Ultra Ses

Muhammed RAMAZANOĞLU (sızıntı)

Yirmi birinci asra geçişe hazırlanan beşerle beraber insanımız da, kâşiflerin birbirleriyle yarışmalarına şahit oluyor. Eskilerimiz, devirlerine göre rakiplerine karşı, Yeryüzünü bir üniversite, kâinatı da bir laboratuar haline getirdiklerinden bu yarışları başta götürüyorlardı. Ya insanımız, niçin bu yarışları sadece seyrediyorlar? Hiç düşündük mü bunu acaba? Kâşifler, keşiflerini yaparlarken kâinat laboratuarındaki mahlûkattan ilham alıyorlar. Ya mahlûkat kimden ilham alıyor? Bunu da hiç düşündük mü acaba?..

Tarihler 14 Nisan 1912’yi gösterirken “TİTANİC’’ 1500 kişiden fazla yolcusu ve mürettebatıyla beraber, bir deniz buzuluna çarpması sebebiyle batmıştı. İşte o zamanlarda İngiliz RİCHARDSON şöyle demişti ‘Acı bir ders! Eğer Titanic içerisinde yüzen buzulların yerini bildiren bir alet olsaydı bu büyük facia olmazdı. Böyle bir aleti muhakkak keşfetmek lazımdır. Yarasalardan ilham alalım!” Richardson haklı mıydı acaba? Meseleye kader yönüyle eğilirsek gemide alet olsaydı batar mıydı, batmaz mıydı bilemezdik ama “Yarasalardan ilham alalım!” sözü gayet mânidardır.

Su altında emisyon yapan Ultra sesler gidip engelde yankılanacaklar ve yeniden gemiye dönerek Aysbergin, buzulun yön’ünü ve uzaklığını gösterecektir. Âlimlerin hemen bu işe koyulmaları lazımdı.

Bilginler, On dokuzuncu asrın sonlarına doğru Ultra seslerden faydalanmaya başlamışlardı. İngiliz fizikçisi Galton hava basınçlı garip bir düdük keşfetmişti. Bu düdük 25.000 devreli bir frekansa ulaşıyordu. 1900 yılında Edelman adlı bir Alman, Galton’un düdüğünü geliştirdi ve bu aleti 170.000 devirli frekans üzerinden öttürdü.

Bu rekor 7 yıl sürdü. 1907 yılında, Altberg adında bir başka Alman 340.000 sesli ultra-sesler elde etti. 1911 yılında ise Neklefayef 400.000 devire ulaştı ve bu rekor uzun yıllar kırılamadı.

Bu ultra-sesler ne demekti ve ne işe yarıyordu. Pek çok kişi bunu uzun seneler merak etti. Asrın beyin yapıcısı “MERAKTAN İLİM NEŞ’ET EDER” diyordu. Öyle de, işte bu meraktan dahi ilim neş’et etmişti. Ultra-sesler tırmık yaraları içindeki bir eli iyileştirmek, balık sürülerini keşfetmek, bir çelik parçasının dayanıklılığını kontrol etmek, hava alanındaki sisi dağıtmak gibi insanlığın faydasına koştuğu halde, Kötü insanların eline geçince de topyekün insanlığı öldürmek gibi vahşiyane bir işe yarıyordu. Paris’teki hastanelerden, bir hasta “DUPUYTREN HASTALIĞI” diye bir hastalığa yakalanmıştı. Bu hastalık el ayası aponevrozunun çekilmesi, toplanmasıdır. Bu durumda parmaklar atmaca pençesine benzerler. Hastanın elleri hemen hemen gergin ve derin bir ızdırab içerisinde.. Hastanın eli bir su küvetinin içerisine koyulmuş, küvetin içerisine kromlu büyük bir silindir oturtulmuş ve bu silindir de üzerinde kadranlar ve düğmeler bulunan madeni bir masaya bağlanmış. Yanında duran doktor ‘bakın” diyor “şimdi çok daha iyisiniz.” Size birşey söyleyeyim mi? Şu anda alet 960.000 titreşimle çalışıyor. İki-üç seans sonra iyileşeceksiniz”. Hasta, alete büyük bir minnettarlık duygusuyla bakarken, kendini her an kontrol eden, milyonlarca mikroba karşı koruyan yada korunacak şekilde bir mekanizma ile mücehhez kılan Hakiki Sahibini, San’atkarını unuttuysa şayet, en büyük gafilliği yapmış demektir.

Kuzey denizinde “ANNE – MARİE” adındaki son derece teknik aletlere sahip bir balıkçı ultra-sesler sayesinde otuzuncu metrede, ringa balığı sürüsünün kuzeye doğru yol aldığını biliyor ve ona göre ağını kullanıyordu.

Büyük bir çelik fabrikasında şilep -pervanesi olacak bir çeliğe, mühendis aleti bağlıyor ve tamam diyor. “Sağlam bir çelik pervane olabilir” diye ilave ediyordu.

Makine sisle kaplı uçuş alanına girmiştir. 16 tekerlekli kocaman bir römork, üzerinde parabolik bir reflektör, makine yavaş yavaş piste doğru ilerlerken reflektör de mihveri üstünde dört bir yana dönüyor. Bir kaç dakikada sisi dağıtıyordu ama personel kansızlık, sağırlık gibi hastalıklara kapılıyordu… Ve birkaç sene sonra da bu menfi tesirleri ortadan kaldırılıyordu.

İşte bütün bu misallerde rolün en büyük kısmını ultra-sesler oynuyordu. Bütün bu misallerde ultra-sesin yaptığı işler onu biraz daha tanınır hale getirmektir.

Vaktiyle Pythagore’nin söylediği Uzaydaki gezegenlerin (seyyarelerin) bir takım sesler çıkardığı, fakat bizim bunu duyacak kulağa sahip olmadığımız hakikati ultra sesler sayesinde ispatlanmıştır. Kulağımız 16.20.000 frekans arasını duyar. 16’dan az frekanstaki seslere “ENFRA SESLER’’, 20.000’den yukarı frekanstaki seslere “MİPER – SESLER’’ denir. Enfra ve miper seslerini duymayışımızın çok hikmetleri vardır. Bu “miper-sesler”de bir nevi ultra ses’tir. İşte bu özellik kâinat laboratuarındaki yarasa ve yunus balığı gibi hayvanlar- da vardır. İlim dünyası bunu uzun araştırmalardan sonra öğrenmiştir. Akılsız olan yarasa ve yunus balığı nereden öğrenmiştir? Yarasa ve yunus balıkları “miper-sesler” çıkararak önlerindeki engelleri anlarlar ve ona göre yol alırlar.

Son yıllarda bu hayvanlardan ilham alınarak radarlar yapılmıştır. Belki zamanın akışı içerisinde ultra-seslerle çalışacak çamaşır makineleri, buzdolapları, arabalar v.s. keşfedilecektir, ama bunları keşfeden niçin insanımız olmasın! Lakin şu andaki gibi bunu keşfetmek insanımıza nasip olmayacaktır.

Ultra-seslerin insanlığın zararına da kullanılabileceğini söylemiştik. Geçmiş yıllarda bir büyük devletin ultra-seslerle işleyen büyük bir top keşfettiği haberi çıkmıştı. İnsanlık için korkunç bir haber! Böyle bir top kullanılırsa insanlar sinek gibi topyekun ölebileceklerdir.. İnsanlığın ölmemesi için topun bulunduğu devletin insanı, “eşref-i mahlûk”u tanıması lazımdır. Ya top, insanı bir makine olarak gören bir devletin elindeyse?… O zaman belki kıyamet! deriz…

Ve bu keşifler yarışında rakiplerimizi icad edeceğimiz şeyleri insanlığın faydasına kullanabilmemiz, geçebilmemiz için asrın beyin yapıcısının “Vicdanının ışığı dini ilimlerdir. Aklın nuru medeniyet fenleridir. İkisinin birleşmesinden hakikat tecelli eder…” mealindeki sözünü kendimize rehber kabul etmeli, “MERAKTAN İLİM NEŞ’ET EDER” sözünü de unutmamalıyız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: