SES BİLGİSİ

Şubat 28, 2007

Her dilde olduğu gibi, dilimizde de sesler ünlü ve ünsüz olmak üzere iki grupta incelenir. Bir sözcükte ünlüler arasında olduğu gibi ünsüzler arasında da bazı özellikler, hatta ünlülerle ünsüzler arasında bazı özellikler vardır. Bunları belli başlıklar altında inceleyelim.

BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU

Türkçe’de sekiz ünlü vardır. Bunlardan a, ı, o, u kalın, e, i, ö, ü incedir. Bir sözcükte kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesi kuralına büyük ünlü uyumu denir.

Örneğin;

“öğretmen” sözcüğü, bütün ünlüleri ince olduğu için kurala uyar, “asker” sözcüğü “a” kalın “e” ince ünlü olduğundan kurala uymaz.
Üniversite sınavlarında bununla ilgili bir soru bugüne dek sorulmamıştır.

KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU

Bir sözcükte düz ünlüden sonra düz, yuvarlak ünlüden sonra düz – geniş veya dar – yuvarlak ünlülerin gelmesi kuralıdır. Özetle bu kurala göre;
a, ı -> a, ı
e, i -> e, i
a, ı, e, i ünlüleri birbirinden sonra gelebilir.
o, ö, u, ü ünlülerinden sorna ise u, ü, a, e gelebilir.
Bundan da soru çıkmadığından üzerinde fazla durmuyoruz.

ÜNSÜZ BENZEŞMESİ

Dilimizde ünsüzler sert ve yumuşak olmak üzere iki gruba ayrılır.
Sert ünlüler “ç, f, t, h, s, k, p, ş” ünsüzleridir. Bunun dışında kalanlar ise yumuşak ünsüzlerdir.
Bir sözcük sert bir ünsüzle bitiyor ve o sözcüğe ünsüzle başlayan bir ek geliyorsa, ekin başındaki ünsüz sertleşir. Buna ünsüz benzeşmesi denir. Elbette bu benzeşme sert ve yumuşak şekli olan seslerde söz konusudur. Bu özelliği dört seste görüyoruz;
p, ç, t, k -> Sert ünsüzler
b c d ğ(g) -> Yumuşak ünsüzler

Şimdi bu kuralı örneklendirelim:

“Kitap” sözcüğünün sonundaki “p” sesi serttir. Bu sözcüğe biz “-de” hal ekini getirirsek “kitapda” sözü oluşur. Bu durumda ekin başındaki “d” sesi yumuşak olduğundan sözcükte ünsüz benzeşmesine aykırı bir durum görülür. Kurala uyulması için, “d” sesi sertleşmelidir. Bunun serti ise, yukarıda göstermiştik, “t” dir. Dolayısıyla sözcük, “kitapta” olacaktır.
okul-dan -> okuldan ağaç-dan -> ağaçtan
av-cı -> avcı ocak-cı -> ocakçı
bil-gin -> bilgin seç-gin -> seçkin
al-dı -> aldı kaç-dı -> kaçtı
Yukarıdaki sözcüklerde eklerin sözcüğe nasıl uyduğu görülüyor. Birinci gruptaki sözcüklerde ek, yumuşak ünsüzle biten sözcüklere geldiğinde değişmemiş, ancak ikinci gruptaki sert ünsüzlere geldiği zaman sertleşmiştir.
Bu durum sadece çekim eklerinde değil yapım eklerinde de geçerlidir.
Ekler sayılara geldiğinde de aynı durum geçerlidir. Sayının sesleri nasılsa ek de öyle olmalıdır.
11’de 5’te
8’den 3’ten
Özel isimlerde de aynı kural geçerlidir.
Samsun’dan Sinop’tan
Emin’de Yunus’ta

ÜNSÜZ YUMUŞAMASI

İki ünlü arasında kalan sert ünsüzler yumuşar. Buna “ünsüz değişimi” denir. Elbette bu özellik, ancak yukarıda da söylediğimiz sert ve yumuşak şekli bulunan seslerde geçerlidir. Bunlar p, ç, t, k sert sessizleridir. Örneğin; “ağaç” sözcüğüne -i hal ekini getirsek, sözcüğün sonundaki “ç” sert sessizi yumuşayarak “c” olur; yani “ağacı” şeklinde yazılır.
dolap – a -> dolaba (dolaba baktı)
çekiç – e -> çekice (çekice uzandı)
kanat – ı -> kanadı (kanadı kırıldı)
yemek – e -> yemeğe (yemeğe gitti)
Yukarıdaki örneklerde sert sessizlerin yumuşadığı görülüyor.
Ancak bu kural her sözcükte geçerli değil.

Örneğin;

“Davranışları, doğruluğunun kanıtıdır.”
cümlesinde altı çizili sözdeki “t” sert ünsüzü iki ünlü arasında kaldığı halde yumuşamamıştır.
Hangi sözcükte bu yumuşamanın olacağı hangisinde olmayacağı, belli bir kurala bağlanamaz. Hatta tek heceli sözcüklerin çoğunda olmazken, bazılarında olabilir. Bunu sözcüğün günlük kullanımlarını dikkate alarak anlayabilirsiniz.
tek – i -> teki (onların teki bile gelmedi)
çok – u -> çoğu (çocukların çoğu buradaydı)
görüldüğü gibi birincide değişim olmadığı halde ikincide olmuştur.
Dilimize Arapçadan geçen ve son hecesindeki ünlünün uzun okunduğu kelimelerde ünsüz değişimi yapılmaz.
“Sınavda hukuku seçecekmiş.”
cümlesindeki altı çizili söz buna örnektir.
Bazı sözcüklerde ise ses iki ünlü arasında kalmamasına rağmen yumuşar.
kalp – i -> kalbi (kalbi ağrıyor)
art – ı -> ardı (ardına bakma)
renk – i -> rengi (rengi solmuş)
harç – ı -> harcı (harcı getirin)
Görüldüğü gibi iki ünlü arasında kalmadığı halde “p, ç, t, k” sert ünsüzleri yumuşamıştır. Bazı sözcüklerde ise bu seslerin yumuşamadığı görülür.

Örneğin;

“Sonunda işler sarpa sardı.”
cümlesinde altı çizili sözcükte yumuşama olmamıştır.

Örneğin;

“Zonguldak’a yerleştiklerini duydum.”
cümlesinde altı çizili sözdeki “k” sert sessizi yumuşamamış ancak biz onu okurken “Zonguldağa” diye okumalıyız.

SES DÜŞMESİ

Sözcüğün aslında bulunduğu halde, ek geldiğinde bazı sesler düşebilir. Bu düşme hem ünlülerde hem ünsüzlerde görülür.

Ünlü Düşmesi

Sözcüğün aslında bulunan bir ünlünün düşmesidir.

Örneğin;

“Yapraklar daha şimdiden sarardı.”
cümlesinde sözcüğün aslı “sarı”dır; “-ar-” eki geldiğinde sözcüğün sonundaki “ı” düşmüştür.
Ünlü düşmesinin en yaygın kullanımı ise “Hece düşmesi” adıyla anılan kuraldır. Buna göre, sözcüğün son hecesinde bulunan dar ünlüler, ünlüyle başlayan bir ek sözcüğe eklendiğinde düşer. Bu özellik bazı organ isimlerinde, Arapçadan dilimize geçen bazı sözcüklerde, bazı Türkçe fiillerde görülür.
sabır – ı -> sabrı (sabrım tükendi)
akıl – ı -> aklı (aklımı seveyim)
burun – u -> burnu (burnu kanıyor)
gönül – üm -> gönlüm (gönlümü çaldı)
savurmak -> savrulmak (savruldu çiçekler)
devirmek -> devrilmek (devrildi ağaçlar)
kahır – olmak -> kahrolmak (kahrolsun)
“Kahvaltıya hazırlanın.”
cümlesinde altı çizili söz “kahve altı” sözlerinin birleşmesinden oluşmuş, bu sırada “kahve” sözündeki “e” düşmüştür.

Ünsüz Düşmesi

Sözcüğün aslında bulunan ünsüzün, ek geldiğinde düşmesidir.
küçük – cük -> küçücük
büyük – cek -> büyücek
örneklerinde sözcüklerin sonlarında bulunan “k” ünsüzlerinin düştüğü görülüyor.

SES TÜREMESİ

Sözcüğün aslında olmadığı halde, ek geldiğinde ortaya çıkan seslerdir.
genç – cik -> gencecik
bir – cik -> biricik
az – cık -> azıcık
örneklerinde ünlü türemesi görülmektedir. Buna benzer bazı sözcükler de vardır. Bunlar “öpücük, gülücük” gibi fiilden türeyen sözcüklerdir. Ancak “-cik”” eki isim soylu sözcüklerden yeni sözcükler türetebilir. Fiilden türeyen bu sözcüklerin “öpüşcük, gülüş – cük” gibi sözcüklerden “ş” sesinin düşmesiyle oluştuğunu söylemek daha mantıklı olacaktır. Dolayısıyla bir ünlü türemesinin olduğunu söylemek bu sözcükler için pek doğru olmaz.
Bazen sözcüklerde ünsüz de türeyebilir. Arapçadan dilimize geçen his, af, zan gibi sözcükler ek ya da yardımcı fiil aldıklarında, sonlarındaki sessizler çiftleşir.
his – etmek -> hissetmek
af – etmek -> affetmek
zan – etmek -> zannetmek
örneklerinde bu görülüyor. Burada aslında bir ses türemesinden çok sözcüğün Arapçadaki aslında bulunan şeklinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak sözcükler Türkçe kurallara göre incelendiğinden, bu, türeme olarak alınagelmiştir.

ÜNLÜ DARALMASI

Sözcüklerin sonlarında bulunan geniş ünlüler (a, e) özellikle “-yor” ekinin darlaştırıcı özelliğinden dolayı daralarak, ı, i, u, ü dar ünlülerine dönüşür. Buna ünlü daralması denir.
bekl = e- – yor -> bekli=yor
kalm = a- – yor -> kal=mıyor
özl = e- – yor -> özlü=yor
soll = a- – yor -> sollu=yor
örneklerinde bu daralma görülmektedir. “-yor” ekin den başka bir ekin ya da sesin darlaştırma özelliği yoktur. Ancak tek heceli olan “de- , ye-” fiilleri, kendinden sonra gelen “y” sesinden dolayı darlaşabilir.
de – yor -> diyor ye – -> yiyor
de – erek -> diyerek ye – -> yiyerek
de – en -> diyen ye – -> yiyen
Ancak bazen darlaşma olmayabilir.
de – ince -> deyince

KAYNAŞTIRMA HARFLERİ (KORUYUCU ÜNSÜZLER)

Türkçe kurallara göre bir sözcükte iki ünlü yan yana gelmez. Araya kaynaştırma harfi girer. Türkçe’de dört tane kaynaştırma harfi vardır: ş, s, n, y.
Bunların her birinin özel kullanım yerleri vardır.

ş kaynaştırma harfi:

• Üleştirme sayı sıfatlarında kullanılır.
İki-ş-er, altı-ş-ar, yedi-ş-er

s kaynaştırma harfi

• Üçüncü tekil şahıs iyelik ekinden önce kullanılır.
Daha çok isim tamlamalarında tamlanan görevindeki sözcükte görülür.
Çocuğun oda-s-ı
Balığın koku-s-u
Ancak “su” ve “ne” kelimeleri bu kurala uymaz:
Yemeğin su-y-u yok.
Çocuğun ne-y-i kaybolmuş.
örneklerinde olduğu gibi

n kaynaştırma harfi:

• Zamirlerden sonra ek geldiğinde kullanılır.
O-n-a haber verin
Bu-n-u biliyoruz.
• İyelik eklerinden sonra hal eki gelirse kullanılır.
Çocuğun kitabı-n-ı almışlar.
Fakirin evi-n-i yıkmışlar.
• İlgi eklerinden önce kullanılır.
Soba-n-ın kapağı düşmüş.
Sene-n-in sonu geldi.
Kasaba-n-ın sıcağı çok bunaltıcı.

y kaynaştırma harfi:

Yukarıdaki kuralların dışında olan her yerde “y” kaynaştırma harfi kullanılır.
Oda-y-a girdim.
Üşü-y-erek uyandım.
Ağla-y-anı tanıyorum.
Kaynaştırma harfleri aslında iki ünlü arasında kullanılır. Ancak bazen iki ünlü arasına gelmediği halde de kullanıldığı olur.
Özellikle “ile, idi, imiş, ise” gibi sözcükler ünlüyle biten bir sözcüğe eklendiğinde baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir.
silgi – ile -> silgiyle
soba – ile -> sobayla
hasta – idi -> hastaydı
kısa – imiş -> kısaymış
bitti – ise -> bittiyse
Örneklerinde görüldüğü gibi “y” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir.
Bu durum “n” kaynaştırma harfinde de görülebilir. Zamirlerden sonra hal eki geldiğinde gerekmese de bu harf bulunur.

Örneğin;

“Ondan bunu hiç beklemezdim.”
cümlesinde altı çizili sözcükte “n” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir.

ULAMA

Sessizle biten sözcükten sonra sesliyle başlayan bir sözcük gelirse, iki sözcük birbirine bağlanarak okunur. Bu ulama denir.
Bakkaldan ekmek aldım.
cümlesinde iki yerde ulama yapılmıştır. Sözcükler arasında herhangi bir noktalam işareti varsa ulama yapılmaz.

alıntıdır.


SÖZCÜK TÜRLERİ

Şubat 27, 2007

Sözcükler tür bakımından üç ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır:

a. İsim Soylu Sözcükler : İsim, sıfat, zamir, zarf
b. Edat Soylu Sözcükler : Edat, bağlaç, ünlem
c. Fiiller

İSİM SOYLU SÖZCÜKLER

İSİM (AD)

Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir. İsimlerle, karşıladıkları kavram ve nesneler arasında çok sıkı bir ilgi vardır. Bunlar daima birbirlerini çağrıştırır. Örneğin “kitap” sözü aklımızda hemen varlık olarak “kitap” nesnesini canlandırır. Ya da bir kitabı gördüğümüzde zihnimize hemen onu karşılayan isim gelir. Kavramlar için ise bu kadar belirgin bir ilişkinin varlığını söyleyemeyiz. Örneğin “dert” dendiğinde aklımızda bir nesne canlanmaz; ancak bunun insanı sıkıntıya sokan bir durum olduğu zihnimizde belirir.

İsim değişik yönlerden incelenir.

• Varlıklara Verilişlerine Göre:

a. Cins İsmi : Aynı türden varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur: ağaç, top, kitap vs.

b. Özel İsim : Tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir.
Yer adları (Samsun, Uludağ…)
Kişi adları (Ahmet, Mustafa…)
Ülke adları (Pakistan, Şili)
Kitap, dergi, gazete adları (Yaban, Tanin…)
Kurum adları (Marmara Üniversitesi, Kızılay)
Dil adları (Türkçe, İngilizce…)
Din ve mezhep adları (İslamiyet, Ortodoks…)
Hayvanlara verilen adlar (Boncuk, Tekir…)
Bir isim, her zaman cins ismi olmayacağı gibi her zaman özel isim de olmaz.
“Mevsimlerden baharı severim.” derken “bahar” cins ismidir. Ancak;
“Bugün Bahar sınıfta yoktu.” cümlesinde bu isim bir kişi adı olmuş ve özel isim haline gelmiş. Elbette bunun tersi de olabilir.
“Uzaydan Dünya’nın resmini çekmişler.”
cümlesinde “Dünya” özel bir isimdir. Çünkü bir gezegeni karşılar. Ancak;
“Dün, seni, dünyayı dolaştım, bulamadım.” cümlesinde “dünya” çok yer gezmek anlamında mecaz bir anlama gelmiş ve cins ismi olmuştur.
Not : Özel isimlerin baş harfleri daima büyük harfle yazılır.

Karşıladığı Varlığın Sayısına Göre:

a. Tekil İsim : Sayıca tek bir varlığı karşılayan isimlerdir: Kalem, silgi, ev…

b. Çoğul İsim : Sayıca birden çok varlığı karşılayan isimlerdir. İsimlere (-ler, -lar) eki getirilerek yapılır: Ağaçlar, evler, kitaplar…

c. Topluluk İsmi : Çoğul eki almadan birçok varlığı karşılayan isimlerdir: Toplum, halk, millet, ordu, bölük, sürü…
Topluluk isimleri de çoğul eki alabilir. Bu durumda grupların çoğulu bildirilmiş olur. Örneğin “Dünya milletlerinin yakınlaşması gerekir.” derken kendi içinde bir grup oluşturan “millet” sözüyle birden fazla grup anlatılmış olur.
İsimleri ayrıca somut ve soyut oluşlarına göre de gruplandırabiliriz. Ancak daha önce soyut, somut anlamı açıkladığımızdan, burada ayrıca üzerinde durmayacağız. Somut anlamlı olan “masa” sözcüğünün somut; soyut anlamlı olan “neşe” sözcüğünün soyut isim olduğunu bilmeliyiz.

SIFAT (ÖNAD)

İsimleri niteleyen ya da belirten sözcüklerdir.

Sıfatlar ancak varlıklarla ortaya çıkar. Bu nedenle tek başlarına kullanılamaz. Sıfat olarak kullanılan çoğu sözcük bazen bir kavramın karşılığıdır. Örneğin “mavi”, bir renk ismidir, “iki”, bir sayı ismidir. Ancak bu sözcükler isimlerin özelliklerini bildirecek duruma gelirse sıfat olur. Yani;
“Mavi gözlerine bayıldım.” cümlesinde “mavi” göz isminin rengini bildirdiğinden sıfattır. Ya da “iki” sözü; “İki kalemi vardı.” cümlesinde kalemlerin sayısını bildirdiğinden sıfat olmuştur.
Ancak sıfatın mutlaka isimden önce gelmesi gerekmez. Bazen bir ismin niteliğini bildirmesine rağmen isimden önce gelmediği de olur.
“Elinde güzel bir çiçek vardı.” cümlesinde “güzel” sözü isimden önce gelerek onun sıfatı olmuş. Biz aynı cümleyi;
“Elindeki çiçek güzeldi.” diye de söyleyebiliriz. Bu durumda “güzel” sözü yine çiçeğin bir niteliğini bildirir. Öyleyse yine sıfat görevindedir.

Bu genel bilgilerden sonra, şimdi de sıfatların çeşitlerini görelim.

a. Niteleme sıfatları

Varlıkların yapısal özelliklerini ortaya koyan sıfatlardır. Bunlar varlığın nasıl olduğunu bildirir ve isme sorulan “nasıl” sorusuna cevap verir.
“Kurumuş yapraklar yere döküldü.” cümlesindeki altı çizili sözcük, yaprağın nasıl olduğunu yani niteliğini bildiriyor. İsme “Nasıl yapraklar?” diye sorarsak cevap olarak “kurumuş” sözünün geldiğini görürüz.

b. Belirtme sıfatları

Varlıkların diğer varlıklarla ilgileri sonucunda aldığı özellikleri belirten sıfatlardır. Kendi arasında dört gruba ayrılır.

İşaret Sıfatı: Varlıkların bulunduğu yerleri gösteren sıfatlardır. Söyleyen kişinin, sözünü ettiği nesneye uzaklığına göre değişir.
“Bu evi biz aldık.” cümlesinde evin yakın olduğu;
“Şu evi biz aldık.” cümlesinde biraz uzak;
“O evi biz aldık.” cümlesinde çok uzak ya da, sözü edilen bir evin olduğu anlaşılır. Bu cümlelerde altı çizili sözcükler işaret sıfatıdır. Bu tür sıfatlar isme “hangi” sorusunun sorulmasıyla bulunur. “Hangi ev?”, “ “Bu ev” gibi…
Bazı işaret sıfatları ise yer bildirir. Bunlar çoğu zaman “-ki” ekini alarak kullanılır.
Buradaki evi biz aldık.
Şuradaki evi biz aldık.
Oradaki evi biz aldık.
cümlelerinde bulunan altı çizili sözcükler yer bildiren işaret sıfatlarıdır. Bunların dışında; öteki sokak, beriki ağaç gibi yer bildiren sıfatlar da vardır.
Sayı Sıfatları : İsimlerin sayısal özelliklerini bildiren sıfatlardır. Birkaç türü vardır.
Sınıfta yedi öğrenci vardı.
Asıl sayı sıfatı
Yedinci öğrenci gelsin.
Sıra Sayı sıfatı
Yedişer kişi geldi.
Üleştirme Sayı Sıfatı
Yedi de bir ihtimal var.
Kesir Sayı Sıfatı
Çeyrek ekmek aldı.
Kesir Sayı Sıfatı

Bunların dışında bazı kaynakların topluluk sayı sıfatı diye adlandırdığı, ikiz çocuk gibi sıfatlar da vardır.

Belgisiz Sıfat : İsimlerin nicelik yönüyle belirsizliklerini ifade eden sıfatlardır.

Bazı konularda bilgisi yoktur.
Birtakım yanlış fikirleri vardı.
Hiçbir öğrenci gelmemişti.
Bütün kitapları aldı.
Her yer tertemizdi.
Bir gün bu iyiliğinizi ödeyeceğim.

cümlelerinde altı çizili sözcükler belgisiz sıfatlardır. İsimleri sayıca az çok belli etmişler ancak tam bir özellik bildirmemişlerdir.

Soru Sıfatı : İsimlerin niteliğini, herhangi bir özelliğini soran sıfatlardır. Bu sözcüklerin yerine konan sözcükler de sıfattır.

Nasıl filmleri seversin?
Kaçar lira ayırmamız gerekiyor?
Hangi soruyu çözemedi?

Adlaşmış Sıfat

Bazen kişinin tam olarak bilinmediği ya da niteliğinin vurgulanmak istendiği durumlarda isim söylenmeyip sıfat, ismin yerine geçirilebilir. Bu tür sözcüklere adlaşmış sıfat denir. Adlaşmış sıfatlar niteleme sıfatlarıyla yapılır.
Korkak insanların kendine güveni yoktur.”
cümlesinde niteleme sıfatı olan “Korkak” sözcüğü,
Korkakların kendine güveni yoktur.”
cümlesinde “insanlar” isminin düşmesiyle adlaşmış sıfat olmuştur.
Adlaşmış sıfat olan sözcükten sonra bir isim gelirse, anlam karışıklığını önlemek için iki sözcük arasına virgül (,) konur.
İhtiyar, adamlara şöyle bir baktı.
İhtiyar adamlara şöyle bir baktı.

Not : Sıfatla, onun nitelediği isim arasına hiçbir noktalama işareti konmaz.

ZAMİR (ADIL)

İsim olmadıkları halde isim gibi kullanılan bu sözcüklere zamir diyoruz. Cümle içinde zamirin karşıladığı isim ya da söz öbeği bilinmiyorsa, cümle belirsiz bir anlam taşır.
Zamirler değişik bölümlere ayrılır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Şahıs zamirleri
2. Dönüşlülük zamiri
3. İşaret zamirleri
4. Belgisiz zamirler
5. Soru zamirleri
Şimdi bunları tek tek inceleyelim.

1. Şahıs (kişi) Zamirleri

Şahıs isimlerinin yerine geçen zamirlerdir. Dilimizde altı şahıs olduğuna göre altı tane şahıs zamiri var demektir.
Ben biliyorum.
Sen biliyorsun.
O biliyor.
Biz biliyoruz
Siz biliyorsunuz.
Onlar biliyorlar.

2. Dönüşlülük Zamiri

Bu zamir “kendi” sözcüğüdür. Şahıs isimlerinin yerine geçebileceği gibi hayvan isimlerinin ya da cansız varlıkların isimlerinin yerine de geçebilir. Çoğu zaman ek alarak kullanılır.

Kendim Kendimiz
Kendin Kendiniz
Kendi Kendileri

Bu sözcüklerdeki altı çizili ekler dönüşlülük zamirinin hangi şahsı ifade ettiğini gösterir.
Dönüşlülük zamirinin en önemli özelliği, diğer zamirlerle beraber kullanılabilmesidir. Böyle durumlarda zamir, pekiştirme anlamı taşır.

“Bu soruyu ben kendim çözdüm.”
cümlesinde hem “ben” hem “kendim” zamirleri kullanılmış; böylece “ben” zamirinin anlamı kuvvetlenmiş.

3. İşaret Zamirleri

İsimleri, yerlerini işaret ederek karşılayan zamirlerdir. Bunlar işaret sıfatının zamirleşmesiyle oluşmuştur.

Bu geldi. Bunlar alındı.
Şu satıldı. Şunlar çağırdı.
O gidecek. Onlar beğenildi.

cümlelerinde altı çizili sözcükler işaret zamirleridir. Burada üçüncü tekil şahıs için kullanılan “o” zamiriyle, işaret zamiri olan “o” zamirini karıştırmayalım. Şahıs zamirleri sadece şahıslarda kullanılır.
“O, ders çalışıyor.” cümlesinde şahıs zamiri olan “o” sözü “O, demirden yapılmış.” cümlesinde insan olamayacağından işaret zamiri olmuştur.
Ancak işaret zamirleri insanlar için de kullanılabilir.
“Bu benim kardeşim, şu da onun arkadaşı.”
cümlesinde altı çizili zamirler işaret zamiri oldukları halde şahıs isimlerinin yerlerine geçmiş. Bu durumda “o” işaret zamirinin de insanı karşılayacağı düşünülebilir. Örneğin sınıfta işaret ederek,
“Bu, tembel; şu, biraz çalışkan; o, sınıfın en iyisi.”
dersek “o” işaret zamiridir. Çünkü “o” şahıs zamiri sözü edilen kişinin yanımızda olmadığı yani bizim onu görmediğimiz durumlarda kullanılır.
Bunların dışında işaret bildiren başka zamirler de vardır. Ancak bunların yapısı biraz farklıdır.
Burası eskiden boştu.
Şurası sizin ev miydi?
Orası pek hoşuma gitmedi.
Buraları bize aitti.
Şuraları temizleyin.
Oraları unuttum bile ben.

cümlelerinde altı çizili sözcükler de işaret zamirleridir. Bunların dışında,
“Bu kitap benim, öteki senin.”
cümlesindeki altı çizili zamir gibi daha birkaç işaret zamiri de vardır.

4. Belgisiz Zamirler

İsimleri, tam olarak belli olmayan bir nicelik yönünden belirten belgisiz sıfatlar, isimler düşünce onları karşılar ve belgisiz zamir olur.
Bazı insanlar çalışkandır.” cümlesinde altı çizili sıfat;
“Bazıları çalışkandır.” cümlesinde zamir olur. Çünkü “insanlar” isminin yerine geçer. Bunu birkaç örnekte daha gösterelim.

Birçok öğrenci bu konuyu bilmez.
sıfat

Birçoğu bu konuyu bilmez.
zamir

Hiçbir kalemi beğenmedim.
sıfat

Hiçbirini beğenmedim.
zamir

Birkaç yaşlı parkta oturuyordu.
sıfat

Birkaçı parkta oturuyordu.
zamir

Sıfat olarak kullanılmayan belgisiz zamirler de vardır:
Herkes senin burada olduğunu sanıyordu.
Kimse ben haber vermeden içeri girmesin.
Hepsi de çok ucuz fiyata satılmış.
Bu cümlelerdeki altı çizili sözcükler sadece zamir olarak kullanılabilir.

5. Soru Zamirleri

İsimlerin yerlerine soru yoluyla geçen sözcüklerdir. Bu sözcüklerin yerine, sorduğu isimler getirilebilir.
“Bu çiçeği sana arkadaşından başka kim getirir?”
cümlesinde altı çizili söz, çiçeği getiren kişinin isminin yerine kullanılmıştır. Bu kişinin ismini “kim” zamirinin yerine koyabiliriz.
Çarşıdan ne aldın?
Nerede oturuyorsunuz?
Hangisi önce geldi?
Kaçı bizimle gelecek?

Zamirler, kendileri gibi ismin yerine geçen adlaşmış sıfatlarla karıştırılmamalıdır. Bunların ikisi de ismin yerine geçiyor. Ancak zamirler isimlerin herhangi bir niteliğini bildirmediği halde adlaşmış sıfatlar ismi niteliğiyle beraber karşılar.

Bu kadın dün de gelmişti.
Yaşlı kadın dün de gelmişti.

Bu cümlelerde altı çizili sözlerin ikisi de sıfattır. Birincisi işaret sıfatı, ikincisi ise niteleme sıfatıdır. Bu sıfatların belirttiği “kadın” isimleri cümleden çıkarılırsa,
“Bu dün de gelmişti.”
“Yaşlı dün de gelmişti.”
şekline gelen cümlelerde altı çizili sözler ismin yerine geçmişlerdir. Bu sözcüklerin anlamlarına baktığımızda “bu” sözcüğünün, yerine geçtiği ismin niteliğini bildirmediğini, “yaşlı” sözcüğünün ise bildirdiğini görüyoruz. Öyleyse birincisi zamir, ikincisi adlaşmış sıfattır.

ZARF (BELİRTEÇ)

İsimlerin varlıkları ya da kavramları karşıladığını, fiillerin ise hareketleri, oluşları karşıladığını belirtmiştik. Varlıkların nasıl belli nitelikleri varsa, fiillerin de belli nitelikleri vardır. İsmin niteliğini bildiren sözcüklere sıfat demiştik. Fiillerin niteliğini bildiren sözcüklere de zarf diyoruz.
“Güzel bir evde oturmak istiyorum.” cümlesinde “güzel” sözcüğü “ev” isminin niteliğini bildiriyor, onun nasıl olduğunu açıklıyor. Öyle ise bu sözcük sıfat görevindedir.
Aynı sözcük;
“Bu ev uzaktan daha güzel görünüyordu.” cümlesinde “görünmek” fiilinin nasıl olduğunu bildiriyor. İşte bu durumda “güzel” sözü zarftır.
Kısaca zarflar fiillerle ilgili sözcüklerdir. Bunun dışında, sıfatın, adlaşmış sıfatın veya başka bir zarfın derecesini bildiren zarflar da vardır.

1. Durum Zarfları

Fiilin durumunu yani nasıl yapıldığını bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan “nasıl” sorusuna cevap verir.

O, hızlı koşardı. (Nasıl koşardı?)
Çok tatlı gülümsüyor. (Nasıl gülümsüyor?)
Bu günler zor geçecek. (Nasıl geçecek?)

cümlelerinde altı çizili sözler durum bildiren zarflardır. Bu sözcüklerden sonra isim gelseydi sözcükler sıfat olacaktı.
Zarfın mutlaka fiillerden önce gelmesi şart değildir. Zarfla fiil arasına başka sözcükler girebilir.
“Dışarıdan kesik kesik köpek havlamaları geliyordu.”
cümlesinde “kesik kesik” zarfıyla onun nitelediği fiil arasına başka öğe girmiştir. Elbette bu zarfın özelliğini değiştirmez.

2. Zaman Zarfı

Fiilin ne zaman yapıldığını bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan “ne zaman” sorusuna cevap verir.
Tatilden dün dönmüşler.
Akşama bizde toplanıyoruz.
Artık buradan gitmelisin.
cümlelerinde altı çizili sözcükler fiilin zamanını bildirdiklerinden zarf görevindedirler.

3. Yer – Yön Zarfı

Fiilin yöneldiği yeri bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan “nereye” sorusuna cevap verir ve ek almaz. Bu tür zarfların sayısı bellidir.
“Yukarı çık, ben de geliyorum.” cümlesinde, fiile “Nereye çık?” diye sorarsak, “yukarı” cevabı gelir. Ek de olmadığına göre yer – yön zarfıdır. Eğer cümle “Yukarıya çık.” şeklinde olsaydı, sözcük isim görevinde kullanılmış olacaktı.

Aşağı indi. Öte gitti.
Geri geldi. Beri geldi.
İleri gitti. Dışarı çıktı.
İçeri girdi.
cümlelerinde altı çizili sözcükler yer zarflarıdır.

4. Azlık – Çokluk (Miktar) Zarfları

Zarflar içinde çok değişik özellikler gösteren sözcüklerdir bunlar. Fiilin, sıfatın, zarfın, adlaşmış sıfatın miktarlarını bildirebilen geniş bir kullanım alanına sahiptir. Bu zarflar “ne kadar” sorusuna cevap verir.
“Pastadan biraz alabilir miyim?”
cümlesinde “alabilir miyim” fiiline “Ne kadar” sorusunu sorarsak “biraz” cevabı gelir. İşte fiilin miktarını bildiren bu sözcük zarftır.
Bu tür zarflar sıfata sorulan “ne kadar” sorusuna da cevap verebilir.

Örneğin;

“Çok güzel bir kitaptı.” cümlesinde “kitap” isimdir. “Nasıl kitap?” diye sorarsak “güzel” sıfatı cevap verir. “Ne kadar güzel?” diye sorarsak “çok” cevabı gelir. İşte sıfatın derecesini bildiren “çok” sözcüğü zarftır. Çünkü burada çok olan güzelliktir.
Bu tür zarflar, başka bir zarfın derecesini de bildirebilir. Bu durumda zarfa sorulan “ne kadar” sorusuna cevap verir.
“Çok hızlı koşuyor.” cümlesinde “koşuyor” fiildir. “Nasıl koşuyor?” diye sorarsak “hızlı” zarfını buluruz. “Ne kadar hızlı?” diye sorduğumuzda ise “çok” cevabı gelir. Zarfın derecesini bildiren bu sözcüğe de zarf diyoruz.
Bunlar adlaşmış sıfatların da derecelerini bildirebilir.
“Bu plan en yaşlılar da göz önüne alınarak hazırlandı.”
cümlesinde “yaşlılar” adlaşmış sıfattır. Buna “Ne kadar yaşlı?” diye sorarsak “en yaşlılar” cevabı gelir. Yaşlıların derecesini bildiren “en” sözü zarftır. Örnekleri çoğaltalım.
O, bu derse pek çalışmadı. (Fiilin zarfı)
Pek sağlam bir ayakkabıya benzemiyor. (Sıfatın zarfı)
Pek akıllısın sen de! (Adlaşmış sıfatın zarfı)
“Ne kadar” sorusu elbette sadece zarfı buldurmaz.
“Fazla mal göz çıkarmaz.” cümlesinde altı çizili sözcük “mal” isminin miktarını bildirdiği için sıfattır. Çünkü isimlerin zarfı olmaz.
“Bu kadar çok arabayı nasıl taşıyor bu köprü?” derken “çok” sözü “araba” isminin sıfatı, “bu kadar” sözü de “çok” sıfatının zarfıdır.
Bazen cümlede birden fazla zarfın veya sıfatın olması, aklımızı karıştırabilir.
Sevimli , sarışın bir çocuk içeri girdi.” cümlesinde “çocuk” isim, “sarışın” sıfat, “sevimli” sıfattan önce geldiği için zarfttır, gibi bir yanlış düşünceye kapılmayalım. Bir sözcüğün, zarfın ya da sıfatın zarfı olması sadece “ne kadar” sorusuna cevap vermesiyle, yani derece bildirmesiyle mümkündür. Bu cümlede ise altı çizili bütün sözcükler ismin sıfatlarıdır.

5. Soru Zarfı

Cümlelerde zarfları bulmak için kullandığımız sorular vardı. Bunların hepsi – nereye hariç – soru zarflarıdır.
Nasıl bu kadar güzel konuşuyor?
Gittiği yerden ne zaman dönecek?
Ne kadar hızlı yüzüyor?
Neden söz vermesine rağmen gelmiyor?
Ne gülüp duruyorsun iki saattir?
cümlelerinde altı çizili sözcüklerin hepsi soru zarfıdır.

İSİM ÇEKİM EKLERİ

İsim soylu sözcüklere gelerek onlara cümlede görev ve anlam kazandıran eklerdir. Sadece isimlerle ilgili olmayıp zamir, sıfat ve zarflarla da ilgili olduğundan isim soylu sözcüklerin sonunda işledik. Bu ekleri şöyle gösterebiliriz.
a. Çokluk eki
b. Hal ekleri
c. Eşitlik eki
d. İyelik eki
e. İlgi eki

A. ÇOKLUK EKİ

Asıl işlevi isimlerin sayı bakımından çokluğunu bildirmektir.
Kalemler , çantalar , defterler alındı.

B. HAL EKLERİ

İsim soylu sözcüklere gelerek onların yüklemle ya da diğer sözcüklerle ilgilerini sağlayan eklerdir. Bunları şu şekilde inceleyebiliriz.

1. – i hal eki (yükleme hali)

“Ev – i gördüm.”
“Odun – u yardım.” cümlelerinde kullanılan eklerdir. Fiilin neyi etkilediğini gösterir. Fiile sorulan “kimi, neyi” sorularına cevap verir.

2. – e hal eki (yönelme hali)

“Eve gitti.” cümlesinde yer bildirir.
“Yaza gelecekler.” cümlesinde zaman bildirir; zarf yapar.
“Beş bin liraya aldım.” cümlesinde miktar bildirerek zarf yapar.
“Başbaşa resim çektirmişler.” cümlesinde durum bildirerek zarf yapmış.
Bu ek “ben” ve “sen” şahıs zamirlerine geldiğinde, zamirlerin yapısını değiştirir ve onları “bana”, “sana” şekline çevirir.
Bu eki,
“Haberi duyunca koşa koşa olay yerine geldi.”
“Elindeki taşları oraya buraya rastgele atıyordu.”
“Saat üçü beş geçe istasyonda buluşacağız.” cümlelerinde altı çizili eklerle karıştırmayalım. “-e” hal eki fiillerin kök ya da gövdelerine eklenmez.

3. – de hal eki (bulunma hali)

“Evde bekliyor.” cümlesinde yer bildirir.
“Ayakta bekliyor.” cümlesinde durum bildirerek zarf yapmış.
“3’te gelecek.” cümlesinde zaman bildirerek zarf yapmış.
“Onlar gözde insanlar.” cümlesinde eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmiş ve sıfat yapmış. Elbette bu durumda yapım eki olmuş.
“Buralarda saz boyunda otlar biter.” cümlesinde sıfat yapmış ancak yapım eki olmamış.

4. – den hali (çıkma durumu)

“Evden çıktı.” cümlesinde yer bildirmiş.
“Akşamdan gidelim.” cümlesinde zaman bildirmiş.
“Sıradan insanlardı onlar.” cümlesinde eklendiği sözcüğün anlamını değiştirerek sıfat yapmış ve yapım eki olmuş.
“Senden iyi arkadaş bulamam.” cümlesinde karşılaştırma bildirmiş.
“Sıkıntıdan tırnaklarını yerdi.” cümlesinde neden bildirmiş.
“Her taraf kağıttan uçaklarla doluydu.” cümlesinde bir şeyin neyden yapıldığını göstermiş.
“Birden ayağa fırladı.” cümlesinde durum bildirmiş. Bu tür örnekler çoğaltılabilir. Önemli olan, eklerin cümle içindeki anlamını kavramaktır.

C. EŞİTLİK EKİ

İsim soylu sözcüklere gelip onlara değişik anlamlar katan ve anlama bağlı olarak onları sıfat, zarf yapan – ce , -ca (-çe, -ça) ekleridir.
Böyle çocukça davranmamalısın. (benzerlik)
Sınıfça geziye gittik. (topluluk)
Kiloca o daha şişmandı. (karşılaştırma)
Bence bu kazak daha güzel. (kanaat)
Çocuğu iyice dövmüşler. (pekiştirme)
Onca işim arasında seni mi düşüneyim? (derecelendirme)
Bu ve buna benzer anlamlar katan eşitlik eki ayrıca sözcüğün görevini de değiştirir. Birinci cümledeki “çocukça” sözü zarftır. Ancak bu sözcük eşitlik eki almadan çocuk ismini karşılar. Ek alınca türü değişmiştir.

D. İYELİK EKİ

Eklendiği ismin bir şahsa ya da nesneye ait olduğunu gösteren ektir. Aitlik ilgisini, kendinden önceki bir sözcüğe ya da söz öbeğine bağlayarak bildirir. Altı şahsa göre çekimlenir.
defter – im silgi – m
defter – in silgi – n
defter – i silgi – si
defter – imiz silgi – miz
defter – iniz silgi – niz
defter – leri silgi – leri
İki ayrı sözcük üzerinde gösterdiğimiz ekler iyelik ekleridir. Görüldüğü gibi eklendiği isimlerin kime ait olduğunu bildiriyorlar.
İyelik eklerinin değişik işlevleri vardır. Bunlardan önemli olanları açıklayalım.
• Belgisiz sıfatların, belgisiz zamir durumuna dönüşmeleri sırasında, düşen ismin yerine iyelik eki getirilir.
Bazı öğrenciler gelmedi.
Bazıları gelmedi.
• Yer bildiren zamirlerde kullanılır.
Burası çok sıcak.
• İsim tamlaması yapar. Bunu birazdan ayrıntılarıyla açıklayacağız.
• Sıfat görevinde bulunan bazı sözcüklerde bulunur. Ancak bu durumda iyelik eki olma özelliğini tamamen kaybeder:
Güzelim memleketi ne hale getirdiler.
O canım ağaçları kesmişler.
İyelik eklerini benzer eklerle karıştırmamak gerekir.
Kitab – ı geri verdim.
Kitab – ı çok değerlidir onun.
cümlelerinde altı çizili eklerin şekil olarak aynı olduklarını görüyoruz. Bunlardan hangisinin iyelik eki olduğunu hangisinin olmadığını anlamak için sözcüğe “kimin” sorusunu soralım. İyelik ekleri aitlik bildirdiğinden bu soruya cevap verecektir. Buna göre “Kimin kitabı?” diye sorduğumuzda ikinci cümlenin cevap verdiğini ve “Onun kitabı kayboldu.” şeklinde söylenebildiğini görüyoruz. Öyleyse “- ı” eki ikinci cümlede iyelik eki, birinci cümlede ise “Neyi aldı?” sorusuna cevap verdiğinden “-i” hal eki olarak kullanılmıştır.
Öğretmenim beni severdi.
Öğretmenim artık ben de.
cümlelerinde de benzer ekleri görüyoruz. Hangisinin iyelik eki olduğunu aynı yöntemle bulalım. “Kimin öğretmeni?” sorusuna sadece birinci cümle cevap verir ve “Benim öğretmenim.” şeklinde söylenebilir. İkinci cümle ise öğretmen isminin ait olduğu kişiyi bildirmez. Bu cümleyi ancak “Ben öğretmenim.” şeklinde söyleyebiliriz; aitlik değil oluş bildirir. Bu anlamı veren eki ileride “ekeylem” olarak inceleyeceğiz.

E. TAMLAYAN EKİ

İyelik ekiyle çok sıkı biçimde ilgisi olan bir ektir. Eklendiği isme ait olan başka bir sözün varlığını gösterir. Bağlı olduğu isim ilgi ekli isimden sonra gelir.

Ben – im kitabım
Sen – in kitabın
O – nun kitabı
Biz – im kitabımız
Siz – in kitabınız
Onlar -ın kitapları

zamirlerde bulunan ve ayrı olarak gösterdiğimiz ekler ilgi ekleridir. İlgi ekli zamire ait olan “kitap” isminin ise iyelik eki aldığını görürüz. O yüzden bir sözcükte ilgi eki varsa, bu eke bağlı, iyelik ekli bir sözcük, gizli ya da açık, mutlaka vardır.

İSİM TAMLAMALARI

Bir ismin aitlik ilgisi bakımından daha belirli hale gelmesi için başka bir isim tarafından tamlanmasıyla meydana gelen söz öbeğine denir.
“… camı kırıldı.” cümlesine baktığımızda aklımıza hemen “Neyin camı?” sorusu geliyor. Demek ki bu cümlede camın nereye ait olduğu belli değil.
Bu cümleyi,
“Arabanın camı kırıldı.” şeklinde söylersek aitlik ilgisi tamamlanmış olur. Bu şekilde oluşan söz öbeğine de isim tamlaması denir. İsim tamlamasında birinci isme “tamlayan”, ikinci isme “tamlanan” adı verilir.
İsim tamlamaları dört grupta incelenir.

1. Belirtili isim Tamlaması

Tamlayanın ilgi, tamlananın iyelik eki aldığı tamlamalardır. Bu tür tamlamalarda son derece kuvvetli bir aitlik ilgisi vardır.
Çiçeklerin kokusu etrafa yayıldı.”
cümlesinde altı çizili söz öbeği bir belirtili isim tamlamasıdır.

• “- den” hal eki tamlayanda kullanılan ilgi ekinin yerine geçerek belirtili isim tamlaması kurabilir.
“Öğrencilerden ikisi burada beklesin, diğerleri bizimle gelsin.” cümlesinde “öğrencilerden ikisi” sözü belirtili isim tamlamasıdır. Biz bunu “öğrencilerin ikisi” biçiminde de söyleyebiliriz.

• Bir tamlayan birden fazla tamlanana bağlanabileceği gibi, bir tamlanan birden fazla tamlayana da bağlanabilir.
“Ağaçların yaprakları, dalları, gövdesi öyle görkemliydi ki….”
cümlesinde “ağaçların” tamlayan; “yaprakları, dalları, gövdesi” tamlanandır.
“Kırların, çiçeklerin, kuşların, böceklerin neşesi hepimizi coşturmuştu.” cümlesinde “kırların, çiçeklerin, kuşların, böceklerin” tamlayan; “neşesi” tamlanandır.
Bu tür tamlamalar belirtili isim tamlaması sayılır.

2. Belirtisiz İsim Tamlaması

Tamlayanın ilgi eki almayıp tamlananın iyelik eki aldığı tamlamalardır. Bu tür tamlamalarda bir ismin başka bir isme aitliğinden çok bir nesne ya da kavram ismi oluşturmak esastır.
“Ayakkabının bağını alabilir miyim?”
cümlesindeki “ayakkabının bağı” tamlaması belirtilidir ve belli bir ayakkabıya ait olan bir bağdan söz etmektedir. Biz bu tamlamayı “ayakkabı bağı” şeklinde söylersek yani “- nın” ekini kaldırırsak tamlama belirtisiz olur. Bu durumda belli bir ayakkabıya ait olan bir bağdan değil de bir bağ türünden söz edilmiştir. Bu özelliğinden dolayı tamlayanla tamlanan arasına başka bir öğe giremez.

3. Takısız İsim Tamlaması

Takısız isim tamlamalarında tamlayan ilgi eki almadığı gibi tamlanan da iyelik eki almaz. Bunlar anlamlarına göre iki gruba ayrılır.

a. Bir şeyin neyden yapıldığını gösterir.

“Demir kapı gıcırdayarak örtüldü.”
cümlesindeki “demir kapı” sözü kapının demirden yapıldığını gösterir. “Porselen vazo”, “taş duvar”, “çelik kasa” tamlamaları da bunlara örnektir.

b. Bir şeyin neye benzediğini bildirir.

“Menekşe gözlere bayıldım.” sözünde “Menekşe gözler” buna örnektir ve “gözün menekşeye benzediğini” bildirir. Aslında “menekşe” bir çiçek ismidir, burada da bir çiçek olma özelliğini kaybetmemiştir. Aşağıdaki tamlamalar da buna benzer.
Aslan askerler geldi.”
Gül yanağa vuruldum.”

4. Zincirleme İsim Tamlaması

Tamlayanın, tamlananın veya her ikisinin kendi içinde başka bir isim tamlaması olduğu söz öbekleridir.
“Macera romanlarının okuyucusu çoktur.” cümlesinde “macera romanları” belirtisiz isim tamlamasıdır. Bu tamlamaya “-nın” ilgi eki eklenmiş ve tamlama “okuyucusu” tamlananına bağlanmış. Böylece iki tamlama iç içe girmiş ve zincirleme isim tamlaması olmuştur.

SIFAT TAMLAMASI

Bir ismin, bir veya daha fazla sıfat tarafından nitelendiği ya da belirtildiği söz öbeklerine denir. Tamlamada sıfat daima isimden önce gelir.
Yeşil gözleri beni derinden etkiledi.” cümlesinde “göz” isim, “yeşil” sıfattır.
“O tatlı, yeşil gözler beni derinden etkiledi.” şeklinde söylersek , bu durumda “göz” isminin, “o”, “tatlı”, “yeşil” sıfatları tarafından belirtildiğini ve nitelendiğini görürüz.

Sıfat Grubu (Bileşik Sıfat)

Sıfat görevinde bulunan söz öbeği kendi içinde isim tamlaması, sıfat tamlaması, ikileme, pekiştirilmiş sıfat, derecelendirilmiş sıfat gibi özellikler taşıyorsa, bu sıfata “bileşik sıfat” ya da “sıfat grubu” denir.
“Uzun boylu bir öğrenci seni sordu.”
cümlesinde altı çizili söz “öğrenci” isminin sıfatıdır. Bu sıfatı incelediğimizde “uzun boy” sıfat tamlamasına “- lu” eki getirilerek yeni bir sıfat oluşturulduğunu görürüz. Buna bileşik sıfat denir.
Bazen bu tür bileşik sıfatlarda isimle sıfatın yeri değiştirilip isme bir iyelik eki eklenir. Bu durumda sıfat “boyu uzun” biçiminde söylenir. Buna iyelik ekli sıfat grubu denir.
“El işi örtüyü masaya serdiler.”
cümlesinde “el işi” tamlaması belirtisiz bir isim tamlamasıdır ve “örtü” isminin sıfatı olarak kullanılmıştır. Bu da bileşik sıfattır.

Aşağıdaki altı çizili sözler de bileşik sıfat sayılır.
Çok çalışkan bir kadındır o.”
Güzel mi güzel bir şiir yazmış.”
İrili ufaklı evler dağın yamacına dizilmişti.”
“Roman daha etkili bir türdür.”

EDAT (İLGEÇ)

Kendi başına bir anlamı olmayan, diğer söz ve söz öbekleriyle kullanıldığında anlam kazanan, çoğu zaman eklendiği söz öbeğine sıfat, zarf gibi görevler kazandıran sözcüklerdir. Kimi edatlar cümlede tek başına kullanılıyor olsa bile, anlamlı olması ancak cümle içinde kullanılmasına bağlıdır.
Edatlar, sözcük türü olarak bağlaçlara yakın olduğundan bazen onlarla karıştırılabilir. Önce karışan edatlardan başlayarak önemli olanları inceleyelim. Sınavlarda çıkan edat, bağlaç sorularının daha çok anlama yönelik olduğunu da söyleyelim.

İle

Edat olarak cümlede değişik anlamlar verecek biçimde kullanılır. Daha çok kendinden önceki sözcüğe eklenerek “- le, – la” biçiminde görülür.
“Seyahate tren ile gidecekmiş.”
cümlesinde vasıta bildirir.
“Bu gece arkadaşlarla bizim evde toplanıyoruz.”
cümlesinde birliktelik bildirir.
“Ona yaptığının doğru olmadığını güzellikle anlattım.”
cümlesinde durum bildirir.
Burada “ile”nin edat ve bağlaç oluşu arasındaki ayrımı da belirtelim.
Cümlede “ile” sözünün olduğu yere “ve” sözünü koyduğumuzda anlam bozukluğu oluyorsa “ile” edat; olmuyorsa bağlaçtır.
“Elindeki sopayla gelene geçene vuruyordu.” cümlesini;
“Elindeki sopa ve gelene geçene vuruyordu.”
şeklinde söyleyemeyiz. Öyleyse buradaki “ile” edattır.
“Çantadaki kitapla defteri masanın üzerine koydu.” cümlesini;
“Çantadaki kitap ve defteri masanın üzerine koydu.” şeklinde söyleyebiliriz; anlamda bozulma olmaz. Öyleyse buradaki “ile” bağlaçtır.
Bağlaçlarla ya da diğer sözcük türleriyle karışan başka edatlar da vardır. Bunlar “yalnız, ancak, bir, tek” gibi edatlardır. Bu sözcükler kullanıldıkları cümlelerde “sadece” anlamını veriyorlarsa edat; “fakat” anlamını veriyorlarsa bağlaç görevindedirler. Bunları cümleler üzerinde gösterelim.
“O kadından şikayet eden yalnız sen değilsin.”
“Benim sözümü bir sen dinlemezsin zaten.”
“Bu odaya ancak beş kişi sığar.”
Tek bu olay değil, daha birçok sebep var beni kızdıran.”
cümlelerinde altı çizili sözcükler “sadece” anlamına geldikleri için edat göreviyle kullanılmışlardır. Aynı sözcükleri değişik görevlerde de kullanabiliriz.
“Ben gelirim, yalnız yol parasını siz ödersiniz.”
“Söylediklerine inanmıyorum, ancak benim yapabileceğim bir şey yok.”
cümlelerinde altı çizili sözcükler “fakat” anlamına geldiklerinden bağlaç olarak kullanılmışlardır.
Bunların dışındaki edatları cümlelerle gösterelim.
“Buz gibi suyu vardı bu dağların.”
“Bu kitabı geri vermek üzere alabilirsiniz.”
“Aslında onu tanımıyor değilim.”
“Sabaha karşı kapı usul usul açıldı.”
“Şimdiye dek tek bir gün bile dediğin gibi davranamadı.”
“O günden sonra onu bir daha görmedim.”
“Senin bu inadın yüzünden aç kalacağız.”
“Ben oyumu senden yana kullandım.”

BAĞLAÇ

Kendi başına bir anlamı olmayan, cümlede eş görevli söz ya da söz öbeklerini hatta cümleleri birbirine bağlayan sözcüklerdir. Bağlaçlar edatlardan farklı olarak cümle içinde bağladıkları sözlerin görevlerinde herhangi bir değişme yapmazlar, cümleden çıkarıldıklarında anlamda değişme olsa bile bozulma olmaz.
Kimi bağlaçlar bağlayacakları sözcüklerin arasında kullanılır.
“Çiçekçiden karanfil ve gül aldım.”
Bazı bağlaçlar ise bağladıkları sözcük sayısınca artarak kullanılır. Cümleye değişik anlamlar katar.
“Bana ne kalem ne defter verdiler.” (hiçbiri)
“Bana hem kalem hem defter verdiler.” (hepsi)
Bazı bağlaçlar da cümleleri bağlamakla görevlidirler. Bunlar tek yüklemle kullanılamazlar.
Mademki o bunu biliyor…”
sözü yüklemi olmasına rağmen anlamca tamamlanmış bir cümle değildir. Çünkü altı çizili bağlaç cümlede başka bir yüklemi daha gerekli kılıyor. Yani cümle;
“Mademki o bunu biliyor, niçin yanında konuşmuyoruz?”
şeklinde tamamlanabilir. Aynı özelliği aşağıdaki altı çizili bağlaçlarda da görebiliriz.
“Kitabı aldı, fakat bir daha geri vermedi.”
“Bilmiyorum, çünkü bu konuya çalışmadım.”
“Kimse onu dinlemiyor, oysa anlattıkları çok ilginç.”
“Gelecek, ama davet edilmeyi bekliyor.”
“Koşarak gara geldi, lakin tren gitmişti.”
“Yemek çok güzeldi, üstelik tatlı da yapmışlardı.”
“Okulu bitirdi, hatta dereceye bile girdi.”
Bazı bağlaçlar ise bir sözcük olmaktan çıkmış, bir söz öbeği haline gelmiştir.
“Herkes onunla alay ediyordu, ne var ki o bunu hiç önemsemiyordu.”
“Verdiği görevi yapamayacağımı anlayınca bana yardıma geldi; ne de olsa o halden anlayan biriydi.”
Bu bağlaçların dışında özelliği olan, yazımı yönünden eklerle karışan bağlaçlar da vardır. Bunların en önemlileri “de” ve “ki” bağlaçlarıdır.

“De” bağlacı

Cümlede başka şeylerin de olduğu anlamını veren ya da çekimli fiillerden sonra gelen “de”ler bağlaçtır. Kendinden önceki sözcükten ayrı yazılır, kendinden sonra hiçbir ek almaz. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulmaz, ancak biraz daralır. Hal eki olan “-de” eki ise yer ve zaman bildirir, cümleden hiçbir zaman çıkarılamaz.
“Bahçede meyve ağaçları da vardı.”
cümlesinde “Bahçede” sözündeki “-de” hal ekidir. Çünkü yer bildiriyor; “nerede” sorusuna cevap veriyor. “meyve ağaçları da” sözündeki “da” bağlaçtır.
Çünkü cümlede ağaçlardan başka şeylerin de olduğunu bildiriyor. Ayrıca,
“Bahçe meyve ağaçları da vardı.” dediğimizde anlam bozulduğu halde, “Bahçede meyve ağaçları vardı.” cümlesinde anlam bozulmaz.
“Size geldim de seni bulamadım.”
“Çok çalıştı da kazandı.”

“Ki” bağlacı

Türkçede iki tür “ki”nin olduğunu biliyoruz. İsmin yerine geçene ve sıfat görevinde bulunana, ilgi eki denir. Bağlaç görevinde bulunan “ki” daha çok, açıklama yapılırken kullanılır ya da çekimli fiillerden sonra gelerek cümleye değişik anlamlar kazandırır. Daima ayrı yazılır ve kendinden sonra hiçbir ek almaz.
“Baktı ki çalışmak zor, işi bıraktı.”
“Bildiğini anlat ki gerçekleri görelim.”
“Üsküdar ki en eski yerleşim yerlerindendir, hala çok sakindir.”
cümlelerinde “ki”ler bağlaçtır.
“De” ve “ki” bağlaçları daha çok yazım kurallarında sorulur.

“İse” bağlacı

Cümlede daha çok karşılaştırma anlamı veren bir bağlaçtır. Bazen kendinden önceki sözcüğe eklenerek kullanılır.

Örneğin;

“ Hediyeyi annem beğendi, babamsa hiç önemsemedi.”
cümlesinde altı çizili ek bağlaçtır. Bu bağlacı şart anlamı veren “-se, -sa” ekiyle karıştırmamalıyız. Şart anlamı veren ek kendinden sonra ek aldığı halde, bağlaç, kendinden sonra hiç ek almaz. Üstelik şart anlamı da vermez.
“Sattıkları ev bu ev ise satın alalım.”
cümlesinde “ise” şart anlamında olduğu için bağlaç değildir. Ancak;
“Sattıkları bahçe güzeldi, ev ise pek işe yaramazdı.”.
cümlesindeki “ise” bağlaçtır. Çünkü şart bildirmeyip karşılaştırma bildiriyor.

ÜNLEM

Kendi başına bir anlamı olmayan, söz içinde, sevinme, korku, özlem, kızma gibi duyguları anlatan ya da seslenme bildiren sözcüklerdir. Söyleyişe göre anlam değişmesine uğrar.
– Yoo, ona dokunma!
– Eh, ben sana gösteririm!
– Ah haddini bilmez!
cümlelerindeki altı çizili sözcükler ünlemdir.

FİİL (EYLEM)

Fiiller, kalıcı kavram ya da varlıkları karşılamaz. Bunlar hareketleri, oluşları, durumları karşılar. Mastar halinde bir hareketin adı olurlar: “yürümek, olmak, düşünmek vs.”

FİİL ÇEKİMİ

Fiillerin kip ve şahıs bildirecek biçimde düzenlenmesine denir. Bir çekimde kip mutlaka bulunur, ancak şahıs bazen bulunmayabilir. Çekimin daha iyi anlaşılabilmesi için “kip, zaman, şahıs” kavramlarının bilinmesi gerekir.

Fillerde Kip

Eylemlerin bir hareketi, oluşu, durumu ortaya koyuşu farklı şekillerde olur. Bazen bunlar bir başkasına haber verme şeklinde aktarılır, bazen bir koşula bağlanır, bazen istenen bir durum anlatılır. Buna fiilin kipi denir.

Türkçe’de kipler iki grupta incelenir. Bunlar haber kipleri ve dilek kipleridir.

1. Haber (Bildirme) Kipleri

Fiilin çekiminde kesin bir zaman ifadesi varsa, fiil haber kipindedir. Biz bunu fiilin çekimini adlandırırken açıklarız aslında. Örneğin; “gelecek” fiilinin çekimini söylerken “gelecek zamanla çekimlenmiş” deriz. İşte çekimi adlandırırken “zaman” ifadesini kullanıyorsak fiilin kipi “haber kipi”dir.
Bu kipin beş çekimi vardır. Bunları çekimleriyle birlikte gösterelim.

a. Bilinen Geçmiş Zaman (-di’li)

Eylemin yapılışının kesin olarak bilindiğini gösterir.
I. Tekil Şahıs al – dı – m
II. Tekil Şahıs al – dı – n
III. Tekil Şahıs al – dı
I. Çoğul Şahıs al – dı – k
II. Çoğul Şahıs al – dı – nız
III. Çoğul Şahıs al – dı – lar
fiil kip eki şahıs eki
Görüldüğü gibi fiiller altı şahsa göre çekimlenir. Bundan sonraki çekimlerimizde sadece örnekleri yazacağız; şahıs sırasını siz bu örneğe göre belirleyin.

b. Öğrenilen Geçmiş Zaman

Bildirilen işin yapıldığını, başkasından duyma şeklinde ifade eden çekimdir.
al – mış – ım al – mış – ız
al – mış – sın al – mış – sınız
al – mış al – mış – lar
“-miş” eki her zaman başkasından duyulma anlamı taşımayabilir.
“Elin kanamış, ne yaptın yine?”
cümlesinde “-mış” eki görülen bir durumu anlatmaktadır.
“Sıcak sobanın başında uyuyakalmışım.”
cümlesinde ise sonradan farkına varılan bir durum anlatılmaktadır.

c. Şimdiki Zaman

Eylemin söylendiği anla yapıldığı ânın bir olduğunu gösterir.
Çalış – (ı)yor – um Çalış – (ı)yor – uz
Çalış – (ı)yor – sun Çalış – (ı)yor – sunuz
Çalış – (ı)yor Çalış – (ı)yor – lar
Parantez içinde gösterilen ses, ünlüyle biten fiillerde görülmez: “uyu – yor”
Fiile şimdiki zaman anlamı veren, hatta “-yor” ekinden daha kesin bir biçimde “işin üzerinde olma” anlamını veren bir diğer ek de “-makta, -mekte” ekidir. Mastar ekiyle “-de” hal ekinin kaynaşmasından oluşan bu ek günümüzde tamamen şimdiki zaman anlamı veriyor.
Gel – mekte – y – im
Gel – mekte – sin
Gel – mekte
Gel – mekte – y – iz
Gel – mekte – siniz
Gel – mekte – ler
Hatta bazı kullanımlarda bu ekin “-mada, -mede” şekillerine dönüştüğü görülür.
“Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer”
dizesinde altı çizili fiiller bu şekilde çekimlenmiştir.

d. Gelecek Zaman

Eylemin, söylendiği andan sonra yapılacağını ifade eder.
Sor – acak – ım (soracağım)
Sor – acak – sın
Sor – acak
Sor – acak – ız (soracağız)
Sor – acak – sınız
Sor – acak – lar

e. Geniş Zaman

Fiilin herhangi bir zamanda yapılabildiğini gösterir.
Koş – ar – ım
Koş – ar – sın
Koş – ar
Koş – ar – ız
Koş – ar – sınız
Koş – ar – lar

2. Dilek (isteme) Kipleri

Bu kiplerde zaman anlamı yoktur. Örneğin; “gitmeliyim” sözünde bu işin ne zaman yapılacağı değil, gitmenin arzu edildiği anlatılmak isteniyor. Dilek kiplerinin dört çekimi bulunuyor.

a. Gereklilik Kipi

Eylemin yapılması gerektiğini anlatan kiptir. Bazen cümleye ihtimal anlamı da katabilir. Ancak daha çok zorunluluk bildirir.
Sor – malı – y – ım
Sor – malı – sın
Sor – malı
Sor – malı – y – ız
Sor – malı – sınız
Sor – malı – lar
“Bu yazıyı iki saatte bitirmeliyim.” cümlesinde gereklilik,
“Şimdiye dek eve gelmiş olmalı.” cümlesinde ihitimal anlamı verir.

b. Şart Kipi (Dilek- Koşul)

Bazı cümlelerde dilek, bazılarında koşul anlamı katan fiil çekimidir.
Bul – sa – m
Bul – sa – n
Bul – sa
Bul – sa – k
Bul – sa – nız
Bul – sa – lar
“Şu okul bir bitse de rahatlasak.” cümlesinde istek,
“Kapıyı açsa beni görecekti.” cümlesinde koşul anlamı verir.

c. İstek Kipi

Eskiden çok kullanılan ancak günümüzde oldukça sınırlı bir kullanım alanı bulunan fiil kipidir. “-a, -e” eki kullanılarak yapılır.
Bil – e – y – im (-eyim)
Bil – e – sin
Bil – e
Bil – e – lim
Bil – e – siniz
Bil – e – ler
Bunlardan en çok birinci tekil ve birinci çoğul şahıslar kullanılır.
“Son yazdığım şiiri getireyim.”
“Anlat da neler olduğunu, biz de bilelim.”
cümlelerinde bu kipi görüyoruz.

d. Emir Kipi

Eylemin yapılması gerektiğini buyruk şeklinde bildiren çekimdir. Birinci tekil ve birinci çoğul şahsın emir çekimi yoktur. Emir kipinin çekimi şahıs ekleri ile yapıl
gel gel – in (gel – iniz)
gel – sin gel – sin – ler
Görüldüğü gibi emir kipinin birinci tekil ve birinci çoğul şahıslarında çekimi yoktur.
“Yarın bize biraz erken gel.
Çıkın odadan hepiniz.”
cümlelerinde altı çizili fiiller emir kipiyle çekimlenmiştir.
Fiil Çekimlerinde Olumsuzluk
Fiillerin olumsuz biçimleri, kip eklerinden önce “-ma, -me” olumsuzluk ekinin getirilmesiyle yapılır.
Koş – tum -> Koş – ma – dı – m.
Gel – miş – sin -> Gel – me – miş – sin
Bırak – acak -> Bırak – ma – y – acak
Sor – malı – y – ım ->Sor – ma – malı – y – ım
Olumsuz çekimde tek özel durum, geniş zamanın çekiminde görülür.
Bunda olumsuzluk eki, zaman eki ve şahıs eki tamamen kaynaşmış durumdadır.
Bil – ir – im -> Bil – mem
Bil – ir – sin -> Bil – mezsin
Bil – ir -> Bil – mez
Bil – ir – iz -> Bil – meyiz
Bil – ir – sin – iz -> Bil – mezsiniz
Bil – ir – ler -> Bil – mezler

Fiil Çekiminde Soru

Fiil çekiminin soru şekli “mı, mi” ile yapılır. Buna soru eki diyenler olduğu gibi soru edatı diyenler de vardır. Fiil çekiminde “mi” bazen kip ekiyle şahıs eki arasında, bazen şahıs ekinden sonra gelir.
Geldin -> Geldin mi?
Gelmişiz -> Gelmiş miyiz?
Geliyorsun -> Geliyor musun?
Gelmeliyim -> Gelmeli miyim?
Gitsek -> Gitsek mi?
Gideyim -> Gideyim mi?
altı çizili çekimlerde şahıs ekinden sonra diğerlerinde kip ve şahıs ekleri arasına girmiştir.

FİİLLERDE ANLAM (ZAMAN) KAYMASI

Fiil çekimlerinde kullanılan kip ve zaman ekleri her zaman kendi anlamlarında kullanılmaz. Bu ekler birbirlerinin yerlerine de geçebilir. Elbette bu, cümlenin anlamıyla ilgilidir. Kısaca, cümlede yüklemin çekimlendiği kip veya zamanla işin yapıldığı kip veya zamanın farklı olmasına anlam kayması denir.
“Sizi yarın burada bekliyorum.” cümlesinde “bekliyorum” yüklemi şimdiki zamanla çekimlendiği halde iş “yarın” yani gelecek zamanda yapılacaktır. Öyleyse burada zaman kayması vardır.
“O her gün aynı saatte yola çıkıyor.”
cümlesinde fiil şimdiki zamanla çekimlenmiş, iş “her gün” yani geniş zamanda yapılıyor.
“O daha üç yaşındayken babasını kaybediyor.”
cümlesinde fiil şimdiki zamanla çekimlenmiş, iş geçmiş zamanda olmuş.
“Bu dilekçeyi sonra yazarsınız.”
Cümlesinde fiil geniş zamanda çekimlenmiş, iş gelecek zamanda yapılacak.
“Keloğlan’ın yolu bir gün bir kasabaya düşer.”
cümlesinde geniş zaman, geçmiş zaman yerine kullanılmış.
Bazı cümlelerde ise haber kipleri dilek kipleri yerine kullanılır.
“Bu cami de bize Selçuklulardan kalma bir eser olacak.”
cümlesinde gelecek zaman, gereklilik kipi (olmalı) anlamında kullanılmıştır.
Bazen dilek kipleri de birbirleri yerine kullanılır.
“Gelsen de şu işleri birlikte yapsak.” cümlesinde şart kipi, istek anlamında kullanılmıştır.
“Şöyle buyrun efendim!” cümlesinde emir, istek anlamındadır.
Örnekler çoğaltılabilir. Sonuç olarak, önce yüklemin kip veya zamanına daha sonra işin yapıldığı kip veya zamana bakarsak ve bunların farklı olduğunu görürsek, cümlede anlam (zaman) kayması vardır.
Zaman kaymasının olduğu cümleler anlamca bozuk değildir. Bu sadece Türkçe’nin bir söyleyiş zenginliğidir.

EKFİİL (EKEYLEM)

Mastar olarak bir anlamı olmayan, isim ve isim soylu sözcüklere gelerek onları cümlede yüklem olarak kullandıran ve çekimlenmiş fiillere gelerek bileşik çekimli fiiller oluşturan “imek” fiiline denir.
Bu fiilin dört basit çekimi bulunur. Basit çekimli durumda sadece isim soylu sözcüklerde bulunur. Üç bildirme (haber), bir dilek kipi bulunan bu fiilin çekimini şu şekilde gösterebiliriz.

a. Bilinen Geçmiş Zaman (idi)

Öznenin önceden içinde bulunduğu bir oluşu bildirir.
Öğrenciydim (Öğrenci idi – m)
Öğrenciydin
Öğrenciydi
Öğrenciydik
Öğrenciydiniz
Öğrenciydiler
Sadece isme değil zamire, edata, tamlamalara da eklenebilir.
“Seni buraya çağıran bendim.” cümlesinde zamire,
“Dün biraz rahatsız gibiydi.” cümlesinde edata,
“Elinde taşıdığı paket, düğün hediyesiydi.” cümlesinde isim tamlamasına,
“Yeni aldığım ev bahçeli bir evdi.” cümlesinde sıfat tamlamasına gelerek onlara zaman anlamı kazandıran “-di” ekleri hep ekfiildir.

b. Öğrenilen Geçmiş Zaman (imiş)

Öznenin başkasından duyulan bir oluş içinde bulunduğunu gösterir.
Doktormuşum (Doktor imiş – im)
Doktormuşsun
Doktormuş
Doktormuşuz
Doktormuşsunuz
Doktormuşlar
Bu da zamire, edata vs. eklenebilir.

c. Şart Kipi (ise)

Hastaysam (Hasta ise – m)
Hastaysan
Hastaysa
Hastaysak
Hastaysanız
Hastaysalar
şeklinde çekimlenir ve isim soylu söcüklere şart anlamı yükler.

d. Geniş Zaman

Bu zaman çekiminde ekfiil diğer çekimlerinde olduğu kadar belirgin değildir. Diğerleri, eklendiği sözcükten “idi”, “imiş”, “ise” diye ayrılabileceği halde, geniş zamanda ayrılmaz.
Ben şair – im
Sen şair – sin
O şair(dir)
Biz şair – iz
Siz şair – siniz
Onlar şairler(şairdirler)
Sensin beni hasta eden.” cümlesinde zamire,
“Sen tam bana göresin.” cümlesinde edata,
“Elmaların en iyisi Amasya elmasıdır.” cümlesinde isim tamlamasına gelmiş ve onları yüklem yapmıştır.

Ekfiilin Olumsuzu

Ekfiille çekimlenmiş sözcükler “değil” edatıyla olumsuz yapılır.
Öğretmendim -> Öğretmen değildim.
Doktormuş -> Doktur değilmiş.
Hastaysa -> Hasta değilse.
Şairim -> Şair değilim.
örneklerinde ekfiilin olumsuz çekimi görülmektedir. Diğer fiillerin “-ma, -me” ile, ekfiilin “değil” ile olumsuz yapılması, ekfiilin bulunmasını oldukça kolaylaştırır.
“Karnım iki gündür açtı.”
“Kapıyı ardına kadar açtı.” cümlelerinde altı çizili sözcüklerden hangisinin ekfiil aldığını bulmak için cümleleri olumsuz yaparız.
“Karnı iki gündür açmadı.” olmayıp
“aç değildi.” olacağına göre birincide ekfiil kullanılmıştır.
“Beni aramış doktorum.”
“İki yıldır doktorum.” cümlelerinde de benzer ekler görülüyor. Ayrı yöntemle bunu da ayırabiliriz.
“Beni aramış doktor değilim.” denmez, ancak “İki yıldır doktor değilim.” olur. Öyleyse ikinci cümledeki, ekeylemdir.
Burada “değil” edatının zaman eklerinden önce geldiğini de söyleyelim. Yani “hastaydı” sözü “hastaydı değil” şeklinde olumsuz yapılmaz; “hasta değildi” şeklinde yapılır.

Ekfiilin Soru Şekli

Bu fiilin soru şekli de diğer fiillerde olduğu gibi “mi” ile yapılır. “mi” sözü isimle ekfiil arasına girerek kullanılır.
Öğretmendim -> Öğretmen miydim?
Doktormuş -> Doktor muymuş?
Şairim ->Şair miyim?
Ekfiilin geniş zamanında kullanılan ekler çekimlenmiş fiillerden sonra gelmez. Ancak üçüncü tekil şahısta kullanılan “-dir” eki çekimli fiillerden sonra gelerek onlara ihtimal ya da kesinlik anlamı katabilir. Bu görevi üstlendiğinde bu ekin adı bildirme eki olur.

BİLEŞİK ZAMANLI FİİLLER

Basit zamanlı fiil, fiilin tek bir zaman veya kip bildirecek şekilde çekimlenmesiydi. Bileşik zamanlı fiil ise, fiilin birden çok kip ve zaman bildirecek biçimde çekimlenmesiyle oluşur. Basit çekimli fiillere ekfiilin getirilmesiyle yapılır. Üç grupta incelenir.

a. Hikaye Bileşik Zamanı

Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “idi” şekli getirilerek yapılır.
gel – miş- idi – m -> gelmiştim
Fiil Birinci İkinci Şahıs
zaman zaman eki
örneğinde, fiilin çekimini adlandırırken “gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş zamanının hikayesi” deriz.
Biliyorduk (Bilmek fiilinin şimdiki zamanının hikayesi)
Çözmeliydik (Çözmek fiilinin gereklilik kipinin hikayesi)
Bazen ekfiille çekimli fiil arasına başka ekler girebilir.
“Alacak mıydı?” sözünde araya “mi” soru edatı girmiş, “açmışlardı” sözünde ise araya “-ler” çoğul eki gelmiştir.

b. Rivayet Bileşik Zamanı

Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “imiş” şekli getirilerek yapılır.
Gel – ecek – miş -> Gelecekmiş
Fiil Gelecek Rivayet
zaman Zaman

Geliyormuşum -> (gelmek fiilinin şimdiki zamanının rivayeti)
Gitmeliymişiz -> (gitmek fiilinin gereklilik kipinin rivayeti)
Sorarmış -> (sormak fiilinin geniş zamanının rivayeti)
Çözmüş müymüş -> (Çözmek fiilinin öğrenilen geçmiş zamanının rivayeti)

c. Şart Bileşik Çekimi

Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “ise” şekli getirilerek yapılır.
Gel – ecek – se – k -> Geleceksek
Fiil Gelecek Şart kipi
zaman
Geliyorsanız -> (gelmek fiilinin şimdiki zamanının şartı)
Gelmişseniz -> (gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş za- manının şartı)
Gelmeliyseler -> (gelmek fiilinin gereklilik kipinin şartı)
• Ekfiilin geniş zamanda kullanılan eklerle bileşik zamanlı fiil yapılamaz.
• Bileşik zamanlı fiillerde anlam kayması aranmaz: çünkü fiilin çekiminde daima ekfiilin zamanı hakimdir.

BİLEŞİK FİİLLER

İki veya daha fazla sözün bir araya gelerek kendi anlamlarından farklı bir anlam verecek ve bir hareketi karşılayacak biçimde kalıplaşmasıyla oluşan fiillerdir. Yapılışına göre üç grupta incelenebilir:

a. Yardımcı Fiille Yapılan Bileşik Fiiller

Bir yardımcı fiille ondan önce gelen adsoylu bir sözcükten oluşur. Yardımcı fiil olarak “etmek, olmak, eylemek, kılmak” gibi fiiller kullanılır.
Etmek
“Bu olay beni çok tedirgin etti.”
“Gelmeden önce mutlaka telefon ederdi.”
“Akşamki yemek beni rahatsız etti.”d
“Her şey yoluna girer, biraz sabret.”
cümlelerinde altı çizili sözler bileşik fiildir. Bu fiillerde daha çok isim görevindeki sözcüğün anlamı hakimdir.
“Etmek” yardımcı eylemi bazı cümlelerde kendi anlamında da kullanılabilir.
“Bu ev söylendiği kadar etmez.”
cümlesinde “etmek” eylemi “değer, tutar” anlamında kullanılmıştır.
Bazen “etmek” yardımcı fiiliyle isim arasına başka sözcükler girebilir.
“Çok ağır işler yüklendi sırtına, ama şikayet bile etmedi adam.”
Bu tür fiillerde isim soylu sözcük çoğu zaman çekim eki alamaz. Ancak bazen istisnalar görülebilir.
“Hele bir dediğini yapma, sana ne işler eder görürsün.” cümlesinde “işler” sözcüğü çoğul eki almıştır.
Olmak
“Adam birden ortalıktan yok oldu.”
“Soğukta uzun süre kalınca hasta olmuş.”
“Konuşmacının sözlerine herkes mest oldu.”
“Bu küçük odaya iki gündür hapsolduk sanki.”
cümlelerinde altı çizili eylemler bileşik eylemdir.
“Kardeşim bu yıl doktor olacak.”
cümlesinde “olmak” eylemi meslek bildirmiş. Bu tür kullanımlarda da bileşik fiil yapmıştır.
“Olmak” yardımcı eylemi kendi anlamında da kullanılabilir.
“Benim de bazen hayallere daldığım olmuştur.”
“Olmak” fiilinin bileşik eylem yapıp yapmadığını anlamak için onu kendinden önceki sözcükle kullanabiliriz. Örneğin “doktor olmak” anlamlı bir fiildir de “daldığım olmak” anlamlı değildir.
Bunların dışında kullanılan “eylemek, kılmak” gibi yardımcı eylemler günümüzde yerlerini “etmek” eylemine bırakmışlardır.
Seyreyledim eşkal-i hayatı
Ben havz-ı hayalin sularında
dizelerinde altı çizili eylem “eylemek” yardımcı eylemiyle yapılan bir bileşik eylemdir.
“Sözü etkili kılmak için sözcükleri iyi seçmek gerekir.”
cümlesindeki “etkili” sözcüğü de “kılmak” yardımcı eylemiyle yapılmıştır.

b. Kurallı Bileşik Fiiller

Bunlar belli kurallara göre yapılan ve her birinin özel bir adla karşılandığı fiillerdir. Yardımcı eylemden önce bir fiil unsurunun getirilmesiyle yapılır. Dört grupta incelenir.
Yeterlik Fiili
Yapmaya gücü yetmek anlamında olan bu fiilin yapılışı “fiil + a(e) + bilmek” şeklindedir.
“Kapıyı biraz açabilir miyiz?”
“Sizinle ben de gelebilirim.”
cümlelerinde altı çizili fiiller yeterlik fiilleridir. Bu fiilin olumsuzunda yardımcı eylem tamamen ortadan kalkar.
“Soruyu kimse çözemedi.”
“Çok aradım, ama bulamadım.”
cümlelerinde altı çizili sözcükler yeterlik fiilinin olumsuz şekilleridir. Görüldüğü gibi yardımcı eylem yoktur. Fiile “-ama-, -eme-” şeklinde bir ek getirilerek oluşturulmuştur.
Bazen bir fiile yeterlik fiilinin hem olumlu hem olumsuz şekilleri getirilebilir.
“Bu soruyu o da çözemeyebilir.”
Tezlik fiili
Anlamında bir çabukluk ifadesi olan tezlik fiilinin yapılışı “fiil + ı (i, u, ü) + vermek” şeklindedir.
“O kadar soruyu bir saatte çözüverdi.”
“Şu paketleri üçüncü kata çıkarıver.”
cümlelerinde altı çizili fiiller tezlik fiilidir. Bu fiilin olumsuzu, az da olsa kullanılır:
“O kadar bekledim, bana bir mektup bile yazıvermedin.”
Olumsuz bir fiilin tezlik fiili olması durumunda ise, fiil “vazgeçme, bırakma” anlamları verir:
“Adamın üzerine fazla gitmeyin, sonra bir daha gelmeyiverir.”
Sürerlik Fiili
Anlamında bir devamlılık görülen bu fiilin yapılışı
şu şekildedir: Fiil + a(e) + kalmak
durmak
gelmek
“Kavga edenlerin haline bakakaldı.”
“Sen olayı düşünedur, ben şu yazıyı müdüre verip geleyim.”
“Asırlar öncesinden süregelen bu adetleri bırakmak kolay değil.”
cümlelerinde altı çizili fiiller sürerlik fiilleridir. Bu fiillerin olumsuzları kullanılmaz.
Yaklaşma Fiili
Anlamında “az kalsın olacaktı” ifadesi görülen bu fiilin yapılışı “fiil + a(e)+ yazmak” şeklindedir; yazı dilinde pek kullanılmaz, yerel bir söyleyiştir.
“İşe giderken yolda düşeyazdım.”
cümlesinde altı çizili sözcük yaklaşma fiilidir.

c. Anlamca Kaynaşmış Bileşik Fiiller

Belli bir yardımcı fiili olmayan, sözcüklerin kendi anlamları dışında bir anlam verecek biçimde kaynaştıkları bileşik fiillerdir. Bunların büyük çoğunluğunu deyimler oluşturur.
“Tüm canlılar dile gelmişti sanki.”
“Her yeni düşünceye karşı çıkman doğru değil.”
“Burada geçen yıl meydana gelen olayda, iki kişi ölmüştü.”
“Bu davranışı, onu herkesin gözünden düşürdü.
cümlelerinde altı çizili sözler birer anlamca kaynaşmış bileşik fiildir.

FİİLİMSİLER

Fiillerden türemiş olmakla birlikte bir fiil gibi çekimlenemeyen olumlu, olumsuz şekilleri yapılabilen ve cümlede isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılan sözcüklerdir. Üç grupta incelenir.

a. İsim – Fiil

Fiillere “-mak, -mek” , “-ma, -me”, “-ış, -iş, -uş, -üş” eklerinin getirilmesiyle yapılır.
“O şimdi romanını bitirmekle meşguldür.”
“Size gelmeyi ben de çok istemiştim.”
“Onun yemek hazırlayışını gördün mü hiç?”
cümlelerinde altı çizili sözler isim-fiildir. Bu ekleri benzer eklerle karıştırmamak gerekir.
“Sana, bir daha buraya gelme, demiştim.”
cümlesinde altı çizili sözcükteki ek isim-fiil eki değil, olumsuzluk ekidir.
Bazı sözcükler aslında isim-fiil ekleriyle türediği halde, zamanla isimleşmiş, yani fiilimsi özelliğini kaybetmiş olabilir.
“Biraz ekmek alabilir miyim?”
“Bugün gelmediğini danışmadan öğrendim.”
“Derste yağış türlerini inceledik.”
cümlelerinde altı çizili sözcükler isim-fiil değildir.
“Deneme sınavlarıyla bu öğrencileri denememiz doğru değil.”
cümlesinde altı çizili birinci sözü “denememe” şeklinde kullanamayız; çünkü bu sözcük artık isimleşmiştir. Ancak altı çizili ikinci sözcük “denemememiz” şeklinde kullanılabilir; yani olumsuz yapılabilir, öyleyse fiil anlamı devam ediyor; yani bu isim-fiildir.

b. Sıfat – Fiil

Fiillere “-an, -ası, -mez, -ar, -dik, -ecek, -miş” eklerinin getirilmesiyle yapılır. Çoğu zaman sıfat görevinde kullanılır.
“Kışta açan çiçeklerin ömrü az olur.”
“Öpülesi elleri vardı analarımızın.”
“Senin ne bitmez çilen varmış böyle.”
“Buralarda bir akar çeşme yok galiba.”
“Size biraz bilinmedik fıkralar anlatayım.”
“Bana gazetemi getirecek biri yok mu burada?”
“Onda ne yakası açılmamış sözcükler vardır.”
cümlelerinde altı çizili sözcükler sıfat-fiildir.
Sıfat-fiil eklerinden “-dik” ve “-ecek” ekleri çoğu zaman kendinden sonra iyelik eki alarak kullanılır.
Çözdüğüm soruları niçin yeniden soruyorsun?”
Gideceğin gün belli mi?”
cümlelerinde altı çizili sıfat-fiiller iyelik eki almıştır.
Bu ekler aynı zamanda sıfatla hiç ilgisi olmayan kullanımlarda da görülür. Bu, daha çok dolaylı anlatımda karşımıza çıkar.
“Kitabımı sana verdiğimi unutmuşum.”
“Senin de bizimle geleceğini bilmiyorduk.”
cümlelerinde sıfat-fiil ekleri sıfatla ilgisi olmayan bir kullanımda görülüyor.
Sıfat-fiiller niteledikleri isimler düştüğünde onların yerine geçebilir.
“Benden aldıklarını ne zaman geri göndereceksin?”
“Beni arayanların adreslerini almayı unutma.”
cümlelerinde altı çizili sıfat-fiiller ismin yerine geçecek şekilde kullanılmıştır.
Kimi zaman sıfat-fiiller çekimli fiillerle karışabilir.
Gideceğim bu şehirden artık.”
Gideceğim herkes tarafından biliniyor.”
cümlelerinde altı çizili sözcüklerin yazılışları aynıdır. Ancak birincisinde “Ben gideceğim” ifadesi olduğundan çekimli fiildir. İkincisinde ise “benim gideceğim” anlamında olduğundan, yani fiilin sonunda iyelik eki kullanıldığından fiil, sıfat-fiildir.
Elbette fiilden türeyip sıfat olan her sözcük de fiilimsi değildir.
Yıkık duvarların resmini çektik.”
cümlesinde altı çizili sözcük “yıkmak” fiilinden türemiştir. Ancak fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsilerin fiil anlamı devam ettiğinden olumsuz şekilleri de kullanılabilir. Biz bu sözü “yıkmayık” şeklinde kullanamayız.
Aynı cümleyi biz;
“Yıkılmış duvarların resmini çektik.”
şeklinde söyleseydik, bunu “yıkılmamış” şeklinde de ifade edebilirdik. Çünkü bu sözcük fiilimsidir.

c. Bağ-Fiil (zarf-fiil)

Fiillere, bağ-fiil eki dediğimiz eklerin getirilmesiyle yapılır; cümlede daima zarf olarak kullanılır.
“Kapıyı açınca karşımda onu gördüm.”
“Soruları çözdükçe konuyu daha iyi anlıyorum.”
“Bize haber vermeden gitmeyin sakın.”
“Bu kağıdı müdüre imzalatıp geri getirin.”
“Televizyon seyrederken çoğu kez uyuyakalırdı.”
“Gezdiği yerleri anlata anlata bitiremiyordu.”
“Sınıfa girer girmez öğrencileri azarlamaya başladı.”
“Sadece kitap okuyarak bu kadar bilgi kazanılamaz.”
“Köyden ayrılalı yaklaşık on yıl oldu.”
“Ders çalışmaksızın sınavı kazanacağını mı sanıyorsun?”
cümlelerinde altı çizili sözcükler bağ-fiildir. Görüldüğü gibi yüklemin durumunu ya da zamanını bildirerek onun zarfı olmuşlardır.
Bunlar arasında yapı bakımından diğerlerine benzemeyen bağfiil eki “-ken” ekidir.
Bu ek diğer fiilimsi eklerinin aksine kendinden önce bir çekim eki alarak kullanılır. Bunun nedeni “-ken” ekinin, ekfiilin bir bağ-fiil eki olmasındandır. Hatta bu özelliğinden dolayı isimleri bile zarf yapabilir.
“Ben çocukken burada yaşlı bir çınar ağacı vardı.”
cümlesinde “-ken” eki “çocuk” ismini zarf yapmıştır. Elbette bu, bir fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsiler fiillerden türeyen sözcüklerdir.
Bağ-fiil eklerinin diğer fiilimsi eklerinden önemli bir farkı vardır. Diğer fiilimsilerden sonra isim çekim ekleri kullanılabildiği halde bağ-fiillerden sonra hiçbir çekim eki kullanılamaz. Bazı bölgelerde “koşaraktan” gibi kullanımlar görülse de yazı dilinde böyle bir kullanım yoktur.
Fiilimsilerin cümledeki en önemli görevi yan cümlecik yapmasıdır. Bunu ileride “cümle çeşitleri” konusunda göreceğiz.

alıntıdır.


28 ŞUBAT PSİKOLOJİSİ

Şubat 27, 2007

Dr.Recai Yahyaoğlu

http://www.tamtip.com

28 şubat Psikolojisi, Türk insanının ve ülke tarihinin aradan bin yıl geçse de unutmayacağı bir dönemin ruh halidir.Nasıl ki insanlar hayatlarına dair yaşadıkları güzel ve kötü günlerini unutmazlar, tek tek insanlar gibi ülkelerin, kitlelerinde zihni ve hafızası vardır.Bazı gerçekler bu hafızada sürekli yer işgal etmeye devam ederler.İnsanların, şirketlerin, ülkelerin ve dünyanın zaman zaman yaşadığı faklı dönemler kaçınılmaz olarak gerçekleşirler.28 şubat süreci bu dönemlerden birisidir.Türkiye’de meydana gelmiş ve tüm dünyanın gözü önünde demokratik olmayan bir çok uygulamalar yaşanmak zorunda kalınmıştır.

28 şubat belirli işaretler vererek gelmiştir.Bir süre devam ederek ortalığı iyice karıştırmış ve bir çok insanı, ülkenin hemen hemen tüm kurumlarını olumsuz yönde etkileyerek tam olmasa da kısmen etkisini kaybederek tarihteki yerini almıştır.Ardındaki asıl mantık benim gibi düşünmeyen beni idare edemez mantığıdır.Demokratik toplumlarda çok ilkel olan bu düşünce şekli maalesef dünyaya medeniyeti, insan haklarını ve adaleti tanıtmış Osmanlının miras bıraktığı bu topraklarda yaşanmıştır.

28 şubat baskıcıdır.Zorbadır.Hatta daha da öteye gidilerek demokrasiyi kötürümleştirmiş bir dönemin adı olarak da rahatlıkla adlandırılmıştır.Bu dönemde bir çok insan yazı yazmaya, konuşmaya, bir sohbete katılmaya, gazete okumaya korkmuşlardır.28 şubat Psikolojisi ne yazık ki aynı zamanda insanların kendi gölgelerinden bile korkmaya başladıkları bir sürecin adı olmuştur.Hatası olsun yada olmasın her insanın bu kadar çok baskı ve korku yaşadığı böylesi bir dönem Türk siyasi tarihinde neredeyse hiç yaşanmamıştır.Bu yüzden ardından çok uzun yıllar geçse de hakkında konuşulmaya ve yazılmaya devam edilecektir.Çünkü insanlar; kendi hayatlarını ciddi olarak etkileyen süreçlere fazlasıyla lanetli bir güç isnat ederek onları hatırlamaya eğilimli canlılardır…

28 şubat anayasal bir müdahaleden çok, darbe özlemi duyanların iğreti ruhlarını tatmin etme çabası olarak da değerlendirilmiştir.Yada diğer bir deyişle anayasal bir müdahale gibi gösterilmeye çalışılmasına rağmen kimilerine göre postmodern bir darbeydi denilerek de açıklanmaya çalışılmıştır…Kendi içlerinden çıktıkları milleti beğenmeyen, onları öcü, yobaz, gerici, çağ dışı görme çirkefliğine bulanmış karanlık ruhlu insanların kendilerini dev aynasında görmeye başladıkları berbat bir süreçti* söylemleriyle de izah edilmiştir.

‘Bir çok kızın büyük emekler vererek girdikleri üniversitelerden ayrılmasına, kimisinin başını açarak ikiyüzlülüğe zorlanmasına sebep olan hareket.Demokrasiye hançer.Solcu ve gerçek demokratların turnusol kağıdı.’** Gibi bir çok farklı değerlendirmeler yapılmış bu süreç “sadece ben ve benim gibi düşünenler iktidar olarak bu ülkeyi yönetir…Diğerleri ise sadece yönetilmeye layıklardır.Bu ülkeyi yönetmek ve bu ülkenin imkanlarından yararlanmak benim hakkımdır” çerçevesinde düşünen ve bundan başka değişik şekillerin olabileceğine asla ikna olmayacak kadar da bağnaz düşünen insanların ruh hallerini yansıtmaktaydı.Bu ruh hali aynı zamanda dünya insanlığının en eski hastalığıdır…

Kodları açık seçik bilinmeyen, sağlıklı ve güzel düşünme imkanı sağlayan genleri tahrip olmuş bazı insanlar bu dönemde hüküm vermeye çalıştılar.Onlar çeşitli ayarlar yapmaya çalışırken ayarı kaçmış insanlık örneğinin dünyaya hakim olmasına adeta çanak tutuyorlardı…Belki de yaptıklarının binlerce yıl sonra bile kendilerine eziyet sebebi olacağını asla akıllarına getirmemişlerdi.Çünkü eziyet çektiren ve adil olmayan her şey mutlaka bir gün haklıya hakkı teslim edilerek geri ödenirdi…Yapılan her iyi ve kötü şeyin karşılığı mutlaka ‘İlahi Adalet’ tarafından yapanlara yaşatılırdı…Kim bilir belki de şimdi yaşadığımız bu siyasi karmaşa onların eseridir…Aslında milletin bu döneme tepkisinin ekmeğini yiyen şimdiki siyasetçiler bu dönemi kendileri için çok güzel kullanmayı becermişlerdir…Mazlumluktan kendilerine pay çıkaranları ancak tebrik etmek gerekir.Onlar siyasetin ince ayarlarını çok iyi yapmışlardır.Kimse unutmasın ve tarihe kayıt düşsün lütfen.Bundan böyle de bu tarz süreçlerden medet ummaya yeltenenlere en güzel cevap geniş halk kesimleri tarafından hep verilmeye devam edilecektir.

Taşeron hükümetin demokrasiyi kısmen askıya aldığı bu süreçte insanlar; itilmiş, dışlanmış, hak ettikleri imkanlarının ellerinden sökülüp alınmasına tanık olmuşlardır.Yolsuzluk yapanların ve banka hortumcularının cesaretle ilerledikleri bir dönemde, bu süreci tetikleyenler adaleti, iyiliği, demokrasiyi, insan hak ve hürriyetlerini savunanların sindirildiği bir ruh halinin yaşanmasını sağlamıştır.Bu durum o dönemin soyguncularını cesaretlendirirken; inanmış, mazbut, ülkesini milletini sevenleri ise üzmüştür.Üzülenler siyasete küsmüş, hortumcular ise parti kurarak siyasete soyunmuştur…

Kısacası ve özetle 28 şubat Psikolojisi yasal olmayan bir platform olan çalışma grupları, güvenlik kurullarının milletin iradesini yok sayma hatasına yuvarlandıkları bir dönem olmuştur.Böylelikle milletin verdiği yetkiyi millete hizmet zemininde kullanması gerekenlerin susturulduğu, kovuşturulduğu bu süreç insanların kendi soluklarından bile korktukları bir zaman diliminin yaşanmasını sağlamıştır.Yapanlar yaptıkları için, yapılanlar da kendilerini yeteri kadar özgürce savunamayacaklarına inandıkları için…

Kaynaklar:
* İnternet
** 28 şubat cnbce, 04.01.2003 Ekşi Sözlük


MUTLULUK

Şubat 26, 2007

Akıl ve vicdan sahibi her insan, hatta bir hayvan bile bu dünyada kendini bildiği andan itibaren mutluluğu aramaya başlar.

Hayvanlar yaratılışları nispetinde mutlu olurlar. Zira hayvanların istekleri, zevkleri ve düşünceleri belli bir sınır çerçevesindedir. Fakat insan aradığı, özlem duyduğu mutluluğun tam olarak ne olduğunu bilmediği halde, bu konuda sınır tanımaz. Nice kendine göre mutlu insan vardır ki, hep daha iyi ve farklıyı arama istek ve arzuları yüzünden mutlu olamaz. Böylece bu fani dünyayı kendilerine cehennem yaparlar. Çünkü en cahil bir insanın, hatta bir çocuğun bile içinde bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs vardır.

Günümüz bilim dünyasında pek çok şey sır olmaktan kurtulmasına rağmen, insan hala çözülemeyen bir bilmecedir. İnsan yaradılış itibariyle anlaşılmaz, tuhaf bir varlıktır. İstediği pek çok şeyi elde eder, fakat elde ettikleri nispetinde hırsı daha çok artar.

Acaba mutluluk nedir? Dünyada insan sayısınca cevabı olan sorudur bu. Belki de cevabı hiç aranmaması gereken, hiç sorulmaması gereken bir sorudur bu, ancak sadece yaşanması gereken bir olgudur.

Bir kumarbaz için dört kağıdın arasına joker çekmek onun tarif edeceği mutluluktur. Bir balıkçı için balığın ortaya vurduğu an tarif edilmez bir mutluluktur. Bir borsacı için para yatırdığı senedin tavan yapması, onun için mutluluğun ta kendisidir. Bir market sahibi bol satış yaptığı ve kasanın dolduğu gün yorgunluktan çok mutluluğu hisseder.

Maddi dünyaya özgü bu tür mutluluklar sadece kişiye mahsus sevinçlerdir. Başka bir insan için hiçbir mana ifade etmeyecek olaylardır. Bu tür maddi mutluluklar hem geçici, hem de kişiye göre değişkenlik arzetmektedirler. Vukua gelen olaydan o an için mutlu olan insan, gerçekleşen olayın son bulmasıyla beraber başka arzu ve istekler peşinde koşmaya, tadılmamış değişik ve yeni mutluluklar aramaya başlar.

Bu tür maddi mutluluklar o an için isteğin olmasıyla vukua gelir ve bir şimşek çakması gibi olay olduktan sonra bir mana ifade etmemeye başlar ve insan yine hazlar ve mutluluklar aramak için yeni hedeflere yönelir.

Gerçek mutluluğu madde aleminde arayanlar sonuçta doyumsuzluklar içinde, arının çiçekleri gezmesi misali sürekli arayış içindedirler. Ne zaman ki tüm insanları kuşatan, bulanın bir daha bırakmamacasına sarıldığı gerçek mutluluğu bulurlar, işte o zaman bu nihayetsiz arayışlar son bulur.

İşte bu gerçek mutluluk Allah`a olan aşktır, sevgidir, muhabbettir. Gerçek mutluluk ve saadet insanların Allah`a teslimiyetleri ile, o aşk deryasında hiçliklerini bulmalarıyla tadılmış olur.

“Gerçek aşk, ölümsüz olan aşk, Allah aşkı, ruhda olsun, gözde olsun, her an goncadan daha taze olur.”(Mesnevi’den)

Gerçek aşkı tatmayanın hali ağaçtaki bir kuru yaprak gibidir. Artık onu besleyen hayat damarları kurumuş ve bir rüzgarla yerinden koparılıp toprağa karışacağı anı beklemektedir. Aşkı tadanlar ise yeşil yapraklara benzer, her an beslenir ve vadesi dolana kadar yeşil ve güçlü kalırlar, hiçbir rüzgar onları yerlerinden söküp atamaz.

Madde aleminden mana alemine geçemeyenler ve mana alemini anlayamayanların arayışları ömürlerine konulacak son noktaya kadar devam edecektir.

İsmail KÖRPE


TIRAŞ

Şubat 26, 2007

Saç, sakal ve bıyığın fazlasının kısaltılması, kasıkta ve koltuk altında bulunan kılların gidermesi. Islâm, temizlik üzerine kurulmuş bir dindir. Hatta iman ve ibadetin temel esaslarından birini temizlik teşkil eder. Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadisinde, “Temizlik imanın yarısıdır” buyurmuştur (ed-Dârimî, Sünen, I, 167). Islâm dini Müslümanların maddî ve manevî alanda temizliğe dikkat etmeleri için onlara yol göstermiştir. Islâm, insanları hayatın her sahasında yükseltir, melekler derecesinde temiz bir hayata ulaştırır, ruhları en üstün duygularla aydınlatır. Vücud ve ruh sağlığında temizliğin büyük bir yeri vardır.

Islâm’da daima temizlik dış ve iç diye iki yönlü olarak açıklanır. Dış temizlik, bir kısım ibadetlerin şartı, başlangıcı ve anahtarı durumundadır. Buna ilişkin olarak Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Namazın anahtarı taharettir” (Ebû Dâvud, Sünen, Tahâre, 49; Dârimî, Sünen, I, 175). Bu açıklamalardan anlaşıldığına göre öngörülen temizlik yerine getirilmedikçe emredilen ibadet görevini yapmak ve Allah’ın manevi huzuruna girmek mümkün olamaz. Islâm bilginlerince temizlik, sağlığı koruyan sebeplerden biri ve rızkın artmasına neden olarak kabul edilmektedir (Bilmen, Büyük Islâm Ilmihali, 41-42).

Bu esaslardan hareket ederek maddî ve bedenî temizliklerden birini oluşturan kasık tıraşının anlaşılması kolaylaşır. Sevkânî (ö. 1250/1834), Ebû Hureyre (r.a) yoluyla nakledilen; “Beş şey fıtrattandır: Kasık tıraşı, sünnet olmak, bıyık kesmek, koltuk altı kıllarını yolmak ve tırnakları kesmek” hadisiyle ilgili olmak üzere şu görüşlere yer vermektedir: “Bu anlatılanlar yapıldığında faili, Allah’ın insanları yarattığı fıtratla nitelenmiş olur. Yüce Allah, kullarını en olgun sıfatlarda ve en güzel şekillerde olmaları için bunlara teşvik etmiş ve bunları onlar için tercih etmiştir”. Beydâvî ise şöyle demektedir: “Fıtratla ilgili bu özellikler peygamberin seçtikleri ve dinlerin üzerinde ittifak ettikleri eski sünnetler olup, sanki bunlar dinlerin özünde mevcut olan yaratılışla ilgili bir emirdir.”

Konuyla ilgili bir başka hadiste hadisin râvisi olan Enes b. Mâlik (r.a) “Bize bıyıkları kesme, tırnakları kesme, koltuk altı kıllarını yolma ve kasık tıraşı yapma hususunda kırk günden daha fazla geciktirmeme müddet olarak tayın edildi” demiştir (es-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, 1, 123 vd.; Şâh Veliyyullah b. Abdirrahım ed-Dehlev, Huccetullahi’l-Bâliğa, I, 182 vd.; Ibn Mâce, Sünen, Tahâre, 1, 107 vd.).

Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “On şey fıtrattandır: Bıyıkları kesmek, sakalı uzatmak, misvak kullanmak, burna su çekmek, tırnakları kesmek, parmak mağsallarını hilallemek, koltuk altındaki kılları yolmak, kasık tıraşı yapmak, abdest bozduktan sonra su vb. ile temizlik yapmak ve abdest alırken suyu ağızda çalkalamaktır” (Ebû Dâvud, Sünen, Tahâre, 1, 44-45; Buhârî, Libas, VII, 56).

Hattâbî, (ö. 388/998) bu hadiste işaret edilen hususlar hakkında şu açıklamayı yapmıştır: Hadiste geçen “fıtrat” kelimesini Islâm bilginleri sünnetle tefsir etmişlerdir. Bunun yorumu, şüphesiz bu hasletler kendilerine Kur’an’da: “Işte bu Peygamberler Allah’ın hidayete eriştirdiği kimselerdir. Sen de onların gittiği yoldan yürü” (el-En’âm, 6/90) diye işaret edilen Peygamberlerin sünnetlerindendir. Bunlarla ilk emredilen Hz. Ibrâhîm (a.s) olmuştur. Yine bu konuya şu ayette temas edildiğini görüyoruz: “Şunu da hatırlayın ki, bir zaman Rabbi Ibrahim’i bir takım kelimelerle (emirlerle) imtihan edip de, bunları tamamen yerine getirince: “Ben seni bütün insanlara imam yapacağım” buyurdu” (el-Bakara, 2/124).

Abdullah b. Abbas (r.a) demiştir ki: Allah on hasletle Hz. Ibrahim’e emretti ve onları saydı. Bunları işlediği zaman, Allah şöyle buyurdu: “Ben seni, sana uymaları ve senin sünnetinle amel etmeleri için bütün insanlara imam yapacağım.” Özellikle bu ümmet (Müslümanlar) Hz. Ibrahim’e tâbi olmakla emrolunmuştur. Bu husus Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: “Sonra da sana, muvahhid (Allah’ın birliğine inanan) bir Müslüman olarak Ibrahim’in dinine uymanı vahyettik” (en-Nahl, 16/123). Buna dair Islâm bilginleri şöyle demiştir: Bu sayılan on haslet Hz. Ibrahim’e farz idi, bize ise sünnettir (Ebû Davud, Sünen (dipnot), Tahâre, 1, 44-45).

kaynak: islam fıkıh ansiklopedisi.


SİNDİRİM SİSTEMLERİ

Şubat 26, 2007

Besin maddelerinin su ve enzimler yardımıyla yapıtaşlarına kadar parçalanması olayına sindirim denir.

A. SİNDİRİM ŞEKİLLERİ

1. Mekanik Sindirim

Fiziksel etkilerle besinlerin daha küçük parçalara ayrılmasıdır. Besinlerin kimyasal yapısı değişmez. Bu olaylarla enzimlerin etki yüzeyi artırıldığı için, esas sindirim kolaylaştırılır ve hızlandırılır.

2. Kimyasal Sindirim

Hücrelerin, protein, yağ ve karbonhidratlı bileşiklerden faydalanabilmesi için bunların hidroliz edilmesi gerekir. Hidroliz; besin maddelerinin su yardımıyla parçalanması reaksiyonlarına denir. Bununla proteinler amino asitlere, yağlar yağ asiti ve gliserole, karbonhidratlar monosakkaritlere, nükleik asitler ise, pentoz, organik baz ve fosfata indirgenir.

image0012.gif

Besin maddelerinin bu şekilde en küçük bileşenlerine parçalanmasına tam sindirim denir.
Kompleks besinlerin bazı ara bileşiklere kadar parçalanmasına ise eksik sindirim denir.

3. Hücre içi Sindirim

Fagositoz ve pinositozla hücre içine alınan veya hücre içinde sentezlenen besin maddelerinin, besin kofulunda lizozom enzimleri yardımıyla hidrolizine denir.

Bir hücrelilerin bazılarında, akyuvarlarda, çok hücrelilerden süngerlerde, hidrada ve planaryada görülür.

Amip, besini yalancı ayaklarıyla sararak besin kofulu oluşturur. Oluşan kofula sindirim enzimleri (hidrolitik enzimler) girince sindirim olayı başlar. Besin kofulu sitoplazmik hareketlerle yer değiştirir. Besin kofulunda açığa çıkan sindirim ürünleri difüzyonla sitoplazmaya geçer. Kofuldaki sindirilemeyen artıklar hücre zarından dışarıya atılır.

4. Hücre Dışı Sindirim

Besin maddelerinin hücrelerden dışarıya salgılanan enzimler yardımıyla yapı taşlarına ayrılmasına denir.

Çok hücreli hayvanların çoğunda, saprofit bakterilerde, mantarlarda, böcekçil bitkilerde hücre dışı sindirim görülür.

B. OMURGASIZLARDA SİNDİRİM

Bazılarında besinlerin alınması ve sindirilmeyen artıkların atılması aynı açıklıkla sağlanır. Böyle sindirim sistemlerine eksik sindirim sistemi denir. Hidrada ve planaryada sindirim sistemi bu tiptendir.

Hidrada sindirim boşluğunun tek açıklığı hem ağız hem de anüs olarak görev yapar.
Planaryada sindirim kesesi, hidradakinden farklı olarak dallanmalar yaparak vücudun her tarafına uzanır.

Yuvarlak solucanlardan başlayarak birçok hayvanda, iki açıklıklı ve değişik kısımları özelleşmiş boru şeklinde sindirim kanalı bulunur. Bu şekilde olan sindirim sistemine tam sindirim sistemi denir.
Halkalı solucanlardan olan toprak solucanında tam sindirim sistemi bulunur. Alınan besinler, yemek borusundan geçerek kursağa gelir, besin maddeleri burada yumuşatılır ve taşlık denilen bölgeye aktarılarak taşların yardımıyla mekanik olarak parçalanır. Daha sonra bağırsağa geçen besinler, buradaki hücrelerden salgılanan enzimlerle sindirilir. Sindirim ürünleri bağırsak hücreleri tarafından emilir ve artık maddeler anüsten dışarıya atılır.

C. OMURGALILARDA SİNDİRİM

Omurgalı canlıların tamamında ağızla başlayıp anüsle ve kloakla tamamlanan tam sindirim sistemi bulunur.

Kuşlarda gaga şeklini almış ağızda diş bulunmaz. Memeli canlılarda dişlerin yaptığı işi kuşlarda taşlık üstlenmiştir. Kursak besinlerin biriktirilmesini ve yumuşatılmasını sağlar. I. mide (bezli mide) besinlerin yumuşatılmasını ve kayganlaştırılmasını sağlar.

Kuşlarda kimyasal sindirim ince bağırsağa bağlı pankreastan ve karaciğerden gönderilen yardımcı sıvılar sayesinde gerçekleştirilir. Artık maddeler kloaktan dışarıya atılır. 2. mide (taşlık) besinlerin taşlar yardımıyla mekanik olarak sindirilmesini sağlar.

image0022.gif

Şekil : Omurgalılardan Kuşun Sindirim Sistemi

Memelilerden; geviş getirenlerde mide dört bölmelidir. Otcul olan bu canlılarda besin öğütücü ve kesici dişler tarafından alınır işkembeye gönderilir. Burada belli bir süre depo edilir. Bu sırada bazı bakteriler yardımıyla besinin bir bölümü parçalanır.

Depolanan besin daha sonra ağıza parça parça gönderilip çiğnenir. Bu olaya geviş getirme denir. Ağızda çiğnenen besinler, ikinci kez yutulunca; besin, sindirim sıvılarıyla parçalanır. Bu canlıların ince bağırsağı oldukça uzundur. Selülozun sindirimi de canlıdan salınan enzimlerle değil, sindirim sisteminde bulunan tek hücreliler ve bakteriler tarafından salgılanan enzimlerle uzun zamanda gerçekleştirilir.

D. İNSANDA SİNDİRİM SİSTEMİ

Sindirim sistemi, bazı yerleri geniş ve bazı kısımları dar olan bir sindirim kanalı ile, bu kanala açılan yardımcı salgı bezlerinden meydana gelir.

image0032.gif

Şekil : İnsanda Sindirim Sisteminin Genel Yapısı

1. Sindirim Sisteminin Kısımları

İnsanın sindirim sistemi; ağız, dil, dişler, yutak, tükrük bezleri, yemek borusu, mide, bağırsaklar, karaciğer, pankreas, rektum ve anüs yapılarından meydana gelir.

Bu yapılar başka görevler de yapmaktadırlar. Örneğin, dil besinleri karıştırmanın yanında; hem bir duyu organı, hem de konuşmada etikilidir.

a. Ağız: İnsanda sindirim ağızda başlar. Ağızda sindirime yardımcı olan dişler, dil ve ağıza açılan tükrük bezleri bulunur. Ağızda; dışarıdan alınan besin maddeleri dişler yardımıyla mekanik olarak, tükürük içinde bulunan enzimle kimyasal olarak sindirime uğratılır.
Dişler, besinlerin mekaniksel olarak parçalanmasını sağlar. Dişin dıştan içe doğru kesiti incelendiğinde mine, dentin ve öz olmak üzere üç bölüm ayırt edilir.
Dil, çizgili kaslardan yapılmış olup, tat almaya, besinleri karıştırmaya, yutmaya ve konuşmaya yarar.

b. Tükrük Bezleri: Kulak altı, dil altı ve çene altı olmak üzere, ağızda üç çift tükrük bezi bulunur. Tükrük içerisinde amilaz, mukus, Na+ ve Ca++ iyonları vardır. Tükrükte bulunan amilaz pişmiş nişastayı kimyasal olarak parçalayabilir.

c. Yutak ve Yemek Borusu: Dil besinleri yutağa doğru iter. Bu sırada soluk borusu gırtlak kapağı ile kapatılır. Yutak ile mide arasında yemek borusu bulunur. Yutulan besinler yemek borusuna geldiğinde, yemek borusu peristaltik hareketlerle kasılarak besinin ilerlemesini sağlar. Olayda yerçekimininde katkısı vardır.

d. Mide: Mide besinleri depo eden, mekanik olarak parçalayan ve proteinleri sindirmek için enzim salgılayan bir organdır. Çalışması otonom sisteme ait vagus sinirleriyle denetlenir.
Mide bezleri tarafından mide özsuyu salgılanır. Mide özsuyunun salgılanması gastrin hormonu tarafından sağlanır. Mide özsuyu içerisinde hidroklorik asit (HCl), pepsinojen ve süt çocuklarında lap enzimi bulunur. Mide ortamı asidikdir (pH 2 – 3). Goblet hücrelerinin salgıladığı mukus, mide yüzeyini HCl etkisinden korur.

e. İnce Bağırsak: Kimyasal sindirim ince bağırsakta tamamlanır. Gerekli enzimler ve yardımcı sıvılar, pankreas, karaciğer ve bağırsak çeperinden gelir. Sindirimi tamamlanmış besin maddelerinin emilimi en fazla buradan olur. İnce bağırsağın mideden sonra ilk bölümüne oniki parmak bağırsağı, bundan sonra gelen kısma boş bağırsak ve en son bölgeye kıvrımlı bağırsak denir.
İnce bağırsağın iç yüzeyinde emilme yüzeyini artırıcı villus (tümör) adını verdiğimiz çıkıntılar yer alır. İnce bağırsakta besinlerin hareketini kolaylaştıran, mukus salgılayan goblet hücreleri bulunur. İncebağırsakta besinler yemek borusunda olduğu gibi peristaltik hareketlerle ilerler.

f. Kalın Bağırsak: Kalın bağırsak sindirilmeyen maddeleri toplama ve atma işini görür. İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleştiği yerde kör bağırsak (çekum) bulunur.
İnsanda, bu kör bağırsağın ucunda, körelmiş bir çıkıntı apandix bulunur. Kalın bağırsak rektum denilen bir yapı ile sonlanır. Rektumun dışa açılan kısmına anüs denir. Kalın bağırsakta ince bağırsaktan farklı olarak villuslar bulunmaz ve kimyasal sindirim yapılmaz.

g. Pankreas : Pankreas dış salgı olarak farklı besinler için sindirim enzimleri içeren pankreas özsuyunu salgılar. Bunların en önemlileri; amilaz, lipaz, peptitaz ve nükleazlar dır.
Pankreas özsuyunun salgılanması ince bağırsaktan gelen sekretin hormonu tarafından düzenlenir.
h. Karaciğer: Karaciğer vücudun en önemli organlarındandır. Karaciğerin yapı ve görevi birimi lopcuklardır.
Karaciğerin alt yüzeyinde safra kesesi (öd kesesi) bulunur. Karaciğer hücreleri tarafından üretilen safra karaciğer kanalıyla öd kesesine getirilir.
Safranın içinde safra tuzları, kolesterol, yağ asitleri, safra pigmentleri ve su bulunur.

Safranın Görevleri :

• Yağların mekanik olarak sindirilmesini sağlar.
• Yağda eriyen A – D – E – K vitaminlerinin emilimini artırır.
• Mideden gelen asidik besinleri bazik hale getirir.
• Bağırsak kokuşmalarını önler, zararlı bakterilerin üremesine engel olur.
• Bağırsak villuslarının hareketini artırır.
Karaciğere iki kaynaktan kan gelir. Birincisi dalak ve sindirim organlarıdır. Bunlardan toplanan kan, kapı toplar damarı ile karaciğere götürülür.
İkincisi damar ise aortun bir koludur. Aorttan gelen kan karaciğer atar damarı yoluyla karaciğere ulaşır.

Karaciğerin Görevleri :

• Vücut ısısını düzenler.
• Antitoksik fonksiyonu ile zehirli (toksik) maddeleri zehirsiz hale getirir.
• Pıhtılaşmada rol oynayan protrombin ve fibrinojeni üretir.
• Yaşlı alyuvar hücrelerini parçalar. Embriyo döneminde kan hücrelerinin üretimini sağlar.
• Kanda bulunan fazla glikozu glikojen halinde depo eder.
• Safra üretir ve salgılar. Bunun için alyuvarların parçalanması sırasında açığa çıkan hemoglobini kullanır.
• Kanın damar içinde pıhtılaşmasını engelleyen heparini üretir.
• D, B, A ve bağırsaklarda sentezlenen, kanın pıhtılaşmasında rol oynayan K vitamini ile; demir, kalsiyum, bakır, protein ve yağları depo eder. Karotenden A vitamini sentezler.
• Zehirli (amonyaklı) maddeleri daha az zehirli üre ve ürik asit haline dönüştürür.
• Cinsiyet hormonlarının fazlasını yok eder.
• Lenf yapımında görev alır. Antikorların önemli bir kısmını üretir.
• Proteinlerin karbonhidrat ve yağlara dönüşümünü sağlar.

Kimyasal sindirimle proteinler amino asitlere, karbonhidratlar monosakkaritlere, yağlar yağ asidi ve gliserole parçalanarak hücre zarından geçecek küçüklüğe getirilir.
Kimyasal sindirimle parçalanan moleküllerin bir kısmı hücrelerde hemen kullanılmazlarsa dokularda depo edilebilirler. Hayvanlar yedek besinlerini glikojen ve yağ şeklinde, bitkiler ise nişasta şeklinde depo eder.
Bitkiler vitaminleri kendi bünyelerinde yapabildikleri halde, hayvanlar ve insanlar yapamazlar. Bu yüzden, hayvanların ve insanların başlıca vitamin kaynağı bitkilerdir. B ve K gibi bazı vitaminler hayvanların ve insanların bağırsaklarında yaşayan mikroorganizmalar tarafından sentezlenebilir. Beslenmede, temel besinlerden başka, sodyum (Na), potasyum (K), mağnezyum (Mg), fosfor (P), kalsiyum (Ca) ve demir (Fe) gibi mineral tuzlarının da alınması gerekir. Vitaminler ve mineraller sindirime uğramadan kana geçebilirler.

a. Karbonhidratların Sindirimi: Karbonhidratların kana geçebilmesi için sindirim organlarında en küçük yapı birimi olan glikoz, fruktoz, galaktoz, riboz ve deoksiriboz monomerlerine kadar parçalanmaları gerekir.
Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar. Besin ağızda çiğnenirken tükrükteki amilaz enzimi, nişasta ve glikojen molekülündeki bağları koparır. Onları daha küçük parçalara (dekstrin) ve maltoza ayırır.
Karbonhidratlar mideden hiçbir kimyasal değişikliğe uğramadan oniki parmak bağırsağına gelir. Besin bağırsağa girdiğinde, bağırsak hücrelerinden pankreası uyaran bir hormon salgılanır. Bu hormon, pankreastan öz suların salgılanmasını sağlar. Pankreas öz sularındaki enzimler (amilaz) ağızda tam olarak parçalanmayan karbonhidratları disakkaritlere (maltoza) kadar parçalar.
Disakkaritlerin sindirimini sağlayan enzimler ise bağırsak öz suyunda bulunur. Bu enzimler (maltaz, sükraz ve laktaz) ise disakkaritleri monosakkaritlere parçalar. Böylelikle karbonhidratların sindirimi tamamlanmış olur.
İnsanda selüloz sindirici enzim üretilmediği için selüloz kalın bağırsakdan dışkı olarak atılır.

b. Proteinlerin Sindirimi : Proteinlerin ve proteinli bileşiklerin kana geçebilmeleri için, sindirim sisteminde yapı taşları olan amino asitlere parçalanmaları gerekmektedir.
Proteinlerin kimyasal sindirimi midede başlar; ince bağırsaklarda tamamlanır. Yutulan besin mideye geldiğinde, bazı mide hücreleri bir hormon salgılar. Bu hormon mide bezlerinden enzim (pepsin) üretilmesini sağlar. Bu enzimler proteinlerin daha küçük birimlere (peptonlara) parçalanmasını sağlar.
Parçalanan proteinler oniki parmak bağırsağına geldiğinde, pankreasın enzimleriyle (tripsin ve kimotripsin) ince bağırsaklarda amino asitlere ve dipeptitlere parçalanır. Dipeptitler ise bağırsak çeperinden salgılanan erepsin enzimiyle amino asitlere ayrışır.
Bütün sindirim enzimleri protein yapıda olup, sağlıklı bir insan günde 100 gr kadar enzim salgılar. Bu miktar, dışardan alınan protein miktarına yakındır. Salgılanan enzimler ince bağırsağın son kısmında pinositozla emilerek hidroliz edilir ve emilir. Böylece protein kaybı önlenmiş olur.

image0042.gif

Şekil : Besinlerin Sindirimi

c. Yağların Sindirimi : Yağların ince bağırsaktan emilebilmesi için yağ asitleri ve gliserine kadar parçalanmaları gerekir.
Yağlar, safra tuzlarının ve pankreastan salgılanan lipaz enziminin etkisiyle ince bağırsakta yağ asidi ve gliserole ayrılır. Safra tuzları, yağ damlalarının yüzeyini artırararak lipaz enziminin etkisini kolaylaştırır (mekanik etki).
Oluşan sindirim ürünleri; tekrar hidroliz edilemeyecek kadar basit moleküller olduklarından hücre zarından geçebilirler, hücrelerde yapı maddesi olarak veya vücudun enerji ihtiyacının karşılanmasında kullanılabilirler.

3. Sindirilen Besinlerin Emilmesi

Sindirim sonucu en küçük parçalara ayrılan besin maddelerinin kan ve lenfe geçmesine emilme denir.

a. İnce Bağırsakta Emilim: Besin maddeleri en fazla ince bağırsaktan emilir. İnce bağırsaktaki emilme difüzyon veya aktif taşımayla gerçekleşir. Emilen besinler iki yol izler.

I. Yol : Glikoz, galaktoz, fruktoz, amino asit, mineraller, su ve bazı vitaminler incebağırsaktan difüzyon ve aktif taşımayla kan damarlarına geçer.

II. Yol : Yağ asitleri, gliserol, A, D, E, K vitaminleri bağırsak villuslarında emildikten sonra lenf kılcallarına geçer. Bu kılcallar peke sarnıcında toplanır. Peke sarnıcı göğüs lenf kanalı yoluyla sol köprücük altı toplardamarına oradan da üst ana toplardamara bağlanarak kalbe ulaşır.

b. Kalın Bağırsakta Emilim: Sindirilen besin maddelerinin içerisinde bulunan suyun büyük bir kısmı kalın bağırsakta emilir. Kalın bağırsakta bakteri faaliyetleriyle K ve B vitaminleri sentezlenir. Bu vitaminler ve tuzların emilimi de kalın bağırsakta olur.

Normal bir insanda sindirim karbonhitratların hepsi yağların %95’i ve proteinlerin %90’ı ince bağırsaktan geçerken emilir Bu emilim olaylarında difüzyon osmoz ve aktif taşıma görev yapar.

alıntıdır.


MADDE VE ÖZELLİKLERİ

Şubat 24, 2007

MADDE

Uzayda yer kaplayan, kütlesi, hacmi olan ve eylemsizliğe uyan varlıklara madde denir. Maddeler katı, sıvı ve gaz halinde bulunabilir. Maddenin şekil almış haline de cisim denir.

Maddelerin Ortak Özellikleri

Bütün maddelerde bulunan özelliğe ortak özellik denir. Bir maddenin yalnız kendine ait özelliğine ise, ayırt edici özellik denir.

Maddelerin ortak özellikleri,

1. Eylemsizlik
2. Hacim
3. Kütle

Bir maddenin sahip olduğu hareket ve şekil durumunu koruma meyline eylemsizlik denir. Arabadan inmek isteyen bir yolcu, araba henüz durmadan önce inerse, arabanın hareket yönünde gitmek zorunda kalır. Arabada iken hızı olan yolcu inincede bu hızını devam ettirmek isteyecektir. Bu durum bütün maddeler için geçerlidir. Duran madde durmak ister, hareket halindeki ise hareketini devam ettirmek ister.

2. Hacim

Maddelerin uzayda kapladığı yere hacim denir. İki madde birlikte aynı hacmi işgal edemez. Örneğin bir bardağa su konulduğunda bardağın içindeki hava, kabı terkeder.
Katı maddelerin belli bir şekli ve hacmi vardır. Sıvı maddelerin belli bir hacimleri olmasına rağmen belirli bir şekilleri yoktur, konuldukları tabın şeklini alırlar. Gazların ise hem belirgin hacimleri hem de belirgin şekilleri yoktur. Konuldukları kapların hacmini ve şeklini alırlar.

Geometrik Biçimli Cisimlerin Hacimleri

Geometrik şekilli, dikdörtgenler prizması, küp, silindir, küre ve koni şeklindeki katı cisimlerin hacimleri, boyutları ölçülerek hesaplanır.
Dikdörtgenler prizmasının hacmi farklı üç kenarının çarpımına eşittir.

image0011.gif
Hacim = En . boy . yükseklik

V = a . b. c dir.Üç kenarı da eşit ve a kadar olan küpün hacmiV = a3 dür.Taban yarıçapı r, yüksekliği h olan silindirin hacmi, taban alanı ile yüksekliğinin çarpımına eşittir. V = pr2 . h dir.image0041.gif

Yarıçapı r olan kürenin hacmi

 

image0021.gif                    image0031.gif

 

Düzgün Olmayan Cisimlerin HacimleriDüzgün geometrik yapıda olmayan katı cisimlerin hacimleri, dereceli kaplardaki sıvılardan yararlanılarak bulunur.

 

Bu tür cisimler tamamen sıvı dolu olan bir kaba batırıldığında, sıvıda erimemek şartıyla hacmi kadar hacimde sıvı taşırır. Eğer cisim tamamen batmıyorsa, taşan sıvının hacmi batan kısmın hamine eşit olur.

image0051.gif

Tamamen dolu olmayan dereceli kaptaki sıvıya bir cisim atılırsa, cismin hacmine eşit hacimde sıvıyı yer değiştirir.Eğer katı bir cisim sıvı içine atıldığında çözünüyorsa, cismin gerçek hacmini bulamayız. Çünkü, cismin katı haldeki hacmi ile sıvı haldeki hacmi eşit olmadığı gibi, katı içinde hava boşlukları olabilir ve eridiğinde hava çıkar ve hacim azalır.

Dereceli kapta bulunan kuru kumun üzerine su döküldüğünde, karışımın hacmi, su ve kumun ayrı ayrı hacimlerinin toplamından daha küçük olur. Bunun nedeni, kum tanecikleri arasında hava boşluğu olması ve suyun bu boşlukları doldurmasıdır. Buna göre, kumun gerçek hacmi, karışımın hacminden suyun hacmi çıkarılarak bulunur.

 

Hacim Birimleri

 

Hacim V sembolü ile gösterilir. SI birim sisteminde hacim birimi m3 tür. Pratikte maddelerin hacmini ölçmek için m3 ün alt katları olan cm3 ve dm3 kullanılır. Bir cismin hacmi bulunurken, üç boyutu çarpıldığı için, hacim birimleri de uzunluk birimlerinin küpü olarak ifade edilir.

 

Kütle

 Kütle madde miktarı ile ilgili bir özelliktir. m sembolü ile gösterilir.

Ağırlık ve kütle kavramları birbirine karıştırılmamalıdır. Ağırlık gezegenin maddeye uyguladığı kütle çekim kuvvetidir. Kütleleri eşit olan cisimlerin farklı gezegenlerde ağırlıkları eşit olmayabilir. Kütle eşit kollu terazi ile ölçülür, ağırlık ise dinamometre denilen yaylı kantarla ölçülür.

 

Eşit Kollu Terazi

 Kütle eşit kollu terazi ile ölçülür. Eşit kollu terazi moment prensibine göre çalışır. Eşit kollu terazinin kolları eşit uzunlukta ve kefeleri özdeştir.

 

Eşit kollu terazinin duyarlılığını artırmak için binici denilen bir alet kullanılır. Ölçülebilecek en küçük kütle, o terazinin duyarlılığını gösterir. Binicinin kütlesi m gram ve terazinin bir kolu N tane eşit bölmeye ayrılmış ise,image0061.giforanı, binicinin bir bölme hareketi durumunda

sağlayacağı katkının gram karşılığını verir. Ayrıca bu değer terazinin duyarlılığına eşittir.

image007.gif

Binici sağ koldaki kefeye doğru 1 bölme kaydırılırsa, sağ kefeyeimage0061.gifkadar gram ilave edilmiş olur. Binici 5. bölmede iken katkısı iseimage008.gifkadar olur.

Binicinin ardışık bir bölme yer değiştirmesi 1 gram karşılık geliyor denilirse,image009.gifolarak verilmiş demektir.

Ağırlık

 Yeryüzünden belli bir yükseklikten serbest bırakılan cisimler yer yüzeyine doğru düşerler. Bu durum cisimlere yere doğru bir kuvvet uygulandığını gösterir.

Bir cisme, bulunduğu noktada etki eden kütle çekim kuvvetine o cismin ağırlığı denir.

Ağırlık vektörel bir büyüklük olup, dinamometre denilen yaylı kantarla ölçülür. Ağırlık kuvvetinin yönü daima dünyanın merkezine doğrudur. Kütlesi m olan bir cismin ağırlığı,

G = m . g                                  image010.gif

eşitliği ile hesaplanır. Buradaki g, yerçekim ivmesidir.

 

Özkütle

 Bir maddenin birim hacminin kütlesine o maddenin özkütlesi denir.

 

image011.gif

 

Kütle m, hacim V, özkütle d ile gösterilmek üzere image012.gif olur.

SI birim sisteminde özkütle birimi kg/m3 dür. g/cm3 de özkütle birimidir. Aynı şartlarda özkütle, maddeler için ayırt edici özelliktir. Şekildeki grafiklere göre, katı ve sıvı maddelerin sıcaklığı sabit kalmak şartı ile kütle ile hacmi doğru orantılıdır. Kütle – hacim grafiğinde doğrunun eğimi özkütleyi verir. 

 image013.gif

 

Özkütle, maddelerin hacmine ve kütlesine bağlı değildir. Hacim arttıkça kütle de artar, veya kütle arttıkça hacim de artar ve özkütle sabit kalır.Maddelerin özkütleleri iki nedenden dolayı değişebilir.1. Kütle sabit kalmak şartıyla, basıncın etkisiyle hacmi değişen maddelerin özkütlesi değişebilir. Basınçla madde sıkıştırılıp hacmi azaltılırsa özkütlesi artar.2. Sıcaklık ve basınç sabit iken kütle ve hacim doğru orantılı olarak değişir. Kütle sabit iken sıcaklık etkisiyle hacim değişikliği olursa, özkütle değişir. d=m/V bağıntısına göre, bir cismin sıcaklığı artarsa, hacmi de artar. Kütle sabit kalmak şartı ile hacim artarsa özkütle azalır. Sıcaklık azalırsa hacim azalır ve özkütle artar.

 

Kütle ile hacim doğru orantılı değil de şekildeki gibi değişiyorsa, eğim dolayısıyla da özkütle artıyor demektir. Bu da kütle ile hacim artarken aynı zamanda sıcaklık azalıyor demektir.

image014.gif

Eğer kütle hacim grafiği şekildeki gibi değişiyorsa, kütle ve hacim artarken sıcaklık da artıyor, dolayısıyla özkütle azalıyor demektir.

image015.gif

Sıcaklık özkütleyi etkileyen bir faktör olduğu için ,maddenin aynı sıcaklıktaki özkütleleri karşılaştırılabilir farklı sıcaklıklarda özkütleleri eşit olan iki cismin , aynı sıcaklıktaki özkütleleri eşit olmaz

Özağırlık

 Bir maddenin birim hacminin ağırlığına özağırlık denir.

 

 

image016.gif

 

Karışımın Özkütlesi

 Birbirine türdeş olarak karışabilen aynı sıcaklıktaki sıvıların karıştırılmasıyla, karışan sıvıların özkütlelerinden farklı özkütleli bir karışım elde edilir. Karışımın özkütlesi, birbirine karışan sıvıların özkütlelerine ve karışma oranlarına bağlıdır.İki ya da daha fazla sıvının karıştırılmasıyla meydana gelen karışımın özkütlesi,

 image017.gif

 

eşitliği ile bulunur.

 

 

Karışımın özkütlesi, karışan sıvıların özkütleleri arasında bir değer alır. Örneğin d1 ve d2 özkütleli sıvıların karışımlarının özkütlesi dK olsun. Eğer d1>d2 ise karışımın özkütlesi d1>dK>d2 olacak şekilde arada bir değer almak zorundadır. Hangi sıvıdan hacimce fazla karışım olursa, karışımın özkütlesi o sıvının özkütlesine daha yakındır.

image018.gif

Özel DurumlarI. Özkütleleri d1 ve d2 olan sıvılardan eşit hacimde karışım yapılmış ise, karışımın özkütlesi,

  

image019.gif

 

Karışımda özkütlesi büyük olan madde kütlece fazla demektir.II. Karışımı meydana getiren maddelerden eşit kütlede karışım yapılmış ise, karışımın özkütlesi,image020.gifbağıntısı ile bulunur.

Bu tip karışımlarda özkütlesi büyük olan maddeden hacimce az karıştırılmış demektir.

 

SIVILARIN KALDIRMA KUVVETİ

 Sıvı içerisine kısmen veya tamamen batan cisimler sıvı tarafından yukarı doğru itilirler. Bu itme kuvveti, sıvıların cisimlere uyguladığı kaldırma kuvvetidir.

Sıvıya batırılan bir tahta parçası yukarı çıkmak ister. Tahta parçasının tamamını batacak şekilde sıvı içinde tutabilmek için üstten bir kuvvet uygulamak gerekir.

Cismi yukarı çıkmaya zorlayan kaldırma kuvveti, cisim tarafından yeri değiştirilen sıvının ağırlığına eşittir. Yeri değişen sıvının hacmi, cismin batan kısmının hacmine eşit olduğundan, kaldırma kuvveti.

image021.gif

Fkal = Vb . rsıvıbağıntısı ile hesaplanır. Burada rsıvı = d . g dir. Yani sıvının özağırlığı, sıvının özkütlesi ile çekim ivmesinin çarpımına eşittir.

image022.gif

Cisimlere uygulanan sıvı kaldırma kuvveti sıvının özkütlesine bağlıdır. Yukarıdaki şekillerde de görüldüğü gibi aynı cismin farklı sıvılardaki konumları farklı olabilmektedir.Sıvı içindeki serbest cisimlere ağırlık kuvveti ile kaldırma kuvveti etki eder. Bu iki kuvvet düşey doğrultuda ve zıt yönlü kuvvetlerdir. Cisimlerin sıvı içinde batmaları veya yüzmeleri yani sıvıdaki durumları bu iki kuvvetin büyüklüğüne bağlıdır.

 

Şekil – I de saf su içine atılan yumurta dibe batar. Suya tuz ilave edilerek karıştırıldığında yumurta Şekil – II deki gibi yüzmeye başlar. Bunun nedeni suya tuz karıştırıldığında suyun özkütlesinin artması ve F = Vb . d . g bağıntısına göre, kaldırma kuvvetinin büyümesi, dolayısıyla bileşke kuvvetin yukarı doğru olması ve yumurtayı yukarı yönde hareket ettirmesidir.

   image023.gif

Yüzen CisimlerSıvıya bırakılan bir cismin hacminin bir kısmı sıvı dışında kalacak şekilde dengede kalıyorsa bu cisme yüzen cisim denir. Cismin yüzebilmesi için özkütlesi sıvının özkütlesinden küçük

(dcisim < dsıvı) olmalıdır.

image024.gif

Yüzen cisim dengede iken cisme uygulanan kaldırma kuvveti ile cismin ağırlık kuvveti büyüklükçe eşit olur. Bir cisim sıvı içine iyice daldırılıp bırakılırsa tekrar bir kısmı sıvı dışında olacak şekilde yüzer. Böyle yüzen cisimlerdeG = FK olduğundan

 image025.gif

bağıntısı elde edilir. Bu bağıntıya göre cismin batan hacminin bütün hacmine oranı, cismin özkütlesinin, sıvının özkütlesinin oranına eşittir.

 

Askıda Kalan Cisimler

Şekildeki gibi hacminin tamamı sıvı içinde olacak biçimde bir yere temas etmeden dengede kalan cisimlere askıda kalan cisimler denir. Cismin askıda kalabilmesi için özkütlesi, sıvının özkütlesine eşit olmalıdır. Bu durumda cisim kabın tabanına bırakılsa bile cismin tabanla irtibatı kesilir. Yani askıda kalan cisim herhangi bir yere temas etmez. Askıda kalan cisim dengede olduğu için cisme uygulanan kaldırma kuvveti cismin ağırlığına (Fk = G) eşittir.

 image026.gif

 

Batan CisimlerÖzkütlesi sıvının özkütlesinden büyük olan (dC > dS) cisimler sıvıya bırakıldığında bir engelle karşılaşıncaya kadar yoluna devam ederler. Bu tür cisimlere batan cisimler denir.

Batan cisimlerin ağırlık kuvveti cisme etki eden

image027.gif

kaldırma kuvvetinden daha büyüktür (Fk < G).

ÖZEL DURUMLAR

 

1. Bir cismin aynı sıvı içinde hacminin tamamı batmak şartıyla kaldırma kuvveti cismin sıvı içindeki derinliğine bağlı değildir.

2. Sıvı içine daldırılan bir cisim, havadaki ağırlığına göre, görünen ağırlığı kaldırma kuvveti kadar hafifler. Şekilde sıvı içindeki cismin görünen ağırlığı

T = G – FK dir.

 image028.gif

3. Katı bir cisim kendi sıvısında yüzüyorsa, cisim eridiğinde sıvı seviyesi değişmez. Örneğinimage029.gifsu içinde olan buz eridiğinde, kaptaki su düzeyi değişmez.

 

image030.gif

 

4. Özkütlesi sıvınınkinden küçük ya da sıvınınkine eşit olan cisimler, taşma seviyesine kadar olan sıvıya bırakıldıklarında ağırlıkları kadar ağırlıkta sıvı taşırırlar. Dolayısıyla kabın toplam ağırlığı değişmez.

Özkütlesi sıvınınkinden büyük olan bir cisim bırakılırsa, cisim batar ve taşan sıvının hacmi cismin hacmine eşit olmasına rağmen sıvının özkütlesi cismin özkütlesinden küçük olduğundan kap ağırlaşır.

 image031.gif

 

5. Şekildeki eşit kollu terazinin sol kefesinde gram, sağ kefesinde ise içinde sıvı olan kapla denge sağlanıyor. Daha sonra ipe bağlı bir cisim sıvı içine daldırılarak asılıyor. bu durumda cisme sıvı tarafından kaldırma kuvveti uygulanır (etki), cisim ise sıvıya aşağı yönlü eşit büyüklükte tepki gösterir. Dolayısıyla terazinin dengesi bozulur. Dengenin yeniden sağlanması için sol kefeye kaldırma kuvvetine değerce eşit ağırlıkta cisim konulmalıdır.

image032.gif

6. Gazlarda, sıvılar gibi cisimlere kaldırma kuvveti uygular. Bu kaldırma kuvvetinin değeri sıvılarda olduğu gibi cisim tarafından yeri değiştirilen havanın ağırlığına eşittir. Havanın kaldırma kuvvetiFK = VC . dhava . gbağıntısından hesaplanır.Bu bağıntıya göre, hacmi büyük olan cisimlere hava tarafından uygulanan kaldırma kuvveti de büyük olur.

  • Bir cismin ağırlığı, havanın kaldırma kuvvetinden büyük ise, cisim yere doğru düşer. GC > FK
  • Bir cismin ağırlığı, havanın kaldırma kuvvetine eşit ise, cisim havada askıda kalır.GC = FK
  • Bir cismin ağırlığı havanın kaldırma kuvvetinden küçük ise, cisim yükselir. GC<FK
  • Şekil – I de hava ortamında eşit kollu terazinin kollarına asılarak hacimleri farklı cisimler dengeleniyor. Hava boşaltıldığında terazi Şekil – II deki durumu alıyor. Çünkü hava ortamında, hacmi büyük olan cisme daha fazla kaldırma kuvveti uygulanır. Hava dışarı alındığında bu kuvvet ortadan kalktığı için hacmi büyük olan cisim aşağı iner.

 image033.gif

Eğer havasız ortamda aynı terazi dengelendikten sonra hava ortamına çıkarılsaydı, bu durumda da hacmi büyük olan cisim yukarı kalkardı.

7. Kaldırma kuvveti cismin batan kısmının hacim merkezine uygulanır. Şekilde yarısı sıvıya batmış eşit bölmeli türdeş çubuğun batan iki bölmeli kısmının ortasına kaldırma kuvveti uygulanır. 

  image034.gif

 

alıntıdır.