Niçin Ortadoğu

Güngör Turan (sızıntı)

“Orta Doğu”, bölge insanının kendi bölgesini ifade etmek için değil, Batı’nın bölgeyi tanımlamak amacıyla kullandığı siyasi bir kavramdır. Bir mesele ortaya atılmış ve bunun adına “Orta Doğu” denmiştir. Daha doğrusu bir problemler yumağı” diyebiliriz buraya.

Orta Doğu, Asya’nın güneybatı ucu ile Afrika’nın kuzeydoğu ucu arasındaki bölgeye verilen isim; fakat milletlerarası siyasi platformda Orta Doğu bölgesi ile daha çok merkezi Basra Körfezi olmak üzere S. Arabistan, Arap Emirlikleri, Kuveyt, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin, İsrail, Mısır ve Türkiye’yi içine alan bir dizi ülke kasdediliyor. Elbette, bölgeyi bir problem yumağı haline getiren hususiyetler, bölgenin coğrafyasından kaynaklanan jeopolitik karakteri ve petrol rezervleridir. Üç kıtanın düğüm noktası, geçiş yeri ve coğrafi merkezi olmakla Orta Doğu’nun bu jeopolitik konumu, aynı zamanda tehditlerin üzerine yönelmesinin de sebebidir. Bu bölgeyi denetimi altına alabilecek bir güç, üç kıtayı birbirine bağlayan kara ve deniz yollarını, ekonomik kaynaklarını değerlendirerek güç dengesini kendi lehine değiştirebilecektir.

Orta Doğu’nun bugünkü siyasi haritası, büyük ölçüde, entrikalarla parçalanan Devlet-i Aliyenin yıkılış döneminin kalıntısıdır. Bölge bir kıtalar kavşağı olmasından da öte, süper güçlerin hakimiyet kurmak için yöneldikleri alan olarak büyük ehemmiyet taşımaktadır. Mevcut din ve mezhep gerginlikleri, Sünni ve Şii ayırımı, güç çatışmaları, müstemlekecilerin çizdiği suni sınırlar bölge üzerinde söz sahibi olmak isteyen süper güçler için bölgeye müdahalede oldukça önemli bir zemin hazırlamıştır. “Mevcut sınırların coğrafi, tarihi ve sosyal yapı gibi herhangi bir gerçeğe dayandırılması düşünülmemiş. Tek düşünülen husus, Batı ‘nın çıkarlarını devam ettirebilmek ‘olmuştur. Bütün dünyada bir hududun bittiği yerde öbür hudut başladığı halde, Osmanlı devletinin dağılma şartlarından yararlanarak çizilmiş bu masa başı hudutlar arasında geniş sahalar bırakılmıştır. Mesela, böyle sahalar hem Kuveyt-S. Arabistan hem de Kuveyt-Irak arasında mevcuttur.1

Bölgeden, bu şekilde suni sınır çizgileri bırakarak ayrılma, hiç ayrılmamayı beraberinde getirmiştir. Emperyalist güç olarak bölgeden çekilen Batı, bölge ülkelerinin arasında çıkan anlaşmazlıklann sözüm ona “tarafsız hakemi”, bölgeyi “dışardan gelecek” saldırılara karşı “koruyucu güç” olarak bölgede kalmıştır. 1946 Nisan’ında Amerikan savaş gemilerinin Türkiye’yi ziyareti sırasında Başkan Truman, Chicago’da yaptığı konuşmada Amerikan hükümetinin Ona Doğu ile ilgilenmesini bir mecburiyet kabul ederek şöyle dile getirmiştir: “Gözlerimizi Orta Doğuya çevirdiğimiz zaman vahim meseleler arzeden bir bölge ile karşılaşıyoruz. Bu bölgede geniş tabii kaynaklar vardır. En işlek kara, hava ve deniz yolları buradan geçmektedir. Bu bakımdan büyük ekonomik ve stratejik öneme sahiptir. Fakat, bu bölgedeki ülkelerden hiçbiri ne tek başına ne de birlikte, kendilerine yapılacak bir tecavüze karşı koyabilecek kadar güçlüdür.” 2 Bu ifadeler, Orta Doğu ile ilgili her meselede bundan böyle Amerika’nın “müktesep müdahale hakkının bulunduğunun dünya milletlerine ilanı olmuştur.

Emperyalist güçler Ona Doğu’da sadece coğrafyayı etkilemekle kalmamış; siyasi, idari, kültürel etkileri de ardında bırakmıştır. Siyaset bilimci Charles Issawi bu durumu şöyle ifade eder: “Belirli bir yabancı hükümete karşı kendi savaşını yapmakta olan her ülke kendini diğerlerinden ayırma meylini gösterdi. Her birinde değişik yabancı gelenek ve yönetimler yerleşmeye başladı. Fransızlar, Suriye ve Lübnan’da; İngilizler, Irak ve Filistin’de; İtalyanlar, Libya’da; İspanyollar, Fas’ta. Yabancı kolej ve üniversiteler, tarafgirlik ve yeni cereyanlar çıkardı. En az bunlar kadar önemli olarak, her ülkede daha büyük bir bütünle birleşmeden zarar görecek gerek hanedana ait, gerek siyasi ve gerek idari çıkarlar doğdu.”3

Birinci Cihan Harbi’nden sonra Orta Doğu’da fiili olarak hakimiyet kuran İngiltere ve Fransa, İkinci Dünya Harbi’nden galip çıkmalarına rağmen, sanayi üretimindeki gerilemenin, savaş sırasında tahrip olma ve kaynaklarını tüketmenin de bir sonucu olarak, büyük devlet niteliğini yitirmişlerdi. İngiliz devlet adamı Churchill’in 5 Mart 1946’da Missouri’de yaptığı konuşmada Rusların Avrupa’nın ortasında bir “demir perde” inşa ettiklerini açıklaması, Amerika’yı Batı’nın liderliğini ve savunmasını yüklenmeye davet etti. “Batı Dünyası” tabiri, İkinci Dünya Harbi öncesinde genellikle Avrupa devletlerini ve Avrupalı devletlerin liderliğini belirlerken, artık Amerika’nın hakim devlet olarak rol oynadığı bir blokun adıdır.4

Amerika’nın Batı dünyasının liderliğini açık bir şekilde üstlenmek için yaptığı ilk girişim, Başkan Truman’ın 12 Mart l947’de Kongre’de açıkladığı ve “Truman Doktrini” diye anılan programın yürürlüğe girişidir. Burada önemli olan, Amerika’nın Truman Doktrini çerçevesinde Rus tehdidine karşı Türkiye ve Yunanistan’a askeri ve mali yardımda bulunması değil, savaştan önce İngilizlerin tesirli olduğu görülen bir bölgenin devralınışıdır. Bu sebeple, Truman Doktrini savaş sonrası Amerikan dış politikasında, neticeleri günümüze kadar ulaşan fevkalade mühim bir dönüm noktasını teşkil eder.5

Her ne kadar Amerika Orta Doğu’ya ilgisini ilk defa Truman Doktrini ile göstermiş ise de, doktrin sadece Türkiye ve Yunanistan’a ve yine sadece askeri yardım yapılmasını öngörmektedir.Halbuki,Rus tehdidini ve gücünü engelleyecek, Amerika’nın Orta Doğu çıkarlarını koruyacak yeni bir yapılanmaya ihtiyaç vardı. İşte bu noktalardan hareket eden Başkan Eisenhower’un. 5 Ocak 1957 tarihinde Kongreye gönderdiği ve “Eisenhower Doktrini” adını alan mesajda, Kongre’den Orta Doğu ülkelerine ekonomik ve askeri yardım yapmak, bu ülkelerin istemesi şartı ile milletlerarası komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında Amerika Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılması maksadıyla istediği yetki kabul edilir.6

“Dünyada Orta Doğu’dan daha stratejik bir bölge yoktur” diyen Eisenhower, bu yetki ile Amerika’nın Orta Doğu ile bağlantı sahasını bir hayli genişletmiş ve bölgede asker kullanma yetkisini elde etmiştir. Bundan sonra yapılacak tek şey, dünya hakimiyetini hedef alan Amerikan jeopolitik teorilerini uygulamak olacaktır. Amerikan jeopolitikçilerine göre, dünya hakimiyeti “ kenar kuşak” bölgesi (rimland) dedikleri toprak parçalarına hakim olma yolundan geçiyordu. Kenar kuşak bölgelerine hakim olan devlet, Avrupa ve Asya’ya hakim olur, Avrasya’ya sahip olan bütün dünyaya sahip olur. Türkiye, İran, Irak, Pakistan, Afganistan ve Kore bu kenar kuşak üzerindeki ülkelerdir. Amerika’nın Orta Doğu merkezli dış politikasına bakıldığında, bu dünya hakimiyeti teorisini uygulamakta olduğu görülür.

Süper güçlerin dünya hakimiyeti için kenar kuşak üzerinde girişeceği mücadeleler, teorinin fikir babası Spykman’ı asla yanıltmayacaktır. Eisenhower Doktrini ile başlayan bu mücadele Orta Doğu’yu ikiye ayırmıştır: Rus askeri yardım ve güdümündeki ülkeler ile Amerikan askeri yardım ve güdümündekiler. 1973 Arap-İsrail Savaşı’na kadar Arapları mağlup eden İsrail bu tarihte yenilir. Bu yenilgi Arap- İsrail savaşlarının sonu olur. Araplar geç de olsa petrolün siyasi mahiyetini anlamışlardır artık. 1979’da İran’da iktidara geçen yeni rejim bölge dengelerini Amerikan çıkarlarım tehlikeye sokacak biçimde değiştirir. Aynı tarihte Rusya’nın Afganistan’ı işgali Orta Doğu’yu daha da gerginleştirir. Irak’ın Arap dünyasının liderliğini elde etme yolunda prestij kazanma hesapları, Iran rejiminin tehdit ettiği S. Arabistan ve Kuveyt tarafından finanse edilince 8 yıl sürecek ve her iki tarafın da mağlubiyetiyle neticelenecek İran-Irak Savaşı başlar.

Orta Doğu’daki bu gelişmeler Amerika’yı yeni stratejiler aramaya sevkeder. Rusya Basra Körfezi’ne inmek ve Körfez petrolünün tehlikeye girmesi endişesi ile askeri güç olarak Orta Doğu’da bulunmak istemektedir.7 Amerika Dışişleri eski Bakanı A. Haig, 9 Mart 1981 günü Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde yaptığı konuşmada, hür dünyanın petrolünün bu bölgeden sağlandığını, bu petrol olmadığı takdirde Batı ekonomisinin yaşayamayacağını, bu sebeple Basra Körfezi’nin Batı için daima açık olması gerektiğini, bundan dolayı da gerektiğinde Körfez’de görev yapmak üzere “Hızlı İntikal Kuvveti” adı ile bir gücün kurulmasına karar verildiğini belirtir.8 Amerika son ‘Körfez Savaşı’ sırasında çöl şartlarına göre hazırlanmış bu 200 bin kişilik kuvveti bölgeye sevketmiş ve savaş sonrasında Orta Doğu’nun stratejik noktalarına yerleştirmiştir. Böylece Amerika, tam 33 yıl sonra Eisenhower Planı’nı tatbik etme fırsatını bulur; üstelik Rusya ile işbirliği yaparak.

“Ümmetler, milletler, insanların birbirlerini sofraya davet etmeleri gibi birbirlerini sizin üzerinize davet edecek ve üzerinize üşüşecekler” 9 beyanı ile Peygamber Efendimiz (say) kendi ümmetini devletlerarası muvazenede, en yüksek ve caydırıcı bir güç haline getirme azmindeydi. Zira siz kendi güç ve kuvvetinizi bu hale getirmezseniz, başkaları saçınızla sakalınızla oynar, tavır ve davranışlarıyla sizinle alay eder, sizi hesaba katmadan, size rağmen, sizin dışınızda kararlar alır ve sizi de, bu kararları tatbik etme mecburiyetinde bırakır. Bunun en önemli bir sebebi, sizin süper güçler karşısında ve devletler muvazenesinde ağırlığınızın olmamasıdır. Halbuki, Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: “Allah, kat’iyen kafirlerin müminler üzerinde sulta kurmalarına yol vermez.”10

DİPNOTLAR

1-Aksay, Hasan; Körfezin Dibi, Seıver Yay., Ankara 1990, s. i.
2-Özdağ, Ümit; Değişen Dünya Dengeleri ve Basra Körfezi Krizi, Hikmet Neşriyat, İstanbul 1991,-s. 44.
3-Özdağ, Ümit; a.g.e., s. 67
4-Eriş, Metin; Amerikan/Rus Emperyalizmi, Boğaziçi Yay., İs tanbull978,s. 31
5-Aımaoğlıı, Fahir; 20. Yüzyılın Siyasî Tarihi, İş Bankası Kültür Yayınlan, Ankara 1984, s. 443
6-Kupchan, Charles A.; The Persian Gulf and the Wes£, Ailen and Unwin Inc., Wincherster, USA 1987, s. 16-1
7-Kupchan, Charles A.; a.g.e., s. 102
8-ArmaoğIu, Fahir; 20. Yüzyılın Siyasî Tarihi, C. II, İş Banka sı Kültür Yayınlan, Ankara 1991, s. 35
9-Ebu Davud, Melahim, 5; Müsned 5/278
10-Kur’an-ı Kerim, Nisa, 4/141

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: