ERMENİ TEHCİRİN SEBEPLERİ VE ALINAN TEDBİRLER-74

826_1
DH. KMS, 19/2_2
Dâhiliye Nezâreti
İstıtlâ‘ât Müdîriyeti
Umûmî
Husûsî
Aded
506
Huzûr-ı Âlî-i Nezâret-penâhîye
“Pazarköy” vukû‘âtı mürettib ve mütecâsirlerinden olup vukû‘bulan ihbâr üzerine bu def‘a derdest olunarak Bursa’ya i‘zâm edilen ba‘zı eşhâs hakkında istihsâl olunan ma‘lûmâtı hâvî rapor ile Pazarköy ve civarında bulunan Ermenilerin vaz‘iyyetini ve hükûmete karşı hâl ve vaz‘iyyetlerini muvazzah umûmî diğer bir rapor, Burusa’ca bu husûsa dâ’ir icrâ edilmekde bulunan tahkîkâtin bir kat daha tenvirini ve atiyen o muhîtde istikmâli îcâb eden tedâbirin tatbîkini teshîl edebileceği ma‘razıyla ve vilâyet-i müşârun ileyhâya irsâl buyurulmak üzere merbûten takdîm-i huzûr-ı âlî-i nezâret-penâhîleri kılındı. Ol bâbda emr ü fermân hazreti men lehü’l-emrindir.
Fî 10 Mart, sene [1]330
İstıtlâ‘ât Müdîri
İsmâ‘îl

DH. KMS, 19/2_3
Dâhiliye Nezâreti
İstıtlâ‘ât Müdîriyeti
Umûmî
Husûsî
Pazarköy Kazâsı
Pazarköy Kazâsı, Gemlik, Yalova, Karamürsel, Yenişehir kazâları ve İznik nâhiyesiyle hem hudûd olup zeytun ve koza mahsûlünün mebzûliyete hasebiyle mülkiyece üçüncü sınıfdan ma‘dûd olduğu hâlde mâliyece birinci sınıf kazâlardan ma‘dûddur.
Nüfûs-ı umûmiyesinin sülesâsını Ermeni milleti teşkîl eder. Sülüs mikdârındaki İslâmlar yirmibeş köyde sâkin ve dağınık, Ermeniler ise yalnız yedi köyde topludurlar. Ermeni köylerinin üçü Gemlik, Bursa, Yenişehir cihetlerinde, dördü de, Yalova, Karamürsel, İznik cihetlerindeki mevâki‘-i hâkimede, eşkiyâ cevelânına pek ziyâde müsâ‘id dağ, tepe ve eteklerinde kâ’indir. Bilhâssa, Yalova, Karamürsel cihetindeki üç köy, bir birine birer çeyrek, yirmişer dakîka mesâfede bulunmaları ve cesâmetleri hasebiyle kazâda korkunç bir manzara arz etmekdedirler.
Her biri bir kasaba cesâmetinde bulunan mezkûr Ermeni köylerinin müte‘addid ibtidâ’î, rüşdî ve hattâ i‘dâdî derecesinde mektebleri, ayrıca da “ana” mektebleri, belediye ve eczâhâneleri, kimi Tibbiye-i Şâhâne’de kimi de Beyrut Fransız Tibbiye Mektebi’nde tahsîl görmüş tabipleri, eczâcıları, kulüpleri, velhâsıl mükemmel teşkîlâtları var, buna mukâbil İslâm köylerinde hiçbir hayrı olmayan ibtidâ’î mekteblerinde hâlâ eski elifba okuduluyor. İşte bu kadar teşkîlâta mâlik bulunan Ermeniler koca bir kazâyı âdeta yed-i hâkimiyetlerinde bulunduruyorlar.
Ermeni nüfûs gitdikçe tezâyüd ediyor, İslâm nüfûs ise azalıyor, sebebi, mâ‘arifsizlik, sâhipsizlik, İslâm köyleri mahv ve münkarız oluyor, Ermenilerin yedlerine geçiyor.
Bugün İslâm köyleri var ki üzerlerinde bir kartal gibi duran Ermeni köylerinin ta‘arruzu korkusuyla geceleri köyleri etrâfında pusular tertîb etmek mecburiyetinde, zîrâ mukaddemâ ta‘arruz vâki‘ olmuşdur. Selöz müslim karyesi ahâlisini Selöz gayri müslim Ermenilerinin hücûm ve ta‘arruzundan kurtaran Yenişehir hudûdu dâhilindeki muhâcir köylerinin şitâb ve himmet ve gayreti olduğuna bütün İslâmlar şâhiddir. Fakat mâ‘a’t-te’ssüf muhâcirler dahi çok sene barınamıyor. Bunun da sebebi bir dağ üzerine götürülüp bırakılmalarıdır. Bu muhâcirler neden böyle dağlık ve Rum ve Ermeni köylerinden daha yüksek mevâki‘de iskân edilmişidi; ekseriyeti İslâm

DH. KMS, 19/2_4
teşkîl etsin, mevâki‘-i hâkime İslâmın yedinde bulunsun ve bu sûretle âtiyen vukû‘una şübhe olmayan siyâsi entrikalar akîm kalsın diye değil mi? Bu uğurda binlerce lira sarf olunduğu hâlde netîcesi bu mu olacak idi? Mademki buraları müstesnâ ehemmiyeti hâ’iz idi, müstesnâ himmetler, mu‘âmelelerle mükemmel mektebler te’sîs, muktedir mu‘allimler, me’mûrlar i‘zâmı ile muhâcirleri cehlden, ye’sden, nura, fa‘âliyete sevk esbâbınıda te’mîn lâzım değilmiydi?
Mâ‘a’t-te’essüf muhâcirler hırsızlığa, kat‘-ı tarikliğe, ahlâksızlığa sâlikdir. Rumeli’de Bulgaristan cihetlerindeki muhâcirler, Bulgaristan’a bilhâssa Köstendil’e gidip gelme netîcesi olarak Köstendil’de pek mebzûl çıkan Siyah Köstendil Eriği ve patates zer‘ eylemeleri sayesinde az zamân zarfında zengin olmuşlardı. Bir yük erik hoşabı on beş mecîdiyeye tüccâra satıyorlardı. Pazarköy’ün Reşadiye nâmında büyük bir köyü var. Bir şeyhin himmetiyle mektebleri, hattâ şose yolu bile var. Fakat arâzî zirâ‘ata pekde sâlih olmadığından ve yukarıda arz eylediğim erik ve patates ticâretini bilmediğinden ahâlisi fakîr ve hırsızlığa meyyâldir. Halbuki Ermeni Çengîler Karyesi’yle rekâbet etmek mecbûriyetindedir. Çengîler dev adımlarla ilerliyor. Daha yukarıdaki muhâcir köyleri, şayân-ı merhamet bir hâldedir…
Hülâsa, meydânı boş bulan Ermeniler kazâyı istilâ ediyor.
İslâm’da kuvve-i ma‘neviye sıfırdır. Her sene birçok kurbanlar veriyor. Ermeniler azgın, âsî, kaymakâmı köylerinden tard ve üzerine silâh sıkan, tahsîldârları tahkîr, jandarmayı, silâhını almak ve darb etmek sûretiyle terzîl eden, müfrezeye karşı pusu tertîb, ahâli-i İslâmiyeyi cerh ve katl eyleyen, vergi, asker, mekâri vermeyen hep bu kazâ Ermenileridir. On binlerce lira bakâyâ bine karîb asker firârîsi, denebilirki bu havâlî bir nev‘ Arnavudluk malisyasıdır.
Cür’etkârlıklarının bir delîl-i bâhiri de ahîren vukû‘a gelen müsâdemenin sûret-i cereyânıdır. Mevsûkan istihbâr etdiğime göre vak‘a şu sûretle cereyân etmişdir.
Ermeni asker firârisi ve İslâm kâtillerinden ibâret ve teşkîl bir Ermeni eşkıyâ çetesi, vak‘a gecesi Pazarköy-Gemlik kazâları hudûdu üzerindeki şosenin bir köprüsünü tutarak pusu kurar. Aynı gece, Pazarköyü Jandarması’nın ma‘lûmâtı olmaksızın Gemlik Jandarma Bölüğü’nden tertîb edilen bir müfreze Pazarköyüne doğru yollanır, tam mezkûr köprüye yaklaşdığı sırada pusuda bulunan eşkıyâ müfrezeyi tevakkufa da‘vet eder, müfreze bunların

DH. KMS, 19/2_5
hüvviyetini sorar, —Pazarköye tâbi‘— Karsak karyesi karakolu efrâdı olduklarını beyân ve müfrezenin şüphesini izâle birle kendilerine takarrüb eden müfreze mülâzimini derdestle pusularına çekerler, dehşet içinde kalan efrâddan bir kısmı firâr eder, iki üçü metânetlerini muhâfaza edebilerek eşkıyâya saldırır, vukû‘ bulan müsâdeme neticesinde iki nefer şehîd olur, eşkıyâdan da bir maktûl. Zabit dahi nasılsa sâlimen yakayı kurtarır. Eşkıyânın ta‘kîb etdiği fikir ve gaye pek büyük ve mühimdir. Hiç şüphe yok zâbıtı dağa kaldırmak cümle-i niyâtdan idi. Bu vechile zaten mütezelzil ve za‘îf bulunan hükûmetin hiç hükmü kalmayacak, jandarmanın, ahâli-i İslâmiyenin kuvve-i ma‘neviyyesi büsbütün sönecek, ondan sonra da rahat rahat icrâ’-i fa‘âliyet !?.. her komitenin ilk işi budur. Rumeli’nde böyle hareket ederlerdi. Bu böyledir. Eğer bunun neticcesi mü’ellime ve müdhişesini ve en nihâyet muhâfazadan âciz bulunan İslâmların zarûrî olarak eşkıyâya mümâşât edeceğini düşünecek olur isek ne sûretle hareket edilmek lâzım geleceği hakkında uzun uzadıya fikir yormağa hacet yokdur. ta‘kîbâta şiddetle devâm, yataklara ağır cezâ, parolasız, habersiz müfreze, devriye çıkaranları tecziye.
Pazarköy takımının merbût bulunduğu Gemlik Jandarma Bölüğü kumandanının öteden beri bu yolda tedbirsizliklerde bulunduğu, gayr-ı meşrû‘ harekâta sâ‘î idüği ve bu def‘a güyâ bir tahkîkât içün gitmiş olduğu Pazarköy’ün Ermeni gürlesinde(?) Pazarköy Reji Zirâ‘at Me’mûru Abdullah Efendi nâmında birisiyle mûmâ-ileyh Abdullah Efendinin karye-i mezûrede münâsebet peydâ etdiği Ermeni çengilerini oynatmak gibi ahvâl-i gayr-i münâsebede dahi bulunduğu ciddiyet-i ifâdesine emîn bulunduğum bir zât tarafından te’mînen ifâde olunmuşdur; hattâ taharrî edildiği takdîrde sandıklarında mîrîye â’id eslihaya tesâdüf olunabileceği de ilâveten dermiyân kılınmışdır.
Zirâ‘at Me’mûru Abdullan Efendi ise, bir târîhde Rumeli’nde, Selânik Yunan konsolosu ve Rum metrepolidinin tavsiye nâmeleriyle Yunan çetelerine iltihâk etmiş, bu çetelerle gezmiş, ihtimâl ki Müslüman kanıda içmiş, Yunan muhibbi, Türk düşmanı, rejiye intisâbını ileriye sürerek Hükûmet-ı Osmaniye’yi, bilhâssa Türklüğü tahkir etmekden hazer etmez, nânkör bir adamdır. Ermenilerin, bu adamın, köylerinde Ermeni kadınlarıyla eğlenmesine müsâ‘ade etmeleri câlib-i dikkatdir. Hâlbuki kemâl-i hayret ve hattâ dehşetle haber aldığıma göre bu adam taraf-ı takrîbini bularak makâm-ı vilâyetin hüsn-i teveccühünü celbe ve güyâ, Ermeniler aleyhinde büyük hizmetlerde bulunmak üzere makâm-ı vilâyetden her hangi bir mahalle serbest, serbest gidip gelmekde me’zûn ve me’mûr olduğuna dâ’ir buyuruldu ahzına muvaffak olmuş. Eğer

DH. KMS, 19/2_6
bu hakîkatse ve esrâr-ı hükûmet buna tevdî‘ olunmuş ise cidden ve hemen tashîh edilmesi lâbüd bir hatada bulunulmuş demekdir. Allah, peygamber, hilâfet, Osmanlılık tanımayan bir adamdan hiçbir hayır beklenemez. Hayır, hayır, hastalık bu gibi nânkörlerin yapacağı yalancı hizmetlerle mündefi‘ olamaz, belki, bu Abdullah gibi mikropları teb‘îd; mürtekib, âciz me’mûrları, vazîfe ve vaz‘iyyet-i resmiyesinin ehemmiyet ve kıymetini takdîrden âciz zâbıta me’mûrlarını tasfiye ile yerlerine ahvâl-i âlemden bir parça haberdâr, İslâm’ın vaz‘iyyet-i elîmesini anlar, fa‘âl, cesûr me’mûrlar, zâbıtlar, jandarma ve polisler i‘zâmıyla ve erkân-ı vilâyetinde o havâliyi nazar-ı tedkîkden geçirmeleriyle ve ta‘kîb işlerini Bursa ve İzmit’in müttehiden icrâ etmeleriyle tedâvi mümkündür. Bu yerler sahipsizdir, kendimizi aldatmayalım, çünkü yarın çok yorulacağız fakat sa‘yimiz semeresiz kalacakdır.
Yukarıda İslâmların sönmekde olmasından, kuvve-i ma‘neviyyelerinin hiçliğinden bahs olunmuşidi; birçok mürtekib, âciz, câhil, kayıdsız me’mûrlara —hattâ devr-i sâbık âşığı me’mûrlara— ve yalnız menâfi‘-i şahsiyelerini düşünür ve bunu da Ermenilerle, —el altından komitecilik dahi eden Ermeni mütekallibesiyle— iştirâkde arar “eşrâf!”a mâlik bedbaht bir kazânın rehbersiz İslâmından ne beklenebilir ve şu hâlde bulunan İslâmlar, mevki‘lerini muhâfazaya kadir olabilirmi? Bu zavallılar şaşırmış, bunamışdır; rehbere muhtaçdır. Eşrâfdan hayır yokdur; rehberlik vazîfesini me’mûrlar mu‘allimler yapacak kazânın asâyişini te’mîn, hukûk-ı ibâdı muhâfazaya me’mûr, otuz küsûr eski jandarmadan mürekkeb bir takım jandarmanın bir kısmı yerli bulunmak hasebiyle yüz göz olmuş, bir kısmı da irtikâba meyl etmiş, buna mukâbil asker ve mücrim bine karîb firârî, mükemmel komite teşkîlâtı, Jandarma takımından yazı yazabilecek ba‘zan bir nefer bulunmaz. Kardeşcilik hadden efzûn bîçâre takım zâbıtı âdetâ tahrîrât kâtibliği yaparmış gibi başını kaldırmakdan vakit bulamıyor. Tensîkât îcâbı olacak birçok ta‘mîmler —şu kadar vakit zarfında cevabı verilecek— kaydıyla uzun uzun istîzâhlar. Vesâ’it nâmını ise bir şey yok. Üç ayda bir zâbıt değişiyor. Zaten en fa‘âl zâbıt bu kadar mes’ûliyet, bu kadar yükün altında daha ziyâde tahammül edemiyor veyâ çekilmenin yolunu aramağa veyâhûd, her işi gelişi güzel yapmağa başlar.
Buralarda asker dahi bulunmuyor.

DH. KMS, 19/2_7
Pazarköyü’ndeki ahvâl, Yalova, Karamürsel, İznik, Yenişehir, İnegöl’de de mevcûddur. Buraları İzmit havâlisiyle de münâsebetdârdır. Ermeni cânî ve asker firârîleri İzmit havâlisinden Bahr-i Siyah tarîkıyla Rusya’ya Bulgaristan’a azimet ve o tarîkla da avdet ediyorlar.
Eğer, şu sırada Ermeni komitelerinin dahî hâli fa‘aliyetde olduğu ve ortada birşeyler döndürülmekde idüğini te’emmül ve tefekkür edecek olur isek, bu havâliye fazla ve müstesnâ ehemmiyet ve nazarla bakmak ve ona göre de ittihâz-ı tedâbir itmek îcâb eder.
Bendenize göre, evvelen Pazarköyü’nden başlamak şartıyla ma‘rûza havâli me’mûriyetinde ba‘zı tebeddülât ve ıslâhâta ihtiyâç vardır.
Pazarköy me’mûriyeti hakkındaki ma‘lûmâtı bervechi zîr arz eyliyorum.
1- Kaymakâm, nâmuslu, hüsn-i niyet sâhibi olmakla berâber orası içün değildir. Pek yavaş ve mütereddiddir. Ma‘mâfîh mûmâ-ileyhin ahâlisi Türk-İslâm olan kazâlarda istihdâmı sûretiyle ve vücûdundan istifâde kâbildir.
2- Kâdî, ahlâksız, müfsîd, aleyhdâr ve yalnız Pazarköyü’ne değil hiçbir yerde kâdîlık gibi pek nâzik ve mühim bir me’mûrîyetde istihdâmı gayr-i câ’iz bir adamdır. Vazîfesi sırasında aldığı vaz‘iyyet-i bî-edebânesini burada tasvîrden te’eddüb eylerim. {Hükûmet-i hâzıra, mütefekkirini hapishânelerde çürütüyor, birsürü !!! !!! elinde kaldık yolundaki tefevvühât-ı mütemâdiyesi de aleyhdârlığının ve aynı zamanda terbiyesinin derecesini gösterir.}
3- Cezâ re’îsi, rü’esâ-yı me’mûrînle mücâdeleden küçük me’mûrîni de buna karışdırmakdan zevk alır, hodbîn, hasûd, anûd, imtizacsız bir adamdır. Hattâ kaymakâm-ı sâbık zamanında müdde‘î-i umûmî iken kaymakâmla olan mücâdelât o kadar tevessü‘ etmişidi ki bu mu‘âmelât-ı resmiyeyi de herc ü merc etmiş, halkın ağzına düşmüş bulunduğu bir sırada vilâyetden gelen bir hey’et-i tahkîkiyenin avdetinden pek az bir müddet sonra terfî‘an Ma‘mûretülazîz Vilâyeti dâhilindeki kazâların birine cezâ riyâsetiyle ta‘yini icrâ edilmiş, kaymakâm dahî kaldırılmış ve bu sûretle ortalık biraz sükûnet bulmuş olduğu hâlde bir ay sonda mûmâ-ileyh yine Pazarköyü’ne hemde cezâ riyâsetiyle gelmesin mi? Halbuki kaymakâm-ı sâbıkla olan mücâdelesinde mûmâ-ileyhin tarafdârânı olduğu gibi kaymakâmında tarafdâranı var idi. Re’îsin tekrâr gelişi sû’î te’sîrden ve mazarratdan başka neticeler vermemişdir ve yâr u ağyârıda güldürmüşdür.

DH. KMS, 19/2_8
4- Müdde‘î-i umûmî mu‘âvini, nâm ve ma‘nasıyla bir me’mûr, ciddi fa‘âl, vatanperver bir adliye me’mûrudur.
5- Mustantık, kesb-i ehemmiyet eden mezkûr kazâ mu‘âmelâtını idâre edebilecek iktidârı hâ’iz değildir. Başka kazâda hizmetinden istifâde edilir.
6- Baş kâtib, haysiyetsiz, müzevver bir kimse olup Pazarköyü’nde istihdâmı kat‘iyyen câ’iz değildir.
7- Mahkeme a‘zâsı, a‘şâr iltizâmından dolayı hazîneye medyûn kalmış bundan dolayı emvâlleri hacz ve fürûht olunmuş müflis ve ümmî bir İslâm ve yine müflis bir Ermeniden ibârettir. Ma‘mâfîh re’îs ve müdde‘î-i umûmî aynı fikirde zatlar oldukdan sonra bunların vücûduyla ademi müsâvi gibidir. Ma‘hazâ adliyeye pek ziyâde ehemmiyet vermek lâbüddür. Zîrâ Ermenilerin entrikaları çok ve vâsi‘dir. Buna bina’en oraya mütefekkir, fa‘âl bir re’îs ile muktedir bir mustantık ve şâyân-ı i‘timâd bir baş kâtib gönderilmek muktezîdir; bu şiddetle elzemdir.
8- Mâl müdîri iyi, metîn bir zatdır.
9- Mâl müdîri mu‘âvini fenâ bir adamdır. Vazîfesini sû’i isti‘mâl etmiş, —bundan dolayı mahkemesi der dest icrâ— müfsid, bir kimsedir. Bilhâssa orada bir dakîka istihdâmı câ’iz değildir. Aleyhdârdan.
10- Mukâvelât muharriri, iki kuruşa kadar tenezzül ederek, fâ’izci, haysiyetsiz, devr-i sâbık âşığı ve binâ’en aleyh şiddetli aleyhdârdır. Hiçbir me’mûrîyetde istihdâmı câ’iz değildir.
11- Cezâ re’îsinin altı, alehdâr ve ancak idâresini te’mîn edebilen ma‘aşıyla emlâk ve arâzî sâhibi olmağla âzim(!). İcrâ me’mûru ahiren azl olunmuş. Yerine baş kâtib geçmek için uğraşıyormuş. Çiftlik!?
12- Tapu me’mûru, yalnız Pazarköyü’nde sekiz yüz kusûr lira kıymetinde emlâk ve bağ sâhibi olmuş. Ma‘âşı beş yüz. Gerçi kazâ-i mezbûr ahâlisinin mutasarrıf olduğu emlâk ve arâzilerinin kısm-ı küllîsi senedsiz olmak hasebiyle senede rabt mu‘âmelâtının kesretienden nâşi her ay ikrâr, keşf harçları dahi dâhil olduğu hâlde tapu me’mûrlarının ma‘âşı iki bin kuruşa bâliğ olmakda ise de bu para ile üç dört sene içinde bin liralık emlâk ve arâzî edinilebilemeyeceği tabî‘î ve meydanda olan bu yekûn ile gizli yekûnların ne sûretle hâsıl olduğu araşdırmakda zâ’iddir. halbu ki zann-ı fâhirâneme nazaran tapu idârelerine birer refîk ilâvesinden maksad me’mûrun köylere çıkarak senede rabt mu‘âmelâtının mahallinde icrâsı ile köylünün mezâhim ve mesârif-i zâ’ideden vikâyedir. Hesâblarına gelmediğiçün olacak ki me’mûr efendiler bu maksaddan tefâfül ediyorlar. Bu me’mûr pek mâhir bir adamdır. Entirikalarını meydana çıkarmak güç olduğundan hiç olmaz ise diğer bir mahalle nakli-i me’mûriyet etdirilmek kâbildir. Ermeni dostları çok olduğunu da zikr etmek lâzımdır.

DH. KMS, 19/2_9
13- Nüfûs me’mûru, kadro hâricilerinden iken bilâhare istihdâma cevâz verilmiş altmışlık, ma‘tûh, bununla berâber efrâd ahâli ile kumârbâzlık eder, haysiyet nedir bilmez, aynı zamanda da aleyhdâr bir kimse.
14- Tahrîrât kâtibi, ciddi, ahvâl-i âlemden haberdâr müstekîm bir efendidir.
15- Cedîd nâhiyesi müdîri, gayetle mütebasbis, Ermeni ahâlî ile ‘îş ü ‘işretde, bezm-i safâda, beşyüz kuruş ma‘âşla ziyâfetler, ziyâretler! Geçenlerde Van Vilâyeti kazâlarından birine bölük kumandânlığıyla gönderilen Pazarköy takım kumândân-ı sâbıkının fa‘âliyeti semerâtından olmak üzere müdîr efendinin, hakkındaki şüpheleri te’yîd edecek bir sû’i isti‘mâlciğizı tezâhür etmiş. Nâhiye karakol hânesi kumândân vekîli Hâlid ve diğer bir jandarma neferinin, hüvviyeti mechûl bir şahıstan zabt u müsâdere etdikleri bir martini tüfengi ale’l-usûl merkez-i kazâya göndermemişler, ve el altından bir köylüye fürûht ederek esmânı mütesâviyen müdîr, karakol kumândân vekîli nefer-i merkûm Hâlid ve refîki taraflarından bi’t-taksîm der-ceyb edilmiş. Mes’ele sâha-i resmiyete çıkmış isede mâhir müdîr, böyle bir silâhdan külliyenen bî-haber görünerek ve jandarmaları, kendisine karşı garazkârlıkla ithâm ederek kendisini tebri’e çalışdığı ve dâ’imâ merhameti gâlib gelen ve mâni’-i rızk(!) nazariyesine ri‘âyetkâr bulunan meclîs-i idâre hey’etinin, delâ’il-i kaviyenin adem-i mevcûdiyetini ileri sürerek adem-i cezâ yoluna gideceği zannedilmekdedir. Bendenizce, bir hakîkat olan ciddiyetsizliği, Ermenilere karşı mahkûmiyeti, yüz göz oluşu, mûmâ-ileyhin orada devâm-ı istihdâmını mâni‘e kâfîdir.

Cedîd nâhiyesi hakkında îzâhât ve bir mutâle‘a
Cedîd nâhiyesi, nâmı elân “Yeniköy” nâm karye merkez-i kazâya bir sâ‘at bir çeyrek mesâfede vâki‘ binlerce hâneyi ve nüfûsu muhtevîdir. Birkaç hâne İslâmdan mâ‘adâsı kâmilen Ermenidir. bu köyün kurbünde meselâ, on beşer, yirmişer, dakîkalık mesâfelerde yine binlerce hâneyi ve o nisbetde nüfûsu muhtevî Ortaköy, Çengiler nâm Ermeni köyleriyle altmış hânelik bir İslâm muhâcir köyü var. manzûr karyeler, nâhiyeye karîb fevkalâdelerine rağmen nâhiye ile irtibâtları yokdur. Nâhiye yalnız “Yeniköy”e munhasır!. bu yerde vaktiyle zâbıta me’mûrluğu nâmıyla bir çavuş kumândâsında epeyce bir kuvvet bulunduruluyormuş. Bilâhare müdîriyete tahvîl olunmuş. Bu tahvil, mahall-i mezkûrun ehemmiyetine müsteniden vukû‘a gelmiş olduğu kabul edecek olur isek birnci sınıfdan addedilmek, ondan aşağı kalmayan Ortaköy, Çengiler ve merkez-i kazâya ba‘îd ve manzûr nâhiyeye karîb diğir köylerde buna rabt olunmak, ve ona görede müdîr, zâbit, kuvvet istihdâm edilmek lâzım gelirdi. Bendenize öyle geliyorki, şeytan Ermeniler, köyleri nâhiyeye tahvîl olunduğu takdîrde haftada bir def‘a Pazar kurulacak, kurbündeki köyler ahâlisi

DH. KMS, 19/2_10
ba‘demâ ahz u i‘tâlarını bu pazarda icrâ edecekler, bu sûretle hem köyleri zengin olacak, hem de sırf müslüman olan kasaba ticâreti, İslâm esnâfı mahvolacak ve beş yüz kuruş ma‘âşlı bir müdîrle yüz yirmi beş kuruş ma‘âşlı bir kâtibin ve dört jandarmanın köylerinde vücûdu ile ademi müsâvi bulunacak fikir ü mütâle‘asıyla vaktin meclîs-i idâresinden koparttıkları karar veyâhûd bir irâde ile köylerini nâhiyeye tahvîle muvaffak olmuşlardır, ve hakîkaten köyleri terakkî etmiş, zengin ve ma‘mûr olmuş, merkez-i kazâ ise tedenniye yüz tutmuş. Hele meşrûtiyetden sonra Ermenilerin, evvelce yalnız kazâda kurulan koza mîzânını parçalayarak kendi köylerinde de mîzân kurmağa muvaffak olmaları yüzünden biçare merkez-i kazâ mahv u munkarîz oluyor. Küçüklüğü ve belediyesi vâridâtının azlığı hasebiyle hakkıyle tenzîfât ve tathîrât yapılamamak yüzünden ısıtmanın bir parça fazla olmasından nâşî birde fenâ şöhret almış olmağla me’mûrîn dahî orayı benimsememiş, hiçbir himmet sarf edilmemiş ve binâ’en aleyh Ermenilerin arzuları husûl bulmuş.
Fikr-i fâhirânemce; münâsebetsiz olan bu nâhiyeyi lağvetmeli, merkez-i kazâya ba‘îd ve kışın, yolsuzluk hasebiyle ahâlisi cidden büyük müşkilât ve sa‘ûbet çeken ve kuvvet ve hükûmete, sıyânete, muhtâç bulunan Yenişehir cihetindeki gayr-i müslim Ermeni karyesinin altındaki köylerde, meselâ Tutluca’da yeni bir nâhiye te’sîs ve teşkîl etmeli, ve bu sûretle hem merkez-i kazâ inkırâzdan kurtarılmış, hem de beriki cihetindeki mevki‘î tehlikede bulunan İslâmın kuvve-i ma‘neviyye ve maddiyesi yerine getirilmiş kuvvetlendirilmiş olur. Cedîd, Ortaköy, Çengiler karyeleri üzerinde, bu üç köye de hâkim bir mevki‘de de kuvvetli bir karakol hâne te’sîs ve takım dahî bölüğe iblâğ ve Pazarköy bölük merkezi, Tutluca’da takım merkezi ittihâz olunursa hükûmet her dâ’im kâhir ve satvetini irâ’eye muktedir bir vaz‘iyyetde bulunmuş olur. Yeni köylülerin şikâyâtı felân ehemmiyetsizdir. Çünkü mantıksızdır. Hiçbir yerde görülmemiş, emsâline tesâdüf olunmuş şey değil. Yedi sekiz sâ‘at uzaklıkda bulunan köyler merkez-i kazâya merbût bulunsunda bir buçuk sâ‘at mesâfedeki bir köy nâhiye olsun. Orada müdîre verilen ma‘âşla, edilen masârifa yazık, orada müdîrin hiçbir ehemmiyeti yokdur. Ermenilerin, istihzâlarını, tahkîrâtını celb etmekden başka ne olabilir. Hülâsa bu yeri görüşdürmek lâzımdır.
Ba‘zı me’mûrların aleyhdârlıklarından dahi bahs edişimizin partizanlık gayreti telakkî edilmemesini ricâ etmeği ve maksadımızın, aynı zamânda câhil ve ahlâksız bulunan bu adamların câhilâne aleyhdârlıklarından mâhir Ermenilerin istifâde eylemeleri ihtimâli mevcûd bulunduğu hakkında nazar-ı dikkati celb etmek olduğunu şuracıkda kayd eylemeği zâ’id görmüyorum.

DH. KMS, 19/2_11
Gemlik, me’mûrîn-i mülkiye ve adliyesini bilmiyorum. Zâbıtasından yukarılarda bahs olunmuşdur.
Yalova, me’mûrîn-i mülkiye ve adliyesini bilmiyorum. Jandarma kumândânı Arnavud’dur zannederim. Muhtac-ı tedkîkdir.
Karamürsel, Yenişehir me’mûrîni hakkında da bir gunâ ma‘lûmâta mâlik değilim;
Umûmiyet i‘tibâriyle denebilir ki havâli-i mezkûredeki me’mûrîn-i mes’ûliyesi ve hattâ Bursa ve İzmit hükûmet-i merkeziyeleri dahî el-yevm döndürülen dolaplardan, komitenin fa‘âliyet-i hâzıra-i hafiyyesinden haberdâr olmamalıdır. Bundan dolayı komite kolaylıkla çorabını örmekde, teşkîlâtını ikmâl etmekdedir. Zîrâ her yerde hükûmetce aynı fa‘âliyet ta‘kîb ve takayyüd yokdur. Ta‘kîb ve takayyüd yalnız vukû‘ât zuhûr eden yerlerde yapılmakda yalnız jandarma müfrezelerinin öteye beriye koşmasından ibâret kalmakdadır. Halbuki me’mûrîn-i zâbıtadan maksad yalnız jandarma olmayup, mülkiyesi, adliyesi, polisi dahî ta‘kîbâta me’mûrdur. Dâ’imi ta‘kîb ve tekayyüd me’mûrîn-i mes’ûleye müterettibdir. Şimdiye kadar bu noktalara ehemmiyet verildiğine dâ’ir bir emâre görülememişdir. Zîrâ havâli-i mezkûrede her şey, âdetâ açık saçık cereyân eyliyor. İddi‘a olunabilirki ba‘zı devâ’ir ve me’mûrîn tarafından bu işlere ehemmiyet şöyle dursun ihtimâl bile verilmiyor. Bendeniz ise isrâr ediyorum; Payitahtımıza karîb ve her türlü entrikaya müsâ‘id bulunan bu havâliye artık ciddiyetle ehemmiyet ve her şeye ihtimâl verilecek zamân gereği gibi hulûl eylemişdir. Ermeniler fevkal‘âde müsâ‘id ve vâsi‘ vesâ’ita mâlikdirler. Bundan Pazarköyü’nde vukû‘ bulacak bir cinayetin kâtili olan bir Ermeni, yarın İzmit, öbür gün de Karadeniz yolunda -Odesa, Varna-istikâmetini tutmakda hiçbir müşkilât çekmiyor; aynı hâl İstanbul tarîki üzerinde de vâki‘ ve cârîdir.
Hülâsa-i ma‘rûzâtım; Ermeni komitelerinin fa‘âliyet-i ahîresi esliha ve mevâd-ı sâ’ire-i memnû‘a kaçakçılığının şiddet ve vüs‘ati, ve şimdiden âdetâ, her kazâda, her yerde siyâsi çeteler icrâ-i fa‘âliyete başlamışcasına, kemâl-i ciddiyet ve fa‘âliyetle tedkîkât, takayyüdât ve ta‘kîbât icrâsı zamânının geldiği ve havâli-i mezkûreye müstesnâ nazarla bakılarak ona göre vaz‘iyyet alınması ve oralara gayr-i lâyık me’mûrînin tebdiliyle yerlerine fa‘âl, hemfikir me’mûrlar ta‘yîn ve i‘zâmı lüzûmu hakkında alakadâranın nazar-ı dikkâtlerinin celbi esbâbının istikmâli buyurulması istirhâmından ibâret bulunmakla icrâ-ı icâbı menût-ı re’yi âlîleridir efendim.
Fî 9 Mart 1330
İmza

Özet

Pazarköy’de müslüman köylere saldıran Ermenilerin yakalandığı. • Pazarköy’deki Ermenilerin iktisadi ve kültürel vaziyetleri hakkında tafsilatlı rapor.

1332.Ca.02

DH. KMS. 19/2

kaynak: T.C. başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: