Coca-Cola analizinden alkol çıktı

Mart 13, 2007

Tüketiciler Birliği, gazlı içeceklerden sonra Coca-Cola ile ilgili yaptırdığı alkol analizinden de alkol çıktığını açıkladı. İşte basına açıklanan laboratuar raporundaki bilgiler:

cocacoladaalkol1.jpg

Gazlı içeceklerden sonra Coca-Cola alkol analizi ile ilgili bir değerlendirme yapan Tüketiciler Birliği Kayseri şube başkanı Mahmut Şahin; ‘Gazozlardan sonra yaptığımız Coca-Cola alkol analizinde de alkol çıktı’ dedi.

“Alkolsüz içeceklere ilişkin bir hukuki metinde, içecek içeriğinde alkol bulunmasına cevaz veren bu düzenleme dikkatimizi çekmiş ve konu ile ilgili olarak Tüketiciler Birliği tarafından bir çalışma başlatmıştık. Gazozlarda alkol olduğunu tespit etmiş ve elde edilen sonuçları Tüketiciler Birliği olarak 11 Ekim 2006’da ‘Gazozlarda alkol var’ başlıklı basın açıklaması ile kamuoyuna duyurmuştuk. Bu basın toplantısından sonra tüketicilerden ‘kolalarda da var mı?’ bunu neden açıklamıyorsunuz gibi tepki ve talepler aldık.

Bunun üzerine en popüler olan Coca-Cola’da alkol olup olmadığının araştırılması konusunda Kayseri Tarım İl Müdürlüğü Gıda Kontrol Laboratuarına müracaat ettik.

Çalışma kapsamında piyasada satılan Coca-Cola markalı ürünün, etiketleri üzerinde yapılan incelemelerde, içeriğinde alkol bulunduğuna ilişkin bir bilginin olmadığı tespit edildi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Kayseri Tarım İl Müdürlüğü Gıda Kontrol Laboratuarına orijinal ambalajı içinde teslim edilen Coca-Cola şişesinde bulunan etil alkol analizi yaptırılmış ve şu sonuca ulaşılmıştır:

Coca-Cola’da 0.075 g/l etil alkol tespit edilmiştir.

‘Gazozlarda Alkol Var’ açıklamamızdan sonra kamuoyunda yapılan tartışmalar sonucu 10 üreticiden sadece 3 tanesi, ‘ürünlerimizde alkol yok, var olan alkol, fermantasyon (mayalanma) sonucunda oluşan alkoldür’ şeklinde görüş belirtmişlerdi. Yapılan açıklamalardan hiçbir bilim adamı ve tüketicinin tatmin olmadığı Tüketiciler Birliği’ne gelen telefon, e-posta ve mektuplardan anlaşılmaktadır.
Bu açıklamamızdan sonra birçok bilim adamı ve mühendis ise gazlı ve kolalı ürünlerde bulunan Etil Alkolün fermantasyon sonucu oluşmadığı; tiryaki tüketici oluşturmak, dolum sırasında akışkanlığı hızlandırmak ve aroma çözücü olarak kullanıldığını ifade ve ispat etmişlerdi. Üç temel nedenin yanında etil alkol dışındaki çözücülerin daha pahalı olması nedeniyle, üreticilerin etil alkolü tercih ettikleri tespit edilmiştir.

Biz, içeriğinde alkol olduğu etiketinde yazmayan kolaları da içmiyoruz. İçenlere afiyet olsun”

cocacoladaalkol2.jpg

kaynak: haber7.com

Reklamlar

Türkiye’de Petrol

Mart 9, 2007

GAZETECI VEDAT YENERER’IN YAZISI…..

Petrol yoksa çikartma ruhsati neden vermiyorsunuz

Degerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sinirinda uydu verilerine göre petrol denizi oldugu iddiasini yazmistim. Yazi sonrasinda Silopi’de madencilik yapan Besir Yilmaz aradi. Yazacaklarimi lütfen iyi okuyun!…

Besir Yilmaz telefonda . “Vedat bey, gelin Silopi’ de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!..”diyerek feryat ediyordu.

“Nasil yani!..” diye sordugumda anlatmaya basladi.. “Biz aileden madenciyiz. Irak sinirinda yaklasik 300 km ya da bir baska deyisle yaklasik 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süre resmi olarak islettikten sonra devlet 1978 yilinda kamulastiriyoruz” diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton oldugu iddia edildi.

Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz. Dünyanin neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altinda petrol vardir. Silopi’nin altida petrol denizidir. Yaz aylarinda etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayina karisir. Gelin görün! Sadece petrol degil, burada çok zengin uranyum ve nikel madeni de var”

Nereden biliyorsunuz? “Türkiye’deki analizlere güvenmedigim için madenin her tarafindan örnekler alarak Almanya’ya bizzat götürdüm ve analiz yaptirdim. Raporlari gönderdim size Sonuçlar elimde Yatagan ve Tunçbilek’’e göre iki misli rakamlar var) dünyanin en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadir ve aktif haldedir..” Besir Yilmaz’in anlatacak o kadar çok seyi var ki makineli tüfek gibi ardarda siraliyor. Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum..

– Petrol oldugunu nereden biliyorsunuz? “Bu bölgede Ingilizler 1967- 87de petrol aramislar.Açilan kuyulardan gökyüzüne dogru 100 metre kadar petrol fiskirmis. Ardindan kapatmislar ve betonlamislar. Benim madenimin yaninda da bu kuyudan var ve vanasini gelin birlikte açalim eger beton ve civa basip tikamadilarsa bakalim ne kadar petrol fiskiracak. Dönemin köylüleri arasinda hâlâ yasayan görgü taniklari var ve petrolün 100 metre kadar fiskirdigini görenler var.”

Besir Yilmaz konustukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum..

“Vedat bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardir. Eger petrol yoksa bana neden petrol çikartma ruhsati vermiyorlar? Musul ve Kerkük’ ün rakimi 80-100 metre civarindadir. Cudi Dagi’ndaki petrolümüz resmen Irak’a dogru akiyor ve basta Ingilizler ve ABD bunu biliyor..” Besir Yilmaz bugünlerde Silopi’ ye bile zor gider hale gelmis. Devlet kamulastirilacak diye el koydugu madeni simdi Turgay Ciner’in sahibi oldugu Park Holding’e devretmis. Durum böyle olunca, Yilmaz da dava üstüne dava açmis ve yürütmeyi durdurma karari aldirmis. Eger tekrar el konulursa AIHM’’ye basvuracakmis. Kisacasi madeninin pesini birakmiyor ama artik bölgedeki asiret agalari da onun pesini birakmaz hale getirilmis.. Bütün dava tutanaklari elimde okudukça dehsete kapiliyorum.

Simdi sıkı durun… Besir Yilmaz Basbakan Tayyip Erdogan’ a bu durum üzerine basvurmus ve dilekçe vermis dilekçede aynen söyle yaziyor..

“Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmistir. Televizyonda ve basindaki konusmalarinizda “hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir” diyorsunuz . Millet buna çok seviniyor.. 25 yildir gasp edilen madenimiz çete ve bürokratlarin, anayasa, kanunlar ve insan haklari hiçe sayilarak ihale yolu ile peskes çekiliyor.Allah’a ve sizin yüksek adaletinize siginiyorum.” Besir Yilmaz devlet tarafindan el konulan mallarini ve bunun karsiliginda devletin verdigi parayi yaziya eklemis.. 1- 35 km yol yaptim. 2- 500 bin ton hazir çikarilmis kömürüm var. 3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapilmis. 4- Mazot tanklari. 5- Dinamit ambari. 6- Kantar ve kantar binasi. Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödedigimadenimde bugüneadaraptigim isler ve halen bulunan demirbas ve çikarilmis maden içindenenara da 5.800.8000 TL. (Buna resmen gasp ve devletterörü denir!) Besir Yilmaz Basbakan Erdogan’a yazdigi dilekçededevam ediyor. ” Bu para halen bankada duruyor. Buna ragmen TürkiyeKömür Isletmeleri ihaleyi adamlarina ve hortumculara peskes çekiyor” Besir Yilmaz’ in bu basvurusuna Basbakan Erdogan bugüne kadar cevap vermemis. Besir Yilmaz’dan al ve ABD baglantili sirketlere ver.Uranyum konusu da bir baska skandal. Güneydogu resmen petrol denizi üzerinde veTürkiye ABD Firmalarinin pesinde “bize petrol bul” diye yalvariyor… Iddialar devam ediyor:.6 mühendisin kafalari kesildi. TPIK diye Türkiye Petrolleri’nin kurdugu bir kurum yurt disina petrol arama islerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor.

BesirYilmaz diyor ki: “Kimin hain kimin isbirlikçi oldugunu anlamak çok kolay! Eger bölgede petrol yok ise neden bana petrol çikartma ruhsati verilmiyor. Ruhsati verin 800 metreden petrolü çikartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yillar önce sondaj yapti 480 metrede su bulundu ve ardindan delici aletin ucu kirildigi için sondaja son verildi.Herkes bilir sudan sonra petrol gelir.Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacimiz yok.

Izni versinler siz görün petrol nasil fiskiracak.. ” Bu görüsmemizden bir gün sonra Besir Yilmaz tekrar aradi ve Soma’ da görevli bir mühendis ile görüsmemi isteyerek telefon numarasini verdi.Adini burada yazmak istemiyor. Mühendis ile görüsmemde daha da çarpici gerçekler çikti ortaya.

Alti ay kadar önce Cudi daglari eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne oldugunu bilip bilmedigimi sordu. Ben de “bilmiyorum” dedim. Mühendis ekledi “Bu iskeletler 18 yil önce Cudi Dagi’nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafalari kesilerek öldürülmüs..”Dondum kaldim. Ne diyeyim.Kendisi de mühendis oldugu için yalan söylemiyordur diye düsündüm.. Ardindan devam etti.. “Vedat bey Türkiye maden bakimindan dünyanin enzengin ülkesi. Siz Ödemis yakinlarindaki Bozdag’in dünyanin en büyük altin rezervi olan daglarindan biri oldugunu biliyor musunuz? Ama bu madenleri kimse çikaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden gazeteciler öldürüldü. Ugur Mumcu ve Çetin Emeç’in öldürülmeden kisa bir süre önce bu madenler üzerine gittigini biliyorsunuz her halde…” Ilgiyle dinledim. O kadar çarpici seyler anlatti ki, yazmaya sayfalar yetmez. Iddialarin hepsinin belgeli oldugunu söyleyen bu mühendis,gazete ve televizyon kanallarinda hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadigini ve milletin resmen uyutuldugunu örneklerle anlatti.

Besir Yilmaz’a son sözüm ” Bana anlattiklarinizi Genelkurmay’’a anlatiniz mi?” oldu. Aldigim cevap da aynen söyle.. ” Vedat bey her seyi belgeleriyle birlikte birkaç kez askeri büyüklerimize anlattim ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!”.. Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmis olanlar utansin!.. Son sözüm: “AB ve ABD ,PKK’’yi bosu bosuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin basina bela etmedi.

Bölgeye gelecek baris ortami Türkiye’’yi ekonomik olarak uçuracak


İran için yeni 11 Eylül senaryosu

Şubat 6, 2007

ABD’nin İran’a saldırı ihtimalini değerlendiren SSCB eski Genelkurmay Başkanı, Bush’un Kongre’yi ikna için yeni bir kışkırtma girişimi yapabileceğini ileri sürdü.

İran’a Saldırı İçin Yeni Bir 11 Eylül Provokasyonuna Hazır Olun

Bugün ABD’nin İran’a saldırması ihtimali oldukça yüksektir. Ancak ABD Kongresi’nin savaş için yetki verip vermeyeceği belirsiz bir konudur. ABD, bu engeli ortadan kaldırmak için bir kışkırtma girişimi yapabilir. İsrail’e veya askeri üsler dahil ABD’li hedeflere bir saldırı gibi. Bu kışkırtmanın boyutları New York’taki 11 Eylül saldırılarına benzeyebilir. Böylece Kongre, ABD başkanına kesinlikle “Evet” diyecektir.

General Leonid Ivashov

SSCB Genelkurmay Başkanı

Global Research Düşünce Merkezi

RUSYA, Moskova: Ortadoğu’dan gelen bilgi akışı içinde, ABD’nin bugünden itibaren birkaç ay içinde İran’a karşı nükleer bir saldırı gerçekleştireceğine dair raporlar sık sık gelmektedir. Örneğin Kuveyt’te yayınlanan Arab Times gazetesi, deneyimli ancak ismi açıklanmayan kaynaklara dayanarak, ABD’nin 2007 Nisan ayı sona ermeden İran topraklarına füze ve bombalı saldırı yapmayı planladığını yazmıştır. Bu harekat denizden başlayacak ve ABD güçlerinin kara operasyonundan kaçınması için Patriot füze savunma sistemleri tarafından desteklenecektir. Bu şekilde “herhangi bir Basra Körfezi ülkesinin” karşı saldırısının etkisi azaltılacaktır. “Herhangi bir ülkeden” kast edilen İran’dır. Kuveyt gazetesine bilgi sağlayan kaynağa göre; Irak’ta ve bölgedeki diğer ülkelerde bulunan ABD güçleri, Patriot füzesavar sistemleri aracılığıyla İran’ın füze saldırılarından korunacaktır. Yani, yeni bir ABD saldırısının hazırlıkları tamamlanma aşamasına gelmiştir.

Saddam Hüseyin’in ve yakın çalışma arkadaşlarının idamı bu hazırlıkların bir parçasıydı. ABD stratejistlerinin bu idamlarla amaçladıkları, İran’ın çevresindeki ve tüm Ortadoğu’daki durumu kızıştırma girişimlerini gizlemektir.ABD idamın sonuçlarını analiz ederek, eski Irak liderinin ve çalışma arkadaşlarının asılması emirini verdi. Bu göstermektedir ki ABD, Irak’ı savaşan üç sahte devlete -Şii, Sünni ve Kürt devletleri- ayırma planını uygulamaya koymuş bulunmaktadır. Washington, kontrollü bir kaos durumunun, Basra Körfezi petrolüne ve stratejik açıdan önemli diğer petrol geçiş yollarına egemen olmasını kolaylaştıracağını hesaplamaktadır. Konunun en önemli yönü, Ortadoğu’nun merkezinde sonu olmayan kanlı bir mücadelenin başlayacak olmasıdır. Irak’a komşu olan ülkeler de -İran, Suriye, Türkiye (Kürdistan)- kaçınılmaz olarak bu savaşın içine çekilecektir.

Böylece ABD en önemli görevini başarabilecek, özellikle İsrail’in menfaatleri için, bölgeyi tamamen istikrarsızlaştırma sorununu çözecektir. Irak’taki savaş, bölgesel ülkeleri istikrarsızlaştırma sürecindeki bir dizi adımdan sadece bir tanesidir. Bu savaş ayrıca ABD’nin haydut devlet olarak açıkladığı veya açıklayacağı İran ve diğer ülkelerle mücadele etme sürecinin sadece bir aşamasıdır. Ancak Irak ve Afganistan’ın etkisizleştirilemediği bir zamanda ABD’nin bir başka askeri harekatta bulunması kolay değildir. ABD operasyon için gerekli kaynaklara sahip değildir. Ayrıca ABD’nin neo-muhafazakar politikalarına karşı protestolar dünyanın her yerinde yoğunlaşmaktadır. Bu nedenlerden dolayı ABD, İran’a karşı nükleer silah kullanacaktır. 1945 yılında Japonya’ya yapılan saldırıdan sonra, ikinci kez bir savaşta nükleer silah kullanılacaktır. 2006 Ekiminden beri İsrail ordu ve siyaset çevreleri, İran’a karşı nükleer ve füze saldırısı yapılması olasılığını gündeme getirdiler.

Bu fikir Başkan Bush tarafından da desteklendi. Şu anda bu düşünce nükleer saldırıların gerekliliği şeklinde açıklanmaktadır. Bu tür bir saldırı olasılığının korkunç olmadığına, aksine nükleer saldırının makul olduğuna halk inandırılmaya çalışılmaktadır. İddialara göre İran’ı durdurmanın başka bir yolu bulunmamaktadır. Diğer nükleer güçler böylesi bir duruma nasıl tepki gösterecek? Rusya, en iyi senaryoda kendisini saldırıları kınamakla sınırlandıracaktır; en kötüsünde ise Yugoslavya’ya yönelik saldırılarda olduğu gibi ABD’nin bir hata yaptığını, ama kurbanın kendisinin bu saldırıyı kışkırttığını söyleyecektir. Avrupa da özünde aynı şekilde davranacaktır.

Muhtemelen Çin’in ve bazı başka devletlerin nükleer saldırılara yönelik olumsuz tepkisi daha sert olacaktır. Her halde, ABD güçlerine karşı nükleer saldırı misillemesi yapılmayacaktır. ABD bu konudan kesinlikle emindir. Bu çerçevede BM hiçbir anlam ifade etmemektedir. Yugoslavya’ya yönelik saldırıyı kınamayarak, BM Güvenlik Konseyi bunun sorumluluğunu paylaşmıştır. Bu kurum, Rus ve Fransız diplomasisinin güç kullanımını engelleme olarak algıladığı, ancak ABD’lilerin ve İngilizler tam tersine kendilerine saldırı yetkisi verdiğini düşündüğü kararları çıkarabilmektedir. İsrail’e gelince; İran’ın füze saldırılarına uğrayacağı kesindir. Muhtemelen Hizbullah’ın ve Filistinlilerin direnişi şiddetlenecektir. İsrailliler kendini kurban gibi göstererek, saldırılarını haklı göstermek için provokasyonlara başvuracak, biraz da zarar göreceklerdir. Bunun üzerine öfkelenen ABD, İran’ı nihai olarak istikrarsızlaştıracak ve bunu soylu bir cezalandırma misyonu gibi gösterecektir.

Bazı kişiler dünyadaki protestolardan kaynaklanan endişelerin ABD’yi durduracağına inanmaktadır. Bu unsurun önemi abartılmamalıdır. Geçmişte NATO’nun Yugoslavya’ya saldırı hazırlığı içinde olduğuna ikna edebilmek için Miloseviç’le saatlerce konuşmuştum. Uzun bir süre buna inanamadı ve bana şunları söyleyip durdu: “BM Şartını oku. Bunu yapmak için hangi dayanaklara sahipler?”

Ama yaptılar. Uluslararası hukuku fazlasıyla ihlal ettiler ve saldırdılar. Şu an neyimiz var? Evet bir şok ve öfke durumu yaşandı. Ama sonuç tam olarak saldırganların istediği gibi, Miloseviç öldü, Yugoslavya parçalandı ve Sırbistan sömürgeleştirildi. NATO subayları, ülkenin savunma bakanlığında karargahlarını kurdular. Aynı şeyler Irak’ta da yaşanmaktadır. Bir şok ve öfke yaşandı. Ancak Amerikalıların ilgilendiği şey şokun ne kadar büyük olduğu değil, ordu-sanayi komplekslerinin gelirlerinin ne kadar yüksek olduğudur. İkinci bir ABD uçak gemisinin Ocak ayının sonuna doğru Basra Körfezi’ne varmış olacağı yönündeki bilgi, savaşın olası gelişimini analiz etmemizi mümkün kılmaktadır. İran’a saldırırken ABD nükleer cephaneliğini havadan boşaltacaktır. ABD uçakları, gemileri ve denizaltıları tarafından taşınan Cruise füzeleri ve muhtemelen balistik füzeler kullanılacaktır.

Nükleer saldırılar uçak gemilerinden yapılacak, bunu hava saldırıları ve diğer saldırı çeşitleri izleyecektir. ABD ordusu bir kara operasyonundan kaçınmaya çalışacaktır: İran güçlü bir orduya sahip ve ABD güçleri büyük boyutlu kayıplara uğrayabilir. Bu ise, çoktandır zor bir durumda olan Bush için kabul edilemez bir şeydir. İran’ın altyapısını yok etmek, ülkenin kalkınmasını tersine çevirmek, panik yaratmak ve siyasi, ekonomik ve askeri bir karışıklık yaratmak için kara operasyonu gerekmemektedir. Bu ilk önce nükleer güç, sonrasında konvensiyonel savaş araçları kullanılarak başarılabilir. Uçak gemilerini İran’ın kıyılarına yakınlaştırmalarının amacı budur.

İran kendini savunmak için hangi kaynaklara sahiptir? Büyük miktarda kaynağı vardır ama ABD güçleriyle karşılaştırıldığında bunlar geridir. İran 29 adet Rus Tor sistemine sahiptir. Bunlar, İran hava savunması için kesinlikle önemli birer destekleyicidir. Ancak şu anda İran’ın hava saldırılarından korunmasının bir teminatı bulunmamaktadır. ABD’nin taktikleri her zamanki gibi olacaktır: İlk önce hava savunması ve radarlar etkisizleştirilecek, daha sonra havadaki ve karadaki uçaklara, kontrol sistemlerine ve altyapıya saldıracaktır. Ve bunları hiçbir risk almadan yapacaktır. Şu andan itibaren birkaç hafta içinde savaş mekanizması çalışmaya başlayacaktır. Kamuoyu çoktandır baskı altındadır. İran karşıtı bir militarizm histerisi büyüyecek, yeni bilgi sızıntıları, dezenformasyon vs. yaşanacaktır.

Aynı zamanda, yukarıda anlatılanlar Batı yanlısı muhalefete ve Mahmut Ahmedinejat’ın seçkinler takımının bir kısmına gelecekte yaşanacak gelişmelere hazırlıklı olmaları için işaret göndermektedir. ABD, İran’a yönelik bir saldırının ülkede karışıklığa yol açacağını ve İranlı generallerin bazılarına rüşvet verip ülkede beşinci bir kol yaratmayı ümit etmektedir. Elbette İran, Irak’tan farklıdır. Ancak saldırganlar İran silahlı güçlerinin iki kesimi arasında – İslam Devrim Muhafızları ve ordu – bir mücadeleyi kışkırtmayı başarırsa ülke kendini kritik bir durumda bulabilir. Özellikle harekatın başında ABD’nin İran liderliğini vurmayı başarması ve ülkenin merkezine nükleer bir saldırı veya konvensiyonel silahlarla kitlesel bir saldırı gerçekleştirmesi halinde durum ciddileşecektir.

Bugün ABD’nin İran’a saldırması ihtimali oldukça yüksektir. Ancak ABD Kongresi’nin savaş için yetki verip vermeyeceği belirsiz bir konudur. Bu engeli ortadan kaldırmak için bir kışkırtma girişimi yapabilir. İsrail’e veya askeri üsler dahil ABD’li hedeflere bir saldırı gibi. Bu kışkırtmanın boyutları New York’taki 11 Eylül saldırılarına benzeyebilir. Böylece Kongre, ABD başkanına kesinlikle “Evet” diyecektir.

(General Leonid Ivashov, Rus Jeopolitik İlişkiler Akademisi’nde asbaşkandır. Sovyetler Birliği savunma bakanlığında genelkurmay başkanı, Bağımsız Devletler Topluluğu Savunma Bakanları Konseyi Sekreteri, Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı’nda askeri işbirliği biriminin başkanı ve Rus orduları ortak genelkurmay başkanıydı-Kanada Merkezli Düşünce Kuruluşu Global Research, 24 Ocak 2007, Makalenin Kendi başlığı: “İran, Bir Nükleer Saldırıya Karşı Koyabilmek İçin Hazır Olmalı” )

http://www.dunyagundemi.com


GİTMENİN PSİKOLOJİSİ

Şubat 3, 2007

“Gitmek; aslında sınırlı göz menzilinden kurtulup sınırsız ruh menziline firar etmektir…” Dr.R.Yahyaoğlu

Ruha dokunan yeni bir kitap…

GİTMENİN PSİKOLOJİSİ
GİTTİĞİNDE KOKUN VE RUHUN KALIR GERİDE…

Selma Berksoy

Gitme eylemi hepimizin hayatı içinde yaşadığı bir eylemdir.Genellikle sanatçı ruhlu insanlar gitme eylemi hakkında şiirler ve şarkı sözleri yazmışlardır.

Günlük hayatımızı sürdürürken arabamızda, iş yerimizde ve hemen hemen her yerde dinlemiş olduğumuz şarkı sözlerinde bu eylem çok geçer…Bir çok insan gitme eyleminin insan hayatındaki önemine dair pek kafa yormamıştır.Evet hepimiz bu hayat yolculuğunda bir yerlerden kalkıp bir yerlere gidiyoruz işte diyerek bayağı ve alelade bir eylem olarak da görenlerimiz olabilir…Bu tarz basit yaklaşımlarda bulunanların ruhsal boyutta ne kadar da cılız bir yaşam sürdürdüklerini çoğumuz aslında biliriz..

‘Gitmenin Psikolojisi’ adlı eserde yazar gitme eyleminin tanımını yapıyor ve gitme eyleminin anlamı nedir? diyerek bir başlık adı altında bu eylemin çok farklı anlamlarını irdeliyor.Burada yapılan değerlendirmeler çok orijinal.

Okuduğunuzda bu sıra dışı değerlendirmeler neticesinde insanın ne kadar da farklı neden ve düşüncelerden dolayı bu eylemi yaşayabileceğini fark ediyorsunuz…Tüm bunlar derin anlamların ve yaşanmış gerçeklerin bir yansıması aynı zamanda…Yaşanmamış gerçeği az olanların bile okuduğunda kendi ruh dünyalarının ne kadar kapsamlı değerlendirme ve yorumlara açık olduğunu rahatlıkla fark edebileceği kadar sade bir anlatım sunuyor…Bu anlatımlar şiirsel bir dille ifade ediliyor…Okurken sanki düz yazı halinde yazılmış şiir okuduğunuzu hissetmeye başlıyorsunuz…

Çarpıcı ifadeler o kadar çok ki…Bunlardan sadece bir kaçını almak bütünü izah etmekten çok uzak olacaktır…

“Gitme eyleminin anlamı nedir?

Gitme eyleminden önce düşünme aşamamız vardır.Bazen hiç düşünmeden aniden alınan bir karar sonrasında gideriz.Her nasılsa fark etmez.Tüm gidişlerimiz sancılıdır.Bu sancıyı bilerek yada bilmeksizin gideriz.Güle oynaya gideriz ve arkasından ağlarız.Ağlayarak gideriz fakat sonunda bize gülmek kısmet olur.Aslında neyin bizim için hayırlı ve neyin de şer olduğunu anlamadan gideriz.Her halükarda gitmek bir cesaret işidir ve her babayiğidin harcı değildir.

Gitmek; bazen dikkatleri üzerine çekmeye çalışmaktır.Çoğu insan mıhlanıp kaldığı ve gidemediği için dikkate değmediğine inanır.Gitmek; fani alemde baki kalmak için hoş bir seda bırakma telaşını gizliden gizliye yaşamaktır.Varlık içinde yokluk bilincine ulaşmanın mücadelesidir.Aslında gitmek; insanın var iken yok olarak hiçliğe yapay da olsa ulaşma çabasıdır.Kurt kapanı yalnızlıktan kurtulup, huzur limanı özgürlüğe kavuşma ve böylelikle geleceğe tutunma gayretidir.Çünkü hakikaten insanların çoğunluğu kapana sıkışmış, limanda ise kızağa alınmıştır…

Gitmek; kimi zaman olgunlaşmayı başkaları ile paylaşmayı kabul etmemektir.Giden ayrıldığı yerin kokusunu üstünde taşıyarak olgunlaşır.Üzerindeki koku ve gidenin gitme eyleminden dolayı yaşadığı acı aynı zamanda dağılır.Koku ile acı; yarı görünür bir sis bulutu gibi insanın ruhunda akrobasi yapar.Bunlar aslında insanın ruhunda hissettiği onu zenginleştiren aksesuarlardır.Kokunun ve acının ruh da yaşanması; ruhla hem hal olarak iyice karışıp bütünleşmesi olgunluğu pekiştirir.Olgunluk; duygulardan yararlanma becerisi kazanmaktır.Bu beceri gençlerin yapabilecekleri bir beceri değildir.Yaşlanmayla kendiliğinden ortaya çıkar.Olgun insan; duyguları kendi yararı için öyle bir kullanır ki, korku rehavete, öfke mutluluğa, çaresizlik ümide dönüşür.

Bazı insanları ne yaparsanız yapın yerinden kımıldatamadığınız da olur.Adeta onlar oturduğu yere yapışmışlardır.Makamlarda kalmak için olağanüstü gayret gösterenler işte bunlardır.Makamları onlar için her şeydir.Fakat onlar aslında bu hatadaki ısrarları nispetinde evrende hiçbir şey olamama haline doğru giderler.Yüksek makamların alçalmış insanıdırlar onlar.Ruhsal boyuttaki ağlanacak hallerine aynanın karşısına geçip gülerek bakarlar.Çünkü aynalar ruhsal boyutun önüne set olup gerçekliğin sığ göstergeleri olarak çalışırlar.Bu yüzden aynaların yalan söylemesiyle sık karşılaşılır…

İnsanın balistik ayarı gitme eylemine göre düzenlenmiştir.Kurşun adres sormaz fakat insan adrese gider.Düğüm atıldığı ipteki yerinden çözülür.İnsanın bilinçsizce gidişi aslında aklının kendi kendisine attığı düğümüdür.Ve bu düğümün açılması ipteki düğümün çözülmesine göre oldukça zordur.Adeta kör düğümdür.Akıllı insan ne zaman, nasıl ve hangi yolla gideceğini çok iyi bilir.Bir çok kereler hata yaptığını kısa zamanda kavrayarak hemen yolunun yönünü değiştirir.İnsan çok çabuk kavrayan ve buna rağmen sürekli hata yapan bir canlıdır.Her hatası onu geliştirir ve yaşamı boyunca hatasızlığa doğru güzel bir yolculuk yapar…Bu yolculuğun farkında olanlar olmayanlara göre çok şanslıdırlar.Çünkü farkında olmayanlar işkembelerini, farkında olanlar ise ruh dünyalarını büyütür.

Gitmek; yüreğin çözemediğini ayakların çözmeye çalışmasının eylemidir.*Oysa yürek ayaktan mukayese edilmeyecek kadar üstündür.Yürek çözemezse ayaklar nasıl çözsün? Yürek devlet kurar, devlet yıkar…İnsanın yüreği daha henüz keşfedilememiş en kutsal organıdır.Evet modern tıp maddesel olarak insan yüreğini tedavi etmektedir.Damar tıkanıklıklarına çözüm bulmaktadır.Onun anatomik yapısı en ince ayrıntısına kadar tespit edilmiştir fakat diğer yandan onun gerçek gücünden insanlık mahrum bırakılmıştır.Güç ayaktan değil asıl olarak yürekten gelir.Ayaklar ve tüm beden organlarının güç merkezi yürektir.Ruhsal tekamülümüzdeki cevherimiz yüreğimizdir.Ayakların yüreğin gücü yanında hemen hemen hiçbir etkinliği olamaz.Çünkü ayaklar yüreğin tahakkümündeki organlardan sadece birisidir…

*http://sozluk.sourtimes.org/

Gitmek; uzaktaki sesin gizemine kapılmaktır.Çünkü uzaktakinin sesi başlangıçta hakikaten kulağa hoş gelir.Davulun sesi gibi…Fakat ses yakınlaştıkça boğuklaşır.Kulağı tırmalamaya başlar.İnsan bir süre sonra bu sesten artık iyice rahatsız olur.İlk yıllarda aşıkların sesleri birbirlerine ninni gibi gelirken yıllar geçtikçe tıpkı bu ninninin büyüsünün bozulması gibi…Belli bir süre sonra neredeyse her tatlı kelime eşler arasında acı ve incitici etki meydana getirmeye başlar.Gitmek; yanı başındakinin tüm güzelliklerini görmekten aciz kalıp ileride çok uzaklarda bulunanın ne idüğü belirsiz gizemine yönelmektir…

Gitmek; kalmamaktır.Kendini başkalarından sakınmaktır.Gitmek; diğerlerinin sisli beyinlerinden, devinip sızlanan huysuzluklarından, dinelip ayakta zor duran omurgalarındaki çaresizliklerinden, müziğin zirvesi Pink Floyd’un nağmelerinden uzaklaşarak ayrılmaktır.Bir bakıma aslında bencilliğin şakırdayarak yere yuvarlanmış çeşididir.Yere yuvarlanan ayağa kalkar belki fakat üzerine yerin tozu, çamuru ve kokusu bulaşmıştır artık…Yer kokusunun içinde gidenlerin burcu burcu tenlerinden çıkararak arkalarında bıraktıkları terlerinin kokusu karışmıştır.Yer ve ter kokusunun her ikisi de kendilerine tüm imtiyazları sağlayarak bir ve bütün olmuşlardır.

Gitmek; sadece terk etmek değildir.Aynı zamanda terk edilmektir.Çünkü arkada bırakılan gelmemiştir.Gelmeyi istememiştir.Gelmeye cesaret edememiştir.Gelmeye gerek duymamıştır.Gidene refakat edecek kadar onu benimsememiştir.Sevgili, aşık, kan kardeş, dost, ahbap olamamıştır.Bu yüzden arkada kalır…Zaman, mekan, hatıra, duygulanım olarak belki çok yakın yada artık çok uzak, hayatın öylesine bilinen veya bilinmeyen bir köşesinde kalakalmıştır…

Giden insan pervane olup dönmek, kuş olup uçmak, rüzgar olup esmek, yağmur olup yağmak istediği için gitmeyi yaşamının merkezine oturtmuştur.Fakat pervane, kuş, rüzgar ve yağmur olamaz.Değirmen taşının dönmesi gibi döner ve dünyanın buğdayından un yapmaya çalışır.Amacı ekmeğini kazanmaktır.Buğday olduktan sonra unu üretmek zor değildir.Ekmek giden insanın… nasırlarının hakkıdır, un ruhunun…Ekmek işlemden geçirilmiştir, yapaydır, bedeni besler.Oysa un doğaldır, ucuzdur ve ruhu doyurur…Beslenmekle doymak bir midir? Çoğu kere besleniriz.Fakat doymak nedir bilmeyiz.İşte bu yüzden insanın gözünü toprak besler değil ‘insanın gözünü toprak doyurur’ denmiştir…

Gitmek ayrılmaktır…Sevgiliden, köyden, ülkeden, dünyadan…Yaşanan her yerden, ana kucağından, baba ocağından, eskide kalmış neşeli ve hüzünlü tüm ruh hallerinden uzaklaşarak ayrılmaktır…Kestane rengi saçlardan ak saçlara, çinko damda öten kumru sesinden bilgisayarın müzik sesine yönelmektir.Kısacası her şeyden ağlayıp koparak yada gülüp öpüşerek ayrılmaktır…Ve her ayrılık zordur…İnsana kazandırdığı yetenekler bu zorluktan beslenir.Çünkü zorluk; ruhumuzun toprağıdır ve ancak üstümüzü örtüp kapatarak bizi besler…

Gitmek; bir bakıma insanın kendisinin değerleneceği zamanı bekleme girişimidir.İnsan mutlaka değerinin anlaşılacağını düşünerek gider.Kimi zaman hakikaten anlaşılır kimi zamanda tarihin susuz topraklarına karışarak izbeliğin rutubeti ile bütünleşir.Kitaplar, şiirler, resimler, tüm sanatsal eserler değerleneceği zamanı bekler.Tıpkı okuduğunuz bu kitap ve yaşayan her insan gibi…Çünkü onlar canlıdır.Bir çok insanın bilmediği bir gerçek vardır…Bu gerçek yaptığımız her şeyin yaşamakta olduğudur.Bizler sadece kendimizin yada etrafımızda hareket eden canlı varlıkların yaşadığı yanılgısına kendimizi inandırmışızdır.Oysaki canlı yada cansız her şey yaşar.Aslında şöyle demek daha doğrudur.Yaratılmış olan her şey örneğin taş, toprak, kurumuş bir odun parçası bile yaşamaktadır…”

Yazar gitmenin anlamını açıkladıktan sonra bu eylemin büyülü gerçeğini, kılavuz kaptanını, insanın manyetik alanına etkisini açıklıyor ve gitme eylemini üç bölümde inceliyor…1-Dünyayla ilgili gitmeler, 2-Psikolojik gitmeler, 3-Ahiretle ilgili gitmeler…Bu başlıklar altında çok enteresan gitme eylemlerinin arka planında bulunan insan düşünceleri ve ruh halleri inceliyor…Örneğin siyaset için gitmek, liderlik ve makam için gitmek, gemileri yakarak gitmek, gücenerek ağlayarak gitmek, sevgiliye kavuşmak için gitmek, hicret ederek gitmek, ölüme gitmek gibi…

Kitabın son bölümlerinde ise gitmek mi yoksa kalmak mı? Sorusuyla başlayan bir başlık var ve bu başlık altında farklı yorumlar yer alıyor.Savaş yada kaç tepkisi, sağlıklı olmak sağlıklı kararlar almak, neler yapılmalı, çözüm yolları ve sonuç kısımları yer alıyor…

Elinize aldığınızda devamını getirmek isteyeceğiniz ve farklı bakış açılarından dolayı okuma zevki yaşayacağınız bu eserde Dr.Recai Yahyaoğlu sürekli masum bir çocuğa dokunur gibi usulca okuyucunun ruhuna dokunmaya devam ediyor…Ruhtan gelen ve ruha yönelen derin, anlamlı ifadeler kitabın her bölüm ve konu başlığı altında sizi etkileyerek sürüyor…

Kitabı okuduktan sonra gitme eylemi hakkında bugüne kadar maalesef hiç bu kadar kapsamlı düşünülmediğini hemen fark ediyorsunuz…Bu eser yayın dünyamızda sadece bu eyleme yoğunlaşarak yazılmış önemli bir eser olarak gelecek yıllarda da bir çok değerlendirmeye maruz kalacak gibi görünüyor…Yayınevi ve yazarını bu başarılı çalışmadan dolayı kutluyor, ruh taşıyanlara öneriyor, yazarın yeni eserlerini sabırsızlıkla bekliyoruz.


Uzay teleskobu Hubble’den görkemli görüntüler

Ocak 14, 2007

sombrero_galaksisi.jpg

50 bin ışık yılı genişliğinde ve yerküremize 28 milyon ışık yılı uzakta bulunan Sombrero Galaksisi.

birlesik_galaksiler.jpg

Yerküremizden 114 milyon ışık yılı uzakta olan NGC 2207 ve IC 2163 birleşik galaksileri.

hourglass_nebulasi.jpg

Yerküremizden 8000 ışık yılı uzaktaki Hourglass Nebulası

con_nebulasi.jpg

Cone Nebulası

ant_nebulasi.jpg

Yerküremizden 3000-6000 ışık yılı uzakta bulunan Ant Nebulası

eskimo.jpg

Eskimo adı verilen Nebula NGC 2392 toz bulutu, aslında ölmekte olan bir yıldızdan uzaklaşarak uçan kuyrukluyıldız biçimindeki bir halka.
Eskimo yerküremizden 5000 ışık yılı uzakta bulunuyor.

kedigozu_halkasi.jpg

Kedi gözü nebulası.

kugu_nebulasi.jpg

Kuğu Nebulası, yerküremize 5000 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor.

bir_yildizin_galaksimizden_gorunusu.jpg

Güneş sistemimizin içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinden bir yıldızın görünüşü

trifid_nebulasi.jpg

Trifid Nebulası. gezegenimiz Dünya’dan dokuz bin ışık yılı uzaklıktadır.

kaynak: turkleronline.com


Emeklilik yaşı ve maaşı ne olacak?

Aralık 28, 2006

1 Ocak 2007’den itibaren yeni Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle, emeklilik yaşı ve maaşları değişiyor.

 

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce ”1 gün dahi” sigortası bulunanlar için emeklilik yaşı ya da prim ödeme gün sayısı değişmeyecek. Halen, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kanunlarına göre emeklilik yaşı kadın için 58, erkek için 60 olarak uygulanıyor. 1 Ocak 2007’de yürürlüğe girecek olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce ”1 gün dahi sigortalı olanlar” için emeklilik yaşı veya prim ödeme gün sayısında değişiklik olmayacak.

 

1 Ocak 2007’den itibaren ilk defa sigortalı sayılacaklar için ise emeklilik yaşı 2036’ya kadar değişmeyecek. 2036’dan itibaren emekli olacaklar için ise emeklilik yaşı kademeli olarak artırılacak ve 2048’de kadın ve erkek için 65 yaş olacak. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre, prim gün sayılarıyla ilgili yeni düzenleme, kanunun yürürlüğe gireceği tarihten sonra ilk defa sigortalı olanlar için geçerli olacak.

 

Halen, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’da emekli olabilmek için 25 yıl, yani 9 bin gün prim ödenmesi gerekiyor. SSK’da ise emekli olabilmek için 7 bin gün, yani 19 yılın biraz üzerinde prim ödeme şartı zorunluluğu bulunuyor. Kanunun yürürlüğe girmesiyle SSK kapsamındaki kişiler için 7 bin gün olan prim sayısı, her yıl 100’er gün artırılacak. Böylece, 2027 yılında sigortalı olacak kişilerin emekli olabilmeleri için 9 bin gün prim ödemeleri şart olacak. Halen SSK kapsamında sigortalı olanlar ise 7 bin gün prim ödemek suretiyle emekli olabilecekler.

 

İŞSİZLERİN EMEKLİLİĞİ KOLAYLAŞIYOR

 

Mevzuatta, işsizlik ödeneği alanların uzun vadeli sigorta kolları olan yaşlılık-malullük ve ölüm sigortaları primlerinin yatmaması, işsizlerin emekli olmalarını zorlaştırıyor. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası ile birlikte işsizlik ödeneği alanların yaşlılık-malullük ve ölüm sigortaları primlerinin devletçe karşılanması öngörülüyor. Bu kişilerin yaşlılık-malullük ve ölüm sigortaları primleri, Türkiye İş Kurumunca, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına yatırılacak.

 

EMEKLİ AYLIKLARI

 

Aylık bağlama oranı, kişinin sigortalı olarak geçirdiği her yıl başına çalışma süresi boyunca prime esas kazançlarından hesap edilen ortalama aylık kazanç veya gelirinin yüzde kaçını emekli aylığı olarak alacağı anlamına geliyor. Aylık bağlama oranı, halen SSK ve Bağ-Kur’da yüzde 2.6, Emekli Sandığı iştirakçilerinde ise yüzde 3 düzeyinde bulunuyor. Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra aylık bağlama oranı 2016’ya kadar her yıl için yüzde 2.5’e, 2016’dan sonra ise yüzde 2’ye düşürülecek. Ayrıca, emekli aylığı için, sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancının hesaplanmasında, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’daki değişim dikkate alınmayarak, sadece TÜFE artışına bakılacak. Sendikalar, böylece, emekli aylıklarının daha da düşeceğini dile getiriyor. 1 Ocak 2007 tarihinden önce emekliliğini hak edenlerin emekli aylığında ise herhangi bir kayıp olmayacak. Uzmanlar, bu konuda paniğe kapılarak emekliye ayrılmaya gerek olmadığı uyarısında bulunuyor.

 

EMEKLİ AYLIĞI TARTIŞMASI

 

Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından emekliliğe hak kazanacakların emekli aylıklarının ne düzeyde olacağı konusunda farklı görüşler bulunuyor. Sendikalar, aylık bağlama oranının düşmesiyle aylık miktarlarının da düşeceğini savunuyor. Türk-İş Sosyal Güvenlik Danışmanı Celal Tozan, yaptığı açıklamada, aylık bağlama oranlarını düşürmenin gerekçesinin, aylık miktarlarını düşürmek olduğunu belirtti. Tozan, 1 Ocak 2007’den sonra emekliliğine 5 yıl ve daha fazla süre kalanların aylık bağlama oranlarının düşmesinin olumsuzluklarını yaşayacaklarını, emekliliğe kalan sürenin uzamasıyla emeklikte alınacak aylık miktarının da düşeceğini öne sürdü. Tozan, bu durumda memurların emekli aylık miktarından yüzde 30, işçilerin emekli aylıklarında da yüzde 20 azalma olacağını iddia etti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına göre ise, ”aylık bağlama oranı düşünce, aylıkların da düşeceği sonucuna varılmaması gerekiyor”. Bakanlık, ”bağlanan aylığın miktarını sadece aylık bağlama oranının belirlemediğini, kişinin çalışma süresi ve çalışma boyunca aldığı aylık ücretlerin de bunda etkili olduğunu” belirtiyor.

 

MEMUR MAAŞLARI DÜŞMEYECEK

 

Mevcut uygulamada, memurların maaş bordrolarında yer alan bir çok maaş dışı unsur ve yan ödemelerden sosyal güvenlik prim kesintisi yapılmıyor. Yılbaşından itibaren prime tabi olmayan bir çok ödemeden de prim kesintisi yapılması öngörüldüğünden memurların eline geçecek net maaşta azalma olacak. Ancak bu farkın tamamı 2 yıl süreyle çalışılan kurum tarafından karşılanacak, bu şekilde maaşlardaki azalmanın önüne geçilecek. Bakanlık, yapılacak düzenlemelerle 2 yıldan sonra da memur maaşlarında azalma olmasının önüne geçileceğini ifade ediyor.

 

İŞ KAZASININ KAPSAMI GENİŞLİYOR

 

Sigortalının iş yerine gidiş-gelişi sırasında meydana gelen kazalar iş kazası kapsamına alınıyor. Kendi nam ve hesabına çalışanlar iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamına alınırken, kamu görevlilerinin görev malullükleri, bazı istisnalar dışında iş kazası sigorta kolunun kapsamında değerlendirilecek.

 

ÖLÜM AYLIĞI ŞARTLARI KOLAYLAŞIYOR

 

01 Ocak 2007’den itibaren ölüm aylığı bağlanabilmesi için aranan prim ödeme gün sayısı bütün sigortalılar için 900 gün olacak. Mevcut düzenlemede, SSK’lıların, toplam 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün Malüllük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi ödemiş olmaları, Bağ-Kur’luların en az 5 tam yıl sigorta primi ödemiş olmaları, Emekli Sandığı mensuplarının 10 yıl fiili hizmete bulunmaları şartı aranıyordu.

 

EVLENME (ÇEYİZ) YARDIMINDAKİ AYRIM KALKIYOR

 

Evlenmeleri nedeniyle aylıkları kesilmesi gereken eş veya çocukların (kız ve erkek), evlenmeleri ve talepte bulunmaları halinde almakta oldukları aylık veya gelirlerin bir yıllık tutarı bir defaya mahsus olmak üzere evlenme ödeneği olarak peşin ödenecek. Evlenme ödeneği alan hak sahibinin aylığının kesildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde boşanması halinde, bir yıllık sürenin sonuna kadar gelir veya aylık alma hakkı ortadan kalkacak.

 

CENAZE ÖDENEĞİ ASGARİ ÜCRETİN 3 KATI

 

İş kazası ve meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri, malullük veya yaşlılık aylığı alanlarla, kendisi için en az 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi bildirmiş olup da ölen sigortalıların hak sahiplerine, asgari ücretin 3 katı tutarında cenaze ödeneği verilecek.

kaynak: sonsayfa.com


Coca Cola’ya sürpriz mahkumiyet

Aralık 27, 2006

Rusya’da Coca Cola’ya sürpriz mahkumiyet…

Rusya’da bir bayan Coca Cola’nın kronik bağımlılık yaptığı gerekçesi ile açtığı davada haklı bulundu ve Amerikan firması tazminata mahkum edildi.

Rus bayan Natalia Koshuba, mide ve bağırsaklarında rahatsızlık hissetmesinin ardından hastaneye kaldırılmış, doktorlar da rahatsızlığının gazlı içeceklerden kaynaklandığı teşhisini koymuşlardı. Tedavisi için yaklaşık 200 dolar harcayan Koshuba, Coca Cola’yı mahkemeye vermişti.

Natalia Koshuba, Coca Cola firmasının kapakların getirilmesi karşılığında ücretsiz yeni ürünlerin verilmesi ile ilgili reklamlardan etkilendiğini belirterek, “Kapak toplama reklamlarından sonra her gün daha fazla tüketmeye başladım. Son beş yıldan bu yana günde 2-3 litre Coca Cola tüketiyorum. Bağımlılık yapan bu durum mide ve bağırsaklarımda da ciddi rahatsızlıklara neden oldu.” dedi.

Koshuba’nın avukatı, mahkemede müvekkilinin alkol alışkanlığı olmadığını, bunun doktor raporu ile de tespit edildiğini belirterek sağlık sorununun tek nedeninin daha fazla Coca Cola içmek olduğunu savundu. Mahkeme de Amerikan şirketini suçlu bularak Koshuba’nın sağlık masraflarını karşılamaya mahkum etti. Coca Cola’yı 200 dolar tazminat ödemeye mahkum eden mahkemenin kararı Avrupa’da benzer kararlara göre çok düşük bulundu.

Bunun yanı sıra Koshuba, Amerikan içecek firması hakkında yeni bir dava daha açmaya hazırlanıyor. Psikolojik olarak da ciddi zarar gördüğünü savunan Rus bayan Coca Cola’dan 3 milyon ruble istiyor.

kaynak:sonsayfa.com/news_detail.php?id=27467