Dokularımızın da Yedeği Var

Safa SEÇİLMİŞ (sızıntı)
Her zerresinde harika bir plân müşahede edilen insan vücuduna bir de şu açıdan bakalım: Vücudumuzda her şey yerli yerinde yaratılmış ve en küçük bir israf yapılmamıştır. Vazifesi az gibi görünen dokularımız, kaza veya hastalık gibi çeşitli durumlarda birbirinin imdadına koşturulmakta ve böylece fonksiyonlarını kaybetmiş organların yeniden fonksiyon kazanmaları sağlanmaktadır. Vücudumuza paha biçilmez birer hazine olarak konulmuş farklı dokular, çeşitli fonksiyonlarla harikulâde işlerde istihdam edilirler. Hattâ dokular normal çalışma alanlarının dışında gerektiğinde yeni vazifeler üstlenebilirler.


Sinir dokusu


Şekilde görülen ‘nervus suralis’  isimli sinir, insan bacağının arka kısmında yer alır ve bu bölgenin deriye yakın yerlerindeki duyuların beyne taşınmasında rol alır. Bir an için el hareketlerinde çok önemli olan bir sinirimizin, bilek bölgesinde kesildiğini düşünelim. İşte bu sinirin tamiri için vücudumuzun başka bir yerinden sinir dokusunun taşınması ve kesilen sinirin yerine dikilmesi gerekecektir. İnsanın kendi dokusu, hiçbir uyuşmazlık göstermediği için bu nakil çok değerlidir. Bu maksatla ‘nervus suralis’ isimli sinir, bulunduğu yerden çıkarılarak, kesilen sinirimizin yerine ikame edildiği takdirde; elimiz yeniden fonksiyonlarına kavuşma şansını yakalayabilir. Sinirin çıkarıldığı yerde ise duyu kaybı pek hissedilmez.


Kas dokusu


Uyluk adı verilen vücut kısmımızın (kalçadan dize kadar olan bölge) iç yanında “musculus gracilis” adı verilen bir kas bulunmaktadır. Uyluğun içe doğru yakınlaştırılmasında rolü bulunan bu kas, vücudun başka bir yerinde ihtiyaç duyulması halinde, ‘Beni düşünün!’ dercesine yerini korumaktadır. Bir yere nakledilmesi halinde, diğer bazı kaslar tarafından açık kapatılmakta ve fonksiyon kaybı görülmemektedir.
Farkında olmadığımız binlerce nimet, lütuf olarak her yandan yağmaktadır. Ne yazık ki bu nimetleri ancak kaybettikten sonra fark etmekteyiz. Sıkıntısını çektiğimizde açığa çıkan bu nimetlerden biri de, insanın gaitasını çıkarma fonksiyonudur. Vücuttan atılması gereken maddeler; ter, idrar, solunum veya bağırsak yoluyla uzaklaştırılır. Bağırsakların en son kısmında yer alan “anal kanal” gaitanın vücut dışına atılmasında rol alır. Burada bir sfinkter (büzücü kas) vardır. Bu yapı sayesinde, anal kanal, olur olmaz yerde çalışmaz. Böylece insanın defekasyon (def-i hâcet) ihtiyacını rahatça karşılayabileceği imkân bulununcaya kadar anal kanal sfinkteri kasılır ve bağırsak sonunun kapalı kalmasını sağlar, yeri ve zamanı gelince de açılır. Bu ihtiyacını çeşitli hastalıklardan dolayı karşılayamayanlar vardır. Hele “kolonostomi” adı verilen bir ameliyatla bağırsak son kısmı karın bölgesine açılan hastalar, önemli sosyal problemler yaşar. ‘Bir dertten kurtuldum.’ diye sevinen hastalar, defekasyon ihtiyacını iradesi dışında gidermek zorunda kalırlar. Çünkü kolonostomi sonucu bağırsakları karın ön duvarına açılmış bu hastalarda, artık irade ile çalışan bir sfinkter (kapak mekanizması) yoktur. Bunun yerine hastanın isteği dışında çalışan bir bağırsak düzeneği vardır; bu da olur olmaz yerde ses ve kokuyla birlikte çalıştığı için, hasta başkalarının yanında mahcubiyet duymaktadır. Bu durumun telâfisi için, az önce bahsettiğimiz ‘musculus gracilis’ kası imdada yetişmekte, bulunduğu bölgeden anüs çıkışına doğru uzatılarak orada bir sfinkter gibi sarmalanmakta ve anüs sfinkterinin yerini almaktadır. Böylece hasta yeniden kontrollü dışkılama fonksiyonuna kavuşmaktadır.


Kemik dokusu


Tıpta diz kapağı ile ayak bileği arasındaki bölüme ‘baldır’ denmektedir. Burada iki uzun kemik bulunur. Önde olan ‘tibia’ (kaval kemiği) daha kalın ve dayanıklı olup, diz ekleminin yapısına katılır. Oysa bu kemiğin hemen arkasında yer alan ‘fibula’  ise (baldır kemiği) daha ince olup, sadece ayak bileğindeki eklemin yapısına katılmaktadır. Günümüzün tehlikeli hastalıklarından kanser, ne yazık ki kemik dokusunu da tutmaktadır. Kemik kanserine yakalanan birinde, kanserli kemik dokusu vücuttan uzaklaştırıldığında, boy kısalığı da dahil birçok problem ortaya çıkmaktadır. Bunların telafisi açısından yine vücudumuzun gerektiğinde kullanılabilecek yedek dokularından istifade edilmekte ve kemiğin kanserli kısımları uzaklaştırılmakta, eksik kemik dokusu yerine, bünyemizden alınan bir kemik parçası, yani fibula’nın bir kısmı konmaktadır.


Tendon


Kasların kemiklere tutunacakları yerlerde, tendon adı verilen kiriş yapılar rol oynamaktadır. El hareketlerinde çok önemli olan bu kiriş yapılar, bilekten ele doğru, dar bir alana sıkışmış olarak geçerler. El bileği yaralanmalarında en sık karşılaşılan problemlerden biri de bu bölgelerdeki tendon kesikleridir. Bu yaralanmalarda üst kısımdan derine doğru ve kesiğin derecesine göre tendonlar zarar görmekte ve el hareketleri kaybolmaktadır. En basitinden, bir bardak su dahi içilememektedir. İşte bu tip vakalarda yine vücudumuzdan bir parça (yedek) doku maharetli cerrahlar eliyle alınarak kesik tendonların yerine dikilmektedir. Şekil üçte görülen ve ‘musculus plantaris’ adı verilen kasın tendonu, bu gibi acil durumlar için biçilmiş kaftandır. Yeterli uzunluktaki bu tendon yerinden çıkarılarak, kesilmiş olan el bileği tendonunun yerine dikilmekte ve yeniden el hareketlerinin başlaması sağlanmaktadır.


Damar dokusu


Kalbi besleyen ‘koroner damarlar’ sigara, içki, kolestrol gibi bazı sebeplerden ötürü daralıp tıkanabilir. Ani ölüme sebebiyet verebilen bu durum, gerekli müdahaleler sonucu tıkanık damarların açılması ile düzeltilebilir. Tam tıkalı koroner damarlarda yapılan işlem, özetle, tıkalı damarın iptal edilerek yerine başka bir damarın konması şeklinde olmaktadır. Hemen tıkanma noktasının ilerisine, atardamarımızdan başlayan bir damar yerleştirilir. Köprü görevini üstlenen bu bağlantı sayesinde, kanın tıkanık bölgeden dolayı gidemediği kalb dokusunu yeniden kanlandırması sağlanır. İşte bu tıkanıklığı açmak için kullanılan köprü yine vücudumuzdan seçilen “vena saphena manga”  isimli bir toplardamardır. Bu toplardamarın yerinden çıkarılması vücudumuzca çabuk tolere edilebilmekte ve bir problemle karşılaşılmamaktadır.
Bütün bunlar, Rahmeti Sonsuz’un nimetlerini saymamızın mümkün olmadığını, vücudumuzun tamamen irademiz dışında çok ince hesaplı bir sigorta sistemiyle sigortalandığını, bilgimizin artmasıyla da O’nun sanatının daha iyi anlaşıldığını göstermekte, ‘Allah saygısını tam olarak ancak O’nu tam bilenler duyar.’ (Fatır, 28) âyetinin ifade ettiği mânâya çok parlak bir ayna teşkil etmektedir. Bize verdiği bu nimetler karşısında yalnız O’na hamd u sena ederiz.

Kaynaklar
http://www.irteb.com
http://www.eatonhand.com
http://www.scoi.com
http://www-cdu.dc.med.unipi.it
http://www.uhrad.com
http://www.ama-assn.org
http://www.fpnotebook.com
http://www.bio.psu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: