Mühendislik Perspektifinden Damarlarımız

Kenan GÖÇOĞLU (sızıntı)
Vücudumuzdaki kalb ve damar sistemini, bir şehirdeki pompa istasyonu ve binalardaki su şebekesi gibi düşünebiliriz. Su şebekesindeki borular, daraltıcı elemanlar ve dirsekler hangi malzemeden yapılırsa yapılsın, içinden geçen suya karşı belirli bir sürtünme direnci göstererek basınç kayıplarına sebep olur. Sürtünme ve direnç ile ilgili hususlar, fizik kanunu dediğimiz, aslında ilâhî irade ve kudretin işleyişine perde olan tekvinî emirlerdir. Bu kayıpların bilinmesi, sisteme su basacak pompanın seçilmesi ve gücünün hesaplanmasında büyük öneme sahiptir. Şehrin büyüklüğüne göre bir su şebekesine 1.000-3.000 km kadar boru hattı döşenir ve ayrıca sistemdeki basınç kayıpları düşünülerek, belli yerlere büyük enerji harcayan ve gürültü çıkaran güçlü pompalar yerleştirilir.

Vücudumuza geri dönecek olursak, damarların uzunluğu yaklaşık 120.000 km’dir. Dünyayı üç defa dolaşacak kadar uzun bir boru ile 30 milyar kesit düşürücü ve dirseğe sahip damar sistemimiz (damarlarımız farklı kalınlıklarda olup büyük çoğunluğu birkaç mikron çapında olan kılcal damarlarımız oluşturur) birbirlerine geçişlerde özel bir ölçü ve plân dahilinde, bir hikmet ve gâyeyi gösterecek şekilde çatallanmaktadır. Buradan yola çıkarak, kılcal damarlarla birlikte dünyayı üç kere dolaşacak kadar uzun olan damarlarımızın içindeki sürtünmeler ve çatallanmalarda meydana gelen basınç kayıplarının ne kadar olabileceğini tahmin edebiliriz. Burada ayrıca yumruğumuz büyüklüğündeki kalbin, vücudumuzun her yerine kanı geciktirmeden nasıl ulaştırabildiği sorusu akla gelmektedir.1

Demek ki damar sistemimiz, basınç kayıplarını ve sürtünmeyi sıfıra yakın bir değerde tutacak şekilde İlmi ve Kudreti Sonsuz tarafından, hassas ölçülerde yapılmıştır. Ayrıca damarlarımıza kan pompalayan kalbin küçüklüğü, sessizliği ve harcadığı enerjinin azlığı düşünüldüğünde onun ne kadar mükemmel ve hikmetli yaratıldığı anlaşılır.

Kanımız katı olan hücrelerle sıvı olan plâzmadan yapılmıştır. Sürtünme, daha ziyade plâzma içinde sürüklenen kan hücrelerinin damar duvarına temasıyla ortaya çıkar. Kan akışı, damarın ortasında daha hızlı, damar çeperine yakın kısımda ise daha yavaştır. Rahmeti Sonsuz tarafından hem kan hücrelerinin, hem de damarların iç çeperini kuşatan hücrelerin dış membran yüzeyleri glikokaliks isimli negatif elektrik yüklü karbonhidrat molekülleriyle kaplanmıştır. Bu negatif elektrikî yük, damar duvarına yakın akan plâzmadaki kan hücrelerini, damarın ortasına doğru iter. Dolayısıyla kan hücreleri, sıvı akışının hızlı olduğu damarların ortasında toplanarak seyahat ederler. Neticede damar duvarına temas ettirilmediğinden sürtünme kuvveti de yok denecek kadar azdır. Rahmetin tecellisi olan bu mekanizmayla kan dolaşımı sırasında sürtünmeye bağlı kan hücrelerinin tahribatı da önlenir.

Mühendislik prensipleri perspektifinden bakıldığında bu koruyucu mekanizma, başta makine mühendisleri olmak üzere akıl sahiplerini tefekküre sevk ettiği kadar, onları araştırma yapmaya da teşvik etmektedir. İnsan damarlarındaki bu hârikulâde hususiyetler, su dağıtım şebekelerinde kullanılan boruların iyileştirilmesine aşağıdaki hususlarda ışık tutabilir:

1-Damarlar yaratılırken bu kadar düşük iç sürtünmeye sahip olabilmeleri için hangi tür malzeme kullanılmıştır? Su borularının içi, benzer özellikteki malzemeyle kaplanamaz mı?

2-Damarların ayrıldığı (çatallandığı) yerlerdeki şekil ve kesitler o kadar mükemmel şekilde plânlanmıştır ki, insanoğlunun yaptığı kesit daraltıcı, dirsek ve T’ler, büyük basınç ve sürtünme kayıplarına sebep olurken, damarların çatallanma kısımlarında sıfıra yakın bir sürtünme ve aşınma oluyor.

3-İnsan kalbi, bu kadar uzun damar şebekesine az enerjiyle kanı pompalayarak, azamî tasarrufla işletilen bir sıvı dağıtım pompasına güzel bir misal teşkil ediyor. Mühendisler, bu kadar az enerji harcayan kalb pompasının mimarisinden ilhâm alarak yeni pompa modelleri üretemezler mi?

Bunlar mühendislik alanında araştırılması gereken, ilham verici sorulardır.

Kalb pompasındaki, insanı tefekküre sevk eden hususiyetler
Kalbimize, geri besleme mekanizmasıyla çalıştırılan bir basınç ayarlama sistemi konulmuştur. Beyin damarları çok hassas bir basınç dengesi ile kanla beslendirilmekte ve bu beslenmede oluşan küçücük arızalar (basıncın biraz yükselmesi) dahi beyin damarlarında çatlamalara ve beyin kanamalarına sebep olabilmektedir. İnsan ayakta dururken beyin damarlarına ulaşan kanın basıncı, insan yatarken, eğilirken, hatta amuda kalktığında ayarlanmasa ve basınç sabit tutulmasa, acaba neler olurdu?

Kan basıncının sabit olacak şekilde ayarlanmaması durumunda, başımızı yere doğru eğdiğimiz zaman beynimiz kalbimizden aşağıda kalacağı için, hem beyin damarlarına pompalanan kanın basıncı yüksek olacak, hem de yerçekiminin tesiriyle kan beyne doğru daha hızlı akacak ve 1-2 dakika içinde damarlarımız çatlayıp beyin kanamasından hayatımızı kaybedecektik. İnsanı en mükemmel şekilde yaratan Zât-ı Zülcelâl vücudumuza, varlığından dahi haberimizin olmadığı öyle sensörler, basınç ayarlayıcılar, geri besleme mekanizması ve bunların kontrol sistemlerini koymuş ki, beynimize giden kan basıncı büyük oranda sabit tutulmaktadır. Bu basınç ayarlanmasında en önemli mekanizma, damarlarımızın, gelen sinyaller doğrultusunda genişleyip daralmasıdır.2 Bu kontroller o kadar hızlı ve otomatik gerçekleşmektedir ki, bu kontrol sırasında kimse beyin kanaması geçirmemektedir. Bu durum, kontrol ve bilgisayar mühendislerinin detaylı inceleyebileceği ve örnek alabileceği bir başka hâdisedir. Kalbin kendine ait bir aklı, şuuru ve mühendislik hesaplarına vâkıf bir ilmi olmadığına göre, Yaratıcı’mızın bütün vücudumuzda sergilediği bu muhteşem, mu’cizevî, ayrıca bir o kadar da insana aciz olduğunu hissettiren kompleks damar sistemi ve kalb pompası, kim bilir tefekkür ufkumuzu genişletici daha nice sırlarla doludur?

Kanımızı vücudumuzun her noktasına ulaştırmak için istihdam edilen kalb ve damar sisteminin ne kadar mükemmel mimaride yaratıldığını görüyor ve şükrediyoruz. Her fen dalı, mânâ-yı harfîyle incelendiğinde, Allah’ın (cc) varlığını ispatlayan binlerce delil ihtiva etmektedir. Evet bir büyük mütefekkirin dediği gibi “Her fen dalı kendi lisân-ı mahsusuyla Allah’tan bahsedip Hâlık’ı tanıttırıyor.”3 Yeter ki Yaratan’ın eserlerini inceleyelim ve tefekkür edelim.

Kaynaklar
1- Prof. Dr. Arif Sarsılmaz, “Sevgili Hasan-Sayılarla İnsan”, Sızıntı, Ağustos 2001, Sayı 271, Yıl 23.
2- Dr. Polat Has, “Kalbimiz ve damarlarımız”, Sızıntı, Mayıs 1980, Sayı 16, Yıl 2
3- B. Said Nursi, Asâ-yı Mûsa. Altıncı Mesele, s. 22.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: