Toprağa Vurulan Mühürler

Abdurrahman TANYELİ (sızıntı)

Öyle büyük şahsiyetler vardır ki, kabirlerini bile inandıkları davaya adamışlar. Bu mevzuda özellikle sahabenin ortaya koyduğu hassasiyet dikkat çekicidir. İslâm’ı muhtaç yüreklere ulaştırmak için dünyanın dört bir tarafına göç eden sahabilerin çoğu, yine o topraklara defnedilmiştir. Bu sebeple birçok yerde sahabi mezarı mevcuttur.
Fethi istenen yerlerin fethini gerçekleştiren vesilelerden biri, fethedilmemiş bölgelere gömülmeyi vasiyet eden insanların varlığıdır. İşte, tebliğ için gidilen yerlere defnedilen veya fethedilmesini istediği yerlere defnedilmeyi isteyen yüce insanlardan birkaçı:

Mihmândâr-ı Nebi Ebû Eyyübe’l-Ensâri

Asıl adı Halid b. Zeyd olan Ebû Eyyübe’l-Ensâri, Medine’deki Hazreç kabilesinin Neccaroğulları kolundandır. Efendimiz’in (sas) anne tarafından akrabalarındandır. İkinci Akabe Biat’ında İslâm’la şereflenmiş ve ailesinin yanına dönerek onların da Müslüman olmalarına vesile olmuştur. Hicret’ten sonra Peygamber Efendimiz’e (sas) ev sahipliği yapmasıyla da Mihmândâr-ı Nebi unvanını almıştır. Herkesin Efendimiz’i (sas) misafir etmek için yarıştığı bir zamanda, Kusva isimli mübarek hayvan onun evinin önünde durmuştu. Efendimiz (sas) altı ay kadar Ebû Eyyübe’l-Ensâri’nin evinde misafir olmuş ve o, Efendimiz’i (sas) memnun etmek için olağanüstü gayret göstermişti.
Muhbir-i Sâdık aleyhisselatü vesselâm: “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” müjdesini vermişti. Bu müjde Mihmândâr-ı Nebi’nin kulağında yer etmişti. Mihmândâr-ı Nebi, Efendimiz (sas) dönemindeki bütün önemli savaşlara katılmıştı. Emeviler döneminde, çok yaşlanmış olmasına rağmen, İstanbul’u fethetmek için hareket eden orduya katıldı. Yaşlı ve hasta olduğu için atın sırtında duramıyor, kendisini orada ancak iplerle bağlayarak tutabiliyorlardı. Zira şu hadîsin kendisiyle alâkalı olduğunu düşünüyordu: “Kostantıniyye surunun dibine salih bir kişi defnedilecektir. Umarım ki bu kişi ben olayım.”1 Bu hâlde İstanbul önlerine kadar gelmiş ve Yezid’e; “Vefat ettiğim zaman beni surların en yakın yerine defnedin.” demişti.
İslâm ordusu İstanbul’a yaklaştığı zaman atının üzerinde zor duran Ebû Eyyüb (ra) vefat etmiş ve askerler mübarek naşını surların yakınında bir yere defnetmişlerdi.
Zamanla ilgisizlik sebebiyle kaybolan, mezar İstanbul fethedildiği zaman evliyaullahtan Akşemseddin tarafından ortaya çıkarılmıştır. Altı ay kadar Efendimiz’e ev sahipliği yapan Ebû Eyyüb, fetihten beri bizim mihmândârlığımıza emanettir. O, İstanbul’un tapusu, mührü ve en önemli manevî dinamiklerinden birisidir. İstanbul’a gelenler, ilk önce onu ziyaret edip, fatihalar okuduktan sonra diğer yerlere giderler. Vefatına kadar etrafını aydınlatan bu yüce sahabi, vefatından sonra da ışık olmaya devam etmektedir.

Hala Sultan

Asıl adı Ümmü Haram binti Milhan’dır. Ümmü Haram (r.anhe), Efendimiz’in (sas) dedesi Abdulmuttalib tarafından halası olur. Ayrıca Efendimiz’in süt teyzesi de olmaktadır. Çünkü kızkardeşi Ümmü Süleym (r.anhe) Peygamber Efendimiz’e (sas) süt emzirmiştir. Ümmü Haram, Übade b. Samit’in hanımıdır. Efendimiz, çok sevdiği bu hanım sahabinin evine zaman zaman gider, yemek yerdi. Bu ziyaretlerinden birisinde Efendimiz (sas) orada yemek yemiş, sonra da bir müddet uyumuştu. Bir aralık gülümseyerek uyandı. Bundan sonrasını Ümmü Haram (r.anhe) şöyle anlatmaktadır:
-“Ya Resulallah, seni güldüren nedir, diye sordum. O:

-Rüyamda bana, ümmetimden bir kısmının şu mavi deniz üstünde padişahların tahtlarına kuruldukları gibi kemal-i ihtişamla gemilere binerek Allah yolunda deniz savaşına çıktıkları gösterildi; ona gülüyorum, buyurdu.

-Ya Resûlallah, benim o deniz gazilerinden olmam için Allah’a dua etseniz, dedim. O da dua etti. Sonra başını yastığa koyarak bir müddet daha uyudu ve bir süre sonra gülümseyerek uyandı. Yine ben:

-Ya Resûlallah, neye gülüyorsunuz, diye sordum. O da:

-Bu defa da ümmetimden bir kısmının padişahlar gibi kuruldukları kara nakliyeleri üstünde debdebeli bir surette gazaya gittikleri gösterildi, buyurdu. Ben;

-Ya Resûlallah, bunlar arasında da bir gazi olarak bulunmama dua buyursanız, dedim. Resûlallah:

-Hayır, sen birincilerdensin, diye cevap verdi.”2

Gerçekten de Hz. Osman (ra) döneminde yapılan Kıbrıs seferine Ümmü Haram (r.anha) da kocasıyla birlikte katılmış ve atından düşerek şehit olmuştur. Kabri, Larnaka civarında bulunan Tuz Gölü kıyısındadır. Şehadetiyle Allah Resûlü’nün (sas) müjdesi gerçekleşmiş ve Ümmü Haram (r.anha) Kıbrıs gazileri arasına katılmıştır. Kıbrıs, uzun yıllar Müslümanların idaresinde kaldıktan sonra, kısa bir süre Hristiyanların yönetimine geçmiştir. Fakat 1570 yılında Osmanlılar Kıbrıs’ı yeniden fethetmişler ve Ümmü Haram’ın (r.anha) kabrini imar ederek, üzerine türbe bina etmişlerdir. Bu bina günümüzde Hala Sultan olarak bilinmekte ve ziyaret edilmektedir.

Sarı Saltuk

Sarı Saltuk, Osmanlılardan önce 13. yüzyılda yaşamış ve Balkanlar’da İslâm’ı tebliğ etmiş Hak dostlarındandır. Sarı Saltuk’un kahramanlığı, veliliği ve İslâm’ı tebliği efsanevî rivayetlere karışarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu rivayetlerdeki efsanevî unsurları eleyerek, Sarı Saltuk hakkında bazı bilgilere ulaşmak mümkündür. Bu rivayetlere göre Sarı Saltuk, Rumeli’ye geçtikten sonra Dobruca, Kaliakra ve Gıdansk gibi şehirlerde İslâm’ı tebliğ etmiş ve pek çok kimsenin hidayetine vesile olmuştur. Bunların dışında Sarı Saltuk’un vefatı hakkındaki rivayet çok ilgi çekicidir. Sarı Saltuk, vefatından sonra, yedi tabut hazırlanmasını ve bunların yedi gayri Müslim ülkesine gönderilmesini vasiyet etmiştir. Böylece kabrini ziyaret etmek isteyen Müslümanlar bu ülkelere gidecekler ve orada İslâm’ın tanıtılmasına vesile olacaklardır. Bu yedi ülke, Moskova, Leh, İsveç, Edirne, Boğdan ve Dobruca krallıklarıdır.3

Osman Gazi

Sarı Saltuk’un vasiyetinin bir benzeri de Osman Gazi tarafından yapılmıştır. Bursa’nın muhasarası sırasında vefat etmek üzere olan Osman Gazi, naşının Bursa’daki Kurşunlu Kubbe’ye defnedilmesini oğlu Orhan Gaziye vasiyet etmişti. Böyle bir vasiyet, Bursa’nın kısa sürede fethedilmesinde çok önemli bir saik olmuştur.
Kim bilir daha nice idealist ruh, bu şekilde serhadlere gömülmeyi vasiyet etmiştir. Ve kim bilir daha nice kahraman günümüzde de aynı düşüncelerle ufuklara bakmaktadır.

Dipnotlar
1. İbni Abdi Rabbih, El-İkdü’1-Ferid, II, 213.
2. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, VIII, s. 339-340.
3. M. Tayyib Okiç, “Sarı Saltuk’a Ait Bir Fetva”, A. Ü. İlâhiyat Fakültesi Dergisi, c. 1, sayı 1, s. 48-52.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: