Hiçbir Şey Basit ve İptidâi Değildir

Yasin Serdar KARADENİZ (sızıntı)

Canlı türlerinin moleküler, genetik, fizyolojik, ekolojik vb özellikleri üzerinde ilmî çalışmalar yapılmaktadır. Elde edilen verilere göre; düzene koyma, isimlendirme ve ihtiyaçlarımızı karşılama gibi maksatlarla, canlılar kategorilere (şube, sınıf, takım, cins ve tür) ayrılmaktadır. Evrimci anlayışa göre, yeryüzündeki organizmalar; basit (ilkel), az gelişmiş ve gelişmiş olarak sınıflandırılır. Aslında hangi canlıların basit, hangilerinin gelişmiş olduğu ve böyle bir tanımlamanın doğru olup olmadığı bilim dünyasında tartışma konusudur.

Basitlik ve mükemmellik

Basit, mükemmel, gelişmiş, ileri veya ilkel gibi kavramlar, bizim bakış açımıza göre izafi mânâlar ve değerler taşır. Meselâ; bir dal parçasını sopa olarak kullanabiliriz, aynı dal parçasını ince nakışlarla donatarak baston olarak da kullanabiliriz. Bu sopaya ‘basit’, bastona ise ‘mükemmel’ deriz. Zira baston üzerinde insan emeğinin fonksiyonel tezahürünü görürüz. Halbuki sopa olarak kullandığımız aynı dal parçasından bir kesiti botanikçi biri mikroskopla incelese, bunda bitki hücrelerinin teşkil ettiği odun ve soymuk borularının, parankima ve kollenkima dokularının mükemmelliğini görür. Bu ilim ve kudret tecellisi karşısında hayrette kalır ve özelliklerine göre bitkileri sınıflandırmaya girişir. Bir başka deyişle, bir biyologla bir çobanın aynı dal parçasına bakışı, basit ve mükemmellik arasında gelir-gider. İlkellik ve gelişmişlik de benzer şekilde değerlendirilebilir. Herhangi bir alete, basit veya gelişmiş yerine, fonksiyonellik açısından bakılması gerekir. Her şey, yaratılış hiyerarşisindeki yerine ve yaşanılan ortamın şartlarına göre güzeldir. Bir solucanın derisindeki foto-reseptör, bir insan gözüne göre çok basit görünebilir. Ancak solucana toprak altında ihtiyacını görmesi için bahşedilen sadece karanlık ve aydınlığı fark edebilme kabiliyetindeki bir foto-reseptör hücrenin mikroskopik yapısına, kimse ‘basit’ diyemez.

Kimyager bakteriler

Bakteriler, evrimciler tarafından ‘basit yapılı’ olarak tanımlanmasına rağmen, bu canlılara verilen bazı özellikler; yüksek yapılı veya gelişmiş kabul edilen canlılarda yoktur. Meselâ biyo-teknolojik uygulamalarda, alkollerin ve asitlerin sentezinde bakteriler kullanılır. İnsanın dışarıdan hazır almak zorunda olduğu bazı aminoasitlerin sentezi, bakterilere verilmiş olan mükemmel sentez mekanizmalarıyla gerçekleştirilir. Antibiyotikler, büyük nispette bakterilere ürettirilir ve insanlarda zararlı bakteri enfeksiyonlarına karşı tedavi maksatlı kullanılır. Dericilikte, tekstilde, kâğıt teknolojisinde plâstik ve besin endüstrisinde kullanılan birçok enzim, sadece bakterilere ürettirilmektedir. Ayrıca, bilinen en kompleks moleküllerden olan B12 vitamini, bağırsaklarımızda bakteriler vasıtasıyla sentezlenmektedir.

Bütün bunların yanında, tabiatta çok önemli olan mineralizasyon işleminde veya organik moleküllerin parçalanarak tekrar inorgarik hâle getirilmesinin önemli bir basamağında bakteriler vazifelendirilmiştir. Canlıların organik yapılarının ana iskeletini teşkil eden karbonun, azotun, fosforun ve kükürtün tabiatta tekrar canlılar tarafından kullanılabilir şekle dönüştürülmesinde, bakteriler hassas bir şekilde çalıştırılmaktadır. Çok özel bazı işlemler de sadece bakteriler tarafından yapılabilmektedir. İnsanın ve birçok hayvanın asla sindiremediği petrol atıklarını, selüloz, kitin gibi maddeleri parçalamak, enerji ve karbon kaynağı olarak kullanmak, bakterilere verilmiş hususi mekanizmalar sayesinde çok kolay gerçekleştirilen bir faaliyettir. Gelişmişlik; canlının yaşadığı ortama, hayat tarzına ve bakış açısına göre değerlendirildiğinden, ‘Bakteriler mi, yoksa insanlar mı daha gelişmiş?’ sorusunun cevabı bir açıdan zorlaşmakta, diğer yönden de kolaylaşmaktadır. Elbette insan, izafî olarak bakteri ile kıyaslandığında daha kompleks yaratılmıştır. (Buradaki ‘kompleks’ tâbiri düzensizlik mânâsında değil, aksine binlerce mekanizmanın aynı anda çalıştığını ifade etmek için kullanılmaktadır.)

Diğer taraftan bakteri menşeli hastalıkların tedavisinde kullanılan ecza dolaplarımızdaki antibiyotiklerin bir kısmı yine bakteriler tarafından, oldukça girift mekanizmalarla üretilmektedir. Meselâ, antibiyotik üreten bir bakteri olan Streptomyces’lerin bir türünde, bir antibiyotiğin üretilebilmesi için 72 basamaktan oluşan kimyevî reaksiyonlar zinciri işlettirilir. Bir kimyager böyle bir antibiyotiği sentezlemek isteseydi, lâboratuvarda aylarca çalışmak mecburiyetinde kalırdı. Böyle bir sentezin gerçekleştirilmesinde çok sayıda özel genin dizilmesiyle yapılmış bir program kullanılmaktadır. Eğer 72 basamaklı bir reaksiyonda bir gen dizisi bozulursa, yani mutasyona uğrarsa, bu antibiyotik sentezlenemez. Ayrıca sentezlenen bu antibiyotiğin bakteriye zarar vermemesi için gerekli tedbirler de alınmıştır. Antibiyotiği sentezleyen bakteri, ortamdaki diğer mikropların ölmesine sebep olurken, aynı yapı özelliklerine sahip kendi hücresi zarar görmemektedir. Eğer bu işlemler Kudreti Sonsuz’a verilmezse, bütün bu faaliyetler için mikroorganizmalara akıl ve ilim atfetmek mecburiyetinde kalınır. Bildiğimiz kadarıyla bakterilerin muhakeme kabiliyetleri yoktur. Fakat onlara bu bilgiler önceden genetik şifre olarak yazılmıştır. Bir maddenin sadece bir mikroorganizma tarafından sentezlenmesi, o canlının önemini kat kat artırmaktadır. Yani bazı mikroorganizmaların tekel (monopoli) durumu söz konusudur. Biyo-teknolojik bir terim olan monopoli, bir ürünün sadece bir canlı türü tarafından sentezlenmesi demektir. Bilhassa vurgulamak gerekir ki, her canlının tabiattaki rolü özeldir ve her canlı bazı bakımlardan diğerlerinden daha gelişmiştir.

Uyumdaki mükemmellik

Evrimci anlayışa göre basit ve ilkel canlılar olarak iddia edilen bakterilerin özelliklerinden biri de, bu canlıların özel hayat stratejilerine ve türünün yaşayabildiği uygun çevre şartlarına sahip olmalarıdır. Bunlardan bazıları; ortamın asitliği veya bazikliği (pH), sıcaklık, besin miktarı, tuzluluk, değişik ışınların tesiri ve kimyevî maddelerdir. Bakteriler, genetik potansiyellerinin sınırları içerisinde bu faktörlerden kaynaklanan zorluklara karşı koyabilir. Hayat şartlarının ağırlaştığı durumlarda hücrede sıkıyönetim ilân edilir ve yaratılış programlarına uygun olarak birtakım tedbirler alınmaya başlanır. Bazı bakteri türlerine, spor veya kist oluşturma kabiliyeti verilmiştir, böylece olumsuz çevre şartlarından korunmaları sağlanmıştır. Bazılarına ise, bu kabiliyet verilmediğinden hücre içinde metabolik reaksiyonlar tanzim edilerek yeni şartlara uyum sağlanır. Bazılarına da depo maddeleri ürettirilerek zor şartlara karşı tedbir alması sağlanır. Meselâ bazı bakterilere; karbonhidrat, lipit ve fosfat gibi maddelerin hücre dışında belirli bir yoğunluğun altına düşmesi durumunda depo maddeleri ürettirilip depolatılır. Bu bakteriler ileride oluşacak zor şartlarda bunları ekonomik olarak kullanır.

Uyum stratejisi 1

Spor veya kist oluşturarak olumsuz hayat şartlarını geçiren bakterilere, normal ekolojik ortamlarda 50-200 sene, deniz diplerindeki çökeltilerde 5.000 sene kadar yaşayabilecek (termofilik bakteri) hususiyet verilmiştir. Bir insanın susuzluğa 3-5; açlığa ise 47 gün dayanabildiği göz önüne alınırsa, bakterilerin nasıl mükemmel teçhiz edildiğini daha iyi anlarız. Gıda zehirlenmesi, şarbon ve tetanoz gibi hastalıklara sebep olan bakteriler tarafından uygulanan spor teşkil edebilme stratejisi; ultraviyole ışınları, kimyevî maddeler, kuruma, donma, yüksek sıcaklık gibi birçok zararlı çevre şartlarına karşı müessirdir. Yani bu bakteriler kolay ölmezler. Bazı bilim adamları, sporlanmayı uyku hali olarak tarif etseler de, buna ‘aktif sabır hali’ demek çok daha uygun olur.

Sporun teşekkülü, çevre şartlarındaki değişmelerle tetiklenerek uyarılır. Bakteri çevre şartlarındaki değişmeyi alıcıları (sensörler) yardımıyla hisseder ve haberci moleküllerle genlerin okunması uyarılır. Bu haberci moleküller vasıtasıyla, spor teşekkülünde rol alan yaklaşık 45 kadar gen uyarılmakta ve hücre içerisinde birtakım aktiviteye sebep olunmaktadır. Bu genlerden bazıları, tek; bazıları ise çok sayıda proteinin sentezinde kullanılmaktadır. Bakteri sporları; kurumaktan, donmaktan ve kimyevî maddelerin tesirinden korunabilmede rol alan ‘dipikolinik asit’ denen koruyucu özellikte maddenin sentezlenmesi için programlanmıştır. Bilindiği gibi canlıların yapısındaki su donduğunda, hacim genişler ve hücre parçalanır. Çok ilginçtir, bakteriler spor formuna dönüştürülürken yapılarındaki su özel mekanizmalarla tahliye edilir ve bu risk ortadan kaldırılır.

Uyum stratejisi 2

Spor veya depo maddeleri oluşturamayan bu bakteri hücrelerinin hacim bakımından küçülmesi, solunum hızının yavaşlatılması, DNA’sının çoğaltılması ve hücre bölünmesinin durdurulması harekete geçirilir. Böylece bakteri uyku durumuna geçer.

Uyum stratejisi 3

Spor yapabilme kabiliyeti verilmeyen bakterilere; zor şartlarda kullanmak üzere karbon, azot, fosfor ve kükürt bulunduran maddeleri sentezleme ve depolama kabiliyeti ihsan edilmiştir.

Bakterilerin zor şartlarda hayatta kalmalarını ve uzun süre yaşayabilmesini sağlayan bu stratejik yaklaşımın gelişmesine, kim karar vermektedir? Bu özelliği bakteriye ihsan eden ilmi ve kudreti sonsuz Yaratıcı, bu işlemi bir mekanizma perdesiyle örterek icraatını gizlemiştir.
Öncelikle hücrenin genetik programına zor şartlara uyum sağlayabilecek bilgi paketleri yerleştirilmiştir. Belirli sıkıntı ve stresler ortaya çıktığında bu bilgi paketçikleri aktif hale getirilerek daha önce hiç sentezlenmeyen bazı enzim ve proteinler ilk defa sentezlenmekte ve bakteriyi koruyucu yüzlerce kimyevî değişim meydana getirilmektedir. Meselâ, karbon (C), azot (N), fosfor (P) ve kükürt (S) eksikliğinde veya hepsinin yokluğunda aktif hale getirilen genetik programcıklar vardır. Ayrıca yukarıdaki elementlerden birinin eksikliğine veya yokluğuna bağlı olarak da sentezlettirilen yeni proteinler ve koruyucu mekanizmalar bulunmaktadır.

Evrim görüşünde ‘basit bir canlı’ olarak düşünülen mikrometrik büyüklükteki bakteriler, yukarıda görüldüğü gibi kendi hayat şartlarına en uygun bazı özel genlere ve hayat stratejilerine sahiptir. Başlangıçta bu tip stratejilerin sadece varlığından söz edilirken, şimdilerde onlarca araştırma grubu, denizlerin diplerindeki, termal kaplıcalardaki, aşırı sıcak sulardaki ve buzullar gibi aşırı uç teşkil eden hayat şartlarındaki bakterilerin nasıl yaşadıklarını araştırmaktadır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: