SON OSMANLI ŞEHZADESİNİN SÜRGÜNÜ BİTTİ

Son Osmanlı Hanedanı Ali Vasib Osmanoğlu’nun Mısır’da metfun bulunan naaşı Salı günü İstanbul Eyüp Sultan Camiinde kılınan öğlen namazından sonra Sultan Reşat haziresinde eşinin yanına defnedildi.1918 yılında vefat eden Sultan Reşat’tan doksan yıl sonra ilk kez bir Osmanlı Hanedanı için ülkemizde defin töreni yapılmış oldu.Ulusal medyamızın da ifade ettiği gibi bir avuç insan vardı cenaze merasiminde…Olsun…Hiçbir siyaset adamı yoktu.Siyasetin anaforunun şiddetli esmeye başladığı bu günlerde zaten olsaydılar şaşırılırdı.Osmanlının şimdiki asil soyları siyasetin sığ zihninden ne kadar uzak durursa o kadar kendileri için hayırlı olacaktır.Mütevazi, samimi bir kalabalıkla birlikte namazı kılınan Ali Vasib Osmanoğlu ebedi istirahat kabrine nihayet gömülmüş oldu.Mısır’da 1983 yılında defnedilen bu hanedanın aradan bunca geçen zamandan sonra tekrar kendi öz topraklarına kemiklerinin olsun gömülmesi çok önemli bir hadisedir.

Her insan kendi toprağına gömülmelidir.Her insan aslında gömülmek için toprak kazanır.Eğer bir insan kendi toprağına gömülemiyorsa girdiği o yabancı topraklar her ne kadar Müslüman toprakları da olsa orada rahat olamaz.Bu durum manevi alemin penceresinden bakarken pek mantıklı gibi görünmese de insanın yaşarken son nefesini verdiği toprağın onu tam olarak ruhsal boyutta kabul edip etmeyeceği her zaman şüphelidir.Toprak canlıdır.İnsan gibi.Ona ruhlarımızın hükümranlığındaki bedenlerimizi yerleştirirken beden ile toprağın karılıp karışması sırasında yaşananların uyum içinde olması çok önemlidir.Bu yüzden şehit olanlar müstesna kendi topraklarından uzakta gömülmü� olanlar kıyamete kadar bu farklılığı hissederek toprak altında geçirecek zamanlarının acısını yaşayacaklardır.

Hepimiz hayatımızı yaşarken çoğunlukla kendi öz yurdumuzda bulunur yada ondan uzaklarda farklı bir yer ve atmosferde yaşamak zorunda kalırız.öz yurdundan uzakta yaşamak sürgünde yaşamaktır bir bakıma…İnsan isteyerek yada istemeyerek farklı bir ortamda yaşarken gerçek manada sürgünde demektir.İnsanın ruhsal boyutta gerçek mekan uyumu; bulunduğu ve ait olduğu, kendisinin doğumuna vesile olmuş insanların doğduğu yada fethettiği topraklardır.Bazı ruhlar yaşadıkları sırada bu sürgünü hissederler bazı ruhlar ise toprağa girdiklerinde ilk kez farkına varırlar.Sürgün; kendisini mutlaka bir şekilde yaşayan insana hissettirir.Ali Vasıp Efendinin sürgünlüğü dün bitti.O; artık etrafında sürekli fatihaların ve duaların uçuştuğu bir mekana vardı.

Gitmenin Psikolojisi adlı kitaptan:

Sürgüne gitmek

Sürgün; sürülmektir.Sürgüne gitmek; yaban ellere, bilinmeyen bölgelere, uzak diyarlara, soğuk iklime, ıssız adaya, ücra bir köye isteği dışında gönderilmektir.Sürgün; insanın pasifleştirilmesi, uzaklaştırılarak sindirilmesidir.Düzenlere, mevcut iktidarlara, yönetimlere ba� kaldıran insanın kendi isteği dışında ya�adı�ı gitme eylemidir.Yada insan büyüğüne, öğretmenine, sevgilisine, amirine, ba�kanına ve kendisinden üst konumda bulunan her hangi bir insana başkaldırdığında yaşadığı gitme eylemidir.

Sürgün; potansiyel olarak tehlike görülen, siyasi faaliyetler içinde bulunan, ağzı çok laf eden, yazıları ile sürekli eleştiren, haksızlıklar karşısında boyun eğmeyen, temel hak ve özgürlükleri kendisi için değil tüm mazlumlar için isteyen, fakirlerin zenginlerden alacağı hakkı gözeten, genellikle asi ruha sahip insanların yaşadığı bir eylemdir.

İnsan sürgüne gönderildiğinde ona karşı diğer insanların sevgisi artar.Gereksiz yere hapis yatanlarda bu durum daha belirgince görülür.Şairler, yazarlar, fikir adamları, politikacılar, sanatçılar dünyanın her yerinde sürgüne maruz kalırlar.Onlar kıskanılacak kadar iradelerine sahip dik ve dürüst yaşayan insanlardır.Bu yüzden güncel ya�amımızda hepimiz‘doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’ diyen atasözünü tekrarlar dururuz.Doğruyu söyleyenler özellikle despot kraliyet yönetimlerinde, demokrasiden nasibini alamamış ülkelerde çok sıkıntı çeker.Hatta bu sıkıntılar radikal bir şekilde insanı etkiler ve bu insanın başına ne geleceğini kimse bilemez.

Sürgüne gitmek, itilip kakılmaktır.İnsan baş edilmesi zor ve sıra dışı kişiliği ile mutlaka bu muameleye maruz kalır.Sıra dışı insanlar için en do�ru davranış bu muameleye maruz kalabilece�i ortamlardan uzakta bulunmasıdır.İnsan sivriliklerini bilip oturduğu yerde oturmalı, kimseyi irrite etmemelidir.Hele hele bürokrasinin üst kademelerinde bu tip sivriliklere hiç yer yoktur.Sivri adamlardan korkulur.Oralarda insana görev olarak verilen, standart her kesin yapabileceği rutin işler vardır.Bu rutin işler rutin adamlara uygundur.Buradaki işler sıradan, tamamıyla katipli�in yapıldığı görevlerdir.Müdürlükler, müdür yardımcılıkları, genel müdürlükler, genel müdür yardımcılıkları, hatta müsteşarlıklar bile hep böyledir.Makam olarak yükseldikçe kağıtların, resmi yazı ve evrakların içinde boğulursunuz.Uykusuz, aç, susuz uzun saatler boyunca bu işlemler için çalışıp büyük özverilerde bulunan bu insanlar; genellikle siyasi iktidar değişimlerinden sonra ‘sütten çıkmış ak kaşık’ bile olsalar bir kulp bulunarak görevlerinden alınır.Bürokrasi ve siyasetin minneti yoktur.

Siyasi kamplaşmalar eğer bir kurumda yoğunsa bir önceki iktidarın adamı yeni gelenler tarafından mutlaka sürgüne gönderilir.Sanki o vatanı satmak istemiştir.Sanki o korkunç şekillerde rüşvet yemiştir.Hayır hiç birisini yapmamıştır fakat siyasi görüşü itibarı ile mutlaka değişik uzak bir yere sürülmelidir.Bu anlayış henüz demokrasiyi tam olarak sindiremediğimizin çok açık bir ispatı niteliğindedir.Bir başkasının dünya görüşü, hayata daha farklı bakması sebebiyle böyle bir muameleye maruz kalması acınacak bir davranıştır.Bu acınacak duruma zaman zaman hepimiz düşeriz.

Sürgüne gitmek; insanın zihninde ve ruhunda açılan bir gediktir.Bu gedik genişledikçe insan ruhu da genişler.Aslında sürgüne gönderilmek insanı kemale erdirir.İnancı olan bir insan e�er inançları yüzünden sürgün edilmişse onun ya�adı�ı tüm acılar olgunlaşmasını zirvelere yükseltir.O kendi istekleri dışında; sırf hayata bakışı, yaptığı hizmetleri, kullandığı kıyafetleri, gerçekleştirdiği çalışmaları nedeniyle böyle bir muameleye maruz kalır.Bu durumu yaşayan insan için onu gören ve işiten canlı cansız her şey kesinlikle şahitlik eder.Zamanın aklı ve kainatın adaleti mutlaka tecelli ederek onu ödüllendirir.

Yaptığımız ve bize yapılan her şey kayıt altına alınmaktadır.Hiç birimiz tam anlamıyla masum değilizdir.Yaşarken hepimiz zalim yada mazlum oluruz.Zalimliği yapanlar başkalarından bulurlar ve mazlumluğun karşılığı ancak Allah tarafından verilir.Genç kızlarımızın üniversitelerdeki yasak nedeniyle yurt dışında okumak zorunda kalmaları bir bakıma onların mazlumca yaşadıkları sürgündür… Farkında olduğumuz yada fark edemediğimiz çok sürgünler yaşarız hayatımızda..

Sürgün; diğer anlamıyla yeni yetişen bitki dalının ucundaki filizdir.İnsan ruhu sürgünde, sürgünün anlamı gibi yeni filizler vermeye başlar.Bu filizler sürgünden sonra ye�erir yaprak, dal, ağaç olur.Bu süreçte insanın hayata bakı�ında belirgin bir değişim meydana gelir.Beden olarak yaşlanan insan ruhsal yönden gençleşerek ilerleme yaşar.Böylelikle sürgüne gitmek; asil ruhlar için direnmeyi teşvik edici etkiler oluşturur.Sürgüne maruz kalmış bir çok yazar, siyaset adamı, şair, devlet adamı, bürokrat bu sürgün bitiminde hem popüler olmuş hem de önemli konumlara tekrar dönmesini bilmiştir.Siyasette zirveye çıkanlar, yaşadıkları sürgünler ve mahpusluk dönemlerini hayırla yad etmeliler.Çünkü şimdi bulundukları konum o gün düştükleri sürgün ve mazlumluğun eseridir.

Sürgün mahpusluktan farksızdır.İnsan sürüldüğü yerde her türlü imkandan mahrumdur.İletişim araçları, gazeteler, kitap, radyo ve hatta televizyon imkanı bile bulamayabilir.Bir adada yaşanan sürgün bu anlamda değerlendirilebilir.Robinson Kruzo mahsur kaldığı adada bir sürgün hayatı yaşamıştır.Yeni mezun bir öğretmenin çok ücra bir köye medeniyetin beşiği büyük kentlerden kalkarak gitmesi ufak bir derslik içinde tüm sınıfları birlikte okutmaya çalışması, minik bir köy evinde kalması onun için bir sürgün gibidir.İnsan böyle hayat standartları değişimlerinde ya depresyona girer yada kendi içsel sürecini ba�latarak kendini büyük oranda geliştirme becerisi gösterir.

Bazı insanlar için tam tersi olarak sürgün edilmek o insanın bitip tükenmesine neden olur.Sürgüne göndermenin asıl amacıda özellikle siyasi sürgünlerde insanlarda bu etkiyi meydana getirerek tükenmişlik durumunu sağlamaktır.Oysa etki tepki prensibine göre etkiyle karşılaşan insan ruhu tepkisini direnerek göstermektedir.Doğru tavır budur.Diklenmeden dik durmakta benzer anlamları taşır.İnsan böyle zamanlarda dik durarak inançlarından aldığı güç ve düşüncelerinden aldığı ilhamla harika bir değişim gerçekleştirir.

İnsan kendi kendisini sürgüne gönderebilir.Gitme eyleminin en derin ve gizemli çukurunda insan ruhunun sürgüne gitme isteği vardır.Sürgüne gitmek insan ruhunun depremidir.Sürgün; diğer yandan insan ruhunun kırılmışlığının tamir edilmesi için bir fırsat olarak da işlev görür.İnsan kendi ruhunun kırılma acısının sürgüne gitmeyle geçeceği yanılgısındadır.Çünkü sürgüne giderek insan kendisinden de uzaklaşacağını, uzaklaşınca sorunlarından kurtulacağını zanneder.Tıpkı alkol kullanarak sorunlarından kurtulacağını zanneden sarhoş gibi…Yada madde ve ilaç bağımlısı hasta gibi…Oysa insan bütündür.Nereye giderse gitsin tüm çatlamaları, kırılmaları, huzursuzlukları, mutlulukları yanında taşır.O dünyanın tüm yükünü omuzlarında taşıyandır…

İpini gerenler, iğneli yazıları ve sıra dışı görüşleri bulunanlar hep kendi gidiş ateşlerini harlamakla meşguldürler.Bu yüzden yazarlar gazeteler arasında sık sık yer değiştirip transfer olurlar.Yazar bürokratlar üst düzey görevlerde uzun süre kalamazlar.Onların yazdıkları yada yazacakları sakıncalı yazılar her an olabilir.İktidarlarla sorunları olan yazarlar bir sonraki seçime kadar rahat olamazlar.Çünkü onların yazıları sürekli kontrol altında tutulur.Geçmiş tarihimizde bir çok yazar suç unsuru olan yazılarından dolayı hapis hayatı yada sürgün yaşamak zorunda kalmışlardır.Halen bu davaların sürdü�ü bir çok mahkeme devam etmektedir.Tüm bunlar doğaldır.İnsanlık tarihi boyunca aykırı adamlar sürekli dışlanmaya maruz kalmışlardır.

Kazan dairesi ısısını arttırıp ate�ini güçlendirdiğinde tren yola koyulur.Tıpkı insan da bir tren gibi ateşi harlanmışsa gitme vakti gelmiş demektir.Giden insan iki iyiyi asla bir arada bulamaz.Yani yaşadığı olaylardan mutlaka birisi onu incitir.İki iyi olayı ve sonucunda bu olayların kazandırdı�ı mutluluğu hayatı boyunca göremez.Tam işleri düzelmiş rahata kavuşmuşken bir aksilik çıkar ve hemen yakasına yapışır.Sıra dışı ve insanlık hayrına işler yapmaya çalışanlar için bu durum neredeyse kural haline gelmi�tir.Hele hele inançları için mücadele etmekte olanlar kalemde kullanıyorlarsa ve yazma eylemine himmet etmişlerse sıkıntıları bitmez.Fakat onlar yılmazlar.Çünkü onlar için her olanda hayır vardır.Kolay kolay yılgınlığa düşerek morallerini bozmazlar.

Sanatçı ve şarkıcı Ahmet Kaya’nın beşinci ölüm yılı münasebetiyle “Kalsın Benim Davam” adıyla yeni bir albümü çıkarıldı.Yurt dışında geçirmek zorunda kaldığı sürgün yıllarından kalma güzel bir bölümde gitme eylemine kendi dünyasından anlamını yüklüyor…Sözlerinde gizliden gizliye vatan özlemi çektiği ve alıp başını gitmek zorunda kaldığını fakat bunun içinde hiç kimseye kırgınlık duymadığını ifade ederek…”Pir Sultan soluyordum, leylak özlüyor, turna gözlüyordum…örseleniyordum, anı biriktirmiyor, yasaların ruhuyla ilgilenmiyordum.Kaçılmaz yağışlara seviniyor, hayatın yanı sıra yürüyor, burkuluyordum da…Alıp başımı gittim nazlanmadan, vakit erken deyip kırılmadan.”

İnsan kendi dilinin ve zihninin cezasını çeker.Dili ve zihni çok çalışanın burnu beladan bu yüzden kurtulmaz.Bir çok psikiyatrik rahatsızlık sanıldığının aksine beynin yavaş değil hızlı çalışmasına bağlı meydana gelir.Sıradan insanlar ise sıradan yaşantıları içinde bir elleri yağda bir elleri balda mutlu yaşarlar.Tüm bela ve musibetler yanlarına bile uğramadan uzakla�ıp gider.Onlar çok rahattır.Bu rahatlık içinde rehavete kapılmış iyice gevşemişlerdir.Bu insanlar ise iki kötüyü bir arada hiç yaşamazlar.İşleri çok rast gider.Sınanmazlar.Bedel ödemek zorunda kalmazlar.Dillerinin ve zihinlerinin cezasını çekmezler.Onlar ya�adıkları hayatta her daim emniyet içinde rahatlamış, huzur ve sükuna kavuşmuş olarak yaşamlarına devam ederler.Çünkü onların defterleri öteki tarafta dürülecektir…Ot gelip saman gidenlerde olduğu gibi…

16 Mayıs 2007

Dr. Recai Yahyaoğlu

Reklamlar

One Response to SON OSMANLI ŞEHZADESİNİN SÜRGÜNÜ BİTTİ

  1. mehmet dedi ki:

    yakışmadı bize bu vicdan azabı öldürür adamı sahip çıkamadık halada çıkılmıyor

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: