Bir Padişah Yetişiyor

B. Mümtaz AYDIN (sızıntı)

Tarihçiler, Osmanlı Devleti’nin 600 yıl süren uzun hayatını kuruluş, yükseliş, duraklama, gerileme ve çöküş dönemlerine ayırırlar. Bu isimlendirmeye sebep olan şeyler elbette ki meydana gelen önemli olaylar ve bunları gerçekleştiren dönemin idarecileridir. Sancılı ve çalkantılı bir kuruluş döneminden sonra Osmanlı Devleti; çağdaşlığı, muhteşemliği ve zirveyi yakalayarak uzun süren bir yükseliş dönemi yaşamıştır. Osmanlı’yı Osmanlı yapan bu dönemin oluşmasında ve sürmesinde en büyük pay şüphesiz ki devrin padişahlarınındır. Devleti dünya tarihinde hak ettiği yere ulaştıran bu dirayetli ve ileriyi gören yöneticilerin başarılarının altında yatan sır, onların şehzadelik döneminde almış oldukları uygulamalı idarecilik eğitimidir.

“Sancağa çıkma -veya çıkarılma-” denen bu uygulamaya göre; belli bir yaşa gelen padişah çocukları, idareciliği öğrenmek ve tecrübe kazanmak için, eyaletlerden daha küçük bir yerleşim birimi olan sancaklara gönderilirdi. Beraberlerinde ise; anneleri, tecrübeli bir devlet adamı olan lalaları, hocaları ve üst düzey yönetimi oluşturan bürokratlar (defterdar, reisû’l-küttab, çavuşbaşı, nişancı, divan kâtibi) olurdu. Ayrıca; şehzadenin sarayında görev yapacak olan emir-i alem, emir-i ahur, çeşnigir, kapıağası v.b’den başka tabip, bahçıvan ve muhtelif zenaatkârlarla birlikte yeteri kadar asker de bulunurdu.

Şehzadeler sancağa, başkentte yapılan bir merasimle çıkarılırlardı. Vezir-i azam tarafından kendisine, her biri yönetme selâhiyeti anlamı ifade eden tabl (davul), alem ve bayrakla birlikte pekçok eşya padişah adına verilirdi. Daha sonra da yanında annesi ve diğer görevliler olduğu hâlde, dualarla sancağına uğurlanırdı. O artık padişah oluncaya kadar “çelebi sultan” ünvanını taşıyacaktır.

Selçuklular’da da benzeri bulunan bu usul gereği şehzadeler, Anadolu’nun muhtelif şehirlerine gönderilirlerdi. Bugün bile hâlâ “şehzade sancağı” olarak anılan bu şehirlerin en meşhurları; Manisa, Amasya, Konya, Trabzon ve Kütahya’dır. Bu sancakların diğer bir özelliği ise; hepsinin, saruhanoğulları, Karamanoğulları gibi beyliklerden alınmış olmalarıdır. Böylece Osmanlı bu yerlere hanedandan bir vali göndererek hem onları onore etmiş, hem de sınır güvenliğini sağlamış oluyordu.

Eski bir Türk geleneği gereği sancağa giden çelebi sultan burada tayin yapmak, berat ve hüküm vermek gibi bürokratik işler; arazi, timar tevcihi, vergi tahsilatı gibi mali konular ve sınırı muhafaza etmek, asayişi sağlamak gibi askeri konularda yegane söz sahibiydi. Böylece hem teorik hem de pratik olarak bilgi ve tecrübe kazanırdı. Ayrıca bunların dışında ilim, sanat, edebiyat, el becerileri gibi dallarla da meşgul olurdu.

Şehzadelerin bu şekilde bilgi ve tecrübe kazanmaları, yanlarındaki hocaları sayesinde olurdu. Bu hocalar görev ve hususiyetleri açısından oldukça çeşitlilik arz ederler:

Lala, sancakta bulunan şehzadenin devlet idaresini öğrenme konusundaki hocası ve aynı zamanda da yardımcısı idi. Birlikte oldukları şehzadenin terbiye ve ahlâkından sorumlu olan lala, sancağın vezir-i azamı konumundaydı. Nitekim şehzadeler padişah olduktan sonra da güvenilir ve tecrübeli olması sebebiyle onları kendilerine vezir-i azam yapmışlardır. Lala Mustafa Paşa ve Lala Mehmed Paşa bunun iki örneğidir. Bundan başka; devletin kanunlarını bilmek ve işlerin mevzuata uygun yapılmasını sağlamaktan sorumlu olan nişancı; yazışmalardan sorumlu reisû’l-küttab da hem işlemlerin yürütücüsü hem de kendi konularında şehzadenin hocasıdırlar.

Emri altındaki askerlerle sancağın asayişini temin eden, sınırların güvenliğini sağlayan ve gerektiğinde padişah olan babasıyla birlikte savaşa katılan şehzade bu usulle askeri eğitim de almaktaydı. Nitekim, Otlukbeli savaşında Padişah Mehmed (Fatih) merkezde, Şehzade Bayezid sağ kolda ve Şehzade Mustafa da sol kolda savaşmıştır.

Çelebi sultanların idari eğitimin yanında ilmi, dini, edebi konularda da yetişmesini sağlamak için kendilerine “şehzade hocası” tayin edilirdi. Öğrencileriyle birlikte sancağa giden hocaları onlara Kur’ân, hadis, tefsir gibi dini ilimlerin yanında tarih, astronomi, matematik, yabancı dil gibi dersler de okuturlardı. Onların kimlik kazanmaları, şahsiyet ve ideal sahibi olmaları hususunda önemli rol oynarlar. Nitekim Fatih’in hocaları olan Molla Gürani, Molla Hüsrev ve Akşemseddin’in onun kişiliği ve İstanbul’un fethi fikrinin oluşmasındaki etkileri tarihi bir gerçektir.

Şehzadelerin bu resmi hocalarının yanında bir de gönüllü eğiticileri vardır ki başta anneleri gelir. Sancakta hep oğluyla beraber olan anne, her yönden onun gözetleyicisi ve koruyucusudur. Tahta geçtiğinde merhametli bir padişah olmasında, terbiyenin yanında ona şefkatini de veren annenin payı büyük olsa gerek. Padişah olan baba ise şehzade oğlunu uzaktan kontrol ederek ve de gerektiğinde müdahale ederek eğitimine katkıda bulunur. Daha sonra kanunları ile ünlenecek olan Süleyman, Manisa’da şehzade iken babası Yavuz’un kendisine siyasetname gönderdiği bilinmektedir. Yaş ve kabiliyetlerine göre şehzadelerin ilgili hocalardan sanat, edebiyat, müzik ve spor dersleri aldıklarını, onların bizlere kadar ulaşan şiir, beste ve hat örneklerinden anlamaktayız.

Kendileri için bir okul, lâboratuar, uygulama mekânı ve staj yeri olan sancaklarda şehzadeler; bu şekilde; bilgili bir devlet adamı, merhametli bir idareci, bir sanatkâr ve de yüce duygulara sahip mükemmel bir insan olarak yetişmekteydiler.

Timur gailesi ve ankara savaşı yenilgisinden sonra Osmanlı’yı yeniden derleyip toparlayan, devletin âdeta ikinci kurucusu olan Çelebi Mehmed Amasya’da; ülkeyi yeniden imar edip haçlıları durdurarak İstanbul’un fethine zemin hazırlayan II. Murad Amasya’da; yaptığı fetihle çağ kapatıp çağ açan Fatih Sultan Mehmed Manisa’da; oğlu II. Bayezid Amasya’da; geniş ülke topraklarında istikrarı sağlayan Yavuz Sultan Selim Bolu’da; dünya tarihine “Muhteşem” unvanıyla geçen Kanuni Sultan Süleyman Manisa’da ve fetihleri sürdüren Sultan II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed Manisa’da padişahlık eğitimi almışlardır. Bu padişahlar Osmanlı’yı kuruluştan yükselişe taşımış ve devleti uzun yıllar zirvede tutmayı başarmışlardır.

17. yüzyıl ortalarına doğru şehzadelerin sancağa gönderilme usulüne son verilmiş ve padişah çocukları artık saraylarda kafesler arkasında yaşamaya başlamışlardır. Bu uygulamanın sona ermesi; Osmanlı devletinin yükseliş döneminin bitip duraklama döneminin başlamasının önemli sebeplerinden biri olmuştur. Devletin yıkılışına kadar geçen sürede faaliyetleriyle temayüz eden birkaç padişah olduysa da, bunlar ya kendi şahsi kabiliyetleri ya da etraflarındaki dirayetli devlet adamları sayesinde temayüz etmişlerdir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: