunda Amerika, “goyim olmayan” bir hükümet, yani bir Yahudi hükümeti tarafından yönetilmeye başladı.
Dünyanın iki “goyim olmayan” hükümeti, yani İsrail ve ABD, 20. yüzyıl içinde bir de Üçüncü Dünya’da büyük bir savaş verdi. Çünkü Üçüncü Dünya halkları, bu ikilinin önderliğinde kurulmuş olan Dünya Düzeni’ne karşı doğal bir muhalefet oluşturuyorlardı. Sosyal Darwinizm temeli üzerine kurulu olan Düzen, dünyayı yönetenler ki bunlar en başta Yahudiler, sonra da onlarla ittifak içinde olanlardı ve yönetilenler olarak ayırıyordu ve Düzen’in tabiatı, yönetenlerin yönetilenler üzerinde baskı kurmasını gerektiriyordu. Nitekim böyle de oldu. ABD-İsrail ikilisi, ki bu ikilide baskın taraf gerçekte İsrail’di, özellikle yüzyılın ikinci yarısında Üçüncü Dünya halklarına karşı büyük bir savaş başlattılar. Üçüncü Dünya ülkelerinde, kendi halklarını işkence ve soykırıma tabi tutan diktatörler başa geçirildi, iç savaşlar körüklendi. Bu, bir anlamda yeryüzünün Mesih’in gelişi için hazırlanmasıydı. Çünkü Mesih geldiğinde, Yahudi inanışına göre, tam bir Sosyal Darwinistik düzen kurulacak ve tepesinde Yahudilerin yer aldığı bir hiyerarşi oluşturulacaktı. Yahudilerin beklediği bu Mesih, aslında Kuran’da anlatılan Firavun ahlakının bir benzeriydi ve “gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı” (Kasas Suresi, 4) ayetinde tarif edilen türde bir bozgunculuğun faili olacaktı. Yahudi önde gelenleri ise Mesih gelmeden önce de egemenlik için elden gelenin yapılması gerektiğini düşündükleri için, bu bozgunculuğu özellikle Üçüncü Dünya’da ısrarla sürdürdüler.
Ancak özellikle son yıllarda ortaya çıktı ki, Düzen’in felsefi dayanaklarına karşı çıkan tek önemli güç İslam’dı. Öteki din ya da ideolojiler Yeni Seküler Düzen’e itaat etmeyi kabul etmişlerdir ve bu Düzen’i eleştirecek bir zihin yapısına sahip değildiler. Bu nedenle, Düzen’in patronları, yani İsrail güdümlü “Anti-İslami Enternasyonel”, kendisine bir numaralı hedef olarak İslam’ı ve Müslümanları seçti. Dünyanın farklı bölgelerinde Müslümanlara karşı girişilen saldırıların hep İsrail ile bağlantılı oluşu, bunun açık bir göstergesidir.
Bu durum, Mesih Planı’nın stratejik yönünün, Yahudi önde gelenlerinin kontrolündeki Düzen ile Müslümanlar arasında bir çatışma gerektirdiğini göstermektedir. Samuel Huntington’ın gündeme getirdiği “Medeniyetler Çatışması” tezinin yakın gelecekte Batı ve İslam medeniyeti arasında büyük bir çatışma öngörmesi bunun bir başka ifadesidir. Gerçekte İslam dünyası ile Batı arasında pek çok ortak değerler ve inançlar bulunmasına rağmen, yapay bir şekilde “Medeniyetler Çatışması” kavramı oluşturulmuş ve öne sürülmüştür.
Bu noktada ilginç bir gerçekle daha karşılaşıyoruz: Mesih Planı’nın kehanetsel yönü de, Yahudilik ve İslam arasında gerçekte her iki İlahi din de baürış yanlısı olmasına rağmen bir çatışma gerektirmektedir. Mesih’in gelişi için gerekli olan kehanetler birbiri ardına gerçekleştirilmiştir ve bugün yerine getirilmesi gereken son bir kehanet vardır; Süleyman Tapınağı’nın yeniden inşa edilmesi. Siyasi Siyonizmi formüle eden Kabalacı Hirsch Kalischer’e göre ve diğer Kabalacıların da kabul ettiği gibi Yahudilerin Kudüs’ü ele geçirdikten sonra yerine getirmeleri gereken son kehanet budur ve bunun da yapılmasının ardından Mesih’in gelişi an meselesi olacaktır. İşte Mesih Planı’nın Müslümanlar ile Yahudileri karşı karşıya getiren kehanetsel yönü buradadır, çünkü Tapınak’ın inşası için, onun eski yerinde bugün duran iki İslam mabedinin, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın yıkılması gerekmektedir. Bu ise dünya Müslümanlarının asla kabul etmeyeceği bir harekettir. Konuyla ilgilenen pek çok uzmanın söylediği gibi İsraillilerin Tapınak Tepesi’ndeki (Temple Mount) İslam mabetlerini yıkmaları, büyük olasılıkla bir çatışmanın başlangıcı olacaktır. (Kuşkusuz bizim temennimiz, böyle bir çatışmanın asla yaşanmaması ve hem Yahudiler hem de Müslümanların Kutsal Topraklar’da barış içinde yaşamalarıdır.)
Peki İsrailliler bu son kehanet hakkında ne düşünmektedir? Yahudiler, Tapınak’ı yapmak için İslam’ın üçüncü kutsal mekanını yerle bir etmeyi hedeflemekte midir?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: