İnsanî Değerler Yönüyle Peygamberimiz ve Hendek Savaşı

Dr. Saim ARI (sızıntı)

Asr–ı Saadette, Müslümanlar tarafından Medine’nin etrafında kazılan hendeklerle müdâfaa savaşı yapmalarından dolayı bu savaş, ‘Hendek Savaşı’ (627 Mart) olarak tarihe geçmiştir. Yahudi ve müşrik Arap kabilelerinden müttefik bir ordunun meydana getirilmesinden dolayı da bu savaşa Ahzâb Savaşı denilmiştir.1 Müttefik ordunun kuruluşu ve askerî bir harekete girişmelerinin sebebi kısaca şöyledir:
Hayber Yahûdileri’nin bir kısmı, Mekke’ye giderek Kureyş müşrikleri ile birleşip Medine’deki Müslümanlar’a son bir darbe vurarak onları tamamen ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi. Diğer taraftan Bedir ve Uhud savaşlarında hedeflerine ulaşamayan Mekkeli müşrikler de, Müslümanlar’a son bir darbe vurmak için hazırlık yapıyorlardı. Kureyşli müşrikler dışında ayrıca Gatafân, Benû Süleym, Benû Esed, Firâze, Benû Mürre, Eşca gibi müşrik Arap kabileleri de Hayber hurmalıklarının yıllık mahsulünden yarısı verilerek ayaklandırılmışlardı. Bu arada, Medîne’deki Yahûdiler de müttefik orduya katılarak, yirmibin civârında olduğu tahmin edilen muazzam ordu meydana getirilmişti. Sebepler açısından bakıldığında Müslümanlar’ın bu orduya karşı koyabilmeleri imkânsız görünüyordu.

Askerî istihbârâta son derece önem veren Hz. Muhammed (sas), stratejik önemi olan kavşaklara göndermiş olduğu (onbeş–yirmi kişilik askerden meydana gelen) seriyelerden müttefik bir ordunun Medine’ye doğru gelmekte olduğunu haber almıştı. Hz. Muhammed (sas) durum değerlendirmesi yapmak üzere ashabının ileri gelenleriyle derhal istişârî bir toplantı yapmıştı. Orada bulunan, Selmân–ı Fârisî, “Ya Resûlullah! Bizler İran’da düşman tarafından muhasara edildiğimizde hendek kazardık.”2 deyince, Hz. Muhammed (sas) bu teklifi kabul etmiştir. Medine’nin bir tarafındaki taştan yapılmış evler, kale vazifesi gördüğü ve diğer tarafında da Sel Dağ’ı bulunduğundan buralardan düşman gelme tehlikesi yoktu, bu sebeple şehrin açık olan ön tarafının kazılması kararlaştırılır. Hz. Muhammed (sas), 300 sahâbiyle birlikte Medine’nin önüne gelerek kazılacak yeri işaretledikten sonra her on kişiye yirmi metre kadar yer ayırmıştı. Hendeğin derinliği, ortaya düşen bir insanın, bir daha çıkamayacağı şekilde ayarlanacaktı. Genişlik ise, en mâhir bir süvarinin dahi geçemeyeceği ölçüde plânlanmıştı.3 Hendek ile ilgili târihî rivâyetleri değerlendiren Hamidullah, bunun 5,5 kilometre uzunluğunda, 9 metre4,5 metre derinliğinde olabileceği tahmininde bulunmuştur.4

Hendeğin kazılması esnasında Selmân–ı Fârisî’nin cevvaliyeti herkesin dikkatini çeker. Onun, birkaç kişinin yapacağı işi tek başına yapmasından dolayı herkes “Selmân bizdendir!” diyerek, hendek kazma işinde kendi gurubu içinde yer almasını istemiştir. Bu sırada, Hz. Muhammad (sas) “Selmân bizdendir. Ehl–i Beytimizdendir.”5 diyerek, hendek kazmada Peygamber ailesi ekibinden olduğunu ifade ile çıkan ihtilafları giderme ferasetini (inceliğini) göstermiştir. Esâsen, Selmân–ı Fârisî, Suffe Okulu talebeleri arasında yer almaktaydı. Bunların çoğu da, Ehl–i Beyt ile birlikte düşünülmekteydi.6 Hendek kazma işinde Hz. Peygamber (sas) –Hz. Ali başta olmak üzere–, yakın çevresi ile birlikte çalışmaktaydı. Bir ay süre devam eden hendek kazma işinde ashab bütün gün çalışıyor ve geceyi geçirmek için evlerine ailelerinin yanına dönüyorlardı. Ancak Allah Resûlü (sas) hendeğe yakın bir yerde kurmuş olduğu bir çadırda istirahat ederek kazı yerinden hiç ayrılmamıştır. Bu çadırın kurulduğu yerde, sonradan yapılan Zubâb Câmii, bu tarihî hatırayı canlandırmaktadır.7 Allah Resûlü (sas)’nün bizzat hendek kazma işine katılması, O’nun yüce şahsiyetini göstermektedir. Bürokratik ve hiyerarşik resmiyetin dışında kalan Allah Resûlü (sas)’nün, sahâbîleri arasında onlardan biri olarak yaşadığını (davrandığını) tarihî kaynaklarda görmekteyiz.

Selmân–ı Fârisî ile ekip arkadaşları hendeği kazarlarken, hendeğin dip tarafında beyaz ve parlak bir kaya ile karşılaşıp, balyozları ile kayayı parçalamaya güçleri yetmeyince, Allah Resûlü’ne haber verdiler. Hz. Muhammed (sas), olay yerine gelip eline balyozu alarak kayayı parçalamaya başlamıştır.8

Müslümanların düşman saldırısından kendilerini korumak için hendek kazdıkları bir sırada, Allah Resûlü (sas)’nün Bizans ve Sâsânî topraklarının fethedileceğini haber vermesi ve günü geldiği zaman da bunların gerçekleşmesi, Allah Resûlü (sas)’nün Peygamberliğini tasdik eden mucizelerdendir.

Araplar arasında tarihte ilk defa şehir etrafında hendek kazma şekliyle savunma savaşının yapılması, bu kararın bir istişâre neticesinde ortaya konulması ve bu teklifin de Selmân–ı Fârisî tarafından yapılmasının işaret ettiği konulara açıklama yapmak yerinde olacaktır.

Hz. Muhammed (sas), daha evvel Bedir ve Uhud savaşları öncesinde de, ashâbı ile takip edilecek strateji konusunda istişâre yapmıştı. Peygamberimiz, hareketlerini Allah’tan aldığı vahiy ile tanzim ettiği halde,9 ashâbıyla istişâre ederek, davranışlarıyla örnek olmuştur. Şûrâ (istişare), İslâm’da hayatî bir prensiptir. İslâm Târihi’nde liderlerin şûrâ meclislerinde alınan kararlar ile idareyi yürüttükleri bilinen bir gerçektir.

Hendek Savaşı’nın yapıldığı günlerde, Mecusî olan bir toplumun savaş tekniğinin kabul edilmesi, Müslüman olmayan toplumların bilim ve fenlerinden de faydalanmaya teşvik konusunda canlı bir örnektir. Bu davranışı ile her çeşit yeni ve faydalı fikre zihnen açık olan Hz.Muhammed (sas)’in, “Hikmet (güzel ve faydalı şeyler) Mü’minin kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa alır.” hadîsi, bilim ve teknolojinin dîni ve milliyeti olmayacağını, dünyada gelişen ilim ve teknolojiden Müslümanların da faydalanması gerektiğine işaret etmiştir. 10
İslâm Peygamberi, hendek kazma işinde ashâbı ile birlikte fiilen çalışarak, kendinden sonra gelecek liderlere örnek olmuştur. O, bu davranışıyla ashabına moral kaynağı olurken, emrettiği şeyleri herkesten fazla kendisinin uyguladığını fiilen göstermiştir.11
Hendek Savaşı, Uhud Savaşı’ndan iki sene sonra müttefik ordusunun Medine’nin önlerine gelmesi ile meydana gelmişti. Müslümanlar açısından bu savaş bir savunma savaşı idi. Daha iki sene önce Uhud’da öldürülen 70 sahabenin intikamını almak için düşman üzerine gidilerek yapılmış bir savaş değildi. Allah Resülu (sas) bütün hayâtı boyunca hiç bir hadiseden dolayı kendisine saldıran en korkunç düşmanlarına dahi, kin duygusuyla hareket ettiği asla görülmemiştir.12 Mekkeli müşriklerin liderliğindeki 12 bin kişilik müttefik ordunun savaşmak üzere gelmesi ve hendek ile karşılaşması sonucu her iki ordudan da oldukça küçük çapta kan akmıştır. Bu savaşta, hendeği aşarak Müslümanların safına vuruşmak üzere geçen atlıların (ki bunlar dört kişi olup Hz. Ali ile bire bir vuruşurken öldürülmüşlerdir) ve diğer yollarla ölen düşmanın ölü sayısı sekizdir. Bu savaşta Müslümanlardan ise, altı sahabe şehid olmuştur.13 Allah Resülu (sas)’nun hendeği kazdırması, 12 bin kişilik müttefik orduyla 3 bin kişilik İslam ordusunun kıyasıya vuruşmasını ve oluk oluk insan kanının akmasını önlemiştir.14 Bu hususu özetle şöyle izah edebiliriz:

Efendimiz, muhârebeyi elinden geldiği kadar uzatma yanlısı idi. Bunda muvaffak da oldu. Muhârebeyi uzatması pek çok yarar sağlamıştı ki; birkaçını sıralayabiliriz:
Birincisi: Mevsim olarak kışa giriliyordu. Kureyş ve müttefikler, kışa karşı hazırlıksız gelmişlerdi. Az daha kalsalardı, kış işlerini bitirecekti; muhasarayı kaldırıp gidince de yıkılmış olarak gideceklerdi.
İkincisi: Her gün 24.000 insana bakmak mecburiyetinde olan düşman, sürenin uzamasıyla mâlî kriz içine giriyordu. Açlık, susuzluk ve soğuklar artık çekilmez olmuştu…
Üçüncüsü: Meydana getirilen sunî ittifakın uzun ömürlü olması düşünülemezdi. Çünkü onların bu dostlukları, Allah Resûlü’ne olan düşmanlıklarından kaynaklanıyordu. Geçen her zaman dilimi, bu dostluğu aşındırıyor ve yıpranmasına sebep oluyordu. Halbuki İslâm cephesi gün geçtikçe birbirlerine daha çok kenetleniyordu.
Dördüncüsü: Düşman cephede birçok lider vardı. Bunların hiçbiri, diğerinin emrine girecek durumda değildi. Zaman geçtikçe misiller (aynı rütbeye sahip liderler) arasında uzaklaşma baş gösteriyor, nizâlar oluyor, âdetâ eriyorlardı.
Mekke müşriklerinin liderliği altında toplanan müttefik orduya karşı hendek gerisinde savunma savaşı yapmak, karşı taraf ile “diyalog için atılan ilk adımdır” diyebiliriz. Dünya târihinde surların arkasına gizlenilerek güçlü ordulara karşı kendini savunan toplumlar olmuştur. Ancak burada hendeğin kazılması dikkat çekicidir. Hendeğin kazılarak müdafaa savaşı yapılmasını, âciz bir insanın güçlü insan karşısında kaçıp evine gizlenerek kapıyı sürgülemesine benzer bir yorumla değerlendirmek, İslâm’ın ruhu ile bağdaşmaz. Ayrıca harbin kazanılmasında; asker sayısı ve teçhizâtın çokluğundan daha ziyade, askerîn iman gibi önemli bir donanıma sahip olması tesirli olmuştur. İslâm askerleri her ne pahasına olursa olsun, karşılarında gâye birliği olmayan müttefik orduya karşı koyabilirlerdi. Hendeğin kazılması, iki ordunun birbirine girmesine ve fazla kan dökülmesine engel olmuştur. Bedir Savaşı’nda müşriklerin yenilmeleri, onlardaki kin ve nefreti daha da artırarak gerilimi son noktasına vardırmışken, Uhud’da bir aralık üstün gelmeleri bu gerilimi azaltmıştır. Hendek Savaşı’nda müşriklerin yenilmeleri halinde, kendilerindeki gerilim tekrar ortaya çıkacak ve kan davası gibi yıllarca harpler devam edecekti. Ancak harp yapılmayıp, hendeğin gerisinde sadece Müslümanlar’a dil ile sataşmaları kendilerini rahatlatmıştı. Müşriklerin bu hakaretlerine karşı Hz. Muhammed (sas)’in kesin talîmâtına uyan Müslümanlar’ın cevap vermemesi de sürtüşmenin daha fazla uzamasına engel olmuştur. Daha önce birbirinin yüzünü görmeye tahammül edemeyen iki tarafın, Hendek’te karşı karşıya gelerek harp etmeden birbirlerine sabır ve tahammül göstermeleri, daha sonraki Hudeybiye görüşmelerine zemin hazırlamıştır. Hudeybiye’deki görüşmeler sonucu yapılan sulh antlaşması, neticesinde, müşriklerden birçoğunun vicdanında İslâm’a yer hazırlanmış, ileriki zamanlarda da Müslüman olmuşlardır.15 Hendek Savaşı’nda Allah Resulû (sas)’nün takip ettiği strateji, Hudeybiye öncesi karşı tarafla bir diyalog mahiyetindedir.
İslam’da insanlar arasındaki ilişkilerde “barış” esastır. Ancak, “millet veya ferdin varlığını tehdit eden, onu yok etmeye çalışan mukabil güce karşı nefis müdafasında bulunmayı meşru kılar ve bazı durumlarda onu emreder…” 16
Allah Resûlü döneminde yapılan savaşlarda, insan kanının boş yere akmasını azaltmak için, gittikçe çoğalan bir gayret gösterdiğine şahid oluyoruz. Onun bu politikasının başarıya ulaştığını yukarıdaki çizelge bize göstermektedir.17

Kaynaklar
1. Kur’ân’da bu savaşın bahsedildiği ayetler hakkında bkz.: Ahzab, 33/9–22
2. İbn Hişâm, Ebû Muhammed Abdülmelik, es–Siretü’n–Nebevî, I–IV, Thk: M. Ali el– Kutub, Beyrut, 1992, III, 225; İbnü’l–Esîr, İzzeddin Ebû’l–Hasen Ali el–Cezerî, Üsdü’l–Gâbe fî Ma’rifeti’s–Sahâbe, I–XI, Beyrut, tarihsiz, II, 178; İbn Kesîr, Ebû’l–Fîdâ el–Hafız ed–Dimeşkî, el–Bîdâye ve’n–Nihâye, I–XIV, thk:A. Ebû Müslim, Beyrut, 1989, IV, 96; İbn Sa’d, Muhammed, et–Tabakâtü’l–Kübrâ, I–VII, Beyrut, tarihsiz, II. 66.
3. İbn Hişâm, III, 226.
4. Muhammed Hamidullah, Hz. Muhammed’in Savaşları ve Savaş Meydanları, İslam Harp Tarihine Dair Bir Tetkik, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1991, s.118–119.
5. Taberî, Ebî Ca’fer Muhammed b.Cerîr, Târihu Ümem ve’l–Mülûk, I–XI, Beyrut 1988, III, 165, Zehebî, Şemseddin Muhammed b. Ahmed b.Osman, Siyeru A’lâmi’n–Nübelâ, I–XXIII, thk:H. el–Esed, Beyrut, l992, I, 450; İbn Sa’d,,IV, 6; İbnü’l–Esîr, II, 179; İbn Kesîr, IV,96
6. H. Ülkü, İslam Tarihi İstanbul, l982, 178. (Suffe, Hz. Peygamber’in (s.a.v) Medine’ye hicretinden sonra inşa edilen Mescid–i Nebevî’nin yan tarafında kurulmuş olan bir okuldur. Burası, genel olarak Medine’ye hicret etmiş muhâcirlerden evi olmayan bekârların barınarak kendilerini ilme verdikleri bir yerdi. Asr–ı Saâdette, Mescid–i Nebevî yanındaki Suffe’de ikâmet eden yatılı Suffe talebeleri dışında, başta “Ehl–i Beyt”, Hz. Ebû Bekir, Hz.Ömer, Hz. Osman, Abbas ve başka sahabelerin de katıldığı “Gündüzlü talebeler” de bulunmaktaydı. Bunların baş öğretmeni Hz. Muhammed (s.a.v) olup, Onun tâyin ettiği başka öğretmenler de bulunmaktaydı.)
7. Hamidullah, s.120
8. İbn Kesîr,IV.96; Vâkidî, Kitâbü’l–Meğâzî, thk, Mars Jones, Kahire, 1965, III, 45
9. Kur’ân, Necm,53 /3; Şûrâ,42/38
10. Bûtî, Muhammed Said Ramazan, Fıkhu Siretü’n–Nebeviyye, Dımeşk, tarihsiz, 218
11. a.g.e., 219
12. Konrapa, 307
13. İbn Hişâm, III, 264.
14. Fazla bilgi için bkz: M. Fethullah Gülen, Sonsuz Nur, İstanbul, 1994, II, 92–96.
15. Ali Murat Daryal, İslamın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko–Sosyal Açıdan Tahlili, İstanbul, 1989, 97–109.
16. M.Fethullah Gülen, II, 3–4.
17. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, İrfan Yayınları, Çev. Salih Tuğ, İstanbul, 1980, I, 271.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: