Bir Çekirgenin Dilinden

Prof.Dr. Arif SARSILMAZ  (sızıntı)


Merhaba insanoğlu!

Biliyorum benden pek hoşlanmayacaksınız ama, yine de size selâm ve hürmetlerimi arz ediyorum. Yaratılmışların en şereflisi olan size karşı hürmet vazifem. Ama lütfen siz de beni biraz olsun dinleyin. İnsan olarak İlâhî Beyan’a muhatap olmanız ve âlemlere rahmet olarak gönderilen İnsanlığın İftihar Tablosu’nun sizin içinizden çıkması, beni hakîr görmenizi gerektirmez. Zararlı bir haşerat gibi görülebilirim, ancak ortaya çıkarılan hikmetli hâdiseleri bildiğinizde, batınımda ne çok güzellik olduğunu göreceksiniz.


Sınırlı bilginizle ve anlayışınızla düşündüğümüzde yeryüzünde koyun, keçi, sığır, tavuk ve arı gibi faydalarını açık olarak gördüğünüz birkaç hayvan dışında diğerlerinin hayat hakkı olmaması gerekirdi. Halbuki Rabbimin kurduğu muhteşem ekolojik sistem içinde; hamam böcekleri, sivrisinekler, bitler, pireler ve birçok zararlı haşerat gibi benim de çok önemli bir yerim vardır. Benim gibi, yukarıda sayamadığım daha pekçok hayvan zahiren size zarar veriyor olabilir. Fakat kusura bakmayın, bu kâinatı siz idare etmiyorsunuz ki! Hemen kendi menfaatlerinize göre konuşuyorsunuz. Allah’ın yarattığı bu mükemmel ekosistemde bir kısım böcekler başka hayvanların gıdası olurken, bir kısmı hastalıklara ve ölümlere sebep olarak nüfusun dengelenmesinde rol oynarlar. Ben de bazen sizlerin açlıkla imtihanınıza vesile olurum.


Hayvanlar âleminin genel yapılanmasına baktığınızda, şu enteresan hususu fark edebilirsiniz. Kudreti ve Hikmeti Sonsuz Rabbimiz hayvan türlerinin sayısı ile onların vücut büyüklüğü arasında bir münasebet tesis etmiştir. Buna göre 0,25 mikrondan küçük hayvanların tür adedi 20.000; 0,25 mikron ile 2,5 mm arasında bir büyüklüğe sahip olan hayvan türü sayısı 220.000; 2,5 mm ile 25 mm arasındaki hayvan türü sayısı ise en kalabalık grup olan böceklerin teşkil ettiği 600.000 gibi büyük miktardaki tür sayısıdır. Daha sonra büyüklükle orantılı olarak tür sayısı azalmaya başlar. 2,5 cm ile 25 cm arasındaki büyüklüğe sahip hayvan türlerinin yaklaşık sayısı 20.000; 25 cm ile 250 cm arasındaki büyüklükte yer alan hayvanların tür sayısı 1.500; 250 cm’den büyük hayvanların sayısı ise; ancak 10 tanedir. Tipik bir çan eğrisi dağılımında olduğu gibi, ortadaki en kalabalık grup böcekler olmaktadır. Meşhur evrimcilerden J.H.S.Haldane bu durumun hikmetini anlayamadığı için, “Yaratıcı’nın böceklere karşı inanılmaz bir hayranlığı olmalı” şeklindeki ifadesiyle kendince dalga geçmek istemiştir. Halbuki benim de dahil olduğum böcekler sınıfının bu kadar kalabalık oluşu diğer hayvanlar için çok mühim bir gıda kaynağı oluşumuzdan kaynaklanmaktadır.

Benim vücudumu saran (kitin denilen hususi bir maddeden yapılmış olan) deri kılıfı son derece dayanıklı ve hafif bir örtü olup, onu taşımakta hiç zorlanmam. Bütün bedenimi saran kitin örtüsünün sağlamlığı sebebiyle ayrıca bir iskelete ihtiyaç duymam. Bu yüzden yaratıcımız böceklerin içine bir iskelet koymamıştır. Dış iskelet vazifesi gören kitin örtü sağlamlığı yanında son derece de esnektir. Kaslarım bu örtüye iç tarafından yapıştırılmış olup bunların kasılmasıyla çok çevik hareketler yaparım. Kendi ağırlığımın 50 misli fazla bir ağırlığı taşıyabilirim. Kitinden yapılmış bu kaplama malzemesi, esnekliği sayesinde, üzerine gelen darbelerin tesirini en aza indirdiği gibi, suyu da geçirmez kalitededir. Dışarıdan içime su girişine engel olduğu gibi, vücudumdan dışarıya su kaybına da engel olan bu örtü sıcaktan ve radyasyondan bile kolay kolay zarar görmez. Düşmanlarımın gözünden kaçabilmem için verilmiş bulunan, yaşadığım zemine uygun bir rengi kazanabilme kabiliyeti de benim için çok önemli bir nimettir. Şayet benim vücudumu örten kitine benzer bir malzemeyi sentetik olarak yapabilseydiniz, uçak ve uzay gemisi teknolojisinde çok müthiş hamleler yapabilirdiniz.


Vücudum baş, göğüs ve karın olarak üç ana kısımdan yaratılmış olup, her bir kısım kendine ait çok hususî ince sanatlarla donatılmış hassas organlara sahiptir. Baş kısmımda iki tane petek şeklindeki çok iri gözümün dışında üç tane de küçük tek olarak bulunan gözlerim vardır, bunların ikisi yanlarda, birisi ise ortadadır. Bu beş gözüm sayesinde aynı anda hem önümü, hem de arkamı rahatça görürüm. Petek gözlerimin önünde yer alan antenlerim görmek için değil, yediklerimi ve etrafımda olan bitenleri anlamak için yaratılmış hususî alıcılardır.

Ağız parçalarım freze tezgahı gibi çalışan çok hususî şekilde yapılmış âletlerden ibarettir. Gıda olarak kullandığım yaprakları ve otları en uygun büyüklükte ve biçimde kesebilmem için hususî yaratılmış testere, rende ve törpü vazifesi gören bu ağız parçalarım, ayrıca özel dudaklar ve yenilecek bitki kısımlarını tutmaya yarayan ilâve parçalarla da zenginleştirilmiştir.


Göğsüm üç alt bölgeye ayrılabilir, her bir bölgenin alt kısmından çıkan bir çift ayakla toplam altı ayağa sahibim. Göğsümden çıkan sağlı sollu iki çift kanat çok hususî yapıda olup, katlayıp dürebilir ve uçmak istediğimde bunları açarak kilometrelerce uçabilirim.

Uçma deyince biraz üzerinde durmam gerekir. Bu özelliğim sayesinde milyarlarca arkadaşımla bir araya gelerek dev sürüler teşkil ederiz. Bazen bulut gibi gökyüzünü kaplayan sürülerimizde 10 milyarımız bir arada bulunabilir. Hepimiz birden aldığımız İlâhî Emir’le göçe başlarız ve indiğimiz arazilerde yeşillik adına ne varsa, siler süpürür ve kuruturuz.

Bu sizin için bir felâket demektir. Rabbimin izni ile bazen Afrika’nın bir kıyısından diğerine 5.000 km’lik göçleri iki aydan daha kısa zamanda yapabiliriz. Çöl çekirgesi (Schistocerca gregaria) ismini alan türümüz 1954 yılında Kenya’da 200 km2’lik bir sahayı kaplamış ve kurutmuştu. Kilometrekare başına yaklaşık 50 milyon arkadaşımvazife yaptığına göre; sürüdeki fert sayısı 10 milyar civarındaydı denilebilir. Bir dağ çekirgesi türü olan Melanoplus spretus ise bir seferinde 330.000 km2’yi kaplayan bir sürü teşkil etmiştir.

15 Nisan 1958 yılında güneyden gelerek Urfa, Silopi, Viranşehir, Cizre ve Harran ovalarını istilâ ettiğimizde her türlü yeşil bitki ve buğdayı tüketmiştik. Silopi köylerinden toplanan ölülerimizin ağırlığı 23 tona ulaşmıştı. Kazakistan, Rusya ve diğer Orta Asya ülkelerinde, Orta Doğu ve Afrika’da büyük miktarlara ulaşmamız kolay olur. Zira buraların hava şartları, sıcaklık, nem ve toprağın durumu yumurta bırakmamızı ve bu yumurtaların birlikte açılmasını kolaylaştıracak ideal şartlara sahiptir. Vücudumun arka bölgesi olan karın kısmımı, toprağın içine daldırarak, (tıpkı sizin toprağa ekin ekmeniz gibi) pirinç tanesi büyüklüğündeki yumurtalarımı arka arkaya dizerim. Yumurtalarım ilk çıktığında üzeri sümüksü, köpüklü ve kaygan bir madde ile kaplı olduğundan toprak içinde kolayca derine doğru gider ve sonra bu kaygan tabaka sertleşip kese şeklinde koruyucu bir muhafaza halini alır. Bazı türlerim bir kese içinde 56 veya en fazla 14 kadar yumurta bırakırken, çöl çekirgesi ve kırmızı çekirge gibi göçmen olup büyük sürüler teşkil eden türlerimin toprağa bıraktıkları yumurta kesesi içinde 80–100 kadar yumurta bulunur. Kesenin içindeki yumurtalarımın kurumaması için Rahmeti ve Merhameti Sonsuz Rabbim onları saran koruyucu zarfın üst kısmındaki tıkaç gibi iş gören köpüklü kısmın kurumasını engeller. Bu köpüklü tıkaç yumurtalarımı bıraktığım deliğin tamamen kumla dolmasını da engellediği için yazın 10–14 günlük bir kuluçka döneminden sonra yumurtalarımdan yavrularım çıkar. İklimi daha serin olan yerlerde yavrularımın çıkması 70 güne kadar uzayabilir. Bana hiç benzemeyen yavrularım büyüdükçe deri değiştirirler ve gitgide daha çok bana benzerler. Son iki deri değiştirme sırasında kanatları da gelişir ve son deri değiştirmeden sonra artık erginleşmiş olan yavrularımın kanatları da kullanılır hale gelir. Yumurtadan çıktıklarından itibaren yavrularımın farklı safhalardan geçerek bütün kanat, bacak ve antenleri yerli yerinde gelişerek ergin birer çekirge olmaları, Rabbimin Sonsuz Rahmet ve Hikmeti’nin açık bir tecellisidir. Benim bu işlerde hiçbir dahlim yoktur. Erkek ve dişi olarak çoğalmak üzere içimizden gelen Sevk–i İlâhi ile yaptığımız iş çok kısa sürede olmaktan ileriye gitmez. İçimizde üreme hissini doğuran, yumurta ve spermlerimizi geliştirip bir yavrunun temelini atan ve sonra onu toprak içinde bir müddet bekledikten sonra çıkartan ve deri değiştirmeleriyle onları halden hale sokan Kudreti Sonsuz Rabbim’dir. Hayatımızın iki dönemi vardır denilebilir. Bir dönemde yalnız başımıza yaşarız ve daha sakin bir hayat süreriz. Ama bir dönem gelir ki, birden hepimiz kendimize eş aramaya başlarız ve bir araya toplanırız. Hem davranışlarımız, hem de renk ve biçimlerimiz değişmeye başlar. Böylece hızlı bir yumurtlama ve çoğalma dönemine gireriz. Bir dişi; iki–üç küme halinde ve her kümede 80–100 yumurta bırakınca, birkaç hafta sonra meydana gelecek sürüyü siz düşünün artık! Sürünün oluşması sebepler açısından en çok sıcaklığa bağlıdır. Henüz kanatları gelişmemiş yavrularımızı dağınık olarak çayırlarda sıçrarken görürsünüz ve hususî bir emir almadan bir araya gelip, toplanmazlar. Fakat bazen çok hususi şartlar bir araya gelince sürü teşkil etmeye başlarız. Bu dönemde renklerimiz de pembeden sarıya dönüşür ve üzerimizde siyah çizgiler görülmeye başlar. Bu siyah çizgiler sürüyü bir arada tutmada birbirini tanıma adına önemli işaretlerdir. Artık arılar ve karıncalar gibi sosyal bir grup haline geliriz ve birlikte hareket eden bu milyarlarca fertten oluşan sürülerle, kanatlarımızı kullanarak, aynı zamanda rüzgârdan da istifade ederek, sizler için bir kâbus haline dönüşürüz. Artık her indiğimiz yerde yeşil adına ne varsa tüketir ve kuruturuz.

Her gün ağırlığımın sekiz misli yeşil bitki tüketirim. Bazı türlerimizin hususî tercihleri vardır ve sadece belli bitkileri yiyerek beslenirler.


Yüce Kitabınız Kur’an benden iki yerde bahsetmektedir. A’raf suresi 133. âyette İsrailoğulları’na musibet olarak bizlerin gönderildiği beyan buyrulur. Bu durumu her ne kadar görmediysem de, o kavmin bütün yiyeceklerinin tükenmiş olduğunu ve ciddi bir kıtlık içine girdiklerini söyleyebilirim. Ayrıca Kamer suresinde kıyamet ve haşirle ilgili bilgiler verilirken, insanların kabirlerinden kalkması ve nereye gideceklerini bilemeyen şaşkın sürüler halinde gezinmeleri de bizim topraktan çıkmamıza benzetilmektedir. Hakikaten biz de topraktan yavru olarak çıktığımızda hedefsiz bir şekilde başımıza geleceklerden habersiz koşturur dururuz.

Dev sürüler haline gelince büyük kıtlıklara sebep olan bir âfet halini almamız sizi korkutmuş olabilir. Biraz da yüreğinize su serpeyim: Allah yarattığı hiçbir canlıyı başıboş, hikmetsiz ve hedefsiz bırakmadığı gibi, bizi de kendi keyfimize göre çoğalalım ve sadece insanlığın başına belâ olalım diye yaratmamıştır. Bizim de çok düşmanımız vardır. En başta rüzgârlar bizi çok uygun bir üreme yerine götürmeyebilir. Çok kötü bir yere götürür ve buradaki toprak yumurta bırakmaya uygun olmayabilir; çok rutubetli veya çok kurak olabilir ve yumurtalarımız bozulabilir; çıkan yavrularımız yeterli bitki bulamayabilir, kızgın güneşin altında saklanacak bitki bulamazlarsa kavrulup ölürler. Ayrıca bizim de birçok parazit ve mantar hastalıklarımız vardır ve büyük teleflere sebep olurlar. Bazı sinekler yumurtalarını gelip bizim yumurtalarımızın üzerine koyarlar ve onların yumurtalarından çıkan larvalar bizim yumurtalarımızı yerler. Karıncalar gelir birçok yavrumuzu alıp götürürler, kuşlar zaten bizim için başlı başına bir felâkettir. Hem yavrularımızla, hem de erginlerimizle kendilerine ziyafet çekerler. Gördünüz mü Rabbim ne kadar mükemmel bir denge içinde sistemi muhafaza ediyor? Tabii ki, bazı zamanlarda sizleri cezalandırmak veya çeşitli imtihanlar için –hem rüzgâra, hem toprağa, hem sineklere, hem de kuşlara sözünü geçiren Rabbim–; bütün şartları hazırlayıp, bizi de “çekirge âfeti” haline getirebiliyor. Emir, Yaratıcı’dan olunca, biz sadece itaat edip sürüler teşkil ediyor ve yiyeceklerinize ortak oluyoruz.
Bazen demiryollarını bile işgal edebiliyoruz. Bu sırada üzerimizden geçen trenler bizleri ezerek vıcık vıcık hale getiriyor ve raylardan kayarak devrilebiliyorlar.

Sahip olduğum duyu organlarımın hassasiyeti hakkında yaptığınız çalışmalar henüz çok yetersiz kalmaktadır ve bütün duyularımı tam olarak bilemiyorsunuz. Hissedebildiğiniz en hafif rüzgâr bile saatte birkaç kilometreden aşağı değildir. Halbuki ben saatte 180 metreden daha hafif hava akımlarını bile rahatça hissederim ve bu yüzden beni elinizle yakalamanız zordur.


Şeytan çekirgesi de denen bir türümüz (Deinacrida) duyu organları ile toprağın içindeki sığınağından havanın nasıl olacağını bilebilmekte ve ona göre dışarı çıkmaktadır. Bu tür; enteresan olarak buzun içinde uzun müddet ölmeden kalabilmektedir ve kanında antifriz maddesi de yoktur! Soğukta donmayan ve uykuya yatan birçok canlının kanında, donmayı engelleyici antifriz maddeleri bulunmaktadır. Rabbim bizim donmamıza bilemediğimiz farklı bir sistemle mani olmaktadır.

Birer sanat harikası olan ve birbirine simetrik olarak yaratılmış bulunan kanatlarımı saniyede 12–15 kere çırparak uçarım. Bir sıçrayışta kendi boyumun 20 mislini geçebilirim. Bu sıçrama kabiliyetim, hem arka bacaklarımın uyluk kısmının hususî olarak büyük yaratılmasından, hem eklem yerlerimdeki resilin isimli özel bir proteinden kaynaklanmaktadır. Resilin proteinini hususî vasıflarla yaratan Rabbim, ona kauçuktan daha üstün özellikler vermiştir. Bu sayede resilin proteini üzerine esneme ve bükülme ile uygulanan herhangi bir enerji, % 96 gibi çok yüksek bir verimle depolanmakta ve üzerine gelen kuvvet kaldırıldığında bu enerjiyi tamamına yakın bir şekilde geri verilebilmektedir.


Unutmadan hatırlatayım! Her ne kadar sürü halindeyken tarlalarınıza musallat olarak, sizleri kayba uğratsak da sizler de bizi toplayıp yiyebilirsiniz. Afrika, Orta Doğu ve Arabistan’da bizleri yiyiyorlar. Bazıları balla karıştırıp, bazıları da yumurtayla birlikte kavurup çıtır çıtır yiyorlar. Bakın size bu kadar kopya da verdim. Sadece yeşil bitki ile beslendiğimden temiz bir hayvanım, belki görünüşüm bazılarınıza sevimli gelmeyebilir, ama pis olmadığımı ve yenilmemde de bir sakınca olmadığını belirteyim. İnsanlık hali, belli olmaz! Yarın öbür gün dağda bayırda aç kalıp yiyecek bir şey bulamazsanız, bana ihtiyacınız olabilir.
Hemen hemen bütün sırlarımı ifşa ettim. Yerimiz müsait olsaydı organlarımın ince yapısı hakkında sizi bilgilendirmek isterdim, ama sizi sıkmaktan çekindim. Önemli olan bana bakınca diğer hayvanlar gibi benim de Allah’ın isimlerinin tecellisine mazhar olduğumu göstermekti. Amacımız sanatlı yaratılmış bir canlı olarak; belli durumlarda âfet, belli şartlarda ise nimet olabileceğimizi, ekosisteme küllî bir nazarla bakarak anlamanızdı. Muvaffak olabildiysem, bu Allah’tandır. Olamadıysam eksikliğim ve yetersizliğimdendir. ‘Bir çekirgeden zaten ne beklenirdi?’ deyip, kusuruma bakmayasın, sevgili insanoğlu!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: