Öldürücü Mikroba Yüklenen Şifa

Prof.Dr. Ömer ARİFAĞAOĞLU (sızıntı)

Seksenli yılların başlarındaydı. Tıp fakültesi öğrencisiydim ve artık hastahanede çeşitli kliniklerde stajlara başlamıştık. Hastahanede önemli bir vak’a olmuştu ve bütün hocalarımız bunu konuşuyordu. Bir ailenin bütün fertleri konserveden zehirlenerek ölmüşlerdi. Hattâ eve gelen misâfirlerin bazıları da bu yemekten çok az tatmalarına, biberden bir parça yemelerine rağmen, zehirlenip ölmüşlerdi. Bir hocamız bu zehrin panzehirinin Amerika’dan, ancak NATO aracılığıyla getirtilebildiğini söylemişti. Panzehir getirtmek için teşebbüsler vakit darlığından fazla bir şey ifade etmiyordu. Çünkü bu tür zehirlenmeler çok kısa sürede ölümle neticeleniyordu. Bu, şu sıralar birçok hastalığın tedavisinde kullanılan, Clostridium botulinum isimli bakterinin ürettiği bir zehir (toksin) olan botox idi. Ancak o zamanlar bu zehir, tedavide kullanılmıyordu. Düz mantıkla bakıldığında bir zehrin deva oluşunu pek çok insan idrak edemez. Ancak bu durum, bana hiç de şaşırtıcı gelmedi. Zira bir şeyden her şeyi, her şeyden bir şeyi yaratan Sonsuz Kudret Sahibi’nin bu husustaki takdiri buydu. Nitekim su bile, insanlara ekseriyetle faydalı olduğu halde, bazı hususi şartlarda zararlı olabiliyordu. Araştırma metotları geliştikçe, bir tek molekülün yerinin değişmesiyle, bir maddenin mahiyetinin ne kadar farklılaşabileceği anlaşılmaktadır.

Clostridium botulinum oksijen ile ölen (anaerob) bir bakteridir. Bu bakteri oksijensiz ortamlarda çoğalabilir. İyi kaynatılmadan hazırlanan veya uygun olmayan şartlarda -bilhassa ev ortamında- üretilen konservelerde, bu bakteri kolayca çoğalmakta ve toksinlerini konserveye yaymaktadır. Bu zehire botulismus toksini denmektedir. Botulismus toksini, bağırsaklarımız yoluyla kana geçerek bütün vücut sıvılarımıza yayılmakta; tesirini, beyin ve omurilikten gelen sinir hücreleri ile onların uyartı gönderdiği kas hücreleri arasında bulunan sinir-kas kavşağında göstermektedir.
Kaslarımızın çalışması için beyinden elektrik sinyalleri şeklinde gelen emirlerin, sinir hücrelerinden kas hücrelerine geçmesi gereklidir. Sinir hücreleri ile kas hücreleri arasında, sinir kas kavşağı denen bağlantı noktası bulunur. Bu bağlantı noktasında sinir yoluyla gelen elektrik sinyalleri, kimyevî sinyallere dönüşür. Bu sayede, sinyaller sadece tek yönlü geçebilir (sinirden kasa sinyal geçer, ama kastan sinire sinyal geçemez). Bu mecburi istikamet mekânizması, hareketlerin düzenli yapılması için Yaratıcı’mız tarafından konmuş önemli bir prensiptir. Eğer böyle olmasaydı, tek yönlü yola ters yönden giren aracın -muhtemel- bir kazaya sebebiyet vermesi gibi sinyaller karışır ve kas hareketlerimiz düzgün yapılamazdı. Beyinden gelen elektrik sinyalleri; sinir hücresinin stoplâzmasından, sinir-kas kavşağına bir tür sinyal taşıyıcı (transmitter) madde olan asetilkolinin salınması ile görevlendirilmiştir. Sinir-kas kavşağına bırakılan asetilkolin, kas hücresi zarında bulunan kendine ait alıcı (reseptör) ile birleşir. Bu reseptörler vücudumuzda bulunan diğer maddelerle birleşmezler. Sadece asetilkolinin bu reseptörle birleşmesine ve kas hücresinin zarında bazı kapıların açılmasına izin verilmiştir. Bu mekânizma, hepimizin bildiği anahtar-kilit modeline benzemektedir. Bu kilidi, asetilkolin dışında hiçbir madde açamaz. Açılan kapılardan içeriye giren sodyum iyonları, kas hücresinde bir elektrik sinyalinin doğmasına sebep olur. Bu elektrik sinyali, kas hücresi zarı boyunca yayılır ve kas hücresi kasılma emrini bu şekilde almış olur. Yani kasların kasılması için, asetilkolin maddesinin salgılanmasına ihtiyacımız vardır.
Asetilkolin, sinir-kas kavşakları dışındaki organlarda da salgılanmaktadır. Meselâ iç organlarımızı çalıştıran ve irademiz dışında otomatik olarak çalıştırılan otonom sinir sisteminde de, sinyal iletici madde olarak asetilkolin kullanılmaktadır. Asetilkolin, irademiz dışında çalıştırılan sempatik ve parasempatik sistemde ana sinyal iletici madde olarak görevlendirilmiştir. Mide, bağırsak, kalb, akciğer hava yolları, safra kesesi, kan damarları, salgı bezleri, ter bezleri gibi, biz farkında olmadan çalıştırılan ve bize hizmet ettirilen pek çok organımızın faaliyetleri, asetilkolin maddesinin tesiri altında ayarlanmaktadır.

Besin zehirlenmesi sonucunda vücuda yayılan botox, başta sinir-kas kavşağında olmak üzere asetilkolin salgılanmasını engellediği için, bütün iskelet kaslarında felçlere sebep olmaktadır. Bu arada solunum kaslarını da felce uğratmakta ve solunum durduğundan hasta ölmektedir. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi konserveden yarım biber yiyen bir kişi bile ölebilmektedir.

Zehirden ilâca
Şu sıralar bakteriden elde edilen bu zehir, birçok hastalıkta popüler tedavî vesilesi olarak kullanılmaktadır. Nasıl oluyor da bir mikrop, yerine göre hem zehir, hem de tedavî edici olan bir maddeyi üretebilmektedir? Sâni-i Hakîm bütün varlığı birbiriyle irtibatlı ve birbirine muhtaç yaratmıştır. Küçük-büyük hiçbir varlık boşuna yaratılmış veya mânâsız değildir. Eğer canlılar tesadüflerle veya evrimleşerek ortaya çıkmış olsalardı, insanların birçok hastalığında şifa aracı olarak kullanılacak bir maddenin, bir mikrop tarafından üretilebilmesi ihtimal dahilinde olabilir miydi? Böyle bir ihtimali hiçbir akıl sahibi kabul edemez. O zaman bizlere düşen vazife, Şâfî ismini kendimize rehber edinerek hastalıkların şifalarını araştırmaktır. Bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan Allah (cc), yarattıklarını teferruatıyla bilmektedir. Biz ise, hangi bitki, hayvan veya mineralde, hangi atomların, ne şekilde dizilmelerinin ilâç olabileceğini ancak araştırarak bulabiliriz. Dolayısıyla zararlı gibi görünen bir mikrobun arkasında ne gibi faydalı hassalar olduğunu bilmeden, hüküm vermemek gerekir. Nitekim pek çok enfeksiyonda kullandığımız penisilini de küf mantarlarından elde etmiyor muyuz? Bu durumda dinimizin, “her hastalığın çaresinin bulunabileceği” hususundaki teşvik edici düsturunu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Botox, son yıllarda bilhassa kas hastalıklarında tedavî vesilesi bir ilâç olarak kullanılmaktadır. Meselâ servikal distoni denen hastalıkta, hasta boynunu hareket ettirememektedir. Çünkü bu hastalık sebebiyle, boyun kasları aşırı kasılmaktadır. Botox düşük dozda boyun kaslarına verilerek burada kısmî felç meydana getirilmekte, böylece boyundaki, aşırı kasılma ortadan kaldırılmaktadır. Kasların aşırı kasılması ve buna bağlı hareket kısıtlılığı; elde, dudakta, dilde ve göz kapaklarında da ortaya çıkabilmektedir. Meselâ blepharospazm adı verilen hastalıkta, göz kapakları aşırı kasılmakta ve hasta gözünü açamamaktadır. Bunu tedavî etmenin tek yolu, botox uygulamaktır. Uzun süreli ve tekrarlayıcı kas kramplarıyla, tıpta tremor denen ve ellerde titremeyle kendini gösteren hastalığın tedavisinde de botox kullanılmaktadır.
Botox ayrıca doğuştan bir hastalık olan serebral palsi hastalığının tedavisinde de iyi neticeler vermiştir. Merkezî sinir sistemi hücreleri olan nöronlardaki harabiyet ve azalma neticesinde ortaya çıkan iskelet kaslarında aşırı kasılma, çocuklarda, hareket kısıtlılığı, yürüyememe ve kas sertliği felci gibi durumlara sebebiyet verir. Botox, kaslardaki aşırı kasılmayı çözmeye, hareket ve yürümede kolaylığa vesile olmaktadır.
Botox birçok sindirim sistemi hastalığında da kullanılmaktadır. Meselâ, kabızlık, şişmanlık, anal fissür, akalazya gibi hastalıkların tedavisinde, bu ilâcın kullanılmasıyla ümit verici neticeler alınmıştır. Akalazyada, mide ile yemek borusu arasındaki kaslar aşırı kasıldığından, yemek borusundaki lokmalar mideye geçememektedir. Bu kasların gevşetilmesinde de botox kullanılmaktadır.
Botox, bazı deri hastalıklarında da kullanılmaktadır. Meselâ aşırı avuç içi ve koltuk altı terlemelerin tedavisinde kullanılan botox; terlemenin azalmasına müspet yönde tesir eder. Avuç içinin aşırı terlemesi, psikolojik bozukluklara da yol açabilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

Ayrıca ağızdan aşırı salya salgılanması durumunda da botox kullanılmaktadır. Bu durum, özellikle gece yatarken oluşmakta ve kişiyi rahatsız etmektedir. Son iki durumda, botox tatbikiyle salgı bezlerinin fonksiyonu kısıtlanmakta ve daha az salgı yapmalarına sebep olunmaktadır.
Ancak son yıllarda botox, kozmetiklerde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Deri kırışıklıkları, deride bulunan mikro kasların aşırı kasılmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Deride kırışıklıklara sebep olan kaslar, botox ile felce uğratılarak kışıklıklar ortadan kaldırılmaktadır. Bu uygulama son zamanlarda maddî gâyelerle kötüye kullanılmaktadır. Birçok ünlü bu uygulamayı televizyonlarda ve medyada açıkça dillendirmektedir. Bu şekilde reklâmı yapılan bu uygulamaya insanlar aşırı şekilde özendirilmektedir. Bu uygulamayla kırışıklıklar azalmakta ama, yüzdeki fıtrî ifade ortadan kalkmakta ve maske takılmış gibi anlamsız bir yüz ifadesi ortaya çıkmaktadır. Halbuki yüzümüzdeki hiçbir kırışık mânâsız ve gereksiz değildir. Yaşadığımız bütün tecrübeler, acı ve tatlı günlerin hatıraları, ruh hâlimiz, yüzümüzdeki bu kırışıklıklarda gizlidir. İnsanlar bunları kabiliyeti ölçüsünde okuyarak hakkımızda fikir sahibi olabilmektedir. Herhalde yakın gelecekte bu menfi kullanımın zararları fark edilecek ve insanlar bundan vazgeçmek zorunda kalacaklardır.
Kaynaklar
– Boris Bentsianov, Craig Zalvan, Andrew Blitzer Noncosmetic Uses Of Botulinum Toxin. Clinics in Dermatology 2004; 22:82-88

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: