Retina Üzerine Mülahazalar

Nurettin ŞÜKRAN (sızıntı)


Görmek için tek başına ışık yeterli değildir; aynı zamanda görüntü oluşturmak üzere ışınları seçen bir optik âlete ihtiyaç vardır. Bu olmazsa olmaz iki şartın yanında, ayrıca oluşan görüntüye ait ham bilgilerin beynin ilgili bölgesine gönderilmeden önce elden geçirilerek işlenmesi gereklidir. Cisimlerden göze gelen ışığın işlenerek beynimizde idrâk edilecek bir görüntü hâline getirilmesi, gözdeki retina tabakası vasıtasıyla yapılır. Retina tabakasındaki hücrelerin meydana getirdiği desen, parmak uçlarındaki deride meydana gelen desen gibi, kimlik tespitinde çok önemli bir kıstas olmuştur. Her kişinin kendine has değişik tip ve evsaftaki hücrelerinin meydana getirdiği bu tabakanın, her insanda hususî bir desen göstermesi bir tercihi ve tefriki göstermektedir. Dantel gibi işlenmiş hücrelerden yapılmış bu mükemmel sanat eseri, Sanatkâr’ının büyüklüğünü apaçık bir şekilde gözler önüne sermektedir.


Retina temelde sinir hücrelerinden müteşekkildir ve gözün iç duvarını döşeyen yarım milimetreden daha az kalınlığa sahip bir nevi halı gibidir. Yapısında düzenli olarak dizilmiş bir çok sinir hücresi tabakası mevcuttur. Bu tabakaların en üstünde bir fotoreseptör (koni ve çubuk şeklindeki hücrelerden ibaret ışık alıcıları) tabakası yer alır. Tabakaların dizilişi göz önüne alındığında, retinanın ışık ışınlarının yönüne ters olduğu görülür. Yani ışık alıcıları göz merceğinden en uzakta, gözün dip kısmındadır. Göze gelen ışınlar, alıcı hücrelere ulaşabilmek için bütün retinayı enine katetmek zorundadır.

Retinada iki temel işlem gerçekleştirilir. Öncelikle, görüntüyü meydana getiren ışık enerjileri alıcı hücreler tarafından elektrokimyevî sinyallere dönüştürülür. Ardından bu sinyaller bir seri kodlama işleminden geçerek optik sinir (görme siniri) tarafından taşınabilecek elektrik sinyallerine çevrilir.

Retinayı meydana getiren sinir hücreleri beş kategoride toplanabilir. Fotoreseptörler (ışık alıcıları), bipolar (iki kutuplu) hücreler ve gangliyon hücreleri (sinir düğümleri) ilk üç kategoriyi meydana getirirler. İki kutuplu hücreler ışık alıcılarıyla ganglion hücreleri arasında yer alan ve elektrokimyevî sinyallerin retinanın giriş basamağından (alıcı hücrelerden) son işlem basamağına (düğüm hücrelerine) iletilmesiyle vazifeli hücrelerdir. İki kutuplu hücreler, koni ve çubuk hücrelerine bağlanmalarına göre iki ayrı tipte olmalarının yanı sıra, koni hücrelerinin kendi arasındaki farka göre de ayrıca iki gruba daha ayrılırlar. Düğüm hücreleri uzun liflere sahiptirler. Bu lifler gözün tabanı boyunca uzanır ve birleşerek görme sinirini meydana getirerek, kör nokta denilen kısımdan retinayı terk ederler.

Diğer iki kategori horizontal (yatay) hücreler ve amakrin hücrelerden oluşur. Bunlar görüntüye ait bilginin ikinci kere işlenmesini sağlarlar.

Birer kudret mucizesi olan gözdeki her bir hücrenin ışığa göre hususî bir tavır alması ve milyonlarca hücrenin bir arada işbirliği yaparak görme dediğimiz mucizevî hâdiseye sebep olmaları, bunların kendi başlarına hareket edemeyeceklerini veya kör tesadüf eseri bir araya gelip böyle muhteşem bir yapı ortaya koyamayacaklarını göstermektedir. Bediüzzaman’ın Lem’alar isimli eserinin 23. Lem’a başlıklı bölümünde konuyla ilgili olabilecek tespitleri bunu çok güzel açıklamaktadır: “…Eğer sen vücudundaki zerreleri, Kadîr-i Ezeli’nin kanunuyla hareket eden küçücük memurları veya bir ordusu veya kalemi kaderin uçları (her bir zerre bir kalem ucu) veya kalemi kudretin noktaları (her bir zerre bir nokta) olduğunu kabul etmezsen, o vakit senin gözünde çalışan her bir zerreye öyle bir göz lâzım ki, senin mecmuu cesedinin her tarafını görmekle beraber, münasebettâr olduğun bütün kâinatı dahi görecek bir gözü ve bütün senin mazi ve müstakbel ve nesil ve aslın ve anâsırının menbalarını ve rızkının madenlerini bilecek, tanıyacak, yüz dâhi kadar bir akıl vermek lâzım geliyor…”

Fotoreseptörler (Işık alıcıları)


Koni hücreleri olsun, çubuk hücreleri olsun; her iki alıcı hücre de iç parça ve dış parça olmak üzere iki farklı kısımdan yapılmıştır. İç parça; çekirdek, mitokondri, golgi gibi her hücrede bulunan organcıkları ihtiva eder. Diğer ışık alıcılarıyla ve iki kutuplu hücrelerle (glutamat isimli bir nörotransmitter vasıtasıyla) bağlantı kurulan kısım burasıdır. Dış parça yüzlerce lâmelden (yaprak) müteşekkildir. Yapraklar çubuk hücrelerinde serbest diskler şeklindeyken, koni hücrelerinde dış zar ile bağlantı halindedir. İşte ışıkla münasebete geçme bu yapraklarda meydana gelir. Yaprakların içinde bulunan ve ışıkla reaksiyona giren moleküle bilim adamları rodopsin adını vermişlerdir. Tek bir çubuk hücresindeki rodopsin moleküllerinin sayısı yaklaşık 100 milyondur.

Bu molekül ışığın varlığında üzerine katlanmış, yokluğunda ise açılmış halde bulunur. Bu basit şekil değişikliği (fotoizomerizasyon) elektrik sinyali üretilmesine kadar gidecek biyokimyevî reaksiyonları başlatır. Alıcı hücreler karanlıkta uyarılmış, aydınlıkta baskılanmış durumdadır.

Renkli görme


Yaratılmış binlerce çiçekteki rengarenk güzelliklerin farkında olmasaydık ve her şeyi siyah-beyaz görseydik ne kadar tatsız ve zevksiz bir dünya olurdu değil mi? Güller, menekşeler, lâle ve sümbüller kendilerini Yaratan’ı tanıtmak için kokularıyla birlikte renklerini de sergiliyorlar. Bu muhteşem tabloya bakıp Rabbimiz’i tanıyoruz. Bu güzel çiçekleri renkli görmemizin bir sebebi çiçeğin kendisine verilmiş hususî kimyevî yapıyken; diğer sebebi de, gözümüzdeki hususî yapıdaki renklere hassas dizayn edilmiş alıcı hücrelerdir.

Koni ve çubuk hücreleri sadece dış görünüşlerine göre değil, aynı zamanda ışığı emme (absorpsiyon) özelliklerine göre de birbirinden farklıdırlar. Üç tip koni hücresine karşılık tek tip çubuk hücresi vardır. Koni hücreleri insan gözüne renk ayrımı yapma (renkli görme) özelliği kazandırırlar. İnsan gözü trikromatiktir. Yani üç rengin (mavi, yeşil, kırmızı) farklı nispetlerde karışmasıyla bütün renkler elde edilebilir. Bu üç temel rengi, ressamlar karıştırarak çok çeşitli renkler elde eder ve tablolarında kullanırlar.

Koni ve çubuk hücreleri sayıca da birbirlerinden farklıdırlar. Retinada yaklaşık 125 milyon çubuk hücresine karşılık 5 milyon koni hücresi bulunur. Koniler sadece orta bölümde yer alırken, çubuklar çevrede daha çok bulunurlar. Ayrıca üç tip koni hücresinden, kırmızıya ve yeşile hassasların toplam sayısı, maviye hassas olanların yaklaşık 100 katıdır.

Elektrik sinyalinin çıkarılması


Retina ilk bakışta temel bir problem ile karşı karşıya görülür. Yaklaşık 130 milyon ışık alıcısı tarafından algılanan görüntü, retinadan görme sinirine aktarılmadan önce mecburi olarak indirgenmek durumundadır. Zira görme sinirini meydana getiren düğüm hücresi liflerinin sayısı sadece bir milyondur. Şöyle bir misâlle bu hususu açabiliriz: Bir salona açılan 130 kapıdan insanların girdiğini ve çıkış için de sadece bir kapı olduğunu farz edin. Bu durumda herkes bu kapıdan çıkamayacaktır. Ancak çok seçkin ve bazı hususiyetlere sahip olanlara geçiş izni verilecektir. Bu misâlde olduğu gibi cisimlerden gözümüze giren ışınlardan ancak bazıları seçilerek görme siniri vasıtasıyla beynimize ulaştırılır. Bu durumda dış dünyanın tam birebir bütün ışıklarını almıyoruz sadece 130′ da birini idrak edebiliyoruz denilebilir.

Işık alıcıları algıladıkları görüntünün nokta nokta ışık enerjisi miktarını ölçer ve bunu reseptör potansiyeli adı verilen bir elektrik birimine çevirir. Retinadaki diğer hücreler ise; retina yüzeyine yayılmış belli sayıda ışık alıcısının oluşturduğu reseptör potansiyellerini toplarlar. Bu toplama bölgelerine reseptör (alıcı) alanı denmektedir. Her hücrenin kendine ait bir alıcı alanı vardır. İşleyişi anlayabilmemiz için burada koni hücreleri hattı ve çubuk hücreleri hattı olmak üzere iki farklı hattan bahsetmemiz gerekir.

Koni hücreleri hattı


Konilerden her biri iki tip bağlantı yapar ve iki farklı iki kutuplu hücreyle temas halindedir. İki kutuplu bu iki hücre zıt şekilde çalışır. Yani biri baskılanırken diğeri uyarılır. Karanlıkta uyarılmış olan aydınlıkta baskılanmış, karanlıkta baskılanmış olan aydınlıkta uyarılmış durumdadır. Buna ‘açık-kapalı’ mekânizması denir ve aydınlıkta uyarılmış durumda olan iki kutuplu hücreye ‘açık-ikikutuplu,’ karanlıkta uyarılmış durumda bulunana da ‘kapalı-ikikutuplu’ adı verilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, retinadaki bu işlem basamağından itibaren birbirinden tamamen bağımsız iki hattın varlığıdır. Birincisi ışık miktarındaki artışın, diğeri ise azalmanın ölçüldüğü hatlardır. Bu iki hat paralel şekilde çalışır ve beyindeki birinci veya esas görme merkezine kadar birbirinden bağımsızdır.

Işınlar gözü terk etmeden aşmaları gereken son işlem basamağı düğüm hücreleridir. Bu hücreler, temas halinde olduğu iki kutuplu hücre uyarıldığında, uyarılır. Açık-kapalı mekânizmasını dikkate alarak; açık-ikikutuplu hücre ile temas halinde olan düğüm hücresine açıkdüğüm, kapalı-ikikutuplu hücreyle temas halinde olana da kapalıdüğüm adı verilir. Açık veya kapalı ikikutuplu hücreler ile bunlara ait açık veya kapalı düğümler arasındaki bağlantılar farklı tabakalar vasıtasıyla sağlanır. Böylece aynı optik görüntünün negatif ve pozitif formları oluşur.

Koni hücreleri ile iki kutuplu hücreler arasındaki bağlantılardan bazıları yatay hücrelerin bulunduğu başka bir tabaka tarafından sağlanır. Yatay hücrelerin görevi; kendi koni grubuna doğrudan bağlı her bir iki kutuplu hücrenin, diğer bir koni grubuyla temasa geçmesini sağlamaktır. Bu iki koni grubu birlikte, ilgili iki kutuplu hücrenin alıcı alanını meydana getirir. Alıcı alanının içiçe iki bölgeye ayrılabilen hemen hemen kürevî bir şekli vardır. Merkezdeki koni grubu iki kutuplu hücre ile doğrudan, çevredekiler ise yatay hücreler vasıtasıyla bağlıdır.

Yatay hücreler konilerin ürettiği sinyali tersine çevirme özelliğine sahiptirler. Şu halde, alıcı alanının çevresi ve merkezi aynı aydınlanma şartlarına maruz kaldığında, iki koni grubu iki kutuplu hücre üzerine zıt tesir gösterirler. Meselâ, açık-ikikutuplu hücrenin (aydınlıkta uyarılmış halde bulunan) alıcı alanının merkezi ve çevresine aynı nispette ışık düşsün. Bu durumda merkez (doğrudan bağlı koniler) uyarılma, çevre (yatay hücreler vasıtasıyla bağlı koniler) ise baskılama sinyali gönderir. Neticede de bu iki kutuplu hücreden sinyal iletilmez. Buna karşılık merkez aydınlatılmış, çevre karartılmış olduğunda iki kutuplu hücre optimum şekilde cevap verecektir. Başka bir ifadeyle, her bir iki kutuplu hücre kendi alıcı sahasının merkezi ve çevresi arasındaki ışık yoğunluğu farkını (kontrast) ölçer. Böyle ölçümleri ve hesaplamaları bizler en son teknolojiyle henüz yeni yeni anlamaya başladık, fakat gözümüz retinasındaki ışık alıcı hücreler bu işi yaratıldığımızdan bu yana her saniyede birkaç bin defa yapmaktadırlar.

Mavi, yeşil ve kırmızı olmak üzere üç ayrı renge hassas olan üç tip koni hücresinde, aslında iki kutuplu hücreler tarafından ölçülen yoğunluk farkı sebebinin farklı renklere karşılık geldiğini söyleyebiliriz.

Burada yatay hücrelerin ortaya çıkardığı üç değişik mukayese yapılır. Birincisinde, kırmızı renge hassas konilerin ürettiği sinyaller, yeşil renge hassas olanlar ile mukayese edilir. İkincisinde, mavi renge hassas olanların ürettiği sinyaller kırmızıya ve yeşile hassas olanlarınkinin toplamıyla (ki bu renklerin toplamı sarı renge tekabül eder) mukayese edilir. Üçüncüsü, karanlık ve aydınlığın mukayesesidir.

Ne kadar müthiş bir ilim ve kudret tecellisiyle renkli görüyoruz! Bir kere daha düşünelim!

Çubuk hücreleri hattı


Çubuk hücreleri sadece açık-ikikutuplu hücre (aydınlıkta uyarılmış halde bulunan) ile temas halindedir. Bununla birlikte bu açık hatta dolaylı yoldan bir kapalı hat daha katılır. Çubuk hücreleriyle bağlı iki kutuplu hücreler, konilerle bağlı olanlardan farklı olarak düğüm hücreleri ile doğrudan temas halinde değildirler. Bunlar amakrin hücreler vasıtasıyla düğüm hücrelerine bağlanırlar. Amakrin hücrelerin görevi, çubuklarla temas eden iki kutuplu hücre sinyallerini iki farklı düğüme aktarmaktır. Açık sinyalini elektrikî yolla açık düğümüne, kapalı sinyalini kimyevî yolla (glisin isimli bir uyartı nakledici madde vasıtasıyla) kapalı düğümüne aktarırlar.

Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşılacağı gibi, göz çok mükemmel ve kompleks bir organ, görme hâdisesi ise ancak sonsuz bir İlim ve Kudret Sahibi’nin yaratmasıyla ortaya çıkabilecek, son derece girift ve hayretengiz bir kudret mucizesi. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’de, Yunus suresinin 31. âyetinde: “De ki: “Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? O kulak ve gözlerin sahibi kim? Kim ölüden diriyi çıkarıyor, diriden de ölüyü çıkarıyor? Kim bütün işleri düzenliyor?” Hemen diyecekler: “Allah!” De ki: “O halde (O’nun azabından) sakınmaz mısınız?” şeklinde buyurmaktadır.

Ayrıca Beled sûresi 8. âyette de bize verdiği nimetlerden bazısını sayarken Rabbimiz; ‘biz ona iki göz vermedik mi?’ diye ikaz ederek, göze dikkat çekmektedir.

Görüntü sinyalinin retinadan çıkışı


Düğüm hücreleri ortaklaşa retinanın çıkış basamağını oluşturur. Üç tip düğüm hücresi ve bunların meydana getirdiği üç farklı hat mevcuttur. Hatlardan biri, optik görüntünün üç boyut analizini ve kırmızı-yeşil renk mukayesesini kullanarak renk ayrımını yapar, fakat hareketi algılayamazlar. Diğeri, mavi-sarı (kırmızı+yeşil) mukayesesini kullanarak renk ayrımı yapar, fakat üç boyut analizleri çok zayıftır. Üçüncü hat, ışık yoğunluğundaki değişmelere âni ve hızlı bir şekilde cevap verir; yani hareketi algılar fakat geniş alıcı alanları sebebiyle üç boyut analizleri zayıftır. Ayrıca bu hat, renklere tamamen duyarsızdır.

Özetle retina, görüntüyü; şekil, renk ve hareket olmak üzere, üst üste yerleşmiş ve paralel çalışan üç ayrı filtreden geçirir. Böylece aynı görüntünün şekil, renk ve hareket örnekleri çıkarılmış olur. Bunlar zikredilen üç hatla ve farklı hızlarla (“hareket” sinyali en hızlı, “şekil” sinyali daha yavaş ve “renk” sinyali en yavaş) beynin ilgili bölgelerine taşınır. Son araştırmalarla beyinde görme olayı ile doğrudan münasebet içinde 20, dolaylı olarak işin içine giren 7 farklı bölgenin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Bu özelleşmiş bölgelerde görüntüye ait sinyaller işleme tâbi tutulur. Ve sonuçta görürüz.

Rabbimizi tanımak için önce O’nun sanatının büyüklüğünü, mükemmelliğini ve ihtişamını görüp tanımak gerekiyor. Bu husustaki en önemli vasıtalardan biri yine O’nun bize ihsan ettiği gözümüzdür.

En küçük bir noktasına bile tesadüfen, tabiatın parmak karıştıramayacağı gözümüzü Yaratan’a, secde etmek için daha ne bekliyoruz?!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: