Küçük Canlılar Niçin Yaratılmış Olabilir

Dr. Hacı LÜY (sızıntı)

Bu soruyu kendisine tevcih ettiğimiz muhterem hocamızın verdiği cevap yıllarca zihnimizi meşgul etmişti. Onun: “Kâinata nisbet edildiğinde siz büyük canlı mısınız, siz niçin yaratıldığınızı düşündünüz mü?” şeklindeki cevabı; bize büyüklük ve küçüklüğün izafî olduğunu öğretiyordu. Allah (cc)’ın çok küçük mahluklara çok büyük işler gördürebileceğini, yıllar sonra anlayabildik. Geçmişte yaşanan veba gibi salgınlarla medeniyetlerin nasıl çökebileceğini, ancak bugün gündeme gelen şarbon veya SARS’ın biyolojik silâh olarak kullanılabilme potansiyelleriyle öğrendik.

Mikroorganizma dendiğinde akla gelen şey, bunların mikroskopik oldukları, yani gözle görülemediğidir. Temizlik hususunda çok hassas olan Efendimiz (sas) tırnakların belli aralıklarla düzenli olarak kesilmesini tavsiye ederken, Hz. Ali’ye hitaben tırnaklarımızın altında barınan ve insanı hasta eden varlıklara dikkat çekmiştir (Deylemi). Daha sonra Orta Çağ boyunca, başta İbni Sina olmak üzere birçok âlim bu görünmez varlıkların tesirlerinden bahsetmiştir.

Mikroorganizma dendiğinde, tek tip varlıklar akla gelmemelidir. Aksine birbirlerinden çok farklı plân ve sistemlerle yaratılmış binlerce canlı bu gruba dahildir. Kabaca sınıflandırıldığında bakteriler, mantarlar, protozoonlar, algler ve virüsleri sayabiliriz. Virüsler önceleri ‘canlı mı, cansız mı’ diye tartışılırken; sahip oldukları organizasyon ve çok ince sanatlı yapılarından dolayı, artık canlı kabul edilmektedir. Bakterilerin bir zarla sınırlanmış çekirdekleri olmadığı halde (prokaryotik hücre), mantar ve protozoa hücrelerinin çekirdekleri vardır (eukaryotik hücre).

Mikroskopik canlıların dünyasının büyüklüğünü ve ihtişamını idrâk için tıp fakültelerinin müfredatı ve Sağlık Bakanlığı istatistikleri incelenebilir. Tıp fakültelerinin parazitoloji, mikrobiyoloji, klinik mikrobiyoloji, bakteriyoloji ve enfeksiyon hastalıkları gibi bölümlerinde, fakülte bittikten sonra üç yıl ihtisas yapılır, doktora tezleri hazırlanır. Mikroskopik canlılar üzerine yıllarca araştırmalar yapılmış ve halen yapılmakta, araştırmalar derinleştikçe bu âlemin büyüklüğü ve bu canlılardaki muhteşem sanatlar çok daha iyi anlaşılmaktadır. Hastalık yapan bakterilere karşı yeni yeni antibiyotikler geliştirilirken, bakteriler de, “Durun, bu dünyada sadece sizler yoksunuz, bizler de varız.” dercesine direnç gösteriyor.

Bakterilerin clostridium cinsi; karbonhidratlardan selülozu, nişastayı, çözünür şekerleri ve hattâ lâktik asiti bile fermente ederek, parçalar. Böylece bütirik asit, asetik asit, CO2 ve H2 gibi ürünlerin açığa çıkmasına sebep olur. Meydana gelen bu maddeler, bakteriler açısından yan üründür. Fakat bu iş insanlar tarafından bütirik asit ve asetik asit elde etmek için yapılırsa, fermantasyon sonunda meydana gelen bu dört madde esas ürün kabul edilir.

I. Dünya Harbi’nde İngiltere’de harp levazımatı yapmak için, bol miktarda asetona ihtiyaç duyulmuştur. Bu hal, asetonun fermantasyon yolu ile yapılması için araştırmalara zemin sağlamıştır. Bir kimyacı olan Weisman, bakterilerden fermantasyon yolu ile aseton elde etmede başarı göstermiştir.

Bakterilerin acetobacter cinsi, alkolü okside ederek asetik asite dönüştürür. Bu bakterilerden istifade edilerek pratikte sirke yapılır. Bakterilerden streptococcus ve leucorostocun bazı türleri ticarî kültürlü ayran, tereyağı ve peynir gibi süt ürünlerinin yapılmasında kullanılır. Bu bakteri türleri tek yoldan madde sentezlemeye programlandığından, sadece lâktik asit istihsal eder. Bu asit, ayranın ekşiliğini temin eder. Yine ticarî maksatla tereyağının tadını daha iyi hale getirmek için, s. lactis ile s. diacetilactis bakterileri kullanılır. Bazı lactobacillus türlerini kullanmak suretiyle elde edilen lâktik asit, plâstiklerin yapılmasında, bazı besin maddelerinin hazırlanmasında, boyacılıkta ve derilerin tabaklanmasında kullanılır. Propionibacterium türleri, bazı özel peynirlerin olgunlaştırılmasında ve İsviçre peynirinin üretilmesinde kullanılır.


Streptosmycetaceae familyasına ait bazı bakteri türleri, antibiyotik istihsali dolayısıyla ekonomik bir öneme sahiptir. Meselâ bugün antibiyotik olarak kullanılan streptesmicin, streptomycesgriseus’tan elde edilir. Hastalıklardan korunmada ve tedavide bakterilerden elde edilen aşılar ve serumlardan istifade edilir. Öldürülmüş veya zayıflatılmış canlı bakteriler kullanılarak aşı hazırlanır. Meselâ tifo aşısı, ölü bakteri; verem (tüberküloz) aşısı, zayıflatılmış canlı bakteri ihtiva eder. Antibiyotikler, insilün gibi bazı hormonlar, kanser tedavisinde kullanılan bazı kimyevî maddeler biyo-teknolojik metotlarla bakterilerden elde edilebilmektedir.

Biyolojik mücadele çalışmalarında, zehirli madde üreten bakteriler kullanılarak zararlılarla savaşılır. Özel olarak üretilip, tarla bitkileri üzerine püskürtülen bu bakteriler, bitkiyi yiyen zararlı böceklerin ölümüne sebep olur. Sivrisineklere karşı bu metot kullanılmaktadır.
Nitrobacteraceae familyasına ait bakterilere daha ziyade toprakta rastlanır. Bunlar topraktaki faaliyetleri neticesi azot devr-i daiminde önemli rol oynayarak toprağın verimliliğini artırır. Bilindiği gibi bitkilerin azot kaynağının mühim bir kısmını, bu bakterilerin oluşturduğu nitratlar teşkil eder. Saprofit (çürükçül) bakteriler, organik maddeleri çürüterek kendileri için besin ve enerji elde ederken, oluşan organik ve inorganik maddeler, toprağın zenginleşmesine, tabiatta sınırlı miktarda bulunan maddelerin tekrar kullanılmasına, madde devr-i daimine vesile olur.

Bitki ve hayvan kalıntılarının çürüyerek toprağa karışmasında, yeryüzündeki madde devr-i daiminde mantarlar da önemli rol alır. Bitkilerin sonbaharda dökülen yaprakları, mantar ve bakteriler vasıtasıyla çürütülerek humuslu organik maddelere dönüştürülür. Oluşan fosfat ve nitrat gibi mineraller, bitkiler tarafından alınarak hayat devrine dahil olur.


Mantarlar; gıda ve fermantasyon (mayalanma) endüstrisi, ilâç sanayii ve çeşitli ürünlerin elde edilmesinde kullanılmaktadır. Peynir, alkol, ilâç ve ekmek yapımında mantarlardan yararlanılır. Mantarlarda minerallerden; kalsiyum, demir, fosfor, potasyum ve bakır bulunmaktadır. Çeşitli antibiyotikler, steroid hormonlar ve birçok vitamin, mantarlardan elde edilir. Son zamanlarda mantarlar, kanser tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Penicillumchrysogenum mantarının ürettiği penisilin antibiyotiği, bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.

Denizlerde, çok fazla alg çeşidi bulunuyor. Algler; protein, vitamin ve mineraller yönünden zengin canlı grubundandır. Bu alglerden çeşitli besin maddeleri üretilerek beslenme problemlerinin çözümlenebileceğini gösteren uygulamalar vardır. Japonya’da bu gâye ile alg çiftlikleri kurulmuştur. Besin değerleri ve ürettikleri oksijen sebebiyle algler, insanlar ve denizlerdeki hayvanlar için vazgeçilmez canlı grubudur. Gıda zinciri de denen, bir canlının diğer canlıya gıda olması şeklinde açıkladığımız silsilenin en birinci halkası bir hücreli alglerdir. Eğer algler olmasaydı, insana kadar ulaşan bu mükemmel gıda zinciri olmazdı.

Gerek bakteri ve mantarlar, gerekse virüslerin hastalık yapan türleri geçmişten günümüze birçok insanın ölümüne sebep olmuştur. Ölüm olmasaydı, dünyanın ne kadar feci bir hâl alacağını, bilim-kurgu filmlerinde seyretmek bile, insanı ürpertmektedir. Dünyamızın dolup boşaltılmasında ve yeni gelenlere yer açılmasında bu mikroorganizmalara çok iş düşmektedir.


Mikroskopta zor görülen bu minik canlıların anatomik ve fizyolojik mükemellikleri ise, ciltler dolusudur. ‘Büyük saati mi yapmak daha kolaydır, küçük saati mi?’ şeklinde bir soruyla karşılaşıldığında, herkes küçük saatin daha sanatlı ve ince işçilik gerektirdiği için, daha zor olduğunu söyleyecektir. Allah (cc) için zorluk ve kolaylık mevzubahis olmamasına rağmen, bir mikrobun vücudundaki biyokimyevî hâdiseleri ve organcıkları düşünmek, Yaratıcı’mızın kudretinin ve ilminin sonsuzluğunu daha iyi anlamamıza vesile olmaktadır.


Küçük canlıların niçin yaratıldığına dair biyoloji, tıp ve ziraat biliminin ortaya koyduğu neticelerden sadece bazılarına temas ettik. Bu bile yeryüzünün dengesinde küçük canlıların önemli varlıklar olduğunu gösteriyor. İleriki yıllarda ortaya konacak daha çarpıcı neticeleri gördükçe, Allah (cc)’ın küçük canlıları niçin yarattığını çok daha iyi anlayacağız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: